Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 316 | Nisan  2005

                   

 

 


Örtülü / Örtüsüz

Yusuf Kaplan / 09.03.2005 / Yeni Şafak

İngiltere'de çarşafın serbest bırakılmasını, Anglo-saksonların laiklik anlayışındaki liberalizmle ("light"lıkla) açıklayabilir miyiz? Elbette ki, evet.
Ancak bu, meselenin görünen ve ilk bakışta görülen yüzüdür; arızî yönüdür. Meselenin bir de görünmeyen, örtülen, örtük kalması istenen asıl yönü, aslî yüzü var; ki bu, İngilizlerin, ne denli hinoğlu hin olduklarını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Peki, İngilizlerin hinoğlu hinliği, cinoğlu cinliği bu işin neresinde gizli? Şu soru da çok anlamsız değil: Biz, üstelik de kahir ekseriyeti müslüman olan bir ülkede başörtüsünün nasıl özgürleştirileceği konusunda akla karayı seçen bir mücadele verirken, İngiltere'de, gayr-ı Müslim bir ülkede başörtüsünün, üstelik de çarşaf formunda serbest bırakılmasını alkışlamak, takdirle karşılamak gerekmiyor mu? Burada da bir oyun var yani?
Eğer imaj çağında yaşamıyor ve "medeniyetler arasındaki çatışma"nın öncelikli olarak medya üzerinden yürütüldüğünü, medyanın bir savaş ve propaganda makinesi gibi kullanıldığını görmüyor olsaydık, belki, İngilizlerin bu tavrını olumlu bulabilir, hatta takdirle karşılayabilirdik.
Ama artık çağımızda, varoluş ve hâkimiyet savaşları medya üzerinde ve medya üzerinden yürütüldüğü için, İngilizlerin çarşafı serbest bırakmalarını takdirle karşılayabilmemiz biraz güçleşiyor. İşin içinde güç / iktidar ilişkileri olduğu için güçleşiyor bu iş.
Karşımızda, İngilizler gibi diplomasi, dolayısıyla "ikiyüzlülük dehası" bir millet olduğunu gözardı edemeyiz.
Bu iki temel gerçeği göz önünde bulundurarak, İngilizlerin çarşafı serbest bırakma girişimlerinin zamanlamasının nasıl İngilizlerin bir taşla en az birkaç kuş vurma, "kaz gelecek yerden tavuk esirgememe" becerisi gösterdiklerini teslim etmeliyiz, diyorum.
Zamanlamaya bakın: Fransa, Almanya, Hollanda gibi Avrupa'nın ağır topları sayılabilecek ülkelerinde başörtüsü art arda yasaklanıyor. Amerika, 11 Eylül numarasıyla İslâm dünyasını adım adım işgal ederek, İslâmî söylemleri boğacak, İslâm dünyasının İslâm ekseninde ortak bölgesel ve küresel projeler geliştirmelerini, gerçek anlamda ekonomik ve siyasal bağımsızlıklarını kazanmalarını ve güçlenmelerini sağlayacak girişimleri şimdiden kontrol altına almak, engellemek istiyor.
Tam böyle bir zaman diliminde İngilizlerin başörtüsünü serbest bırakmaları, İngilizlerin, hem Amerika'ya, hem de Avrupa Birliği'nin ağır toplarına karşı, sonuçları uzun vadede alınabilecek bir siyâsî ve ekonomik başarı elde etmelerini sağlayacaktır: Bu, İslâm'ın tehdit olarak konumlandırıldığı 11 Eylül tezgâhından sonra Avrupa ve Amerika ile ekonomik ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalan İslâm dünyasının, özellikle de Arapların İngilizlere büyük sempati beslemeleri için yeterlidir. Bu iş sadece sempati boyutunda kalmayacak, 11 Eylül'den sonra Amerika'dan kaçacak yer arayan Arap sermayesinin Newyork'tan Londra'ya akmasına ve aktarılmasına yol açacaktır.
Çatışmacı Batı uygarlığı, dün olduğu gibi yarın da ancak türlü çatışmalar ile varlığını sürdürmeye çalışıyor. İngilizler, bu çatışmadan yine en kârlı aktör olarak çıkmanın oyunlarını sahneye koyuyorlar. Üstelik bu kez, müslümanların en önemli ve en güçlü varoluş sembollerinden biri olan başörtüsü üzerinden bu oyunu tezgâhlıyorlar.
İngilizlerin nasıl "ayartıcı" bir "sarraf" olduklarını, başörtüsünü hegemonik güç mücadelelerini örtmeye yarayacak kadar ustalıklı bir çarşaf oyunu oynamalarından anlayabiliriz.
İyi de, bu arada, bu ülkedeki başörtüsü mücadelesi ve meselesi ne olacak? Bu sorunun cevabını Türkiye'nin yarı resmî El-Ahram’ı gibi yayın yapan Hürriyet gazetesinin birkaç haftadır yaptığı ve kampanyaya dönüştürmeye çalıştığı işlere bakarak verebiliriz: Hürriyet gazetesi, başörtüsü örtme hürriyetini yok ederek, bunu da toplumu buna alıştırarak, "bakın filan hanımefendi başını nasıl açmış!", veya "filan beyefendinin eşi, nasıl eşi görülmemiş, şapka kaldırılacak ve giydirilecek işler yapıyor; görün ve ibret alın!" dedirterek yapmaya çalışıyor.
Örtü üzerinde mutabakat, başörtüsü meselesinin üzeri böylelikle örtülerek sağlanacak galiba!
Görüyorsunuz, bu dünya ne kadar tuhaf, değil mi? Biri (İngilizler) örtü üzerinden örtülü bir kazanç elde etmeye çalışırken, bir diğeri, yani bizimkisi, örtülüleri örtüsüzlüğe alıştırarak, bu düzenin devam etmesini sağlamaya çalışıyor!
Gözümüzü dört açalım ve örtümüzün üzerini tuhaf numaralarla örttürmeyelim vesselam, diyorum.


 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...