Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 314 | Şubat  2005

                   

 

 


Kral George

Terc: Selvet Akgün / 24.01.2005 / Telepolis

                                                                                                             Uri Avnery
ABD ve İsrail’in çok hassas sembiyozu ve Bush’un tehlikeli misyonu
‘Merasim konuşması’nda Bush, dünyanın her köşesine özgürlük ve demokrasi götürmeye söz verdi. Ne fazla ne az. O bu hedefi gerçekleştirdiği iki ülkenin ismini verdi: Irak veAfganistan. Neo-Con’ların ABD ve İsrail’in diğer iki düşmanını ortadan kaldırmak için İran ve Suriye’ye de ‘demokrasi götürmeyi’ hedefledikleri bir sır değil.
Kral V. George öldüğünde üzüntünün bir işareti olarak okulumuz tatil oldu. Filistin o zamanlar ülkeyi Halklar Birliğinin bir mandası olarak yöneten Biritanya İmparatorluğunun bir parçasıydı. Bugüne kadar Tel Aviv’in merkezinde benim evimden fazla uzakta değil, bir cadde onun ismini taşıyor: King George Street. V. George’un halifesi – kısa bir ara zamandan sonra- hayatımızda son George olan VI. George idi. Şimdi ise yeni bir King George var, Biritanyalı değil, fakat Amerika’lı.
ABD ile İsrail arasındaki ilişkileri tanımlamak zor. ABD’nin ülkemiz üzerinde bir mandası yok. Bu iki ulus arasında normal bir ittifak da değil. Uydu ve efendisi arasındaki ilişki de değil.
Bazı insanlar –yarı şaka- ABD’nin İsrail’in bir kolonisi olduğunu söylüyorlar. Ve gerçekten de birçok bakımdan sanki Cumhurbaşkanı Bush’u Şaron parmağında oynatıyormuş gibi gözüküyor. Her iki Kongre de İsrail’li sağ kanada karşı tam itaatkarlar – Knesset’den çok daha fazla. Eğer Pro-İsrail-Lobisi Kapitol tepesinde 10 Emiri kaldırmayı teklif eden bir kararı desteklese, her iki Kongre’de bunu ezici bir çoğunlukla kabul ederdi deniliyor. Kongre her yıl İsrail’le dev bir miktarın ödenmesini karara bağlıyor.
Diğerleri aksini iddia ediyorlarÊ: İsrail bir Amerikan kolonisidir. Ve gerçektende: bu da birçok bakımdan doğru. İsrail hükümeti için ABD’nin Cumhurbaşkanının net çizilmiş bir talebini geri çevirmesi düşünülemez. Amerika İsrail’e pahalı bir keşif uçağını Çin’e satmayı mı yasaklıyor ? İsrail satışı iptal ediyor. Amerika geçen hafta olduğu gibi Gazze şeridinde geniş çaplı bir askeri operasyonu mu yasaklıyor? Aksiyon iptal oluyor. Amerika İsrail ekonomisinin Amerikan reçetesine göre yönetilmesini mi arzu ediyor ? Problem değil. Bir Amerika’lı (elbette sünnetli biri) şimdi İsrail’in Merkez Bankası tarafından direktör yapıldı.
Hakikaten iki verziyon da doğru: ABD bir İsrail kolonisi ve İsrail bir Amerikan kolonisidir. İki ülke arasındaki ilişki bir sembiyozdur. Bu terim Oxford Dictionary’de şu şekilde tanımlanmaktadır: ‚Birbirine sıkı bir şekilde bağlanmış ya da birinin diğeri içinde yaşadığı iki organizma arasındaki bağlantı.’ (Terim iki Yunanca kelimeden oluşmaktadır: ‘yaşamak’ ve ‘beraber’).
