|
|
 |
|
Sayı
313 | Aralık 2005 |
|
BİR HAYAT
MALCOLM
X
TAKDİM
Amerika da Kuzey- Güney savaşından sonra en önemli olay,
şüphesiz Müslümanlıktır. Müslümanlık denilince akla ilk
gelen MALCOLM X ve ELİJAH MUHAMMED’dir.
Malcolm X sadece bir Müslüman değil; mensubu bulunduğu
toplumun, yani Amerikalı siyahların sorunlarının bir nevi
tercümanı olarak kalacaktır hafızalarımızda.
Kuşatma ve baskı altındaki bu talihsiz fakat gururlu
toplumun mensubuydu Malcolm X. Amerikalı siyahların büyük
kısmı Hıristiyan’dı ve çoğu da köle olarak yaşıyordu.
Bahsettiğimiz kölelik sosyal hakları elinden alınan,
derisinin rengiyle aşağılanan ve Amerikalı beyazların
sömürgesi haline gelen kölelikti.
Malcolm X bunu şöyle anlatıyordu:
“Tam dört yüz yıl Amerikalı siyahlar olarak şiddete maruz
kaldık, sadık millet olarak yaşadık, tarla kölesi ve ev
kölesi olarak... tarla kölesi tarlalarda yaşadı çalıştı,
efendisinin verdiği kadar yedi, izin verdiği kadar
dinlendi...ev kölesi ise, efendisinin artıklarını yedi ve
eski elbiselerini giyindi, evleri yandığında yangına ilk
koşan oydu, efendisi hasta olduğunda patron hasta mıyız?
dedi...”
“Bir problem olduğunda yine efendilerimizin çomağını
ensemizde hissettik, biz buraya Chiristof Colombo’nun
gemileriyle falan gelmedik; Tanrı küçük günahları kendi
gazabından olan ateşle pakladı! Siyah Halkımızın tam yüz
milyonu; sizin atalarınız! Benimkiler! Bu beyazlar
tarafından katledildiler. Kendilerine köle yapmak amacıyla
on-beş milyonumuza kıydı beyazlar! Böylesi bir günde
denizlerin dibini size gösterebilmek elimde olsaydı keşke.
Kara kara bedenleri, kıpkızıl kanları, tepiklerle,
çomaklarla paramparça edilmiş kemikleri! Hasta düştüklerinde
kollarından tutulup denize fırlatılan o hamile siyah
kadınlar! kolayına yaşayıp gitmek için en iyi yolun,
önlerindeki köle gemisinin ardını bırakmamak olduğunu
anlamış köpekbalıklarına yem olsun diye denizin göbeğine
atılıveren o zavallı kadınlar!”
Siyah ırkın namusuna,özgürlüğüne daha o günden göz dilmişti
beyazlar. Medenileşmiş insanoğlu böylesine kudurgan bir
hırsı, bir cinayeti, bir şehveti asla duymamıştır...
Dirilişler dünyadaki bütün toplumlarda ancak çöküntüyü
hissetmekle başlar. Tabi bu çöküntüyü de en iyi hisseden
kimseden. Bundan dolayı uykuları kaçan ve kafasında en iyi
analizleri yapanlar tarafından başlatılır...yani yıkıldığını
hissetmeden insanoğlu kendini yenilemeyi, kendini
geliştirmeyi pek düşünme ihtiyacı hissetmez. Eğer bir
yokuştan bahsediyorsanız, inişin varlığından şüphe yoktur.
Dirilmek hiçbir zaman kolay olmamıştır. Ahlaki çöküntü
olmadan, sosyal hakların düzgün olduğu, adaletli bir toplumu
uyarma gereği hissetmeyiz; ancak rütüşler yaparız oraya.
Tarihte de ibret verici hadiselere baktığımızda.peygamberler
hep bu toplumlara gelmiştir: Salih peygamberin kavmi, Hz
Musa (as)nin kavmi...gerçeği kabullenmeyince ALLAH’IN
gazabına uğramışlardır...Bir de Sokrat’ın yaşadığı toplumu
düşünün....
Böyle bir yıkım ortamında dünyaya gelen ve Müslüman olan
El-Hac Malik El-Şahbaz (Malcolm X)’ın hayatını sunuyoruz.
