|

EMİNE VEDUD OLAYI, NEYİ ANLATIYOR?
Virginia Üniversitesi İslâm ilimleri öğretim üyesi Emine
Vedud’un kadınlı erkekli 100 kişilik bir gruba Cuma namazı kıldırması,
bu gelişmenin ‘sembolik’ değeri üzerinde durmayı gerektiriyor. Hemen
ifade edelim ki, bu ‘eylem’in, cinsiyet ayrımcılığı, kadının erkeklere
namaz kıldırabilmesi gibi konularla ilgisi olmakla birlikte, asıl
odaklanması gereken nokta, eylemin amacı ve mesajı olmalıdır. Vedud,
meseleyi, cinsiyet-ayrımcılığı temeline oturtmak istemesine rağmen,
aslında eylemin ‘siyasal’ mesajları daha önceliklidir.
Bu bağlamda ilk söylenmesi gereken şey, eylemin tipik bir ‘test’
mahiyeti içermesidir. Ancak bu testin, düşük-yoğunluklu ‘reform’
girişimlerinden farklı olduğunun da altı çizilmelidir. Çünkü, seçilen
alan, reformcuların gözünde, İslam’ın modernizme intibakı noktasında ‘en
problemli’ alanlardan biri olarak görülen ‘kadın’ konusudur.
Müslümanların kadına ikinci sınıf insan muamelesi yaptığını ve bir nevi
cinsiyet-ayrımcılığı uyguladığını savunan bu kesimler, geleneksel
fıkıhta sadece erkeklerin kılabileceği söylenen Cuma namazını örnek
eylem alanı olarak seçip, erkekli-kadınlı namaz kılarak, İslam’da da bir
reform ihtiyacı olduğu ‘mesajı’nı bu şekilde vermiş olmaktadırlar.
Bu eylemin açık mesajı budur. Fakat eylemin daha önceki reformist
çabalardan ‘tarz’ ve ‘şiddet’ açısından farklı olduğu da gözlerden
kaçmamalıdır. Hemen ifade edilmelidir ki, tarzın ‘şahince’ olması,
küresel sistemin İslam’a yönelik ‘tarz’ıyla da uygundur. Tek-kutuplu
dünyada, küresel gücünü, çıkarlarını maximize etmek için azami ölçüde
kullanmayı isteyen güç bloğunun bu ‘tarz’ı benimsemesi
yadırganmamalıdır. Bu, tipik bir mevzi kazanma tarzıdır ve rakiplerden
daha güçlü olan, rakibini ne kadar fiili olarak sıkıştırırsa, o oranda
masada kazançlı çıkacağını düşünür. Bu, elindeki gücü, en optimal
şekilde kullanmanın bir yoludur. Evet, ‘soft’ siyasete göre, riskleri
yüksektir ancak amaca ulaşmanın bir yön-temi olarak, tarih boyunca
denenmiştir. İslam’da reform çabası gösterenlerin, 19. asrın sonları ve
20. asrın ilk yarısında bu yönde pek çok deneyimi olmuştur. Bu
çabaların, sonuç verip-vermediği ayrı bir tartışma konusu olmakla
birlikte, burada altı çizilmesi gereken nokta, güç odaklarının, bu
tercihten bir beklentilerinin olmasıdır. Emine Vedud olayının sembolik
değerini de bu zaviyeden ölçmek gerekir.
Bu bağlamda, Amerika’nın, Ortadoğu politikaları bağlamında yeni bir
‘reformist’ politika uygulamak isteyeceği düşünülebilir. Elbette BOP
çerçevesinde, ‘dini yapı’nın da bir şekilde dizaynı gerekecektir. Her ne
kadar Vedud’un eyleminden aceleci sonuçlar çıkarmak doğru değilse de,
‘sert’ reformist politikalar gütmek isteyenlerin, yeni dönemde, bir
takım fırsatları değerlendirmek isteyecekleri açıktır. Fakat
hatırlanmalıdır ki, sert politikalar, genel itibarıyla, acil tehdidin
ortadan kaldırılması amacına yöneliktir. Eğer acil tehdit ortadan
kalkarsa, bu kez ‘yumuşak’ tarz benimsenir. Bu açıdan, yapılan eylemin,
belirli bir dönemle sınırlı kalacağını düşünmek de mümkündür.
Bu arada, çeşitli kesimlerin bu eyleme yönelik tepkilerini de
değerlendirmek gerekmektedir. Eylemin siyasi ve fıkhi boyutlarını
eleştiren pek çok kesimin, tabir-i caizse, statükoyu korumacı
tepkileriyle, eylemin siyasi mesajlarını kavramaya yönelik tepkileri
birbirinden ayırmak gerekmektedir. Zira statükocu yaklaşım sahipleri,
varolanı korumak istedikleri için Vedud’a karşı çıkmaktadır. Bu
bağlamda, Vedud’un eylemi, tersinden bu kesimlerin pozisyonlarını da
güçlendirmiş olmaktadır. Bunun farkında olan statükocu itirazcılar,
Vedud’un eylemini fırsat bilerek, İslami doğruları ‘islah’ ve ‘tecdid’
kavramları çerçeve-sinde bugünün insanına ulaştırmaya çalışan kesimlerin
sesini de boğmaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden, bu kesimlerin Vedud’a
karşı yönelttikleri eleştirilerin, statükonun işine yaradığını görmek
gerekmektedir.
|