Bu sembiyozun sebepleri üzerinde çok şeyler söylendi. Amerikan Hristiyan siyonizm Yahudi siyonist organizasyondan önceydi. Amerikan miti neredeyse İsrail’li mit ile özdeş, hem içerik bakımından hem de sembol değeri bakımından (Yerleşimciler memleketlerinden takip edildiklerinden dolayı kaçtılar, boş ülke, öncüler çölü fethediyorlar, vahşi yerliler vb.) Her ikisi de iyi ve kötüyü içine alan bir göçmen ülkesi.
İki hükümette çıkarlarının örtüştüğüne inanıyorlar. İsrail’in Bağımsızlık gününde İsrail bayrağının yanında birçok Amerikan bayrağının dalgalandığı görülür – dünyada benzeri bulunmayan bir fenomendir bu.
Bu yüzden son haftadaki George Bush’un ikinci dönem görevine başlama merasimi İsrail için özel bir öneme sahipti. Devlet tarafından kontrol edilen televizyon kanalı bu merasimi naklen verdi. Birçok bakımdan ABD’nin Cumhurbaşkanı İsrail’in Kralıdır.
NeoCons’lar devrimcidir.
George Bush çok basit, çok aşırı görüşlere sahip çok şiddet yanlısı bir şahıs, bunun üstüne hakikatlere gözünü kapayan bir tip. Bu çok tehlikeli bir kombinasyon. Bu kişiler insanlık tarihinde birçok felaketlerin müsebbibi oldular. ‚Terör hükümranlığı’nı icad eden Fransız devrimcisi Maximilian Robespierre, giyotinle gerçekleştirmek istediği görüşlerinin korkunç tek düzeliliği yüzünden ‚büyük basitleştirici’ olarak isimlendirilmişti.
Bush’un düşünce ve davranışlarını yönlendiren ideologlara ‚neo-muhafazakar’ ismi veriliyor, ancak bu yanıltıcı. Gerçekte ise onlar devrimci bir gurup. Onların hedefi, bir şeyi muhafaza etmek değil, fakat devirmektir. Onlar –çoğu Yahudidir- sami-faşist fikirleri geliştirmek ve bunların Chicago Üniversitesinde propagasını yapmakla sonuçlanan Troçkist bir geçmişe sahip olan bir Alman-Yahudi Profesör olan Leo Strauss’un öğrencileridir. O demokrasiye karşı tutumunu Gulliverin hikayesini aktarmakla resmetmişti: Gulliver cüceler şehirinde bir ateş çıktığında, onu üzerine su bırakmakla söndürmüştü. Bu tarzda liderlerin küçük elit gurubu neyin iyi olduğunu bilmeyen cahil ve saf olan halka muamele etmeliydi.
‚Merasim konuşmasında’ Bush, dünyanın her köşesine özgürlük ve demokrasi götürmeye söz verdi. Ne az ne de fazla. O bu hedefi gerçekleştirdiği iki ülkeyi söyledi: Irak ve Afganistan. Her ikisi de mesajı bombalarla götüren Amerikan uçakları tarafından yerle bir edildiler. Daha yeni Amerikan askerleri bir büyük şehiri yeryüzünden sildiler, ‘Amerikan değerlerinin’ muhaliflerini ikna etmek için. Şimdi Felluce sanki Tsunami tarafından vurulmuş gibi gözüküyor.
Neo-Con’ların ABD ve İsrail’in diğer iki düşmanını ortadan kaldırmak için İran ve Suriye’ye de ‘demokrasi götürmeyi’ hedefledikleri bir sır değil. İkinci Cumhurbaşkanı Dick Cheney, sanki bir Rottweiler köpeğini salıverme tehdidinde bulunur gibi, İsrail’in İran’a saldıracağı kehanetinde bulundu.
Irak’daki total fiyasko ve daha az açık olan fakat aynı derecede başarısız olan Afganistan örneklerinden sonra, Bush’un benzeri aksiyonlardan çekineceği ümit edilebilirdi. Ancak bu tip hükümdarların çoğunda olduğu gibi yenilgisini kabullenemiyor ve bırakamıyor. Tam aksine bir başarısızlık onu daha da aşırı olmaya sürüklüyor ve Titanic’in kaptanı gibi ‘kursu tutma’ya and içiyor.
