|

Kral
George
Terc: Selvet Akgün / 24.01.2005 /
Telepolis
Uri Avnery
ABD ve İsrail’in çok hassas sembiyozu ve Bush’un tehlikeli misyonu
‘Merasim konuşması’nda Bush, dünyanın her köşesine özgürlük ve demokrasi
götürmeye söz verdi. Ne fazla ne az. O bu hedefi gerçekleştirdiği iki
ülkenin ismini verdi: Irak veAfganistan. Neo-Con’ların ABD ve İsrail’in
diğer iki düşmanını ortadan kaldırmak için İran ve Suriye’ye de
‘demokrasi götürmeyi’ hedefledikleri bir sır değil.
Kral V. George öldüğünde üzüntünün bir işareti olarak okulumuz tatil
oldu. Filistin o zamanlar ülkeyi Halklar Birliğinin bir mandası olarak
yöneten Biritanya İmparatorluğunun bir parçasıydı. Bugüne kadar Tel
Aviv’in merkezinde benim evimden fazla uzakta değil, bir cadde onun
ismini taşıyor: King George Street. V. George’un halifesi – kısa bir ara
zamandan sonra- hayatımızda son George olan VI. George idi. Şimdi ise
yeni bir King George var, Biritanyalı değil, fakat Amerika’lı.
ABD ile İsrail arasındaki ilişkileri tanımlamak zor. ABD’nin ülkemiz
üzerinde bir mandası yok. Bu iki ulus arasında normal bir ittifak da
değil. Uydu ve efendisi arasındaki ilişki de değil.
Bazı insanlar –yarı şaka- ABD’nin İsrail’in bir kolonisi olduğunu
söylüyorlar. Ve gerçekten de birçok bakımdan sanki Cumhurbaşkanı Bush’u
Şaron parmağında oynatıyormuş gibi gözüküyor. Her iki Kongre de
İsrail’li sağ kanada karşı tam itaatkarlar – Knesset’den çok daha fazla.
Eğer Pro-İsrail-Lobisi Kapitol tepesinde 10 Emiri kaldırmayı teklif eden
bir kararı desteklese, her iki Kongre’de bunu ezici bir çoğunlukla kabul
ederdi deniliyor. Kongre her yıl İsrail’le dev bir miktarın ödenmesini
karara bağlıyor.
Diğerleri aksini iddia ediyorlarÊ: İsrail bir Amerikan kolonisidir. Ve
gerçektende: bu da birçok bakımdan doğru. İsrail hükümeti için ABD’nin
Cumhurbaşkanının net çizilmiş bir talebini geri çevirmesi düşünülemez.
Amerika İsrail’e pahalı bir keşif uçağını Çin’e satmayı mı yasaklıyor ?
İsrail satışı iptal ediyor. Amerika geçen hafta olduğu gibi Gazze
şeridinde geniş çaplı bir askeri operasyonu mu yasaklıyor? Aksiyon iptal
oluyor. Amerika İsrail ekonomisinin Amerikan reçetesine göre
yönetilmesini mi arzu ediyor ? Problem değil. Bir Amerika’lı (elbette
sünnetli biri) şimdi İsrail’in Merkez Bankası tarafından direktör
yapıldı.
Hakikaten iki verziyon da doğru: ABD bir İsrail kolonisi ve İsrail bir
Amerikan kolonisidir. İki ülke arasındaki ilişki bir sembiyozdur. Bu
terim Oxford Dictionary’de şu şekilde tanımlanmaktadır: ‚Birbirine sıkı
bir şekilde bağlanmış ya da birinin diğeri içinde yaşadığı iki organizma
arasındaki bağlantı.’ (Terim iki Yunanca kelimeden oluşmaktadır:
‘yaşamak’ ve ‘beraber’).
Bu sembiyozun sebepleri üzerinde çok şeyler söylendi. Amerikan Hristiyan
siyonizm Yahudi siyonist organizasyondan önceydi. Amerikan miti
neredeyse İsrail’li mit ile özdeş, hem içerik bakımından hem de sembol
değeri bakımından (Yerleşimciler memleketlerinden takip edildiklerinden
dolayı kaçtılar, boş ülke, öncüler çölü fethediyorlar, vahşi yerliler
vb.) Her ikisi de iyi ve kötüyü içine alan bir göçmen ülkesi.
