Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 314 | Şubat  2005

                   

 

 


İslam Dünyası İçin Bir Ham Hayal Daha

Mümtaz’er Türköne / 27.01.2005 / Zaman

CIA'’nın web sitesinde (www.cia.gov) iki hafta önce bir rapor yayımlandı. Ulusal İstihbarat Konseyi (National Intelligence Council)’nin imzasını taşıyan rapor, 2020’nin dünyasını kurguluyor. Global Geleceği Haritalamak (Mapping The Global Future) başlığını taşıyan 123 sayfalık rapor, 15 yıllık zamanı içine alan bir gelecek projeksiyonu yapıyor.

Amerika’da bu tür çalışmaların yaygın olduğu bilinir. Gelecekbilim (futurology) çalışmaları içinde önemli bir yer alacağa benzeyen rapor bizi de yakından ilgilendiriyor. İslam dünyası için terör tehdidini merkeze alarak geliştirilen projeksiyon kalın fırça darbeleri ile önümüze tartışılabilecek yakın bir gelecek koyuyor. Hilafet, bir Amerikan senaryosu olarak bu raporla 21. yüzyılda yeniden hayat buluyor. Önce raporun bütünü hakkında bilgi verelim.

Geleceğin haritası
Gelecek üzerinde kafa yormanın anlamı tartışmalı. İlgilendiğiniz alan yaptığınız işin ciddiyetini de belirliyor. Nüfus, doğal kaynaklar gibi alanlarda tahminde bulunmak zor değil. Ancak bütün karmaşıklığı ve bütünlüğü içinde geleceğin tahmin edilemeyeceğine kimse itiraz etmiyor. Gelecek hiçbir zaman tahmin edilemez. Zira yaptığınız tahminin kendisi de geleceği oluşturan faktörlerden biri haline gelir ve geleceği değiştirir. Bu gerçeği en iyi bilenler ise gelecekle uğraşmayı meslek edinen fütürologlardır. Fütüroloji, bazı teknikler kullanarak geleceğin tarihini yapmaya girişir. Amaç geleceği kesin biçimde tahmin etmek değil, bir gün karşımıza çıkacak olan geleceği hazırlamak ve geleceğe hazırlanmaktır. Kısaca bu çalışmaların amacı geleceği kestirmek değil, değiştirmektir.
ABD’nin istihbarat örgütünün, kalburüstü bütün uzmanları seferber ederek böyle bir rapor hazırlaması elbette gelecek endişelerini bizimle paylaşma niyeti ile açıklanamaz. ABD geleceği kurgulamaya ve inşa etmeye çalışıyor. Bunun için de bizim kucağımıza tartışacağımız konuları bırakıyor. Tabii bütün bunların inandırıcı ve ikna edici olması gerekiyor.
2020’nin dünyası nasıl bir dünya? Cevap, raporda verildiği gibi öncelikle ekonomik alanda yoğunlaşıyor.

2020’ye kadar 15 yıl içinde dünya ekonomisinin % 80 oranında büyümesi öngörülüyor. Kişi başına düşen gelir % 50 oranında artıyor. Global ölçekte iki yeni aktör devreye giriyor: Çin ve Hindistan. Endonezya ve Brezilya da yeni etkin oyuncular haline geliyor. Bu yıl İngiltere’yi sollayan Çin, 2010’da Almanya’yı, 2016’da Japonya’yı geride bırakıyor ve 2040 yılında ABD seviyesine ulaşıyor. Biraz geriden Hindistan benzer süreci izliyor. Rapor’a göre ABD 2020’de de dünyaya nizam veren güç olmaya devam ediyor. Dört hayali senaryo ile 2020’nin dünyası bugüne taşınıyor. “Davos Dünyası” başlığını taşıyan ilk senaryo global ekonomi içinde Çin ve Hindistan’ın oynayacağı rolü tartışıyor. Bu arada Avrupa ve Rusya gibi ülkelerin yaşlanan nüfus ve işgücü yüzünden çekeceği sıkıntılara değiniliyor. “Pax Americana” başlıklı bölüm ABD hegemonyasının geleceğini konu alıyor. Buna göre 2020’de de ABD ekonomik, teknolojik, politik ve askeri üstünlüğünü sürdürüyor. “Korku Döngüsü” başlıklı bölümde, kitlesel tahrip gücüne sahip terörist saldırıların George Orwell’in 1984 romanındakine benzer bir dünyaya kapı aralayacağı ileri sürülüyor. 15 yıl sonrası uluslararası terörün ve buna bağlı olarak güvensizlik duygusunun arttığı bir dünyayı haber veriyor.

“Yeni bir hilafet”
Yeni Bir Hilafet” başlığını taşıyan hayali senaryo, 2020’de hilafeti yeniden diriltmiş İslam dünyasını ince nüanslarla resimleştiriyor. Öncelikle, dinlerin önümüzdeki 15 yılda, insanların kendilerini tarif ederken başvurdukları en önemli kimlik faktörü haline geleceği belirtiliyor. Marksizmin gözden düşmesi ile ortaya çıkan boşluk dinler tarafından dolduruluyor. Birçok dinin sıradan mensubu, Hristiyan Evangelist, Hindu milliyetçi, Yahudi fundamentalist ve Müslüman radikaller gibi eylemcilere dönüşüyor.

