|

İRAN
Çev: Kamil Cengiz
EM 01-05 , 29/01 Ocak www.eurasischesmagazin.de
Daha kötü olan ne?: atom bombasına sahip bir İran mı,
yoksa kaos bataklığına saplanmış bir Ortadoğu mu?
Bu soruya Dr. Johannes Reissner, Eurasisches Magazin ile birlikte cevap
aradı. Reissner Berlin’de faaliyet gösteren Bilim ve Politika Vakfı’na
bağlı olarak çalışan bir araştırma gurubu. Ağırlıklı olarak ilgilendiği
konular İran ve İslam dünyasının Batıyla olan ilişkileri.
Erasisches Magazin: Amerikan star muhabiri Seymour Hersh’e göre, Bush
hükümetinin aylardır İran’la muhtemel bir savaş için saldırı hedefleri
belirlemeleri yönünde uzmanlara araştırma yaptırı-yor. Amerikan
Cumhurbaşkanının görevine başladığında bildirdiği ‘özgürlüğün yayılması’
hedefini, İran’ı da içine alacak şekilde genişleteceğini düşünüyor
musunuz?
Johannes Reissner: Bu özgürlüğün yayılması kavramı konusunda sadece
yüksek düzeydekilerin kafası karışık değil; ayrıca ABD bu yayılmayı
nasıl gerçekleştireceğini de bilmiyor. Onlar belli bir zamandan beri bir
İran politikasına sahip değiller.
EM: Hersh’in raporu İran’da nasıl karşılandı?
Reissner: Amerikalıların şimdiden casuslarıyla İran’da operasyonlar
yaptıklarından ve raporun İran’ın kendi ülkesini kontrol altında
tutamadığı mesajını verdiğinden dolayı elbette kızgınlar.
EM: Yeşiller-şefi Bütikofer, Bush’u özgürlüğün büyük parolası sonuçta
daha az özgürlük getiren bir politika için ‘kaçırılıyor’ diye suçlarken
haklı mıdır?
Reissner: Bu sayın Bütikofer tarafından güzel formüle edilmiş. Ancak
problem daha derinlere iniyor. En geç 11 Eylül 2001 ve Afganistan
seferinden sonra Amerikan dış politikasında yapıcı bir kapasite artık
gözlenmiyor. Amerikalılar gerçi rejimleri devirme gücüne sahipler, fakat
bu politikada inşa edici unsurlar bulunmamaktadır.
EM: Yapıcı bir Amerikan dış politikası nasıl olmalı?
Reissner: Kendisini tekrar uluslararası oyun kurallarına ve hukuk
normlarına göre yönlendirmeli. Şu zamanlar ise iktidar yoğunluğundan
dolayı bu kuralları kendisi için geçersiz sayıyor
EM: İran Bush tarafından ‘şer ekseni’ olarak tanımlanıyor; yeni
Dışişleri Bakanı Condolezza Rice tarafından ise ‘zulmün avlusu’ olarak
tanımlanıyor. Neden özellikle İran da, mesela bir Suudi Arabistan değil?
Reissner: Bunun çok basit bir sebebi var; çünkü İran ABD’ye karşı
geliyor. Buna karşın Suudi Arabistan uzun zaman en iyi müttefik olarak
kabul edildi; bugün de kısmen kabul ediliyor.
EM: Yani farkın nedeni, Suud hükümdarlarının itaatkarlığı mı ?
Reissner: Evet, belirleyici kriter bu.
EM: Tahran’daki molla rejimi birçok İranlı tarafından da keskin bir
şekilde eleştiriliyor. Halk bir savaş durumunda kimin tarafında yer
alır; saldırganların mı savunucuların mı?
Reissner: Sürgünde yaşayan İranlıların belli bir tipi, Amerikalılar
Irak’a saldırdıklarında, onların çiceklerle karşılanacakları İran’a
saldırmalarının daha iyi olacağını söylemişlerdi. Bunlar birkaç sürgünün
rüyalarıdır. Amerikalıları hoş karşılayan bazı İranlılar olabilir. Fakat
ulusal bağımsızlığın İran’daki insanlarda – hangi siyasi renkten
olurlarsa olsunlar- çok, çok önemli bir konumu var. Bu noktada
Amerikalılar hiçbir illüzyona kapılmamalılar. Tahran’a her türlü
eleştiri yapılabilse de, İranlıların çoğunluğunun desteğini almak
beklenmemeli.
