|

Kurban... ”Senin İsmail’in Ne?”
Haşmet Babaoğlu / 21.01.2005 / Vatan
Gazetesi
Kurban
kesimlerinin ortalığı mezbahaya çevirmesine birçok kişi gibi ben de
kızıyorum.
Bu kanlı çöplük atmosferinin bayram havasıyla hiç ilgisi olmadığını
düşünüyorum.
Daha bu sabah önümdeki kamyonetin kasasında, kaçmasın diye kafası
kalaslarla gaddarca sıkıştırılmış dananın çektiği eziyeti on dakika
izledim. Bu görüntünün bendeki bayramlık ruh halini siliverdiğini itiraf
etmeliyim.
Ve çocuklar...
Özensiz kurban kesimlerinin çocuk kalplerini nasıl derinden incittiğini
de iyi biliyorum.
Binlerce yıllık insanlık geleneklerinden İslam'a uzanmış kurban adetinin
bugün bütün canlılığını sürdürmesine rağmen kurban adabının yitip
gittiğini üzüntüyle görüyorum.
Toplumca silkinip yeni uygulamalara yönelmemiz gerekiyor.
Bu çok açık.
Şimdi durum şu...
Geniş kesimler kurban adetini sürdürüyor, kurban kesiyor.
Normal...
Bir kesim de sürekli kurban adetini tartışıyor. Güzel, yararlı...
Ama gazetelerde çıkan kimi yazılara; televizyonlardaki tartışmalara
bakıyorum da, şaşırıyorum: Böyle derin arka planı bulunan bir gelenek bu
kadar mı yüzeysel, bu kadar mı siyasal-sosyal hesaplara dayalı biçimde
tartışılır. Hem de uzmanlar ya da kendilerini uzman görenler
tarafından!..
Pes doğrusu..
Söz konusu tartışmalar genellikle bir tarafın "kurban çağ dışı ve
zalimce bir uygulamadır" tezi, karşı tarafın da (nedense, çok safça
olduğunu kimsenin fark etmek istemediği) "kurban sosyal yardım" dır tezi
tarafında dönüyor.
Oysa kurban adetini ciddi biçimde tartışmak için her şeyden önce iki
açıdan yaklaşmak gerekiyor.
Bir; insanlığın derin kültür tarihinde kurbanın yeri ve anlamı
açısından...
İki; semavi dinlerde ve İslam'da kurbanın yeri ve anlamı açısından...
Bir de galiba böyle tartışmalarda bilgili olmak kadar bilgece bakabilmek
de önemli...
Konuyu hem bu toplumun üyesi olarak hem de entelektüel açıdan
önemsiyorum.
İlk olarak Yeni Yüzyıl Gazetesi'ndeyken "Korkup Sakınanların Şiddeti"
başlıklı yazımla kurbanın insanlık tarihindeki yerini (yani işin
antropolojisini) anlatmaya çalıştım...
Sonra ara ara bu konuya döndüm.
Geçen yılki yazımdan (Vatan, 30/01/2004) küçük bir bölümü buraya
alıyorum...
"Toplumsal şiddet üzerinde yoğunlaşan bütün araştırmacı ve düşünürler
bir noktanın önemini özellikle vurgularlar: Şiddeti canlandırmak
kolaydır ama bastırmak çok zordur.
Çünkü şiddet zincirleme reaksiyonlarla işler. Kendine sürekli yeni
kurbanlar bulur. (Kan davası, intikam eylemi vb.)
Bu zincir kınlamaz, misellemeler önlenemezse ortada toplum diye bir
şeyin kalmaması bile mümkündür.
İşte insanlık tarihinde tam o noktada sahneye kurban törenleri
çıkmıştır.
Dinler, insanlığın içine işlemiş şiddetin önünü kesebilmek için
zincirleme reaksiyon oluşturmayacak masum kurban törenleri önerir.
Çünkü masum hayvanı kesen bıçaktan başka bıçaklar doğmaz...
Böylece kurban adeti toplumu ayırmak yerine birleştiren, dayanıştıran
belki tek şiddet türüdür.
O yüzden kutsanmıştır kurban...
O yüzden tarih boyunca her gelenekte kurban etme adeti kendine çok özel
bir yer bulmuştur..."
Bugün ise İslami kavrayış açısından kurban konusuna kısaca değinmek
istiyorum.
Böylece belki, ne yazık ki yitip gitmiş kurban adabının aslında
inananlar için nasıl hayati önemde olduğunu da hissettirebilirim...
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail hikâyesini hatırlayalım.
İbrahim, Allah'ın rızasına uyarak oğlu İsmail'i götürmüştü dağa.
Ona orada kurban etmesi için koyun verildi.
O halde kurban (koç) apaçık bir semboldür.
Peki, neyin sembolüdür? Zenginliğin, toplumsal yardımlaşmanın ve benzeri
şeylerin sembolü mü?
İnsanın en trajik imtihanını dile getiren hikâyeye dikkatle bakarsanız,
bu sorunun yanıtının "hayır" olacağını görürsünüz.
Kurban (koç) sevilenlerin, bağlanılanların, "asla onsuz yapamam"
denilenlerin simgesidir.
Bu yüzden şu yorumun hiç hafife alınmaması gerektiğini düşünürüm:
"Kimdir senin İsmail'in? Kendin bileceksin. Sevdiklerin olabilir, işin,
rütben, mevkiin vs. olabilir. Eğer Allah'a yakın olmak istiyorsan, kendi
İsmail'ini bulacak, onun yerine kurban keseceksin. Yoksa yalnızca adet
olsun diye koyun kurban etmek kasaplıktır." (Ali Şeriatı)
Hep söylüyorum.
İnsanlık gelenekleri büyük bir serüvendir. Ne üstünkörü bilgilerle, ne
kör inançlarla ne de çıtkırıldım yaklaşımlarla kavranabilir bu
serüvendeki hikmetler...
Unutmamalı ki, biz de gelip geçeceğiz. Oysa bu büyük serüven sürecek.
|