|

Aşağılık Siyasetler
Atasoy Müftüoğlu
Terör yalanları; dünyanın hemen her yerinde, emperyalizmi, faşizmi,
ırkçılığı, Haçlı seferlerini meşrulaştırabilmek için özellikle ve
sistemli bir şekilde gündemde tutuluyor. Dünya çapındaki askeri
hareketleri, operasyonları haklı çıkarabilmek için çok çirkin, çok kirli
komplolar hazırlanıyor. Amerika, yeni sömürgeleştirmeler için yeni
propaganda malzemelerine ihtiyaç duyuyor. Emperyalizm sürekli olarak
provokasyon üretiyor, çok aşağılık siyasetlere başvuruyor, dünya
gündemine vaziyet edebilmek için, anti-terörizm kampanyasını sürdürüyor,
terör konusunu sınırsız bir biçimde manipüle ediyor. Medya’nın gündemi
insanlığın gündemini belirlemeye başlayınca, çok tehlikeli bir
bağımlılık durumu ortaya çıkıyor. İnsanlığın gündemi medyanın
gündeminden, insanlığın bakışı medyanın bakışından, insanlığın yorumları
medyanın yorumlarından bağımsız olabilmelidir. Çünkü medya egemen
ideolojik gücün hizmetinde bulunuyor. Medya, paranoyak tehditlerin,
agresif politikaların ve savaş tellallığının sözcülüğünü üstleniyor.
Günümüz dünyasına “oldu - bitti” siyasetleri yön veriyor, partizan ve
ideolojik bir hukuk anlayışı belirleyici oluyor. Milyonlarca insanı
yerlerinden, yurtlarından eden ve katliama uğrayan Amerika’nın ve
İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlar sorgula-namıyor,
yargılanamıyor. Terörün küresel iktidarı ve ittifakı, bağımsız
hareketlere, bağımsız düşüncelere ve eğilimlere hayat hakkı tanımıyor.
Sermayenin kararsızlığı bir tüketim terörüne dönüşüyor. Bilimin her şeyi
açıkladığı yolundaki ölçüsüz, kibirli iddialar yeni aşırılıklara neden
olu-yor. İmparatorluk kurabilmek için sürekli olarak savaşa ihtiyaç
duyan emperyalizmin ideolojik amaçları, propaganda medyası tarafından
temsil ediliyor. Propaganda medyası, yanlış varsayımlar ve önyargılı
projeksiyonlar geliştiriyor, bunları çoğaltıyor. Amerikan emperya-lizmi
Ortadoğu’da İsrail’in gücüne alternatif olabilecek bütün güçleri etkisiz
kılmaya çalışıyor.
Günümüzde modernliğin yerini küresellik alıyor. Modernliğin ahlaki
sistemi bütünüyle bozduğunu kaydetmek gerekiyor. Sanayileşme ve kitlesel
tüketim çevresel bir tehdit halini alıyor. Küresel askeri düzen
insanlığın güvenliğini tehdit ediyor. Küresel ölçekte gelişen kültürel
bütünleşme, farklı/özgün kültürleri, renkleri, etkileri işlevsiz kılıyor
ve yutuyor. Moda saplantılar, değerlerden kökten bir kopuşu kışkırtıyor.
Küresel sistem, İslam’ı, İslami hareketleri marjinalize etmek, İslam’ın
otoritesini sarsmak, İslami inançları tarihsel bir kalıntıya dönüştürmek
üzere, İslam toplumlarına kültürel bir terörizm uyguluyor. Bu kültürel
terörizm sebebiyle, İslam toplumlarında, Türkiye’de örnekleri görüldüğü
üzere büyük kopuşlar ve ciddi eksen kaymaları yaşanıyor. Koşul-lar,
farklı ve zayıf karakterleri, farklı ve zayıf kişilikleri zorluyor. Aziz
İslam uygarlığı farklılıkları gözeti-yordu, batı uygarlığı ise
farklılıkları yok ediyor. Bugün, İslami ilgi mistik arayışlara ve özel
olarak sürdürülen manevi bağlılıklara dönüşüyor, dö-nüştürülüyor.
Bir özgürlük iradesi oluşturamayan toplumlara, topluluklara, tarihsel
güçler kolaylıkla yön verebi-liyor. Bir irade oluşturmayan toplumların
var oluşlarının gerçek bir var oluş olmadığını bilmek gerekiyor. Bir
irade oluşturmak üzere sorumluluk almayan, insani, toplumsal
sorumlulukları yerine getirmeyen bireyler ve toplumlar, insanlık dışı
muamelelere/uygulamalara açık hale gelirler. Ahlaki şahsiyete sahip
olmayan birey ve toplumlar, bir dava bilincini temsil edemezler. Bencil
bireyler ve bencil toplumlar, diğer bireylerin ve diğer toplumların
kaderlerine, acılarına, yoksunluklarına yabancıdır. Her türlü bencillik
ahlaki iflasın bir sonucudur.