İki hükümette çıkarlarının örtüştüğüne inanıyorlar. İsrail’in
Bağımsızlık gününde İsrail bayrağının yanında birçok Amerikan bayrağının
dalgalandığı görülür – dünyada benzeri bulunmayan bir fenomendir bu.
Bu yüzden son haftadaki George Bush’un ikinci dönem görevine başlama
merasimi İsrail için özel bir öneme sahipti. Devlet tarafından kontrol
edilen televizyon kanalı bu merasimi naklen verdi. Birçok bakımdan
ABD’nin Cumhurbaşkanı İsrail’in Kralıdır.
NeoCons’lar devrimcidir.
George Bush çok basit, çok aşırı görüşlere sahip çok şiddet yanlısı bir
şahıs, bunun üstüne hakikatlere gözünü kapayan bir tip. Bu çok tehlikeli
bir kombinasyon. Bu kişiler insanlık tarihinde birçok felaketlerin
müsebbibi oldular. ‚Terör hükümranlığı’nı icad eden Fransız devrimcisi
Maximilian Robespierre, giyotinle gerçekleştirmek istediği görüşlerinin
korkunç tek düzeliliği yüzünden ‚büyük basitleştirici’ olarak
isimlendirilmişti.
Bush’un düşünce ve davranışlarını yönlendiren ideologlara
‚neo-muhafazakar’ ismi veriliyor, ancak bu yanıltıcı. Gerçekte ise onlar
devrimci bir gurup. Onların hedefi, bir şeyi muhafaza etmek değil, fakat
devirmektir. Onlar –çoğu Yahudidir- sami-faşist fikirleri geliştirmek ve
bunların Chicago Üniversitesinde propagasını yapmakla sonuçlanan
Troçkist bir geçmişe sahip olan bir Alman-Yahudi Profesör olan Leo
Strauss’un öğrencileridir. O demokrasiye karşı tutumunu Gulliverin
hikayesini aktarmakla resmetmişti: Gulliver cüceler şehirinde bir ateş
çıktığında, onu üzerine su bırakmakla söndürmüştü. Bu tarzda liderlerin
küçük elit gurubu neyin iyi olduğunu bilmeyen cahil ve saf olan halka
muamele etmeliydi.
‚Merasim konuşmasında’ Bush, dünyanın her köşesine özgürlük ve demokrasi
götürmeye söz verdi. Ne az ne de fazla. O bu hedefi gerçekleştirdiği iki
ülkeyi söyledi: Irak ve Afganistan. Her ikisi de mesajı bombalarla
götüren Amerikan uçakları tarafından yerle bir edildiler. Daha yeni
Amerikan askerleri bir büyük şehiri yeryüzünden sildiler, ‘Amerikan
değerlerinin’ muhaliflerini ikna etmek için. Şimdi Felluce sanki Tsunami
tarafından vurulmuş gibi gözüküyor.
Neo-Con’ların ABD ve İsrail’in diğer iki düşmanını ortadan kaldırmak
için İran ve Suriye’ye de ‘demokrasi götürmeyi’ hedefledikleri bir sır
değil. İkinci Cumhurbaşkanı Dick Cheney, sanki bir Rottweiler köpeğini
salıverme tehdidinde bulunur gibi, İsrail’in İran’a saldıracağı
kehanetinde bulundu.
Irak’daki total fiyasko ve daha az açık olan fakat aynı derecede
başarısız olan Afganistan örneklerinden sonra, Bush’un benzeri
aksiyonlardan çekineceği ümit edilebilirdi. Ancak bu tip hükümdarların
çoğunda olduğu gibi yenilgisini kabullenemiyor ve bırakamıyor. Tam
aksine bir başarısızlık onu daha da aşırı olmaya sürüklüyor ve
Titanic’in kaptanı gibi ‘kursu tutma’ya and içiyor.
‘Güverteyi aksiyonlar için hazırlayın!’
