|

Adı: Zehra...
O da Bir Başörtüsü Mağduru
Gülşen Barsal Gören
Gencecik yaşında yüreğine doldurduğu hayelleriyle istediği üniversiteyi
kazandı. Lise yıllarında aileden gelen bir alışkanlıkla başını
örtüyordu. Ama üniversiteye kayıt için gideceği sırada çevrenin kısmen
de ailesinin baskısıyla başını açtı. Üniversite birinci sınıfı bu
şekilde bitirdi. İçinde fırtınalar koptu, yüreğinin başkaldırışlarına
karşı duramadı. Aradı, sordu. Çeşitli cemaatlerin sohbetlerine gitti. En
sonunda aradığını buldu. Kur'an'ı; Kur'an islam'ını.. Kur'anı aldı
kalbine koydu. Zira Allah (c.c.) O’nun kalbinde Kur’an için bir yer
yapmıştı. İçi huzurluydu artık ama etrafındaki insanlar bir akbabanın
leşe saldırdığı gibi saldırıyorlardı. Allah'a şükür ki kendinden iki yaş
küçük olan kızkardeşi vardı. Bu zorluklar onları birbirine kenetledi ve
onları daha da güçlü yaptı. Üniversite'de ikinci sınıf ikinci dönemde
ilk defa bir sınava başörtülü olarak gitti. Üniversite küçük olmasına
rağmen hocaların karşı çıkışları sebebiyle zorluk yaşayan arkadaşları
vardı. Otobüsten inip okulun kapısına ilerledi. Üst sınıftan iki
arkadaşı okulun kapısının önünde konuşuyorlardı. Yüzleri bembeyazdı.
Hemen yanlarına gidip selam verdi. -Ne oldu? diye
sordu.
Onlar da kimya dersi hocasının başı örtülüleri içeri almayacağını
söylediğini bunun içinde ne yapacaklarını düşündüklerini anlattılar.
Onlar bunları konuşurken iki arkadaşları daha yanlarına geldiler,
selamlaştılar. Zaten üniversitede hepi topu altı kişiydiler. Daha
doğrusu Zehra ile altı kişi olmuşlardı.
Ne acıdır ki kızlar öyle çaresiz, öyle kırgındılarki Zehra'nın
başını örttüğünü ilk anda farketmediler bile. Zira hakettikleri okuma
hakları ellerinden alınmıştı. Bu yüzden yüreklerine bir kor düşmüştü.
Yangını hiçbir zaman sönmeyecek olan bir kor.
Kızlar hüzünlüydü, içlerinin sıkıntısı yüzlerine yansımıştı. Zehra bu
hüznü dağıtmak için onlara sarıldı ve;
-Hepimiz birlikte hareket etmeliyiz, dedi.
Meryem;
-Senin sınavın var ama,
Zehra;
-Olsun. Ben her şeyi göze aldım. En güzel alışverişi Yüce
Rabbim’le yaptım, dedi.
O anda Hacer Zehra’nın tesettürünü fark etti. O zor durumda bu
olay onlara güç kazandırmıştı. Birbirlerine sarılıp ağladılar.
Onlar bu haldeyken İzmir'den başörtüsü mağduru, disiplin cezası
alan, son çareyi okul değiştirmekte bulan arkadaşları yanlarına gülerek
geldi. Kızlar buna bir anlam veremediler. Sevde arkadaşlarının yanına
gelince olanca gücüyle bağırdı;
-Radyodan duydum: Başörtüsü serbest artık. Kızların
duyguları karmakarışıktı. Yüzlerinde ağlamak, gülmek, şaşırmak, bütün,
bütün duygular bir anda belirmişti. Ruhları o kadar örselenmişti ki, hiç
bir duyguyu tam olarak yaşayamıyorlardı. Biraz kafalarını toparlayınca
Allah(c.c)'a şükrettiler ve doğruca sınıflarına gittiler.
Böylelikle Zehra'nın üniversite hayatı başörtüsü serbestisi ve
okulun müsbet insiyatifi sebebiyle sorunsuz bitti. Bitti bitmesine ama
arkadaşlarının hocalarının sözlü tacizleri kaçırdığı burslar yurtdışında
staj imkanının elinden alınması, ders notlarının düşürülmesi yanına
kâr(!) kaldı.
Ve nihayet Zehra ve arkadaşları mezuniyet törenine başörtülü
gelmemeleri konusunda uyarıldı. Zira fakülte dışından seçkin kişiler(!)
törene gelecekti. Zehra okul birincisi olmuştu ve hakettiği ödülü
alacaktı. Törene gitmekte diretti. Ama tören listesinden O'nun ve
arkadaşlarının isimleri silinmişti. Fakülte sekreterini zorla ikna
ettiler. Kürsüye çıktı ama ismi ikinci olarak okundu. Karşısına gelen
çok değerli profesörün elini de sıkmayınca eline yedincinin plaketi
tutuşturulup tartaklanarak kürsüden indirildi. Zehra bir kez daha anladı
ki kapıları İtalya'dan özel olarak getirilen tören salonuna
gitmemeliydi. Çünkü yüreciği daha da yaralanmıştı. Ama ikinci sınavı da
başarıyla atlatmıştı.
Bu darbeler, O'nun imanını daha da sabitlemişti. Yıllar sonra
etrafındaki on üç, on dört yaşında başörtüsü mağduru olmuş küçük kızlara
teselli verebiliyordu. Zira bu meleklerin umutları şimdiden ellerinden
alınmıştı.
Zehra onlara Allah(c.c)'ın rızasını kazandıklarını anlattı. Sabrı
tavsiye etti. Ve son olarak Zehra;
-Hepimiz bir devedikeniyiz dedi. Devedikeni bitkisi nedir bilir
misiniz? Mosmor açar, muhteşemdir, mağrurdur, güzeldir ama etrafı
dikenlerle çevrilidir. Zor şartlarda açan ender çiçeklerden birisidir.
Dalını kırmak zordur. Ezseniz bile canlılığını sürdürmeye çalışır. O
çiçeği kurutup bir vazoya koysanız bile mor renginden hiçbir şey
kaybetmez. İşte hepimiz bir devedikeni olmalıyız.
|