Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 313 | Aralık  2005

                   

 

 


Taliban Efsanesine Ne Oldu?

28.11.2004 / Aksiyon

 

 

Afganistan’da 5 yıl ülkeyi yöneten Taliban’ın yerinde şimdi yeller esiyor. Amerikan işgaline direneceği varsayılan ve 80 bin kişilik ordusu olduğu iddia edilen Taliban’ın bu kadar çabuk ve kolay çözülmesinin altında birçok farklı faktör yatıyor.

 

El Kaide lideri Üsame bin Ladin, bugünlerde yine gündemde. Başkanlık seçimleri öncesi ekranlarda görünen Ladin, yine ABD’yi tehdit ediyor. El Kaide liderinin ABD’ye nasıl saldıracağı şimdilik belli değil; ancak ortada bir gerçek var. O da Afganistan ve Irak’ın Amerikan işgali altında olduğu... Afganistan’a ilk Amerikan bombaları 11 Eylül saldırılarından 26 gün sonra 7 Ekim 2001’de düşmeye başlamıştı. Bütün dünya, Taliban ve El Kaide’nin nasıl bir direniş göstereceğini merak ediyordu. Ancak, beklenen olmadı.  

Taliban ve El Kaide kısa zamanda çözüldü ve 20 Mart 2001’de Afganistan’daki 5 yıllık Taliban rejimi sona erdi. Peki, 80 bin silahlı güce sahip olduğu söylenen Taliban nereye gitmişti?

Neden bu kadar çabuk teslim olmuştu? Tarih boyunca bütün işgalci güçlerin korkulu rüyası olan Hindukuş Dağları efsanesi gerçek değil miydi?

Büyük güçlerden destek bulamadı  
Taliban’ın kısa sürede çözülüşü ve ardından adeta sırra kadem basması birçok farklı faktörün sonucu aslında... Afgan mücahitlerin Sovyet ordusunu geri çekilmeye zorlaması, Taliban’ın da benzer bir mücadeleyi ABD’ye karşı verebileceğinin örneği olarak gösteriliyordu. Her şeyden önce Ruslarla mücahitler arasında yaşananların bir benzerinin ABD ile Taliban arasında tekrarlanacağını beklemek baştan yanlıştı. Çünkü ikisi arasında dağlar kadar fark vardı. Ruslara karşı savaşan Afganları başta ABD ve Çin olmak üzere bütün dünya destekledi. İslam âleminden maddi manevi yardım geldi. Mücahitler arasında iç çekişmeler yaşansa da farklı etnik köken, mezhep ve ideolojiye sahip kitleler işgale karşı tek vücut olarak mücahitlere yardım etti.        

Taliban yönetimi, mücahitlerin aksine dünyanın hiçbir yerinden destek bulamadı. ABD ile savaşabilmesi için silah desteğine, lojistik yardıma ihtiyacı vardı. Daha vahimi, kısa sürede elindeki silahlı güçleri beslemekten aciz hâle gelmesiydi. Bir de Afgan halkının desteğini arkasına alamadı Taliban. İktidarda iken uygulamaya koyduğu sert politikalar yüzünden halkı küstürdü. Düşmanla karşı karşıya gelince Afgan halkı Taliban’a sahip çıkmadı. Bilakis, “Bu rejimden kurtulacağız” diye işgale sevinenler bile oldu.       

Taliban’ın varlığını sürdürebilmesi için en hayati konumdaki ülke Pakistan’dı. 11 Eylül saldırıları sonrası bu ülke Taliban’a verdiği desteği bıçak gibi kesti. Verilen destek sadece maddi yardım ve silah takviyesinden ibaret değildi. Taliban’ın stratejisi, askeri operasyon kabiliyeti Pakistan ordusuna bağlıydı. Bu ülkeden aldığı bütün yardımlar kesilince ne yapacağını şaşırdı.