EM: Siz şu günler Amerikalıların İran halkının desteğini beklemeyi
zihinlerinden silmeleri gerektiğini yazan meşhur Tahran’lı muhabir İssa
Saharkhiz’in görüşünü paylaşıyorsunuz. O kelimesi kelimesine şunları
söylüyor: “İranlıların tarihi, kendi bağımsızlıklarını hiçbir şey için,
bu daha fazla özgürlük de olsa, feda etmediklerini gösteriyor.”
Reissner: Amerika’daki şahinlerin İran’a karşı askeri
saldırıda halk hemen Tahran’daki rejime karşı ayaklanır ümidi tamamen
bir vehimdir. Molla rejimini destekleyen ve bunu baskı altında
olmaksızın yapan güçler var. Kötü rejim iyi halk ayrımı ‘popülist’ bir
saçmalıktır. Böyle bir değerlendirmeyi jeo-stratejik mülahazaların
temeli kılmayı çok tehlikeli buluyorum. Amerikalılar İran’a girdikleri
an, orada birinci dereceden bir kaos oluşur. Zira ülkede çok çeşitli
iktidar merkezleri var ve İran halkı tarağın dişleri gibi değil. Bu
siyasi bir batıl inançtır. Bir saldırıda bu teşekkül sonuçları
kestirilemeyecek şekilde imha olur.
EM: Bu tür muhtemel sonuçlara dair ne söyleyebilirsiniz?
Reissner: İran’ın kurumlarına yönelik bir askeri saldırı
uluslararası siyasette büyük zararlara yol açar. Ayrıca böyle bir
saldırının, eğer Tahran’daki yönetim gerçekten Atom silahları elde
etmeye kararlıysa, bunu geciktirmenin ötesinde bir etkisinin
olup-olmayacağı şüphelidir. Gerçek bir savaş, yani askerlerle ülkeye
girmek, bütün bölgeyi şu an Irak’ta olduğundan çok daha kötü bir kaosa
sürükler. Beklenilen korkunçluk açısından şu soruyu ciddi bir şekilde
kendimize sormamız gerekiyor: Daha kötü olan nedir? Atom bombasına sahip
bir İran mı, yoksa kaos bataklığına saplanmış bir Ortadoğu mu? Ancak
Irak’ta olup bitenlere baktığımda ABD’yi böyle bir korkunç senaryonun
ürkütüp ürkütmeyeceği konusunda bir öngörüde bulunamıyorum. ABD’nin
İran’a girmesiyle rejimin hemencecik çökeceği düşüncesi bir illüzyondan
ibarettir.
EM: İran bir Amerikan saldırısına karşı askeri olarak ne yapabilir?
Reissner: İran çok büyük bir ülke. 70 milyon nüfusuyla neredeyse
Irak nüfusundan üç kat daha büyük. Çok farklı bir coğrafyaya sahip.
Bunun dışında, İran, uzun zaman uluslararası ambargoya maruz kalan
Irak’a karşın genel olarak daha iyi donanımlı. Ülkenin dünyanın en güçlü
askeri gücüne ne derece karşı koyabileceğini bilemiyorum. Böyle bir
durumda rejimin hemen yıkılacağını ummak bir vehimdir. Ve Amerikalıları
da aptal olarak görmediğim için böyle bir işgal girişiminde
bulunacaklarını sanmıyorum.
EM: ABD’nin saldırı tehditleri, aslında Tahran’ın yakın zamanda atom
silahlarına sahip olma konusundaki kararlılığını artırmaz mı, mesela
Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi ?
Reissner: İran’daki iç tartışmalarda bu konuda farklı görüşler var.
Bazı meclis üyeleri Kore örneğini vererek onlar gibi yapılmasını teklif
ettiler. Fakat bu İran’da tartışılan sadece bir boyut. Kimse böylesine
tek-taraflı olarak ve körce Kuzey Kore örneğine uymak istemiyor. İranlı
politikacılar da biliyorlar ki onlar Kore değiller; tamamen farklı bir
durumdalar. İran Batı tarafından gelişim imkanlarının kısıtlanmasını
istemiyor. Ama tabii ki ulusal onur gibi değerler tartışılamaz.
EM: Tahran Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Sadık Zibakelam,
bu soruyla ilgili şunları söylüyor: “İslam Cumhuriyeti’nin tarihinde
Atom sorununun dışında hiçbir konuda bu denli bir partiler-üstü ve
ideolojiler-üstü bir birlik olmadı.” Sizce haklı mı?
