Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 313 | Aralık  2005

                   

 

 


Adı: Zehra...

O da Bir Başörtüsü Mağduru


         Gülşen Barsal Gören



Gencecik yaşında yüreğine doldurduğu hayelleriyle istediği üniversiteyi kazandı. Lise yıllarında aileden gelen bir alışkanlıkla başını örtüyordu. Ama üniversiteye kayıt için gideceği sırada çevrenin kısmen de ailesinin baskısıyla başını açtı. Üniversite birinci sınıfı bu şekilde bitirdi. İçinde fırtınalar koptu, yüreğinin başkaldırışlarına karşı duramadı. Aradı, sordu. Çeşitli cemaatlerin sohbetlerine gitti. En sonunda aradığını buldu. Kur'an'ı; Kur'an islam'ını.. Kur'anı aldı kalbine koydu. Zira Allah (c.c.) O’nun kalbinde Kur’an için bir yer yapmıştı. İçi huzurluydu artık ama etrafındaki insanlar bir akbabanın leşe saldırdığı gibi saldırıyorlardı. Allah'a şükür ki kendinden iki yaş küçük olan kızkardeşi vardı. Bu zorluklar onları birbirine kenetledi ve onları daha da güçlü yaptı. Üniversite'de ikinci sınıf ikinci dönemde ilk defa bir sınava başörtülü olarak gitti. Üniversite küçük olmasına rağmen hocaların karşı çıkışları sebebiyle zorluk yaşayan arkadaşları vardı. Otobüsten inip okulun kapısına ilerledi. Üst sınıftan iki arkadaşı okulun kapısının önünde konuşuyorlardı. Yüzleri bembeyazdı. Hemen yanlarına gidip selam verdi.             -Ne oldu? diye sordu.        
      Onlar da kimya dersi hocasının başı örtülüleri içeri almayacağını söylediğini bunun içinde ne yapacaklarını düşündüklerini anlattılar. Onlar bunları konuşurken iki arkadaşları daha yanlarına geldiler, selamlaştılar. Zaten üniversitede hepi topu altı kişiydiler. Daha doğrusu Zehra ile altı kişi olmuşlardı.
      Ne acıdır ki kızlar öyle çaresiz, öyle kırgındılarki Zehra'nın başını örttüğünü ilk anda farketmediler bile. Zira hakettikleri okuma hakları ellerinden alınmıştı. Bu yüzden yüreklerine bir kor düşmüştü. Yangını hiçbir zaman sönmeyecek olan bir kor.                        Kızlar hüzünlüydü, içlerinin sıkıntısı yüzlerine yansımıştı. Zehra bu hüznü dağıtmak için onlara sarıldı ve;       
      -Hepimiz birlikte hareket etmeliyiz, dedi.                          Meryem;      
      -Senin sınavın var ama,         
      Zehra;   
      -Olsun. Ben her şeyi göze aldım. En güzel alışverişi Yüce Rabbim’le yaptım, dedi.
      O anda Hacer Zehra’nın tesettürünü fark etti. O zor durumda bu olay onlara güç kazandırmıştı. Birbirlerine sarılıp ağladılar.       
      Onlar bu haldeyken İzmir'den başörtüsü mağduru, disiplin cezası alan, son çareyi okul değiştirmekte bulan arkadaşları yanlarına gülerek geldi. Kızlar buna bir anlam veremediler. Sevde arkadaşlarının yanına gelince olanca gücüyle bağırdı;
      -Radyodan duydum: Başörtüsü serbest artık.          Kızların duyguları karmakarışıktı. Yüzlerinde ağlamak, gülmek, şaşırmak, bütün, bütün duygular bir anda belirmişti. Ruhları o kadar örselenmişti ki, hiç bir duyguyu tam olarak yaşayamıyorlardı. Biraz kafalarını toparlayınca Allah(c.c)'a şükrettiler ve doğruca sınıflarına gittiler.  
      Böylelikle Zehra'nın üniversite hayatı başörtüsü serbestisi ve okulun müsbet insiyatifi sebebiyle sorunsuz bitti. Bitti bitmesine ama arkadaşlarının hocalarının sözlü tacizleri kaçırdığı burslar yurtdışında staj imkanının elinden alınması, ders notlarının düşürülmesi yanına kâr(!) kaldı. 
      Ve nihayet Zehra ve arkadaşları mezuniyet törenine başörtülü gelmemeleri konusunda uyarıldı. Zira fakülte dışından seçkin kişiler(!) törene gelecekti. Zehra okul birincisi olmuştu ve hakettiği ödülü alacaktı. Törene gitmekte diretti. Ama tören listesinden O'nun ve arkadaşlarının isimleri silinmişti. Fakülte sekreterini zorla ikna ettiler. Kürsüye çıktı ama ismi ikinci olarak okundu. Karşısına gelen çok değerli profesörün elini de sıkmayınca eline yedincinin plaketi tutuşturulup tartaklanarak kürsüden indirildi. Zehra bir kez daha anladı ki kapıları İtalya'dan özel olarak getirilen tören salonuna gitmemeliydi. Çünkü yüreciği daha da yaralanmıştı. Ama ikinci sınavı da başarıyla atlatmıştı.        
      Bu darbeler, O'nun imanını daha da sabitlemişti. Yıllar sonra etrafındaki on üç, on dört yaşında başörtüsü mağduru olmuş küçük kızlara teselli verebiliyordu. Zira bu meleklerin umutları şimdiden ellerinden alınmıştı.  
      Zehra onlara Allah(c.c)'ın rızasını kazandıklarını anlattı. Sabrı tavsiye etti. Ve son olarak Zehra;
      -Hepimiz bir devedikeniyiz dedi. Devedikeni bitkisi nedir bilir misiniz? Mosmor açar, muhteşemdir, mağrurdur, güzeldir ama etrafı dikenlerle çevrilidir. Zor şartlarda açan ender çiçeklerden birisidir. Dalını kırmak zordur. Ezseniz bile canlılığını sürdürmeye çalışır. O çiçeği kurutup bir vazoya koysanız bile mor renginden hiçbir şey kaybetmez. İşte hepimiz bir devedikeni olmalıyız.

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...