|

Dinin
İtibardan Düşürülmesi
Ali Bulaç / 02. 03. 2005 / Zaman
Bir dini
itibardan düşürmenin çeşitli yol ve yöntemleri vardır. En başta eğer o
dinin hayatın kendi tabii ve iç dinamikleriyle vuku bulan gelişmelerine
cevap vermediği öne sürülüyorsa, o dinin müntesiplerinin zihinlerinde
yeni arayışlar başlar. 19. yüzyılda Müslüman ulemanın zihninde bir tür
“tutulma” baş göstermişti. Bazen İslamiyet “güneş gibi tutulur”, ama o
yine de güneştir. Yazık ki bu tutulma sürüyor.
Tutulmayı gidermenin yolu dinin pratikle yüzleşmesidir. Daha 19.
yüzyılda insanlar arasında vuku bulan ihtilafları İslam fıkhına
başvurarak halletmek, adaleti tesis etmek mümkün olmaktan çıkmıştı.
Sarayın buyruğuyla kurulan ve laik esasta muhakeme yapan mahkemelere
zaman içinde ilgi arttı. Öyle ki bir sene içinde Fransız usulüne göre
muhakeme yapan mahkemelere müracaat edenlerin oranı yüzde 90’lara
çıkarken, Şer’i usulde muhakeme yapan mahkemelere müracaat edenlerin
oranı yüzde 10’lara indi. Bugün de başta misyonerler olmak üzere,
İslamiyet’i itibardan düşürmek isteyenler bu dinin hiçbir gelişmeye
cevap vermediği propagandasını yapıyorlar. İslam hukuku, formüle
edilerek uygulanamaz. Mesele ortaya çıkar, vuku bulan meseleye uygun
olarak çözüm üretir. Bu açıdan içtihatlar dinamiktir ve olaylara göre
değişir. Ancak tabiatları gereği içtihatlar ilaçlar gibidir, “kullanım
tarihi” geçen ilaç nasıl şifa yerine zarar verirse, üzerinden kısa bir
zaman değil, asırlar geçen içtihatlar da fayda veremez, çözüm olamaz.
Misyonerler, üç temel argümanı öne sürüyorlar: 1) İslamiyet’in bilime ve
teknolojiye katkısı yoktur. 2) Kadınları “ikinci sınıf” insan görür. 3)
İnsan haklarının gelişmesinde hiçbir “teolojik ve tarihî katkı”
sağlamamıştır. Bugün sonuncusunu ele alalım. Bunun bir hakikat değeri
yoktur. İnsan hakları, seküler temelde gelişmiştir ve en başta
Hıristiyan teolojisinin temel varsayımlarına aykırı özler taşımaktadır.
Misyonerler yanında herkes İslam dünyasındaki hak ihlallerinden
İslamiyet’i sorumlu tutuyor. Buna bir de “din adamlarına insan hakları
eğitimi” programını eklerseniz, din adamlarını itibardan düşürürsünüz.
AB desteğinde bir “insan hakları kuruluşu”nun Eylül/2004-Mayıs/2005
arasında Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Denizli, Edirne, İstanbul,
İzmir, Kocaeli, Manisa, Sakarya ve Uşak’ta imamları insan hakları
konusunda bir eğitimden geçirmesi (Zaman, 25 Ağustos 2004) bu itibardan
düşürmenin bir parçasıdır.
Neden din adamları böyle bir eğitim programına tabi tutuluyor? İnsan
hakları ihlalleri doğrudan asayişi sağlamakla görevli kolluk kuvvetleri
ve belli bir hukuk anlayışına sahip olan yargı elemanlarıyla ilgili. Bu
iki kesimin insanlarına dönük bir eğitim programı yürütürseniz, bunun
bir anlamı var. İşi sadece “diyanet”le ilgili konular olan din
görevlilerinin konuyla ilgisi nedir? Hakları kendileri mi ihlal ediyor,
yoksa onlar ve dinî hayatını özgürce yaşamak isteyen kimseler mi? İşler
tersine mi döndü? “Programın gerekçesi” hırsızın ev sahibini bastırması
misali: Buna göre söz konusu programı uygulamanın bir sebebi “insan
haklarına karşı muhafazakarların önyargılarını gidermek, teorik ve
pratik olarak insan hakları konusunda bu çevrelerde bir bilinç
oluşturmak”. Diğer gerekçe şu: “Dinî öğreti ile evrensel insan hakları
değerleri arasında çelişki bulunmadığı düşüncesinin özümsenmesini
sağlamak.” Bu iki gerekçe “İslamiyet’i itibardan düşürme”nin en etkili
formülünden başka bir şey değil. Ve hiç kuşkusuz, programı yürütenlerin
niyetleri bu değilse de, finansörlerin amacı bununla ilgilidir. Çünkü
eğer siz, Türkiye’de “muhafazakarlar”ın, yani Türkçe tercümesiyle
“dindarların insan haklarına ilişkin önyargıları” olduğunu belgeliyor,
bu çevrelerin “bilinçlenmeleri gerektiği”ni tescil ediyor ve sonuçta
“dinî öğreti ile evrensel insan hakları değerleri arasında çelişki
bulunmadığı düşüncesinin özümsenmesini sağlamak” üzere bir programın
gerekliliğini kabul ediyorsanız, sizin dininizde bir sorun var demektir.
Bu durumda Avrupa sizi eğitmeli elbet. Avrupa bu din üzerinde “başöğretmen”,
sizin dindarınız da “eğitilmesi gereken bir öğrenci” olur. Bu sadece bir
örnek. Bunun gibi yüzlerce örnek gösterilebilir. |