Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 313 | Aralık  2005

                   

 

 


Postmodern Nazizm Karşısındayız

Atasoy Müftüoğlu

Bugünün tarihi insani olan herşeyle savaşıyor. Özellikle Ortadoğu'nun tarihi, çok acıklı bir tarih halini almıştır. Sınırsız kötülüklerin, siyasal ve ideolojik sapkınlıkların belirleyici olduğu tiksinti verici bir dünyada yaşıyoruz. Bugün, ne yazık ki, Müslüman toplumların hayatları da, ölümleri de emperyalist-lerin ellerindedir. Bu durum açıkça bir kölelik durumudur. Bugün işgal altında bulunan toplumlarımızda yüreklerimizi burkan katliamlar, soykırımlar adeta bir gösteriye dönüştürülmüş bulunuyor. Postmodern Nazizm hergün yüreklerimizi dağlıyor, hergün ruhumuz ağır, çok ağır yaralar alıyor. Bütün bu olup bitenler karşısında, kendilerinden tavır almalarını beklediğimiz yönetimler, Amerika'nın Ortadoğu'da vekili olan yönetimlerdir. Bu yönetimler ve bunların katılımıyla gerçekleşen İslam Konferansı gibi örgütler, sadece karikatür yönetimler ve karikatür örgütlerdir.   

                                                                                                                       
Bugün, Amerika demek, İngiltere demek, İsrail demek; postmodern Nazizm demektir, postmodern Sadizm demektir, postmodern Faşizm demektir. Günümüzde Ortadoğu emperyalist çıkarlar adına, ideolojik, politik ve dini çıkarlar adına özellikle bir savaş bölgesi haline getirilmiştir. Siyasal erginliğe sahip olmayan Ortadoğu toplumları, bu nedenle, içerisinde bulundukları dayanılmaz koşullara karşı siyasal bir tepki geliştirememektedir. İsrail, Ortadoğu’da Batı’nın egemenliğini temsil etmektedir. Amerika'nın Ortadoğu'daki çıkarlarını, İsrail’le birlikte Suudi Arabistan korumaktadır. Amerika'nın dış politikasını belirleyen unsurlar arasında petrol lobileri, silah lobileri vardır.                                                                                                                       

                                                                                                                       
İnsanlığımızı koruyabilmek için, insanca varolabilmek için, Nazizm karşısında, Sadizm ve Faşizm karşısında sesimizi, bilincimizi, öfkemizi, muhalefetimizi bütün boyutlarıyla somutlaştırmalıyız. Küresel sistem; İslam toplumlarının, İslami karakterinden, kimlik ve kişiliğinden daha çok ödün vermesi gerektiği konusunda ilgili toplumlara ağır baskılar uyguluyor. Bugün, Türkiye'de de gördüğümüz üzere; Hıristiyanlık, kendisini İslam’dan daha özgür bir biçimde ifade edebilmektedir. İslam'ın önündeki  kısıtlamar / sınırlandırmalar / baskılar, Hıristiyanlığın önünde yoktur. Bütün toplumlarda İslam varlığı yeni tarihsel durum tarafından açıkça kısıtlanıyor. Dünyanın İslam'dan arındırılması yönünde çok yoğun çabalar harcanıyor. İslam’ın siyasal bir varlığa dönüşmemesi için savaşlar yoluyla önlemler alınıyor. Yoğun küresel akışlar karşısında yerel hassasiyetlerin, kültürlerin direnci kırılıyor. Türkiye örneğinde izleneceği üzere; Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılabilmesi için, temel değerlerini feda etmesi isteniyor. Kendi normlarımızı terke-derek, Batı'lı normları tartışmasız kabule zorlanıyoruz.                 

İnsanlığın bütün imkanları sanayi gücünün üstünlüğü için harcanıyor, yağmalanıyor, çalınıyor, heba ediliyor. Modern uygarlık insani sorunları teknolojik araçlarla çözmeye çalışıyor. Modern kültür, yeni sömürgeciliklere yöneliyor. Amerikan megalomanisi olağandışı koşullar oluşturuyor. Modernlik maddi hayatta ve maddi dünyada üstünlük anlamına geliyor. Dünyaya, hayata yalnızca ekonomik ufuktan bakan modern dargörüşlülük bütün toplumları kuşatıyor. Yoğun küresel akışlar nedeniyle, anlamlar, değerler dünyamızda önemli dalgalanmalar, dağılmalar, parçalanmalar yaşanıyor. İslami esasların hayatiyetine gölge düşürülüyor. Algı kayıpları, anlam kayıpları çoğalıyor. Bir teslimiyet dönemine girmiş gibiyiz. İktidar sahipleri, iktidarlarını koruyabilmek için her tür çürümeyi sessizlikle karşılıyor. Her an büyük bir kültürel bombardımana maruz kaldığımız halde, atalet ve aymazlığımız sürüyor. Kültürel paçavralar, gerçekleri amansız bir şekilde tahrif ediyor. Ekonomik iktidarların emrinde olan medya iktidarları, ideolojik değerleri mutlaklaştırıyor.                                  