DOĞUMU VE AİLE ORTAMI
MALCOLM, 19 Mayıs 1925’te Omaha’da dünyaya geldi. Babası bir
Baptist Hıristiyan vaizdi. Malcolm “korkak bir zenci değildi
babam, o bir doksan boyunda, iriyarı ve kapkara bir
adamdı...” der. Babası da, Marcus Garvey gibi Amerikalı
siyahların hiçbir zaman gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa ve
itibara kavuşmayacağına inanmaktaydı. Bu yüzden de
Amerika’yı bırakıp, kendi vatanlarına, Afrika’ya dönmeliydi
siyahlar.
Babası vaazlarında bunu hep belirtiyordu, beyazlar bundan
rahatsız olmalıydılar. ki; Malcolm’un doğumuna yakın bir
zamanda, babası yokken bir gece evin yanına bir gurup insan
gelmiş ve annesine kocasının nerede olduğunu sormuşlar.
Annesi de:kocasının evde olmadığını, üç çocuğuyla evde
yalnız olduğunu söyleyince, adamlar evin bütün camlarını tuz
buz ettikten sonra, Rahip Earl Little’nin, Marcus Garvey’in
görüşlerini vaazlarında işleyen, ve gerisin geri Afrika’ya
dönüş projesi olan, Omaha’nın zencileri arasında hızla
yayılan ve başlarına dert olan vaazlarına daha fazla
tahammül edemeyeceklerini hatırlatıp ortadan kaybolmuşlar.
Malcolm orada dünyaya geldikten sonra Babası evi Milwauke’ye
taşıdı. Burada fazla durmadan Lansing’e taşınıp bir ev
aldılar. Babası adeti olduğu üzere orada da Baptist
kiliselerini dolaşıp, Hıristiyanlığın esaslarını
anlatmaktaydı...
ÇOCUKLUĞU
1929 yılında Malcolm 4 yaşındayken hayatının ilk canlı
hatırasını şöyle anlatıyor: “Bir gece yarısı kendimizi
tabanca seslerinin, çığlıkların, duman ve alevlerin
ortasında bulduk kendimizi. Korkumuzdan neye uğradığımızı
şaşırmıştık. Babam evimizi kundakladıktan sonra kaçmaya
çalışan beyazların arkasından ateş açmaya
çalışıyordu...Alevler içinde yanan ev üstümüze
çökecekti,Annem kucağında yeni doğmuş bebeğiyle kendisini
henüz dışarı atmıştı ki;ev etrafa kıvılcımlar saçarak,büyük
bir gürültüyle çöktü. Gecenin yarısında don-gömlek dışarıda
kalışımızı, feryatlar içinde dövünmemizi hiç unutamıyorum.
Olay yerine gelen Polis ve İtfaiyeciler de etrafımıza
dizilip evimizin sonuna kadar yanıp kül olmasını bizimle
birlikte seyrettiler.”
Hayat uçurumda başlar, bütün insanlar için; ancak bu
uçurumun boyutları Malcolm için herkesinkinden daha engin ve
daha engebeliydi zannedersem....
Bu olaydan sonra doğu Lansing’de kenar mahallelerden birine
taşındılar, burada da rahat olamadılar.Bir gece babası ve
annesi tartıştıktan sonra, babası evi terk edip gitti,
Annesi arkasından seslenmiş ancak babası onu dinlememişti.
Babası o gece bir suikasta uğramış, adamlar ölünceye kadar
dövdükten sonra, gelip geçen arabalar ezsin diye yolun
ortasına atmışlar, polisler gece yarısı evden gelip annesini
almışlar ve babasının vücudunu yarısı ezik, bazı kemikleri
kırılmış, ölü vaziyette bulmuşlardı.
Artık sekiz kardeşle ortada kalmışlardı. Babasının hayat
sigortasından kalan parayı aldılar ki, bu beş yüz dolar
civarındaydı ve cenaze masraflarıyla bu da tükenmişti.
Böylece Ailede maddi çöküntüyle birlikte psikolojik çöküntü
de meydana geliyordu.
