Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 314 | Şubat  2005

                   

 

 


İRAN

 

Çev: Kamil Cengiz

EM 01-05 , 29/01 Ocak  www.eurasischesmagazin.de  

 

Daha kötü olan ne?: atom bombasına sahip bir İran mı, yoksa kaos bataklığına saplanmış bir Ortadoğu mu?

Bu soruya Dr. Johannes Reissner, Eurasisches Magazin ile birlikte cevap aradı. Reissner Berlin’de faaliyet gösteren Bilim ve Politika Vakfı’na bağlı olarak çalışan bir araştırma gurubu. Ağırlıklı olarak ilgilendiği konular İran ve İslam dünyasının Batıyla olan ilişkileri.

Erasisches Magazin: Amerikan star muhabiri Seymour Hersh’e göre, Bush hükümetinin aylardır İran’la muhtemel bir savaş için saldırı hedefleri belirlemeleri yönünde uzmanlara araştırma yaptırı-yor. Amerikan Cumhurbaşkanının görevine başladığında bildirdiği ‘özgürlüğün yayılması’ hedefini, İran’ı da içine alacak şekilde genişleteceğini düşünüyor musunuz?
Johannes Reissner: Bu özgürlüğün yayılması kavramı konusunda sadece yüksek düzeydekilerin kafası karışık değil; ayrıca ABD bu yayılmayı nasıl gerçekleştireceğini de bilmiyor. Onlar belli bir zamandan beri bir İran politikasına sahip değiller.

EM: Hersh’in raporu İran’da nasıl karşılandı?
Reissner: Amerikalıların şimdiden casuslarıyla İran’da operasyonlar yaptıklarından ve raporun İran’ın kendi ülkesini kontrol altında tutamadığı mesajını verdiğinden dolayı elbette kızgınlar.

EM: Yeşiller-şefi Bütikofer, Bush’u özgürlüğün büyük parolası sonuçta daha az özgürlük getiren bir politika için ‘kaçırılıyor’ diye suçlarken haklı mıdır?
Reissner: Bu sayın Bütikofer tarafından güzel formüle edilmiş. Ancak problem daha derinlere iniyor. En geç 11 Eylül 2001 ve Afganistan seferinden sonra Amerikan dış politikasında yapıcı bir kapasite artık gözlenmiyor. Amerikalılar gerçi rejimleri devirme gücüne sahipler, fakat bu politikada inşa edici unsurlar bulunmamaktadır.

EM: Yapıcı bir Amerikan dış politikası nasıl olmalı?
Reissner: Kendisini tekrar uluslararası oyun kurallarına ve hukuk normlarına göre yönlendirmeli. Şu zamanlar ise iktidar yoğunluğundan dolayı bu kuralları kendisi için geçersiz sayıyor

EM: İran Bush tarafından ‘şer ekseni’ olarak tanımlanıyor; yeni Dışişleri Bakanı Condolezza Rice tarafından ise ‘zulmün avlusu’ olarak tanımlanıyor. Neden özellikle İran da, mesela bir Suudi Arabistan değil?
Reissner: Bunun çok basit bir sebebi var; çünkü İran ABD’ye karşı geliyor. Buna karşın Suudi Arabistan uzun zaman en iyi müttefik olarak kabul edildi; bugün de kısmen kabul ediliyor.

EM: Yani farkın nedeni, Suud hükümdarlarının itaatkarlığı mı ?
Reissner: Evet, belirleyici kriter bu.

EM: Tahran’daki molla rejimi birçok İranlı tarafından da keskin bir şekilde eleştiriliyor. Halk bir savaş durumunda kimin tarafında yer alır; saldırganların mı savunucuların mı?
Reissner: Sürgünde yaşayan İranlıların belli bir tipi, Amerikalılar Irak’a saldırdıklarında, onların çiceklerle karşılanacakları İran’a saldırmalarının daha iyi olacağını söylemişlerdi. Bunlar birkaç sürgünün rüyalarıdır. Amerikalıları hoş karşılayan bazı İranlılar olabilir. Fakat ulusal bağımsızlığın İran’daki insanlarda – hangi siyasi renkten olurlarsa olsunlar- çok, çok önemli bir konumu var. Bu noktada Amerikalılar hiçbir illüzyona kapılmamalılar. Tahran’a her türlü eleştiri yapılabilse de, İranlıların çoğunluğunun desteğini almak beklenmemeli.

