|

Postmodern Nazizm
Karşısındayız
Atasoy Müftüoğlu
Bugünün tarihi insani olan herşeyle savaşıyor. Özellikle Ortadoğu'nun
tarihi, çok acıklı bir tarih halini almıştır. Sınırsız kötülüklerin,
siyasal ve ideolojik sapkınlıkların belirleyici olduğu tiksinti verici
bir dünyada yaşıyoruz. Bugün, ne yazık ki, Müslüman toplumların
hayatları da, ölümleri de emperyalist-lerin ellerindedir. Bu durum
açıkça bir kölelik durumudur. Bugün işgal altında bulunan
toplumlarımızda yüreklerimizi burkan katliamlar, soykırımlar adeta bir
gösteriye dönüştürülmüş bulunuyor. Postmodern Nazizm hergün
yüreklerimizi dağlıyor, hergün ruhumuz ağır, çok ağır yaralar alıyor.
Bütün bu olup bitenler karşısında, kendilerinden tavır almalarını
beklediğimiz yönetimler, Amerika'nın Ortadoğu'da vekili olan
yönetimlerdir. Bu yönetimler ve bunların katılımıyla gerçekleşen İslam
Konferansı gibi örgütler, sadece karikatür yönetimler ve karikatür
örgütlerdir.
Bugün, Amerika demek, İngiltere demek, İsrail demek; postmodern Nazizm
demektir, postmodern Sadizm demektir, postmodern Faşizm demektir.
Günümüzde Ortadoğu emperyalist çıkarlar adına, ideolojik, politik ve
dini çıkarlar adına özellikle bir savaş bölgesi haline getirilmiştir.
Siyasal erginliğe sahip olmayan Ortadoğu toplumları, bu nedenle,
içerisinde bulundukları dayanılmaz koşullara karşı siyasal bir tepki
geliştirememektedir. İsrail, Ortadoğu’da Batı’nın egemenliğini temsil
etmektedir. Amerika'nın Ortadoğu'daki çıkarlarını, İsrail’le birlikte
Suudi Arabistan korumaktadır. Amerika'nın dış politikasını belirleyen
unsurlar arasında petrol lobileri, silah lobileri
vardır.
İnsanlığımızı koruyabilmek için, insanca varolabilmek için, Nazizm
karşısında, Sadizm ve Faşizm karşısında sesimizi, bilincimizi, öfkemizi,
muhalefetimizi bütün boyutlarıyla somutlaştırmalıyız. Küresel sistem;
İslam toplumlarının, İslami karakterinden, kimlik ve kişiliğinden daha
çok ödün vermesi gerektiği konusunda ilgili toplumlara ağır baskılar
uyguluyor. Bugün, Türkiye'de de gördüğümüz üzere; Hıristiyanlık,
kendisini İslam’dan daha özgür bir biçimde ifade edebilmektedir.
İslam'ın önündeki kısıtlamar / sınırlandırmalar / baskılar,
Hıristiyanlığın önünde yoktur. Bütün toplumlarda İslam varlığı yeni
tarihsel durum tarafından açıkça kısıtlanıyor. Dünyanın İslam'dan
arındırılması yönünde çok yoğun çabalar harcanıyor. İslam’ın siyasal bir
varlığa dönüşmemesi için savaşlar yoluyla önlemler alınıyor. Yoğun
küresel akışlar karşısında yerel hassasiyetlerin, kültürlerin direnci
kırılıyor. Türkiye örneğinde izleneceği üzere; Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne katılabilmesi için, temel değerlerini feda etmesi isteniyor.
Kendi normlarımızı terke-derek,
Batı'lı normları tartışmasız kabule zorlanıyoruz.
İnsanlığın bütün imkanları sanayi gücünün üstünlüğü için harcanıyor,
yağmalanıyor, çalınıyor, heba ediliyor. Modern uygarlık insani sorunları
teknolojik araçlarla çözmeye çalışıyor. Modern kültür, yeni
sömürgeciliklere yöneliyor. Amerikan megalomanisi olağandışı koşullar
oluşturuyor. Modernlik maddi hayatta ve maddi dünyada üstünlük anlamına
geliyor. Dünyaya, hayata yalnızca ekonomik ufuktan bakan modern
dargörüşlülük bütün toplumları kuşatıyor. Yoğun küresel akışlar
nedeniyle, anlamlar, değerler dünyamızda önemli dalgalanmalar,
dağılmalar, parçalanmalar yaşanıyor. İslami esasların hayatiyetine gölge
düşürülüyor. Algı kayıpları, anlam kayıpları çoğalıyor. Bir teslimiyet
dönemine girmiş gibiyiz. İktidar sahipleri, iktidarlarını koruyabilmek
için her tür çürümeyi sessizlikle karşılıyor. Her an büyük bir kültürel
bombardımana maruz kaldığımız halde, atalet ve aymazlığımız sürüyor.
Kültürel paçavralar, gerçekleri amansız bir şekilde tahrif ediyor.
Ekonomik iktidarların emrinde olan medya iktidarları, ideolojik
değerleri mutlaklaştırıyor.