‘Güverteyi aksiyonlar için hazırlayın!’
Bush’un halkı tarafından yeniden seçildikten sonra ne yapacağını tasavvur etmek zor geliyor insana. Egosu dev oranda şişirildi ve Äsop’un 27 yüzyıl önce söylediğini tasdikliyor: ‘Zihin ne kadar küçük olursa, vehim de o nispette büyük olur.’
O şanssız, zayıf Colin Powell’i dışarı attı (David Ben Gurion’un Mosh Sharett’i 1956’da Mısır’a saldırısını hazırlamak için kabineden dışarı attığı gibi) ve özel hizmetçisi Condoleeza Rice’ı bakan yaptı (tıpkı Ben Gurion’un Sharett’in yerine Golda Meir’i getirmesi gibi).
Şimdi emir: ‘Güverteyi aksiyonlar için hazırlayın’.Bu güvertede Bush boşlukta hareket eden bir silah gibi, yakınındaki herkes için bir tehlike. Bu seçimlerin sonucu tarihte dünya çapında bir felaket olarak görülebilir.
O iç siyasette de benzeri felaketlerin müsebbibi olabilir. ‘Amerikan değerleri’ adı altında en asil Amerikan değerlerinin bir tanesini yıkma aşamasında: Din ve devletin ayrı tutulması. Onun dini ‘yeniden doğmuş’ bir muhtedinin ahlakı ve acıması olmayan ilkel bir dindir. Eğer bu din bütün hayat alanlarına dayatılırsa –kürtaj yasağından eşcinsel evliliklerin yasaklanmasına, oradan okul kitaplarının revizyonuna kadar- toplum yüzyıllar geri atılır ve anayasanın içeriği tahnit edilir. Bir dört sene daha sonra Amerika, gençliğimizde sevdiğimiz ve hayran kaldığımız ülkeden farklı bir ülke olacak.
Dostlarımdan bir tanesi, Amerikan ulusunda iki ruhun bulunduğunu söylüyor, bir iyi bir kötü ruh. Bu her ulus için geçerli olabilir, İsrail ve Filistin dahil. Fakat Amerika’da bu daha aşırı. Bir taraftan Thomas Jefferson’ın (her ne kadar köleleri ölüm döşeğinde iken hürriyetlerine kavuşturmuş olsada), Abraham Lincoln’un, Woodrow Wilson’ın, Franklin Roosevelt’in ve Dwight Eisenhower’in Amerikası, ideallerin, Marşal planının, Care paketlerinin, bilim ve sanatın Amerikası. Ve diğer taraftan yerli Kızılderili Amerika’lılara karşı yapılmış halk kıyımının, köle tüccarlarının ve vahşi Batı mitinin, Hiroşima’nın, Joe McCharthy’nin, ırklar ayrımının ve Vietnam savaşının – şiddetçi ve baskıcı Amerikası.
Bush’un ikinci görev süresinde bu Amerika, çirkinliğin ve vahşiliğin yeni boyutlarına tırmanabilir. Bütün dünyaya bir baskı modeli gösterebilir. Ben ülkem İsrail’in böyle bir Amerikayla özdeşleştirilmesini istemem. Ondan elde ettiğimiz avantaj kısa vadeli olacak, zararı ise uzun süre kalıcı olacak ve belki de hiçbir zaman giderilemeyecek.
Amerikan anayasasının bir üstünlüğü de, Bush’un 3. kez seçilemeyeceğidir. İsrail’li bir halk türküsünde şöyle söyleniyor: ‚Biz Firavun’u atlatabildik, bunu da atlatırız.’
Uri Avnery barış hareketi Gush Shalom’un kurucusu. Uzun yılların Knesset-milletvekili Avnery, 1923’de Beckum’da(Almanya) doğdu ve 1933’de Filistin’e göç etti, onyıllardır İsrail politikasının muteber şahsiyetlerindendir. Resmi israil hükümet politikalarına karşı mücadeleci-eleştirel tutumuyla ülkesinin dışında da meşhur oldu. Ortadoğu’da barış için gösteridiği angajman için sayısız madalya aldı.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...