EM: Siz şu günler Amerikalıların İran halkının desteğini beklemeyi zihinlerinden silmeleri gerektiğini yazan meşhur Tahran’lı muhabir İssa Saharkhiz’in görüşünü paylaşıyorsunuz. O kelimesi kelimesine şunları söylüyor: “İranlıların tarihi, kendi bağımsızlıklarını hiçbir şey için, bu daha fazla özgürlük de olsa, feda etmediklerini gösteriyor.”

Reissner: Amerika’daki şahinlerin İran’a karşı askeri saldırıda halk hemen Tahran’daki rejime karşı ayaklanır ümidi tamamen bir vehimdir. Molla rejimini destekleyen ve bunu baskı altında olmaksızın yapan güçler var. Kötü rejim iyi halk ayrımı ‘popülist’ bir saçmalıktır. Böyle bir değerlendirmeyi jeo-stratejik mülahazaların temeli kılmayı çok tehlikeli buluyorum. Amerikalılar İran’a girdikleri an, orada birinci dereceden bir kaos oluşur. Zira ülkede çok çeşitli iktidar merkezleri var ve İran halkı tarağın dişleri gibi değil. Bu siyasi bir batıl inançtır. Bir saldırıda bu teşekkül sonuçları kestirilemeyecek şekilde imha olur.

EM: Bu tür muhtemel sonuçlara dair ne söyleyebilirsiniz?
Reissner: İran’ın kurumlarına yönelik bir askeri saldırı uluslararası siyasette büyük zararlara yol açar. Ayrıca böyle bir saldırının, eğer Tahran’daki yönetim gerçekten Atom silahları elde etmeye kararlıysa, bunu geciktirmenin ötesinde bir etkisinin olup-olmayacağı şüphelidir. Gerçek bir savaş, yani askerlerle ülkeye girmek, bütün bölgeyi şu an Irak’ta olduğundan çok daha kötü bir kaosa sürükler. Beklenilen korkunçluk açısından şu soruyu ciddi bir şekilde kendimize sormamız gerekiyor: Daha kötü olan nedir? Atom bombasına sahip bir İran mı, yoksa kaos bataklığına saplanmış bir Ortadoğu mu? Ancak Irak’ta olup bitenlere baktığımda ABD’yi böyle bir korkunç senaryonun ürkütüp ürkütmeyeceği konusunda bir öngörüde bulunamıyorum. ABD’nin İran’a girmesiyle rejimin hemencecik çökeceği düşüncesi bir illüzyondan ibarettir.

EM: İran bir Amerikan saldırısına karşı askeri olarak ne yapabilir?
Reissner: İran çok büyük bir ülke. 70 milyon nüfusuyla neredeyse Irak nüfusundan üç kat daha büyük. Çok farklı bir coğrafyaya sahip. Bunun dışında, İran, uzun zaman uluslararası ambargoya maruz kalan Irak’a karşın genel olarak daha iyi donanımlı. Ülkenin dünyanın en güçlü askeri gücüne ne derece karşı koyabileceğini bilemiyorum. Böyle bir durumda rejimin hemen yıkılacağını ummak bir vehimdir. Ve Amerikalıları da aptal olarak görmediğim için böyle bir işgal girişiminde bulunacaklarını sanmıyorum.

EM: ABD’nin saldırı tehditleri, aslında Tahran’ın yakın zamanda atom silahlarına sahip olma konusundaki kararlılığını artırmaz mı, mesela Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi ?
Reissner: İran’daki iç tartışmalarda bu konuda farklı görüşler var. Bazı meclis üyeleri Kore örneğini vererek onlar gibi yapılmasını teklif ettiler. Fakat bu İran’da tartışılan sadece bir boyut. Kimse böylesine tek-taraflı olarak ve körce Kuzey Kore örneğine uymak istemiyor. İranlı politikacılar da biliyorlar ki onlar Kore değiller; tamamen farklı bir durumdalar. İran Batı tarafından gelişim imkanlarının kısıtlanmasını istemiyor. Ama tabii ki ulusal onur gibi değerler tartışılamaz.