Malcolm’un Annesi batı Indiana’da dünyaya geldiğinden renk
olarak beyaz kadınlarla hiç farkı yoktu. Kasabaya gidip ne
iş bulursa yapıyordu, bir gün kardeşlerinden biri Annesine
bir şey söylemek için çalıştığı eve gitmiş, işveren çocuğun
siyah olduğunu görünce annesini işten kovmuştu. Sekiz
çocuğun hayatını devam ettirmekle yükümlü bir annenin
duygularını hissetmek için, bu duyguyu yaşamak lazım...
Kardeşlerinin en büyüğü geçimlerine yardım için
çalışıyordu, annesi de temizlik v.s... gibi işlerde
çalışıyordu...Hayat şartları hiç de kolay değildi, bazen beş
kuruşlarını olmadığı zamanlar olurdu hiç bir şey
alamazlardı, annesi bir tencere dolusu hindiba ağacı yaprağı
kaynatırdı onu yerlerdi, Malcolm’un dediğine göre, bunu
duyan arkadaşları: “pişmiş ot yiyorlar” diye onları
kızdırırlardı...
Bazen de çocuklardan birkaçı Lansing’e bir fırına gidip, beş
sente bir çuval dolusu bayat ekmek ve çörekleri aldıktan
sonra çuvalı omuzlayıp, iki mil yol teptikten sonra evlerine
dönerlerdi. Malcolm bu günlerini şöyle anlatıyor:
“Annemiz bu bayat ekmeklerle çok değişik şeyler
yapabiliyordu. Domatesle ekmek karıştırılıp kaynatılınca
bize yemek oluyordu örneğin.Yumurtamız varsa pide balığı
gibi şeyler yapardı bize annem. Ekmek tatlısı yapardı sonra,
içine kuru üzüm de koyardı bazen. Ekmeği etinden kat kat
fazla olsa da hamburger yediğimiz bile olurdu.Zaten çoğu
ekmekten yapılmış olan bu yemekleri bir solukta silip
süpürürdük”
Yardım kurumundan çeşitli paketler de gelirdi, bunların
üzerinde parayla satılmaz ibaresi vardı. Malcolm ve
kardeşleri bunu marka zannedecek değildi elbet, bunu yardım
alanlar aldığını satmasın diye yazıyorlardı.
Bir ara annesi siyah bir adamla evlenmeye kalkışmış; ancak
adam bundan vazgeçmişti. nedeni kendisini evde bekleyen
sekiz boğazın yükümlülüğünü üstlenmekten korkmuş olmasıydı
şüphesiz.! Annesi bu olaydan sonra daha da çöküntüye
uğramış, artık kendi kendine konuşmaya bile başlamıştı. Bu
arada Malcolm artık 10 yaşındaydı. Kardeşleriyle babasında
kalma 22’lik kalibrelik tüfekle tavşan avlayıp yoldan gelip
geçenlere satıyorlardı, Bazıları bunu sırf yardım olsun diye
alıyordu.
Malcolm okuldan sonra doğru eve gideceğine, iki mil
yürüdükten sonra Lansing’e gidiyordu dolaşmadık dükkan
bırakmıyordu ve aşırdığı şeylerle kendisine güzel bir
ziyafet(!) çekiyordu. Kendi deyimleriyle buna “Tilkilik”
diyorlardı. Bunun yanında, geceleri bostanlıklara girip bir
sepet çilek toplayıp satıyordu. Sıkı çalışırsa günde bir
dolar kazanabiliyordu. O günlerinden şöyle bahsediyordu
Malcolm “Hızla büyüyüp gelişiyordum; ama bu gelişme
kafaca değildi, bedenceydi daha çok. Ben böyle evden uzak
kala kala, konu komşunun eşiğini aşındıra aşındıra,
dükkanlardan ufak tefek şeyler yürüte yürüte, büyüdükçe,
isteklerimi elde etmekte daha da bir saldırgan, daha da bir
sabırsız oluyordum giderek.”