Reissner: Evet, haklı. Bu konuda ona hak veriyorum. Atom enerjisinin
barışçıl kullanımı konusunda İran’da yoğun tartışmalar yapılmaktaydı ve
halen de bu tartışmalar sürdürülmektedir. Ben diğer ülkelerde de merkezi
sorunlarla ilgili benzeri açık tartışmaların gerçekleşmesini isterdim.
Son olarak İran’da teknolojik gelişim hakkına sahip oldukları konusunda
birlik sağlandı. Bu suretle geniş ve çeşitli ideolojik çizgilerin
ötesinde bir uzlaşı meydana geldi. İran uranyumun barışçıl kullanımından
vazgeçmek istemiyor. Bu hakka, Atom silahlarını engelleme anlaşmasına
göre, mesela Almanya gibi sahiptir. Ve Batı tarafından gelişim
imkanlarının kısıtlanmasını istemiyorlar.
EM: Tarih bu bağlamda bir rol oynuyor mu?
Reissner: Tabi ki, bu bağlamda hemen akla geri kalmışlığın rezaleti,
yabancı ülkeler tarafından kullanılmışlığın acısı ve kendi yöneticileri
tarafından gelişimlerinin engellenmesi geliyor. Burada İran Devrimi’nin
Batı tarafından - özellikle Amerika tarafından, ama Batı’daki sol
tarafından da - kabullenilmeyişi bir rol oynuyor. Bütün bunlar nükleer
sorun bağlamında vahimleşiyor. Burada ulusal onura, ulusal gurura,
ulusal prestije dokunuluyor. Bir hakkın ellerinden alınacağından
korkuluyor. Bu açılan tehlikeli bir gelişme. Zira ulusal onur gibi
değerler üzerinde müzakere edilemez.
EM: Pakistan’ın atom bombası var, Hindistan, Kuzey Kore, Çin ve
Ortadoğu-devleti İsrail’in de Atom-silahları mevcut. İran’ın da bu
ortamda aynısına ulaşmaya çalışması çok mu şaşırtıcı?
Reissner: Hayır, şaşırtıcı değil ve bu İran tarafından kendi tutumu
için kısmen bir gerekçe olarak sunuluyor. Özellikle İsrail tarafından
kendisini tehdit altında görüyor; Pakistan ve Hindistan tarafından o
kadar değil. Böylece İranlıların öne sürdüğü argümanlar kendi
kuyruklarını ısırıyor: zira bir taraftan zaten Atom silahı
istemediklerini açıklıyorlar, fakat diğer taraftan başkalarının bu
silahlara zaten sahip olduklarını ve kendilerinin tehdit altında
olduklarını dile getiriyorlar.
EM: Amerika ve Avrupa, Hindistan ve Kuzey Kore gibi güçler tarafından
tehdit altındalar mı?
Reissner: Potansiyel bir tehdit elbette hiçbir zaman tamamen
dışlanamaz, eğer bir ülkenin atom silahları varsa. Bu İran için de
geçerlidir, şayet bir gün nükleer silahlara sahip olacak olursa. Siyasi
olarak Avrupa ve Amerika için böyle bir tehdit kesinlikle söz konusu
değil. İranlılar akıllarını yitirmediler ki, neden Avrupa’ya
saldırsınlar? Bu önemli bir yön. Roketlerin menzillerini hesaplamak bu
konuda yeterli değil. Amerika Avrupa’nın defteri elinden almasını
istemiyor.
EM: Batı’da hiçbir kimse Atom gücüne sahip Pakistan ya da Atom gücüne
sahip Hindistan’ın bizi tehdit ettiğini söylemiyor. Neden özellikle İran
tarafından böyle bir tehdit çıksın?
Reissner: İran’ın bir ‘şer devleti’ şöhreti var. Bunun dışında
sürekli devrim ihracının ilk ideolojisi abartılıyor ve iktibas ediliyor.
Bunların hepsinin tesiri yankılanmaya devam ediyor.
EM: İran, eğer olursa, Afganistan ve Irak’tan sonra ABD’nin
‘terörizme karşı savaş’ bağlamında saldırdığı üçüncü ülke olur.
Washington bu savaşta hangi hedefler peşinde?
Reissner: Elbette burada anti-terör mücadelesi de yapılıyor – ancak
buradaki soru şu: Terörizme karşı bir savaş yapmak mümkün müdür?
Hakikatte ise burada tek tek ülkelere karşı ve bu ülkelerin içinde bir
savaş sürdürülüyor.
EM: Ve şimdi İran’a karşı ve İran’ın içinde bir savaş yapılacak?
