Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 316 | Nisan  2005

                   

 

 


Dinin İtibardan Düşürülmesi

Ali Bulaç / 02. 03. 2005 / Zaman

Bir dini itibardan düşürmenin çeşitli yol ve yöntemleri vardır. En başta eğer o dinin hayatın kendi tabii ve iç dinamikleriyle vuku bulan gelişmelerine cevap vermediği öne sürülüyorsa, o dinin müntesiplerinin zihinlerinde yeni arayışlar başlar. 19. yüzyılda Müslüman ulemanın zihninde bir tür “tutulma” baş göstermişti. Bazen İslamiyet “güneş gibi tutulur”, ama o yine de güneştir. Yazık ki bu tutulma sürüyor.
Tutulmayı gidermenin yolu dinin pratikle yüzleşmesidir. Daha 19. yüzyılda insanlar arasında vuku bulan ihtilafları İslam fıkhına başvurarak halletmek, adaleti tesis etmek mümkün olmaktan çıkmıştı. Sarayın buyruğuyla kurulan ve laik esasta muhakeme yapan mahkemelere zaman içinde ilgi arttı. Öyle ki bir sene içinde Fransız usulüne göre muhakeme yapan mahkemelere müracaat edenlerin oranı yüzde 90’lara çıkarken, Şer’i usulde muhakeme yapan mahkemelere müracaat edenlerin oranı yüzde 10’lara indi. Bugün de başta misyonerler olmak üzere, İslamiyet’i itibardan düşürmek isteyenler bu dinin hiçbir gelişmeye cevap vermediği propagandasını yapıyorlar. İslam hukuku, formüle edilerek uygulanamaz. Mesele ortaya çıkar, vuku bulan meseleye uygun olarak çözüm üretir. Bu açıdan içtihatlar dinamiktir ve olaylara göre değişir. Ancak tabiatları gereği içtihatlar ilaçlar gibidir, “kullanım tarihi” geçen ilaç nasıl şifa yerine zarar verirse, üzerinden kısa bir zaman değil, asırlar geçen içtihatlar da fayda veremez, çözüm olamaz.
Misyonerler, üç temel argümanı öne sürüyorlar: 1) İslamiyet’in bilime ve teknolojiye katkısı yoktur. 2) Kadınları “ikinci sınıf” insan görür. 3) İnsan haklarının gelişmesinde hiçbir “teolojik ve tarihî katkı” sağlamamıştır. Bugün sonuncusunu ele alalım. Bunun bir hakikat değeri yoktur. İnsan hakları, seküler temelde gelişmiştir ve en başta Hıristiyan teolojisinin temel varsayımlarına aykırı özler taşımaktadır. Misyonerler yanında herkes İslam dünyasındaki hak ihlallerinden İslamiyet’i sorumlu tutuyor. Buna bir de “din adamlarına insan hakları eğitimi” programını eklerseniz, din adamlarını itibardan düşürürsünüz. AB desteğinde bir “insan hakları kuruluşu”nun Eylül/2004-Mayıs/2005 arasında Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Denizli, Edirne, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Manisa, Sakarya ve Uşak’ta imamları insan hakları konusunda bir eğitimden geçirmesi (Zaman, 25 Ağustos 2004) bu itibardan düşürmenin bir parçasıdır.
Neden din adamları böyle bir eğitim programına tabi tutuluyor? İnsan hakları ihlalleri doğrudan asayişi sağlamakla görevli kolluk kuvvetleri ve belli bir hukuk anlayışına sahip olan yargı elemanlarıyla ilgili. Bu iki kesimin insanlarına dönük bir eğitim programı yürütürseniz, bunun bir anlamı var. İşi sadece “diyanet”le ilgili konular olan din görevlilerinin konuyla ilgisi nedir? Hakları kendileri mi ihlal ediyor, yoksa onlar ve dinî hayatını özgürce yaşamak isteyen kimseler mi? İşler tersine mi döndü? “Programın gerekçesi” hırsızın ev sahibini bastırması misali: Buna göre söz konusu programı uygulamanın bir sebebi “insan haklarına karşı muhafazakarların önyargılarını gidermek, teorik ve pratik olarak insan hakları konusunda bu çevrelerde bir bilinç oluşturmak”. Diğer gerekçe şu: “Dinî öğreti ile evrensel insan hakları değerleri arasında çelişki bulunmadığı düşüncesinin özümsenmesini sağlamak.” Bu iki gerekçe “İslamiyet’i itibardan düşürme”nin en etkili formülünden başka bir şey değil. Ve hiç kuşkusuz, programı yürütenlerin niyetleri bu değilse de, finansörlerin amacı bununla ilgilidir. Çünkü eğer siz, Türkiye’de “muhafazakarlar”ın, yani Türkçe tercümesiyle “dindarların insan haklarına ilişkin önyargıları” olduğunu belgeliyor, bu çevrelerin “bilinçlenmeleri gerektiği”ni tescil ediyor ve sonuçta “dinî öğreti ile evrensel insan hakları değerleri arasında çelişki bulunmadığı düşüncesinin özümsenmesini sağlamak” üzere bir programın gerekliliğini kabul ediyorsanız, sizin dininizde bir sorun var demektir. Bu durumda Avrupa sizi eğitmeli elbet. Avrupa bu din üzerinde “başöğretmen”, sizin dindarınız da “eğitilmesi gereken bir öğrenci” olur. Bu sadece bir örnek. Bunun gibi yüzlerce örnek gösterilebilir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...