Uluslararası terör tehdidi, doğrudan siyasi İslamın gücünden besleniyor. Globalleşmenin eşitsiz sonuçları, dini kimliklere elde hazır sosyal dayanışma formları niteliği kazandırıyor. Özellikle İslamiyet, 2020’lerde en önemli küresel etkiyi yaratacak ve dünyayı peşinden sürükleyecek bir hamleye girişiyor ve milli sınırların üzerinde otoritesi olan bir gücü, hilafeti devreye sokuyor.

Hilafet kurgusu, diğer hayali senaryolar gibi somutlaştırılıyor ve Usame bin Ladin’in hayali torunu Said bin Ladin’in 2020’de yazdığı bir mektupta mesele enine boyuna gözler önüne seriliyor. Rapor, hilafet senaryosunu liberal Müslümanlar ile radikaller arasında belirsiz bir alana bırakıyor ve herhangi bir tercihten yana tavır belirlemiyor. Ancak, hilafetin Müslümanlar ve hatta Müslüman olmayanlar arasında gördüğü büyük ilgi abartılarak aktarılıyor. İslam ülkelerinin yönetici sınıfları halife ile iyi geçinmenin yollarını arıyor, Papa halife ile diyaloğa giriyor, olimpiyatlarda Müslüman sporcular kendi ülkelerine değil halifeye sadakatlerini dile getiriyor. Halife petrol alanlarına müdahale ediyor ve ABD karşılık veremiyor. İran azarlanıyor ve hizaya getiriliyor. Küreselleşme karşıtları halifeyi hemen bir idol haline getiriyor. Senaryo bir örnek durum olarak radikal İslamın global hareketleri nasıl ateşleyebileceğini somutlaştırmaya çalışıyor. Hilafet, özellikle Batı’ya karşı güçlü bir karşı ideoloji olarak ortaya çıkıyor. Ancak bir kere ortaya çıktıktan sonra, ona öncülük edenleri bile şaşkına uğratacak kapsayıcılık ve etkinlikte bir rol oynamaya başlıyor.

Özet olarak somut ve abartılı bir anlatım ile İslam dünyasının gündemine hilafet kurumunu yeniden diriltmek sorunu yerleştiriliyor.

Amerika’nın İslam dünyasından gelecek terör tehdidini bütünüyle Batı için en önemli tehlike olarak gündeme yerleştirdiği ve terörün “İslam terörü”ne indirgendiği görülüyor. Hilafet tezinin ise, İslam dünyasında merkezi ve legal bir otorite oluşturmak ve böylelikle radikalizmi törpülemek gibi bir anlam taşıdığı anlaşılıyor.

2020’nin gerçek dünyası ve dengeleri sessiz, sakin ama kararlı bir şekilde yükselen Çin ile başta ABD olmak üzere bugünün patronları arasında bir hesaplaşmaya dayanıyor. İslam dünyasının bu dengeler arasında bir aktör olarak yeri yok. İslam dünyası sadece terör üreten dolayısıyla dünyanın güvenlik endişelerini arttıran bir faktör olarak devreye giriyor. Terör yüzünden artan güvenlik harcamaları, global ekonominin önüne bir fatura koyuyor. Bu faturayı üretken olmayan ABD gibi ekonomiler diğerlerine kesiyor.
İslam dünyasının geleceği
İslam dünyasının hilafet gibi geçmişte de son derece tartışmalı olan bir kurumun etrafında birleşerek papalık benzeri bir hiyerarşi altında toplanması ham bir hayal. Kim halife olacak ve iddiasını neye dayandıracak? Bu soruya tatmin edici bir cevap bulmak zor. Ancak İslam dünyasının bir kişi değil ama her ülkenin yer aldığı temsil esasına dayanan kolektif bir iradeye bazı sorunları havale etmesi mümkün. İlmi konularda salahiyet sahibi olan ve bütün İslam ülkelerinin temsil edildiği bir kurul gerçek bir itibara ve yaptırım gücüne sahip olabilir. Böyle bir kurul İslam Konferansı Örgütü içinden de çıkabilir. Böyle bir kurulun doğal olarak üstleneceği misyon, halkı ile karşı karşıya iktidarını sürdürmeye çalışanları da tasfiye etmek olabilir. Böyle bir misyon için öncelik ise Türkiye’ye yakışır.

Hilafet İslam tarihi boyunca tartışmalı bir kurum olarak var olagelmiştir. Kritik önem kazandığı evre, İslam dünyasının neredeyse bütünüyle sömürgeleştiği 19. yüzyıldır. Bu dönemde Osmanlı hilafeti, düşkün durumda olan İslam halkları için bir onur ve ümit kaynağı olarak itibar görmüştür. Tarihi boyunca tartışmalı olan bu kurumun tartışılmayan temel niteliği şudur: Hilafet dini değil, siyasi bir kurumdur. Hilafet kurumunun dinî hiçbir yetkisi ve salahiyeti olmamıştır. ABD’nin senaryosunda önerilen hilafet, dini yetkilerinden güç alan bir otoritedir. Bu projenin imkansızlığının sebebi de budur.

Bizim için önemli olan sorun ABD’nin çizdiği gelecekte İslam toplumlarına biçilen terör rolüdür. Bu rol gerçek bir haksızlıktır. Bu rolü reddedecek bir uzlaşma ve iradenin bütün İslam dünyasında egemen olması gerekiyor. İslam dünyasının kuracağı gelecek böyle bir irade üzerinde yükselmelidir.

*Gazi üniversitesi Öğretim üyesi

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...