Reissner: ABD doksanlı yılların ortasından beri defaatle, açık
anlaşılır bir şekilde, İran’ın kendi Ortadoğu ve Ortaasya politikalarına
o ülkeye bir girişin olmadığından, hiçbir ilişkinin mevcut olmadığından,
hiçbir nüfuzun sağlanamadığından bir engel teşkil ettiğini açıkladı. Bu
duruma uzun vadede katlanılamazmış. Avrupalıların böyle bir girişi var.
Şimdi Amerika tarafından Tahran’a karşı başlatılan gürültü koparma
inisiyatifi bu yüzden Avrupalılar tarafından defteri ellerinden
aldırmama girişimidir.
EM: İran bombayı yapmayı becerirse neler olacak? Komşuları nasıl bir
tepki verecek?
Reissner: Bu, silahlanma konusunda bölgesel bir rekabete yol
açabilir. Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın ve Türkiye’nin nükleer silahlara
ilgi duydukları konusunda işaretler var. Her halde Mısır’la ilgili bunu
Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Dairesi’nin enformasyonları ifade
ediyor. İran’ın nükleer donanımının Atom silahları engelleme
anlaşmasının sonunu getireceğinden korkuluyor.
EM: İran’ın defaatle tekrar edilen nükleer silahlar geliştirmeme
garantisine güvenilir mi?
Reissner: İran’ın atom silahları istemediği konusundaki garantisini
her şeyden önce ciddiye almak lazım. Biz Avrupalılar İranlılarla
müzakereleri sürdürüyoruz. Bu ülkede de Teksasvari davranıp biz
İranlılara zaten inanmıyoruz diyen politikacılar var. Bu durumda
müzakere yapma gereğini duymamalılar. Belli bir şüphe ise her zaman
gerekli. Ve bombanın inşa edilmesine ilgi duyan hem dini hem milliyetçi
İranlı politikacılar da var. Fakat hakim olan siyasi çizgi bu değil.
İran gerçekten de Atom silahlarını engelleme anlaşmasına taraftar. O
uluslararası güvenilir bir partner olmak için çabalıyor. Bu bakımdan
Tahran’ın iyi bir namı var.
EM: İran’ın atom silahlarına kavuşmasını engellemek isteyen
Avrupalıların İran’daki itibarı nasıl?
Reissner: Avrupalıların ABD’nin İran’a şiddet yoluyla karşı çıkma
konusundaki tehditlerine yönelttikleri tepkilerden dolayı İranlılar
rahatlamışlardı. Gerçi Avrupalıların bu hususta kararlı olup
olamayacakları konusunda düşünceli sesler de vardı. Eğer gerçekten dişe
diş bir noktaya gelinirse, eğer ABD ve İsrail İran’a karşı harekete
geçerlerse, kesinlikle bütün Avrupalı ülkelere güvenilemeyeceği
konusunda korkular var. Avrupalıların gelecekteki davranışlarına dair
izleri, Şubatta Bush’un Avrupa gezisinde yapılan konuşmalardan çıkarmak
mümkün.
EM: Avrupalılar İran’ı atom silahları yapmama konusunda ikna etmeye
çalışıyor. Onlar özellikle diploması ve ekonomik baskıya başvuruyorlar.
AB’nin adımlarının başarı vadettiğini düşünüyor musunuz?
Reissner: Bu benim gözümde tek mümkün yol. Şiddetle hareket etmeye
dair Amerikan ve İsrail metoduna her halükarda tercih edilmeli.
Avrupalılar diplomasinin önemli unsuru olan ikna çalışmaları yapıyorlar.
Ve onlar İran’ı sadece bir atom meselesine indirgemiyorlar. Hatta birkaç
sene önce İran’ın bütün bölge için bir istikrar partnerliğinden
bahsediliyordu. Bush’un selefi Clinton bile bu ifadeyi kullandı. Bütün
bunlar şimdi, en azından Washington’da unutulmuş gözüküyor.
EM: İran’ın ileride atom silahları geliştirmeyeceği konusunda bahse
girer misiniz?
Reissner: Hayır böyle bir bahse girmem.
EM: Bush’un ikinci döneminde ABD’nin İran’a karşı bir savaş
sürdürmesine ihtimal veriyor musunuz?
Reissner: Bir savaşı mümkün görmüyorum. Bir hedefe yönelik askeri
bir saldırının ise daha mümkün olduğunu düşünüyorum. Ya ABD ya da İsrail
tarafından. Amerikalılar İran’ı çatırdatmaya çalışıyorlar. Yani onu
uysal kılmak istiyorlar. Asıl bunun peşindeler. Bunu nasıl yapacaklarını
ise, kendileri bile bilmiyorlar.
|