Bush’un halkı tarafından yeniden seçildikten sonra ne yapacağını
tasavvur etmek zor geliyor insana. Egosu dev oranda şişirildi ve Äsop’un
27 yüzyıl önce söylediğini tasdikliyor: ‘Zihin ne kadar küçük olursa,
vehim de o nispette büyük olur.’
O şanssız, zayıf Colin Powell’i dışarı attı (David Ben Gurion’un Mosh
Sharett’i 1956’da Mısır’a saldırısını hazırlamak için kabineden dışarı
attığı gibi) ve özel hizmetçisi Condoleeza Rice’ı bakan yaptı (tıpkı Ben
Gurion’un Sharett’in yerine Golda Meir’i getirmesi gibi).
Şimdi emir: ‘Güverteyi aksiyonlar için hazırlayın’.Bu güvertede Bush
boşlukta hareket eden bir silah gibi, yakınındaki herkes için bir
tehlike. Bu seçimlerin sonucu tarihte dünya çapında bir felaket olarak
görülebilir.
O iç siyasette de benzeri felaketlerin müsebbibi olabilir. ‘Amerikan
değerleri’ adı altında en asil Amerikan değerlerinin bir tanesini yıkma
aşamasında: Din ve devletin ayrı tutulması. Onun dini ‘yeniden doğmuş’
bir muhtedinin ahlakı ve acıması olmayan ilkel bir dindir. Eğer bu din
bütün hayat alanlarına dayatılırsa –kürtaj yasağından eşcinsel
evliliklerin yasaklanmasına, oradan okul kitaplarının revizyonuna kadar-
toplum yüzyıllar geri atılır ve anayasanın içeriği tahnit edilir. Bir
dört sene daha sonra Amerika, gençliğimizde sevdiğimiz ve hayran
kaldığımız ülkeden farklı bir ülke olacak.
Dostlarımdan bir tanesi, Amerikan ulusunda iki ruhun bulunduğunu
söylüyor, bir iyi bir kötü ruh. Bu her ulus için geçerli olabilir,
İsrail ve Filistin dahil. Fakat Amerika’da bu daha aşırı. Bir taraftan
Thomas Jefferson’ın (her ne kadar köleleri ölüm döşeğinde iken
hürriyetlerine kavuşturmuş olsada), Abraham Lincoln’un, Woodrow
Wilson’ın, Franklin Roosevelt’in ve Dwight Eisenhower’in Amerikası,
ideallerin, Marşal planının, Care paketlerinin, bilim ve sanatın
Amerikası. Ve diğer taraftan yerli Kızılderili Amerika’lılara karşı
yapılmış halk kıyımının, köle tüccarlarının ve vahşi Batı mitinin,
Hiroşima’nın, Joe McCharthy’nin, ırklar ayrımının ve Vietnam savaşının –
şiddetçi ve baskıcı Amerikası.
Bush’un ikinci görev süresinde bu Amerika, çirkinliğin ve vahşiliğin
yeni boyutlarına tırmanabilir. Bütün dünyaya bir baskı modeli
gösterebilir. Ben ülkem İsrail’in böyle bir Amerikayla
özdeşleştirilmesini istemem. Ondan elde ettiğimiz avantaj kısa vadeli
olacak, zararı ise uzun süre kalıcı olacak ve belki de hiçbir zaman
giderilemeyecek.
Amerikan anayasasının bir üstünlüğü de, Bush’un 3. kez
seçilemeyeceğidir. İsrail’li bir halk türküsünde şöyle söyleniyor: ‚Biz
Firavun’u atlatabildik, bunu da atlatırız.’
Uri Avnery barış hareketi Gush Shalom’un kurucusu. Uzun yılların
Knesset-milletvekili Avnery, 1923’de Beckum’da(Almanya) doğdu ve 1933’de
Filistin’e göç etti, onyıllardır İsrail politikasının muteber
şahsiyetlerindendir. Resmi israil hükümet politikalarına karşı
mücadeleci-eleştirel tutumuyla ülkesinin dışında da meşhur oldu.
Ortadoğu’da barış için gösteridiği angajman için sayısız madalya aldı. |