EM: Tahran Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Sadık Zibakelam, bu soruyla ilgili şunları söylüyor: “İslam Cumhuriyeti’nin tarihinde Atom sorununun dışında hiçbir konuda bu denli bir partiler-üstü ve ideolojiler-üstü bir birlik olmadı.” Sizce haklı mı?
Reissner: Evet, haklı. Bu konuda ona hak veriyorum. Atom enerjisinin barışçıl kullanımı konusunda İran’da yoğun tartışmalar yapılmaktaydı ve halen de bu tartışmalar sürdürülmektedir. Ben diğer ülkelerde de merkezi sorunlarla ilgili benzeri açık tartışmaların gerçekleşmesini isterdim. Son olarak İran’da teknolojik gelişim hakkına sahip oldukları konusunda birlik sağlandı. Bu suretle geniş ve çeşitli ideolojik çizgilerin ötesinde bir uzlaşı meydana geldi. İran uranyumun barışçıl kullanımından vazgeçmek istemiyor. Bu hakka, Atom silahlarını engelleme anlaşmasına göre, mesela Almanya gibi sahiptir. Ve Batı tarafından gelişim imkanlarının kısıtlanmasını istemiyorlar.

EM: Tarih bu bağlamda bir rol oynuyor mu?
Reissner: Tabi ki, bu bağlamda hemen akla geri kalmışlığın rezaleti, yabancı ülkeler tarafından kullanılmışlığın acısı ve kendi yöneticileri tarafından gelişimlerinin engellenmesi geliyor. Burada İran Devrimi’nin Batı tarafından - özellikle Amerika tarafından, ama Batı’daki sol tarafından da - kabullenilmeyişi bir rol oynuyor. Bütün bunlar nükleer sorun bağlamında vahimleşiyor. Burada ulusal onura, ulusal gurura, ulusal prestije dokunuluyor. Bir hakkın ellerinden alınacağından korkuluyor. Bu açılan tehlikeli bir gelişme. Zira ulusal onur gibi değerler üzerinde müzakere edilemez.

EM: Pakistan’ın atom bombası var, Hindistan, Kuzey Kore, Çin ve Ortadoğu-devleti İsrail’in de Atom-silahları mevcut. İran’ın da bu ortamda aynısına ulaşmaya çalışması çok mu şaşırtıcı?
Reissner: Hayır, şaşırtıcı değil ve bu İran tarafından kendi tutumu için kısmen bir gerekçe olarak sunuluyor. Özellikle İsrail tarafından kendisini tehdit altında görüyor; Pakistan ve Hindistan tarafından o kadar değil. Böylece İranlıların öne sürdüğü argümanlar kendi kuyruklarını ısırıyor: zira bir taraftan zaten Atom silahı istemediklerini açıklıyorlar, fakat diğer taraftan başkalarının bu silahlara zaten sahip olduklarını ve kendilerinin tehdit altında olduklarını dile getiriyorlar.

EM: Amerika ve Avrupa, Hindistan ve Kuzey Kore gibi güçler tarafından tehdit altındalar mı?
Reissner: Potansiyel bir tehdit elbette hiçbir zaman tamamen dışlanamaz, eğer bir ülkenin atom silahları varsa. Bu İran için de geçerlidir, şayet bir gün nükleer silahlara sahip olacak olursa. Siyasi olarak Avrupa ve Amerika için böyle bir tehdit kesinlikle söz konusu değil. İranlılar akıllarını yitirmediler ki, neden Avrupa’ya saldırsınlar? Bu önemli bir yön. Roketlerin menzillerini hesaplamak bu konuda yeterli değil. Amerika Avrupa’nın defteri elinden almasını istemiyor.

EM: Batı’da hiçbir kimse Atom gücüne sahip Pakistan ya da Atom gücüne sahip Hindistan’ın bizi tehdit ettiğini söylemiyor. Neden özellikle İran tarafından böyle bir tehdit çıksın?
Reissner: İran’ın bir ‘şer devleti’ şöhreti var. Bunun dışında sürekli devrim ihracının ilk ideolojisi abartılıyor ve iktibas ediliyor. Bunların hepsinin tesiri yankılanmaya devam ediyor.

EM: İran, eğer olursa, Afganistan ve Irak’tan sonra ABD’nin ‘terörizme karşı savaş’ bağlamında saldırdığı üçüncü ülke olur. Washington bu savaşta hangi hedefler peşinde?
Reissner: Elbette burada anti-terör mücadelesi de yapılıyor – ancak buradaki soru şu: Terörizme karşı bir savaş yapmak mümkün müdür? Hakikatte ise burada tek tek ülkelere karşı ve bu ülkelerin içinde bir savaş sürdürülüyor.