AİLENİN DAĞILMASI
Aile Refah kurumu Malcolm’un ailesine her geldiğinde
annesinin çocuklarına bakamayacağını iyice anladılar ve
aileyi dağıtma kararı aldılar. Çocuklar ya çocuk esirgeme
kurumuna ya da evlatlık isteyen aile varsa oralara
gideceklerdi. Malcolm’u durumu iyi bir aile aldı. Malcolm bu
aileyi seviyordu ve bu ailenin oğluyla kardeş gibiydiler.
Burada çok iyiydi, fırsatını bulduğunda annesi ve
kardeşlerinin ziyaretine gidiyordu. Çok geçmeden devlet,
kardeşlerinin hepsini evlatlık olarak dağıtmaya karar verdi.
Annesi artık iyice çökmüştü, sonunda bütün kardeşlerini bir
yere verdiler. Annesini de Kalamazoo ‘daki akıl hastanesine
yatırdılar.
Malcolm evlatlık olarak verildiği evde çok iyiydi, bu sırada
okulu terk etmeyi kafasına koymuştu. Kendine göre bir iş
bulup çalışacaktı; en azından elinde parası olacaktı. Bir
gün okulda sınıfa girerken bilinçli olarak şapkasını
çıkartmadı. Öğretmeni de ceza olarak sınıfın içinde kendisi
dur deyinceye kadar dolaşma cezası verdi. Malcolm da
öğretmeni tahtada bir şeyler yazarken, öğretmenin
sandalyesine gizlice bir raptiye koydu, öğretmenin
sandalyeye oturması ve çığlıklarıyla Malcolm dışarıya
fırladı. Bu olayla birlikte Malcolm okuldan atıldı. Ancak
olaylar Malcolm’un tasarladığı gibi olmadı. Mahkeme artık
bir ıslah evinde kalmasına karar verdi, ıslah evinden önce
bir gözetim evinde kalması gerekiyordu.
Malcolm Lansing’den on iki mil uzaktaki Mason’a gitti.
Burada orta okul ikinci sınıftan okuluna devam etmeye
başladı. Islah evi Malcolm’a çalışması için bir iş bulmuştu;
bir lokantada bulaşıkçılık yapacaktı. Bu onun için fevkalade
bir şeydi. Kendi parası olacaktı, bir şey ısmarladıklarında
o da arkadaşlarına artık bir şeyler ısmarlayabilecekti.
Artık yavaş yavaş hayattan zevk almaya başlamıştı. En
azından kendi kendine bir şeyler yapabiliyor, aldığı
haftalığıyla kendine bir iki çift ayakkabı almış ve bir de
yeşil elbise diktirmişti.
Okulda ise çok başarılıydı, sınıftaki çalışkan
öğrencilerdendi. İngilizce öğretmenini çok seviyordu; bu
öğretmen hayatta başarılı olmanın yollarını ve kendi
tecrübelerinden bahsederdi, bu Malcolm’un çok hoşuna
giderdi. Malcolm sömestrinden sonra sınıf başkanı seçildi,
bu onu çok mutlu etmişti. Sınıf arkadaşları onu çok seviyor,
problem olursa Malcolm’la konuşuyorlardı.
Malcolm sınıfta tek siyah öğrenciydi. Bir gün baş başa
kaldığında çok sevdiği İngilizce öğretmeni sormuştu: “Artık
büyüyorsun, ne olmak istersin?” demişti. Malcolm bunu daha
önce hiç düşünmemişti. Birden “Avukat olmak istiyorum”
deyince İngilizce öğretmeni iyice şaşırmıştı. Malcolm’a:
“Biraz gerçekçi olmalısın, sen bir zencisin. Bunun için
doğru düşünmen lazım. Niçin bir marangoz olmayı
düşünmüyorsun? demişti.
Malcolm kaldığı ıslah evinde de çok seviliyordu; çünkü
burada yerleri temizler, ortalıkta yapılması gereken işlerde
görevlilere yardımcı olurdu. Sekizinci sınıftayken ıslah evi
memurlarının aldığı karar gereği ıslah evinden ayrılması
gerekiyordu. Yine bir ailenin yanında kalacaktı. Sene sonu
geldiğinde Boston’daki ablası onu yanına davet etti. Malcolm
için Boston hayatında değişikliklerin başlangıcıydı.
Boston’a geldiği ilk ay içerisinde şehirde dolanıp durdu.
