|

Gerçeğin Peşine Düşmek
Sami Hocaoğlu / 12.12.2004 / Yeni Şafak
Avrupa'da yaşayan 50 bin Alevi'nin Hıristiyan olması üzerinde ne kadar
durulsa yeridir. Söyleyin, bu haber hangi samimi mümini derinden
sarsmaz? Derin bir iç muhasebeye sevketmez? Hangi sorumluluk sahibine
"Ya Rab! Bunda kusurum var mı?" dedirtmez?
Olayın sosyal, siyasal ve hukuksal sonuçları var kuşkusuz. Bütün bunlar
benim için tali konular. Şahsen iman aileme yönelik her kundaklama
girişimi beni yüreğimden sarsar. Sahipsiz ailemin çocuklarının birer
birer ayartılıp yuva-larından koparılmaları, aidiyet duygusunu
yitirdikleri için sağa sola savrulmaları, karanlık adamların kötü
niyetlerine ve emellerine alet olmaları beni ve benim iman ailemin her
ferdini yakından ilgilendirir. İslam imanının sahibinde uyandırdığı
sorumluluk bilinci bu hassasiyeti gerektirir.
Peygamber Efendimiz'i ömrü boyunca en çok sevindiren haberin hangi tür
haber olduğunu biliyor musunuz: Bir kişinin daha özüne döndüğünü, yani
kendisiyle, Rabbi'yle ve kainatla barışık olmak demeye gelen "Teslimiyet
Yolu"nu bulduğunu duymak.
Yemame'nin iki liderinden biri olan Sümame b. Usal, Mekke'de bir panayır
sırasında kendisine Allah'a teslimiyeti teklif eden Hz. Peygamber'e
küfretmiş ve onu bir daha önüne çıkarsa öldürmekle tehdit etmişti.
Sümame etrafında korumalarıyla geziyor, eteklerini birkaç adamı
tutuyordu. Gün oldu, devran döndü. Yıllar sonra İslam müfrezeleri sahil
yolunda yakaladıkları bir kafileyi Hz. Peygamber'e getirdiler. Gelen
Sümame ve adamlarıydı. Üç gün mescitte tutuklu kaldı. Üçüncü gün Hz.
Peygamber salıverilmesini emretti. Her vakit namazından çıkışta hatırını
soran Nebi'ye hırlar gibi dişini sıkarak konuşan Sümame salıverildiğine
inanamıyordu. Nebi henüz mescidi terketmemişti ki haber geldi: Ya
Rasulallah, Sümame ellerinden ve saçlarından sular, gözlerinden de
yaşlar akarak geliyor. O anı resmeden görgü tanığı, cümleyi aynen şöyle
kuruyor:
"Rasulullah'ın yüzüne baktım; hiç o kadar sevindiğini görmemiştim! Sanki
yüzünden ay doğuyor zannettim…" Sonrası malum. Allah Rasulü'nü en
çok üzen, hatta bir siyercinin tesbitiyle "öz yavrularını kabre
vermekten daha fazla üzen" olay neydi, haydi onu da tahmin edin: Bir
insanın manen kaybı? Hayber'in fethi öncesinde genç komutan Hz. Ali'ye
şöyle diyordu: "Ya Ali! Tüm dünyayı fethedip bana teslim etmenden bir
insanın hidayetine vesile olman daha hayırlıdır!"
Onun bir insanın daha ebedi mutluluğu yakalaması için bir ömrünü nasıl
heba ettiğinin en kalıcı şahidi Kur'an'dır. Kur'an onun insanın ebedi
mutluluğu uğruna verdiği çabanın hangi düzeyde olduğunu dile getirirken
şu cümleyi kullanır:
"Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!"
Çok sevdiği Üsame (b. Zeyd) bir savaş sırasında, son kılıç darbesi
sırasında öleceğini anlayınca şahadet getiren bir rakibini havadaki
kılıcına hakim olamadığı için öldürmüştü. Bunun üzerine Hz. Peygamber o
kadar üzülmüştü ki, Üsame "Keşke bu saatten sonra Müslüman olsaydım"
diyecektir.
Kafirin küfrüne karşı kendisini heder edecek kadar üzülen bir
Peygamber'in, ümmeti arasından "imanından soyunanlar" için ne kadar
üzüleceğini varın siz hesap edin.
Her mümin, bu hassasiyetten bir parça taşır diye düşünüyorum. Gerek
Irak'taki önce aç biilaç bırakılıp sonra karnı doyurularak Evangelist
yapılan Rânâ örneği, gerek Yehova Şahidi yapılan Avrupa Alevileri
örneği, her bir mümini yakından ilgilendirir.
Önceki yazımda dile getirdiğim gibi, bu durumu Avusturya Alevi
Dernekleri Federasyonu başkanlığını yapan zat "kültürel ve sosyal bir
gelişme" sayıyor ve normal karşılıyor. Dahası, bunu "ekonomik
nedenlerle" gerekçelendiriyor.
Bana ikna edici gelmedi, demiştim. İnsan üstelik Avrupa gibi bir yerde
yaşar da din değiştirecek kadar ekonomik sefalet çeker mi? İnandırıcılık
bunun neresinde? Bu kadar Alevi'nin, hakikat aşkıyla yanıp tutuşarak
"gerçeğin, yalnızca gerçeğin" peşine düştüklerini, yolun sonunda da
Yehova Şahitliği'ne ulaştıklarını
söyleyemeyeceğimize göre, olay ne?
Olayın bizce gerçeğe en yakın gerekçesini Yehova misyonerleri ifade
etmişler: "Aleviliğin içi Hıristiyan, fakat dışı İslam gibi
görünüyor."
Bu argüman Hz. Ali'yi ve onun hayatını uğruna feda ettiği İslam'ı inkar
üzerine kurgulanmış 'ateist' bir 'Aleviliği' benimseyenleri ikna etmiş
olmalı ki, cumhur cemaat Yehova Şahidi olma kuyruğuna girmişler.
Soru şu: İslam'ın en kadim damarlarından biri olan ve İslam'ın kaynağına
Hz. Ali yatağından ulaşan Alevilik bu hallere nasıl düştü? Alevilik
deyince akla "ilmin kapısı" Hz. Ali gelir, "babasının anası" Hz. Fatıma
gelir, "cennetin efendisi" Hasan gelir, "Hayat iman ve cihaddır" diyen
Hüseyin gelir, Yezid'e haykıran Zeyneb gelir, Kerbela gelir, mazlum
gelir, şehadet gelir, şûrâ gelir… "
"Akıl insanın içindeki peygamber, peygamber insanın dışındaki akıldır"
diyen İmam Cafer gelir, alnını secdeden kaldırmadığı için "süccâd" diye
anılan İmam Zeynel Abidin gelir, "mazlumların imamı" İmam Zeyd
gelir…
Özü bu olan Alevilik, kimlerin gaflet ve dalaletine kurban gitti de
anılınca akla Ali, Hasan, Hüseyin, Zeyneb geleceği yerde, saz, söz,
içki, işret, aşk, meşk, günah, ateizm, nihilizm, hedonizm gelir oldu? Ve
son olarak da Yehova Şahidi gelir oldu? Hülasa İslam'dan, imandan,
Kur'an'dan ve ehl-i beytten başka her şey gelir oldu?
Gerçeği arayan bu sorunun peşine düşsün.
|