Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 314 | Şubat  2005

                   

 

 


Aşağılık Siyasetler

Atasoy Müftüoğlu

Terör yalanları; dünyanın hemen her yerinde, emperyalizmi, faşizmi, ırkçılığı, Haçlı seferlerini meşrulaştırabilmek için özellikle ve sistemli bir şekilde gündemde tutuluyor. Dünya çapındaki askeri hareketleri, operasyonları haklı çıkarabilmek için çok çirkin, çok kirli komplolar hazırlanıyor. Amerika, yeni sömürgeleştirmeler için yeni propaganda malzemelerine ihtiyaç duyuyor. Emperyalizm sürekli olarak provokasyon üretiyor, çok aşağılık siyasetlere başvuruyor, dünya gündemine vaziyet edebilmek için, anti-terörizm kampanyasını sürdürüyor, terör konusunu sınırsız bir biçimde manipüle ediyor. Medya’nın gündemi insanlığın gündemini belirlemeye başlayınca, çok tehlikeli bir bağımlılık durumu ortaya çıkıyor. İnsanlığın gündemi medyanın gündeminden, insanlığın bakışı medyanın bakışından, insanlığın yorumları medyanın yorumlarından bağımsız olabilmelidir. Çünkü medya egemen ideolojik gücün hizmetinde bulunuyor. Medya, paranoyak tehditlerin, agresif politikaların ve savaş tellallığının sözcülüğünü üstleniyor.

Günümüz dünyasına “oldu - bitti” siyasetleri yön veriyor, partizan ve ideolojik bir hukuk anlayışı belirleyici oluyor. Milyonlarca insanı yerlerinden, yurtlarından eden ve katliama uğrayan Amerika’nın ve İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlar sorgula-namıyor, yargılanamıyor. Terörün küresel iktidarı ve ittifakı, bağımsız hareketlere, bağımsız düşüncelere ve eğilimlere hayat hakkı tanımıyor. Sermayenin kararsızlığı bir tüketim terörüne dönüşüyor. Bilimin her şeyi açıkladığı yolundaki ölçüsüz, kibirli iddialar yeni aşırılıklara neden olu-yor. İmparatorluk kurabilmek için sürekli olarak savaşa ihtiyaç duyan emperyalizmin ideolojik amaçları, propaganda medyası tarafından temsil ediliyor. Propaganda medyası, yanlış varsayımlar ve önyargılı projeksiyonlar geliştiriyor, bunları çoğaltıyor. Amerikan emperya-lizmi Ortadoğu’da İsrail’in gücüne alternatif olabilecek bütün güçleri etkisiz kılmaya çalışıyor.

Günümüzde modernliğin yerini küresellik alıyor. Modernliğin ahlaki sistemi bütünüyle bozduğunu kaydetmek gerekiyor. Sanayileşme ve kitlesel tüketim çevresel bir tehdit halini alıyor. Küresel askeri düzen insanlığın güvenliğini tehdit ediyor. Küresel ölçekte gelişen kültürel bütünleşme, farklı/özgün kültürleri, renkleri, etkileri işlevsiz kılıyor ve yutuyor. Moda saplantılar, değerlerden kökten bir kopuşu kışkırtıyor. Küresel sistem, İslam’ı, İslami hareketleri marjinalize etmek, İslam’ın otoritesini sarsmak, İslami inançları tarihsel bir kalıntıya dönüştürmek üzere, İslam toplumlarına kültürel bir terörizm uyguluyor. Bu kültürel terörizm sebebiyle, İslam toplumlarında, Türkiye’de örnekleri görüldüğü üzere büyük kopuşlar ve ciddi eksen kaymaları yaşanıyor. Koşul-lar, farklı ve zayıf karakterleri, farklı ve zayıf kişilikleri zorluyor. Aziz İslam uygarlığı farklılıkları gözeti-yordu, batı uygarlığı ise farklılıkları yok ediyor. Bugün, İslami ilgi mistik arayışlara ve özel olarak sürdürülen manevi bağlılıklara dönüşüyor, dö-nüştürülüyor.

Bir özgürlük iradesi oluşturamayan toplumlara, topluluklara, tarihsel güçler kolaylıkla yön verebi-liyor. Bir irade oluşturmayan toplumların var oluşlarının gerçek bir var oluş olmadığını bilmek gerekiyor. Bir irade oluşturmak üzere sorumluluk almayan, insani, toplumsal sorumlulukları yerine getirmeyen bireyler ve toplumlar, insanlık dışı muamelelere/uygulamalara açık hale gelirler. Ahlaki şahsiyete sahip olmayan birey ve toplumlar, bir dava bilincini temsil edemezler. Bencil bireyler ve bencil toplumlar, diğer bireylerin ve diğer toplumların kaderlerine, acılarına, yoksunluklarına yabancıdır. Her türlü bencillik ahlaki iflasın bir sonucudur.