Savaştan önce Pakistan, bölgedeki subaylarını Afganistan’dan çekti. Savaş başladığında da hâlâ Afganistan’dan ayrılamamış olanlar ise ABD ile yapılan anlaşma sonucu ülkeden ayrıldı. Pakistanlı subayların askeri kabiliyeti Taliban için hayati öneme sahipti. Bu subayların çekilmesi, Taliban’ın askeri yeteneğine büyük darbe vurdu. Taliban’ın içerisinde savaş stratejisi belirleyecek bir kurmay başkanlığı olduğunu düşünenler yanılıyor. Taliban’ın, Pakistanlı subayların yönlendirmesi olmadan planlama yapması ve stratejik hareket kabiliyeti kazanması mümkün değildi. Çünkü, aralarında inanmış ve savaşa gözü kara girecek medrese talebeleri olsa da bu kalabalık kitle savaşma kabiliyetinden mahrumdu.

Hayatını kaybeden Hafız-ı Kur’anlar
Taliban hareketi ilk kurulduğunda homojen bir yapıya sahipti. Hareketin içinde Pakistan medreselerinde yetişen Afgan ve Pakistanlı gençler vardı. Savaş deneyimi ve askeri yeterliliği olmayan bu gençlerin birçoğu hayatını çatışmalarda kaybetti. Özellikle, Taliban’ın Kuzey Afganistan’ı ele geçirmeye çalıştığı 1996 da binlerce genç Talib öldü. General Dostum ve General Malik arasında yaşanan anlaşmazlık sonucu, Malik, Taliban güçlerini kuzeye davet ederek Mezar-ı Şerif ve Şibirgan’ın kapılarını açmıştı. Taliban eliyle Dostum’un yerine geçen Malik, daha sonra Taliban’a da ihanet etmiş, binlerce Taliban’ı asker ve halkın yardımıyla öldürmüştü. Bu çatışmalar esnasında, Taliban, medresede eğitim görmüş, Hafız-ı Kur’an diye isimlendirilen 5 bin genç mensubunu kaybetti. Bu olaylar Taliban’da bir dönem noktası olarak bilinir. Zira, belli bir eğitim almış olan bu gençlerin yeri, parayı veren adına savaşan kişilerce dolduruldu. Böylece, harekette bir kokuşma başladı.    

Elbette, Taliban asla düzenli, modern anlamda bir ordu kuramadı. Arkası açık araçlarla bir yerden bir yere hareket eden, hafif silahlara sahip büyük bir milis gücünü andırıyordu. Kısa zamanda Afganistan’ın yüzde 90’ını ele geçirmesi, Taliban’ın medrese talebelerine dayanan yapısını da bozdu. Silah tutmaktan başka elinden bir şey gelmeyen ve başka bir ekmek kapısı bulamayan yığınlar, gücün Taliban’a geçtiğini görünce bu harekete katıldı. Bu katılım asla inanç ve ideal birliğinden kaynaklanmadı. Taliban’ın dayandığı etnik köken olan Peştunlar, ırkî taassupla bu harekete katıldı. Taliban’ın gücü karşısında tutuna-mayacağını anlayan yerel komutan, siyasi kişilik, aşiret reisi gibi güç unsurları, ellerindeki imkanları kaybetmemek için Taliban ile işbirliğine gitti.        

ABD saldırısından sonra güç dengelerini gözeterek Taliban’a eklemlenen aşiretler aniden dağılmaya başladı. Çok hızlı gelişen bu çözülmede, ABD’nin Taliban yanlısı aşiretleri parayla yanına çekme stratejisi etkili oldu. Savaş öncesi ABD, bir yandan askeri yığınak yaparken bir yandan da aşiret lideriyle görüşerek onların savaşta tarafsız kalmalarını sağlamaya çalıştı. Suudi Arabistan, Emirlikler ve Pakistan parasıyla Taliban’a katılan aşiretler, bu kez Amerikan dolarlarıyla hareketten ayrıldı. Sadece aşiretler değil, komutanlardan da para karşılığı güçlerini Taliban’dan çekenler oldu.  

Örneğin, Mezar-ı Şerif’i Kuzey İttifak’ı güçlerine karşı savunan Taliban komutanı, bir milyon dolar karşılığı şehri terk etti. Taliban’ın sadece dışardan değil, içerden de vurulduğuna dair başka örnekler de var. Kuzey Güçleri, Taliban’ın en güçlü olduğu Kandahar’a aşiretler parayla ikna edildikten sonra girebildi. Parayı öneren Kuzey İttifakı ama ödemeyi yapan ABD idi.