Modern, post modern kültür ve dünya görüşü, bütün toplumlarda, hayatın
her alanında resmi-yavan-sahte ilişkiler, ikiyüzlülükler, kirlilikler
üreti-yor. Hayatın her alanında yoğun bir şey’leşme, eşyalaşma yaşandığı
için, bütün içerikler birer birer yok oluyor. Batı’nın hükmedici,
kibirli tanımları, kavram ve kurumları, her türlü tehdit yöntemi
kullanılarak, zor kullanılarak bütün toplumlara yansıtılmaya
çalışılıyor.
Koşullar böyle gerektiriyor, böyle istiyor diye, ahlaki
özelliklerimizden, İslami özelliklerimizden vazgeçemeyiz. Zulme karşı
koymak ve adaleti ikame etmek, her zaman onurla yerine getirmek
durumunda olduğumuz temel şiarımız olmalıdır. İçerisinde bulunduğumuz
süreçler, karşı konulamaz, kaçınılamaz, sorgulamaz süreçler değildir.
Teslimiyetçi-likten daha büyük bir zavallılık yoktur. Bireylerin ve
toplumların güçsüzleştirilmesi, zayıflatılması, faşizmin güçlenmesi
anlamına gelir. Uluslararası protesto hareketlerinin, muhalefet
hareketlerinin kalıcı/caydırıcı bir etki uyandırmaması, emperyalist ve
Siyonist vahşete cesaret veriyor. Bu durumda, öncelikle, her toplumda
kamuoyu bilincinin yükseltilmesi gerekiyor. Oryantalist klişeler,
aşınmış çerçeveler, çarpıtmalar ve içerikten yoksun genellemelere boyun
eğmek, düşünsel/entelektüel bir kirlenme nedenidir. Dışlamaktan
korkarak, kimliklerinden vazgeçenler, karakterleri aşındığı için bu yolu
seçerler.
Aziz İslam, sınırları aşan bir bilincin adıdır. Kıtalar üstü kardeşlik
ve dayanışma bilinci bütün zamanlar boyunca İslam tarafından temsil
edildi. İslam, farklılıkları evrensel ümmet kavramı içerisinde
uzlaştırdı, bağdaştırdı. Geçmişte önümüzde fiziksel engeller olduğu
halde bir kardeşlik iklimi gerçekleştirdik. Bugün önümüzde fiziksel
engeller de yok. Müslümanlar arasında kültürel uzaklıklar olmamalı,
etnik bencillikler, mezhep bencillikleri olmamalı. Bugün, her zamandan
daha yoğun bir kültürel, ilişki ve kültürel etkileşim içerisinde
bulunabiliriz.
Hareketsizliği ve yalıtılmışlığı Ümmet çapında geliştireceğimiz ilişki
ve etkileşimle aşabiliriz. İslam’ın evrenselliği içi boş bir evrensellik
değildir. İslam zamanlarında, İslami yönetimler, farklı etnik grupları
rahatsız etmemek için, o dönemde hakim olan kimliklerini hiçbir suretle
öne çıkarmamışlardır. Ortak İslam kardeşliği, dil, etnik köken ve ırk
farkı gözetmeyen bir kimliktir.
Günümüzde İslam toplumları, Batı Dünyasının kültürel üstünlük iddiaları
karşısında bir özgüven eksikliği yaşıyor. İslami cemaatler, ütopik
spekülas-yonlarla, kolektif fantezilerle ayakta durmaya çalışıyor,
geçmişçi yaklaşımları aşamıyor. Bu nedenle de, kendi kendine yeten bir
düşünce hayatı, bir kültür hayatı oluşturulamıyor. Batı kültürü de maddi
ürünlerle sınırlı sığ bir kültür anlayışını, niteliksiz, düzeysiz bir
tüketiciliği, Amerikan yaşam tarzının kültürel ikonlarını
standartlaştırıyor. Bu kültür, kesinlikle insani hassasiyetler, kaygılar
ve sorumluluklar taşımıyor. Bu kültür, asli değerleri tali de-ğerlere,
doğal karakterleri yapay karakterlere dönüş-türüyor. Bu kültür,
insanları bir şekilde tarafsızlaş-tırıyor, yabancılaştırıyor,
yatıştırıyor; bütün kişilikleri istikrarsızlaştırarak, çok yavan bir
sıradanlığa mahkum ediyor.
|