Modern, post modern kültür ve dünya görüşü, bütün toplumlarda, hayatın her alanında resmi-yavan-sahte ilişkiler, ikiyüzlülükler, kirlilikler üreti-yor. Hayatın her alanında yoğun bir şey’leşme, eşyalaşma yaşandığı için, bütün içerikler birer birer yok oluyor. Batı’nın hükmedici, kibirli tanımları, kavram ve kurumları, her türlü tehdit yöntemi kullanılarak, zor kullanılarak bütün toplumlara yansıtılmaya çalışılıyor.

Koşullar böyle gerektiriyor, böyle istiyor diye, ahlaki özelliklerimizden, İslami özelliklerimizden vazgeçemeyiz. Zulme karşı koymak ve adaleti ikame etmek, her zaman onurla yerine getirmek durumunda olduğumuz temel şiarımız olmalıdır. İçerisinde bulunduğumuz süreçler, karşı konulamaz, kaçınılamaz, sorgulamaz süreçler değildir. Teslimiyetçi-likten daha büyük bir zavallılık yoktur. Bireylerin ve toplumların güçsüzleştirilmesi, zayıflatılması, faşizmin güçlenmesi anlamına gelir. Uluslararası protesto hareketlerinin, muhalefet hareketlerinin kalıcı/caydırıcı bir etki uyandırmaması, emperyalist ve Siyonist vahşete cesaret veriyor. Bu durumda, öncelikle, her toplumda kamuoyu bilincinin yükseltilmesi gerekiyor. Oryantalist klişeler, aşınmış çerçeveler, çarpıtmalar ve içerikten yoksun genellemelere boyun eğmek, düşünsel/entelektüel bir kirlenme nedenidir. Dışlamaktan korkarak, kimliklerinden vazgeçenler, karakterleri aşındığı için bu yolu seçerler.

Aziz İslam, sınırları aşan bir bilincin adıdır. Kıtalar üstü kardeşlik ve dayanışma bilinci bütün zamanlar boyunca İslam tarafından temsil edildi. İslam, farklılıkları evrensel ümmet kavramı içerisinde uzlaştırdı, bağdaştırdı. Geçmişte önümüzde fiziksel engeller olduğu halde bir kardeşlik iklimi gerçekleştirdik. Bugün önümüzde fiziksel engeller de yok. Müslümanlar arasında kültürel uzaklıklar olmamalı, etnik bencillikler, mezhep bencillikleri olmamalı. Bugün, her zamandan daha yoğun bir kültürel, ilişki ve kültürel etkileşim içerisinde bulunabiliriz.

Hareketsizliği ve yalıtılmışlığı Ümmet çapında geliştireceğimiz ilişki ve etkileşimle aşabiliriz. İslam’ın evrenselliği içi boş bir evrensellik değildir. İslam zamanlarında, İslami yönetimler, farklı etnik grupları rahatsız etmemek için, o dönemde hakim olan kimliklerini hiçbir suretle öne çıkarmamışlardır. Ortak İslam kardeşliği, dil, etnik köken ve ırk farkı gözetmeyen bir kimliktir.

Günümüzde İslam toplumları, Batı Dünyasının kültürel üstünlük iddiaları karşısında bir özgüven eksikliği yaşıyor. İslami cemaatler, ütopik spekülas-yonlarla, kolektif fantezilerle ayakta durmaya çalışıyor, geçmişçi yaklaşımları aşamıyor. Bu nedenle de, kendi kendine yeten bir düşünce hayatı, bir kültür hayatı oluşturulamıyor. Batı kültürü de maddi ürünlerle sınırlı sığ bir kültür anlayışını, niteliksiz, düzeysiz bir tüketiciliği, Amerikan yaşam tarzının kültürel ikonlarını standartlaştırıyor. Bu kültür, kesinlikle insani hassasiyetler, kaygılar ve sorumluluklar taşımıyor. Bu kültür, asli değerleri tali de-ğerlere, doğal karakterleri yapay karakterlere dönüş-türüyor. Bu kültür, insanları bir şekilde tarafsızlaş-tırıyor, yabancılaştırıyor, yatıştırıyor; bütün kişilikleri istikrarsızlaştırarak, çok yavan bir sıradanlığa mahkum ediyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...