Taliban iktidarda kaldığı sürede sistematik bir devlet yapısı kuramadı. Dolayısıyla, işgalcilere karşı bir devlet tavrı gösteremedi. Bunda, Taliban yönetiminde görev alan üst düzey yöneticilerin dünya politikalarıyla ilgili ayrıntılı bir fikirlerinin olmamasının etkisi büyüktü. Ayrıca, direnişi yönetecek stratejik birikim ve tecrübeden de mahrumdular. Zaten birçoğu savaş başlamadan ülkeyi terk etti.

Taliban saflarında kalan ve savaşmaya kararlı güçlerin belini kıran ise ABD’nin ileri teknolojisi ve üstün hava gücü oldu. Savaşmaya niyetliydiler; ama kendilerini bombalayan düşman ortada yoktu. Ellerindeki silahlar uçakları düşürecek menzile sahip değildi. Karada, Kuzey İttifakı ile savaşan Taliban güçlerinin karargahları ABD bombardımanı ile yerle bir edildi.    

Taliban’ın bu kadar çabuk dağılmasında, gücü elinde tuttuğu dönemde halka uyguladığı sert muamele de etkili oldu. Din adına kurulan rejim altında bunalan kitleler, ABD’nin saldırısını bu rejimden kurtulmak adına bir fırsat olarak değerlendirdi. Başta Kabil olmak üzere birçok yerde halk Taliban’a karşı ayaklandı. Kabil’de kalan ve kaçamayan bazı Taliban üyeleri linç edildi. Özbek, Hazara, Türkmen ve Taciklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde halkın tepkisi çok daha şiddetli oldu. Şii Hazaraların olduğu bölgelerde ele geçirilenler işkence edilerek öldürüldü.        

Yaşanan kargaşada Taliban birlikleri arasındaki irtibat koptu. Çünkü, hiçbir zaman modern bir haberleşme sistemine sahip değillerdi. Okullarda bilgisayar kullanımına izin verilmediğinden, teknolojiye ihtiyaç duyulduğunda iş işten geçmişti.     

Amerikan bombardımanı sırasında yurt dışından destek gelen tek yer Pakistan oldu. Bu ülkedeki Peştun kabilelerden ve medreselerden binlerce kişi sınırı geçerek Afganistan’a girdi. Binek araçları ve hafif silahlarla savaşa katılan ve sayıları 15 bin civarında olduğu belirtilen gönüllünün çoğu daha yolda iken öldürüldü.      

El Kaide ve Afgan Arapları   

Taliban içerisinden direnenler olmadı değil. Ancak, direnenler de hayatını kaybetti. Taliban saflarından ayrılmayanlar, çatışmalarda öldürülemeyenler ve kaçmayı başaranlar ise ülkenin güneyine çekildi. Paktia, Paktika ve Host bölgesine sığındılar. Bölgenin dağlık yapısının saklanmaya ve gerilla savaşına müsait olması, ayrıca Taliban’a sadık aşiretlere ev sahipliği yapması bu bölgeyi Taliban mensupları için cazip hâle getiriyordu. Nitekim, bugün aynı bölgelerde Taliban etkisi kısmen de olsa hissediliyor.

Taliban’ın üst düzey yöneticileri ise savaşın hemen öncesinde ülkeyi terk etti. Bunların büyük kısmı Pakistan’a kaçtı. Kimi şehirlerde, kimi akrabalarının bulunduğu aşiret bölgelerinde gizleniyor.       