EM: Ve şimdi İran’a karşı ve İran’ın içinde bir savaş yapılacak?
Reissner: ABD doksanlı yılların ortasından beri defaatle, açık anlaşılır bir şekilde, İran’ın kendi Ortadoğu ve Ortaasya politikalarına o ülkeye bir girişin olmadığından, hiçbir ilişkinin mevcut olmadığından, hiçbir nüfuzun sağlanamadığından bir engel teşkil ettiğini açıkladı. Bu duruma uzun vadede katlanılamazmış. Avrupalıların böyle bir girişi var. Şimdi Amerika tarafından Tahran’a karşı başlatılan gürültü koparma inisiyatifi bu yüzden Avrupalılar tarafından defteri ellerinden aldırmama girişimidir.

EM: İran bombayı yapmayı becerirse neler olacak? Komşuları nasıl bir tepki verecek?
Reissner: Bu, silahlanma konusunda bölgesel bir rekabete yol açabilir. Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın ve Türkiye’nin nükleer silahlara ilgi duydukları konusunda işaretler var. Her halde Mısır’la ilgili bunu Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Dairesi’nin enformasyonları ifade ediyor. İran’ın nükleer donanımının Atom silahları engelleme anlaşmasının sonunu getireceğinden korkuluyor.

EM: İran’ın defaatle tekrar edilen nükleer silahlar geliştirmeme garantisine güvenilir mi?
Reissner: İran’ın atom silahları istemediği konusundaki garantisini her şeyden önce ciddiye almak lazım. Biz Avrupalılar İranlılarla müzakereleri sürdürüyoruz. Bu ülkede de Teksasvari davranıp biz İranlılara zaten inanmıyoruz diyen politikacılar var. Bu durumda müzakere yapma gereğini duymamalılar. Belli bir şüphe ise her zaman gerekli. Ve bombanın inşa edilmesine ilgi duyan hem dini hem milliyetçi İranlı politikacılar da var. Fakat hakim olan siyasi çizgi bu değil. İran gerçekten de Atom silahlarını engelleme anlaşmasına taraftar. O uluslararası güvenilir bir partner olmak için çabalıyor. Bu bakımdan Tahran’ın iyi bir namı var.

EM: İran’ın atom silahlarına kavuşmasını engellemek isteyen Avrupalıların İran’daki itibarı nasıl?
Reissner: Avrupalıların ABD’nin İran’a şiddet yoluyla karşı çıkma konusundaki tehditlerine yönelttikleri tepkilerden dolayı İranlılar rahatlamışlardı. Gerçi Avrupalıların bu hususta kararlı olup olamayacakları konusunda düşünceli sesler de vardı. Eğer gerçekten dişe diş bir noktaya gelinirse, eğer ABD ve İsrail İran’a karşı harekete geçerlerse, kesinlikle bütün Avrupalı ülkelere güvenilemeyeceği konusunda korkular var. Avrupalıların gelecekteki davranışlarına dair izleri, Şubatta Bush’un Avrupa gezisinde yapılan konuşmalardan çıkarmak mümkün.

EM: Avrupalılar İran’ı atom silahları yapmama konusunda ikna etmeye çalışıyor. Onlar özellikle diploması ve ekonomik baskıya başvuruyorlar. AB’nin adımlarının başarı vadettiğini düşünüyor musunuz?
Reissner: Bu benim gözümde tek mümkün yol. Şiddetle hareket etmeye dair Amerikan ve İsrail metoduna her halükarda tercih edilmeli. Avrupalılar diplomasinin önemli unsuru olan ikna çalışmaları yapıyorlar. Ve onlar İran’ı sadece bir atom meselesine indirgemiyorlar. Hatta birkaç sene önce İran’ın bütün bölge için bir istikrar partnerliğinden bahsediliyordu. Bush’un selefi Clinton bile bu ifadeyi kullandı. Bütün bunlar şimdi, en azından Washington’da unutulmuş gözüküyor.

EM: İran’ın ileride atom silahları geliştirmeyeceği konusunda bahse girer misiniz?
Reissner: Hayır böyle bir bahse girmem.

EM: Bush’un ikinci döneminde ABD’nin İran’a karşı bir savaş sürdürmesine ihtimal veriyor musunuz?
Reissner: Bir savaşı mümkün görmüyorum. Bir hedefe yönelik askeri bir saldırının ise daha mümkün olduğunu düşünüyorum. Ya ABD ya da İsrail tarafından. Amerikalılar İran’ı çatırdatmaya çalışıyorlar. Yani onu uysal kılmak istiyorlar. Asıl bunun peşindeler. Bunu nasıl yapacaklarını ise, kendileri bile bilmiyorlar.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...