İçerisinde yaşadığımız toplumda gördüğümüz üzere, ilke ve ideallere göre değil, reelpolitik'e dayalı, devletçıkarlarını gözeten bir siyaset uygulanıyor. Siyaset, hükümet; devleti asla denetleyemiyor, tam tersi, devlet siyaseti ve hükümeti denetliyor. Devlet toplum karşısında, siyaset karşısında her zaman olduğu gibi bugün de belirleyici gücünü koruyor. Her zaman, yalnızca kurucu ideoloji iktidar’da. Bu nedenle siyaset ancak ideolojik dogmaların himayesi altında sürdürülebiliyor. Sisteme entegre olanlar, sistem lehinde değişenler, sistem tarafından ilhak ediliyor, ılımlı olarak tanımlanıyor; sisteme muhalefet edenler ise, potansiyel terörist olarak kontrol ediliyor.

                                                                                                                       
Küresel ölçekte somutlaşan İslam karşıtı paranoya sebebiyle, İslami kimlikler kararsız kimliklere dönüşüyor, Müslümanlar pragmatik uzlaşmalara, yön/istikamet değişikliklerine yöneliyor, düşünsel, kültürel, entelektüel parçalanmalar yaşıyor, referans alanında çok talihsiz değişimler gerçekleştiriyor, dışarıdan dayatılan değişimlere göre kendilerini tanımlıyor, ahlaki dünyamıza tamamen yabancı davranış/ilişki biçimlerini taklit ediyor, özellikle genç kuşaklar ahlaki otoriteden bağımsızlaşıyor, maddi hayata çılgınca bağlılık artıyor, İslami değerler göreceli hale geliyor, Batı’lı değerler ise küresel bir dogma haline, tartışılması mümkün olmayan yasalar haline getiriliyor. Avrupa değerlerinin sonsuzluğa kadar güvence altında bulunduğu ısrarla ve meydan okunarak vurgulanabiliyor.

                                                                                                                       
Değerlerimiz bizim hayat soluğumuzdur.                                                                    


Değerlerimize yabancılaşmamız, hayat soluğu-muzun tükenmesi demektir.

                                                                                                                       
Bir kişiliğe sahip olmayanın varlığı, biyolojik bir varlık olmanın ötesinde bir anlam taşımaz.    

                                                                                                                       
İlkesizlik, ölçüsüzlük, davasızlık ve kavgayı bırakmak ahlaki bir alçalışın ifadesidir.

                                                                                                                       
Koşullara teslim olanlar, kişiliklerini ve karakterlerini geliştiremezler.

Toplumsal ve siyasal işlevlerinden soyutlanan bir din, büyük ölçüde hayatiyetini kaybeder. Toplumsal-siyasal işlevlerinden soyutlanan bir İslam anlayışı, İslami bütünü temsil edemez.

                                                                                                                       
İslam, hepimizden varoluşumuzu ve hayatımızı değerli kılmamızı, hayatımızı anlamlı-üstün-erdemli değerlerle yönetmemizi istiyor. Hiçbir nedenle, din algı’sını, bilincini popülist bir duyarlığa, kavrayışa, hassasiyete indirgeyemeyiz. Hemen her kesimin kabul edebileceği, hemen her kesimin hoşuna gidebilecek keyfi yorumlar yapamayız. Hizip çıkarlarına göre, din tanımı yapılamaz. Hizip çıkarlarına göre yapılan tanımların, gerçekleştirilen ilişkilerin ahlakı yoktur. Hiçbir hizip Kur’an ve Sünneti yorumlama hakkını kendi tekellerinde göremez. Kur’an ve Sünneti, grup, mezhep, hizip çıkarlarına alet etmemelidir.

                                                                                                                       
Tarih olmuş sorunları konuşmak yerine, bu sorunlarla ilgilenmek yerine, bugünün tarihine yön verecek bir irade oluşturmak gerekir. Ümmet dayanışması adına, hizip çıkarlarını/bencilliklerini bırakarak, her türlü fedakarlığı üstlenmek gerekir. Her ne şartta aziz İslam Ümmeti’nin sorumlu bir parçası olmak gerekir. İlkesizliğe, ölçüsüzlüğe, kişiliksizliğe yol açan bir hoşgörü anlayışı savunulamaz. Değerli olmayan, nitelikli olmayan, ahlaki olmayan görüşlere, düşüncelere, yorumlara saygılı olmak zorunda değiliz. Algılarımızı ve bilincimizi her türlü işgalden kurtarmalıyız.

                                                                                                                       
Dışarıdan kurgulanan söylemlerle, her türlü aşağılanma biçimlerini yaşadık, yaşıyoruz. Düşünsel, kültürel, sosyal maskelerle yaşamak zorunda değiliz. Maskeli yaşama, yaşamak değildir. Dışlanmış bir kesimin üyeleri gibi yaşamaya devam edemeyiz. Aziz İslam’ı duygusal ilgilere, ruhsal-manevi ilgilere indirgeyemeyeyiz. Psikolojik savunmacılık içerisine giremeyiz.

---------------------------------------------------
Kendi kendimizi, kendi algılarımızla, en özgür, en vakur, en onurlu, en erdemli tavırlarla temsil etmeliyiz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...