Taliban güçlerinin Kuzey İttifakı karşısında birçok yerde savaşmadan çekilmesi ve art arda yaşanan ihanetlerin aksine, Afganistan’da en büyük direnci Araplar gösterdi. Sayıları 5 bin civarında olan Arap savaşçıların hepsini El Kaide mensubu gibi görmek doğru değil. Üsame bin Ladin, ekonomik gücü ve önde gelen Arap grupların liderlerini yanında bulundurması yönüyle çok güçlü olsa da farklı Arap oluşumlar da Afganistan’da varlıklarını sürdürüyordu. Sovyet işgali sonrası bu ülkeye gelip yerleşen Araplar, Afgan Arapları olarak tanımlanıyordu. İdeolojik duruştan ötürü El Kaide ile aralarında derin kırılmalar olmasa da bunlar içerisinde Ladin’den bağımsız ama iletişim hâlinde varlığını sürdürenler vardı.   

Savaşla birlikte birçok Taliban üyesi, kendi aşiretine sığındı. Bir kısmı sakallarını ve Taliban tarzını yansıtan siyah beyaz sarıklarını çıkararak halkın arasına karıştı. Sonuçta yerliydiler ve bir şekilde kendilerini kamufle edebildiler. Araplar ise yabancı bir ülkede kendilerini gizleme imkanından mahrumdular. Yapabilecekleri tek şey vardı: Savaşmak. Onlar da bunu yaptı. Kuzey İttifak’ına karşı en şiddetli direnişi yaptılar. Tuttukları mevzilerin hiçbirini boşaltmadılar. Mevziler, ancak savunacak kimse kalmayınca düştü. Arap Afganların önemli bir kısmı bu çatışmalarda hayatını kaybetti.     

Sağ ele geçirilenler de öldürüldü. Mezar-ı Şerif’teki Cenk Kalesi’nde yaşananlar bunun en açık örneği oldu. Kalede esir tutulan 600 civarındaki El Kaide üyesi kurşuna dizilerek öldürüldü. Katliamın ardından görüştüğümüz Kale komutanı, bir Yemenli esirin, nöbetçinin elinden silahını almaya kalkışması üzerine, esirlerin hepsini öldürmek zorunda kaldığını söylemişti bize... Bunları konuşurken, kurşuna dizilmiş insanların kanlı giysileri halen orta yerde duruyordu.    
Taliban, tamamen yerel bir yapıydı. Afganistan dışına taşan bir iddia taşımıyordu. El Kaide ise bir hedef etrafında toplanmış, uluslararası ajandaya sahip bir örgüttü. Bir ideoloji etrafında toplanan Araplar kararlı bir şekilde savaştılar.    


El Kaide üyelerinin bir kısmı, tıpkı Taliban gibi Güney Afganistan’ın dağlık bölgelerine çekildi. Arap savaşçıların birçoğu aileleri ile birlikte burada kalıyordu. Savaşan erkeklerin geride kalan kadın ve çocuklarından da öldürülenler ve tecavüze uğrayanlar oldu. Arap kadınlar daha sonra araya giren Arap zenginler tarafından, para karşılığı bu bölgeden kurtarıldı.      

Taliban’ın bir daha toparlanması ve tekrar gücü ele alması ihtimal dahilinde değil. ABD çekilse de Taliban’ın tekrar bir araya gelmesi çok zor. Böylesi bir durumda yaşanacak şey iç savaştan öteye gitmez.     

Seçimler sırasında bulunduğum Afganistan’da, görüşme imkanı bulduğum Taliban yanlıları büyük bir intikam duygusu içinde. Peştunların bir kısmı, her ne kadar halen ülkede güçlü olsalar da kendilerini dışlanmış hissediyor. Uluslararası camianın Afganistan’dan çekilmesi durumunda, toplumun arasına sızmış Taliban güçleri ve Peştunların başını çekeceği bir iç kargaşa mukadder görünüyor.       

El Kaide bölgeyi dünyadaki operasyonları için rahat bir üs olarak kullanma imkanını kaybetti. Merkezi kontrol yetenekleri büyük darbe aldı. Buna rağmen, savaşın ardından Afganistan dışında daha geniş bir bölgeye yayıldılar. Buradaki direnişle sempatizan sayılarını artırdılar. Afganistan’da verdikleri kararlı savaş, esir edilenlerinin öldürülmesi, Arap kadınların uğradığı kötü muameleler, Arap ülkelerindeki gençler arasında büyük sempati topladı.

 

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...