İçerisinde yaşadığımız toplumda gördüğümüz üzere, ilke ve ideallere göre
değil, reelpolitik'e dayalı, devletçıkarlarını gözeten bir siyaset
uygulanıyor. Siyaset, hükümet; devleti asla denetleyemiyor, tam tersi,
devlet siyaseti ve hükümeti denetliyor. Devlet toplum karşısında,
siyaset karşısında her zaman olduğu gibi bugün de belirleyici gücünü
koruyor. Her zaman, yalnızca kurucu ideoloji iktidar’da. Bu nedenle
siyaset ancak ideolojik dogmaların himayesi altında sürdürülebiliyor.
Sisteme entegre olanlar, sistem lehinde değişenler, sistem tarafından
ilhak ediliyor, ılımlı olarak tanımlanıyor; sisteme muhalefet edenler
ise, potansiyel terörist olarak kontrol ediliyor.
Küresel ölçekte somutlaşan İslam karşıtı paranoya sebebiyle, İslami
kimlikler kararsız kimliklere dönüşüyor, Müslümanlar pragmatik
uzlaşmalara, yön/istikamet değişikliklerine yöneliyor, düşünsel,
kültürel, entelektüel parçalanmalar yaşıyor, referans alanında çok
talihsiz değişimler gerçekleştiriyor, dışarıdan dayatılan değişimlere
göre kendilerini tanımlıyor, ahlaki dünyamıza tamamen yabancı
davranış/ilişki biçimlerini taklit ediyor, özellikle genç kuşaklar
ahlaki otoriteden bağımsızlaşıyor, maddi hayata çılgınca bağlılık
artıyor, İslami değerler göreceli hale geliyor, Batı’lı değerler ise
küresel bir dogma haline, tartışılması mümkün olmayan yasalar haline
getiriliyor. Avrupa değerlerinin sonsuzluğa kadar güvence altında
bulunduğu ısrarla ve meydan okunarak vurgulanabiliyor.
Değerlerimiz bizim hayat
soluğumuzdur.
Değerlerimize yabancılaşmamız, hayat soluğu-muzun tükenmesi demektir.
Bir kişiliğe sahip olmayanın varlığı, biyolojik bir varlık olmanın
ötesinde bir anlam taşımaz.
İlkesizlik, ölçüsüzlük, davasızlık ve kavgayı bırakmak ahlaki bir
alçalışın ifadesidir.
Koşullara teslim olanlar, kişiliklerini ve karakterlerini
geliştiremezler.
Toplumsal ve siyasal işlevlerinden soyutlanan bir din, büyük ölçüde
hayatiyetini kaybeder. Toplumsal-siyasal işlevlerinden soyutlanan bir
İslam anlayışı, İslami bütünü temsil edemez.
İslam, hepimizden varoluşumuzu ve hayatımızı değerli kılmamızı,
hayatımızı anlamlı-üstün-erdemli değerlerle yönetmemizi istiyor. Hiçbir
nedenle, din algı’sını, bilincini popülist bir duyarlığa, kavrayışa,
hassasiyete indirgeyemeyiz. Hemen her kesimin kabul edebileceği, hemen
her kesimin hoşuna gidebilecek keyfi yorumlar yapamayız. Hizip
çıkarlarına göre, din tanımı yapılamaz. Hizip çıkarlarına göre yapılan
tanımların, gerçekleştirilen ilişkilerin ahlakı yoktur. Hiçbir hizip
Kur’an ve Sünneti yorumlama hakkını kendi tekellerinde göremez. Kur’an
ve Sünneti, grup, mezhep, hizip çıkarlarına alet etmemelidir.
Tarih olmuş sorunları konuşmak yerine, bu sorunlarla ilgilenmek yerine,
bugünün tarihine yön verecek bir irade oluşturmak gerekir. Ümmet
dayanışması adına, hizip çıkarlarını/bencilliklerini bırakarak, her
türlü fedakarlığı üstlenmek gerekir. Her ne şartta aziz İslam Ümmeti’nin
sorumlu bir parçası olmak gerekir. İlkesizliğe, ölçüsüzlüğe,
kişiliksizliğe yol açan bir hoşgörü anlayışı savunulamaz. Değerli
olmayan, nitelikli olmayan, ahlaki olmayan görüşlere, düşüncelere,
yorumlara saygılı olmak zorunda değiliz. Algılarımızı ve bilincimizi her
türlü işgalden kurtarmalıyız.
Dışarıdan kurgulanan söylemlerle, her türlü aşağılanma biçimlerini
yaşadık, yaşıyoruz. Düşünsel, kültürel, sosyal maskelerle yaşamak
zorunda değiliz. Maskeli yaşama, yaşamak değildir. Dışlanmış bir kesimin
üyeleri gibi yaşamaya devam edemeyiz. Aziz İslam’ı duygusal ilgilere,
ruhsal-manevi ilgilere indirgeyemeyeyiz. Psikolojik savunmacılık
içerisine giremeyiz.
---------------------------------------------------
Kendi kendimizi, kendi algılarımızla, en özgür, en vakur, en onurlu, en
erdemli tavırlarla temsil etmeliyiz. |