Ablası ona bir iş bulmaya çalışırken kendisi ablasına
sürpriz yapmak için iş bulmaya çıkmıştı. Bir bilardo
salonuna girdi,orda Shorty diye biriyle tanıştı. Shorty
Lasingliydi, “hemşehrim” diye Malcolm’a sahip çıktı. Sonra
Devlet Bale Salonunda ayakkabı boyacısının işini
bıraktığını, Malcolm’un da onun yerine çalışabileceğini
söyledi. Malcolm hemen kabul edip işe başladı. İşin bütün
sırrını öğrenmiş, çok para kazanmaya başlamıştı. Artık
Shortyle ve onun arkadaşlarıyla birlikte takılıyordu.
Malcolm işte her şeye burada başladı:esrara, eroini çekmeye,
alkol kullanmaya... Bu işte çalışmasını ablası hiç
istemiyordu, Malcolm’a bir pastahanede garsonluk işi buldu,
o da ayakkabı boyacılığını bırakıp bu işe girmişti. Bir süre
burada çalıştıktan sonra buradan da ayrıldı. Ablası Ella’nın
gittiği kilise cemaatinden birisi Boston-Newyork arasında
çalışan trende iş buldu. Malcolm burada da servis işi
yapacaktı. Amerika’da yaşayan zenciler genelde ayak işlerini
yapıyorlardı, bundan dolayı işlerini devamlı değiştirirler,
özellikle devlette çalışmak büyük bir gayret gerektirirdi.
GENÇLİĞİ
Malcolm X’in gençliği hiç birimizin düşünemediği bir
gençlikti. Demir yollarında çalışırken trenle Newyork’a
gidip geliyordu. Newyork’u özellikle de Harlem’i çok
sevmişti. Harlem Newyork’un bizim deyimimizle bir
mahallesiydi, burası zencilerin mekanıydı. Malcolm artık
hayatını burada sürdürmeye içten içe karar vermişti.
Malcolm’un hayallerinin şehriydi Harlem..! Güzel giyimli,
gösterişsiz, medeni zencileri hayatında hiçbir zaman bir
arada görememişti.
1942 yılında 17 yaşındayken şikayetler üzerine demir
yollarındaki işinden atıldı. Sonra Harlem’de hayran kaldığı
bir barda işe başladı. İşini çok seviyordu, hiçbir zaman
işine geç kalmadı. Bu bar onun deyimiyle bir mektepti(!).
Burası; dümencilerin, hırsızların, esrar satıcılarının ve
fahişe pazarlayanların takıldığı, Harlem’in birkaç barından
birisiydi.
Burada çalışırken bir çok şeyi öğrenmişti, kendisi de
esrarlı sigara satmaya başladı. Esrarlı sigara işinden iyi
para kazanmaya başlamıştı. Artık paraya para demiyordu. Gün
geçtikçe stoklarını daha da arttırıyor, çok tanındığı için
müşteri bulmakta hiç zorluk çekmiyordu. Narkotik polisleri
artık onun da esrar sattığının farkına varmışlardı. Kanun
gereği üzerinizde esrar bulamazlarsa suçlayıp kimseyi içeri
almıyorlardı. Malcolm da, içi boşaltılmış ayakkabı
topuklarında, şapka astarlarının arasında esrar taşımanın
arık modası geçtiğinden, esrarı bir paket yapıp koltuğunun
altına sıkıştırıp, geceleri çalıştığı için takip edildiğini
anladığında hemen bir köşeye çekilip paketi koltuğunun
altından çaktırmadan bırakıyordu. Karanlıkta yaptığı bu
numarayı kimse çakmıyordu tabi. Polis daha fazla takip
etmeye başlayınca boş bir sigara paketine, ya da Kızıl
Haç’ın boş yara bandı paketlerine koyuyor, parasını aldıktan
sonra müşteriye bıraktığı yeri tarif ediyordu.
Polis onun peşini bırakmamakta kararlıydı, böyle insanlar
için polisin çok yöntemleri vardı. Kalabalık arasında
ceplerine esrar koyup delil göstermek, evini belirleyip
gizli bir yere esrarı saklamak...Malcolm bunu bildiği için
devamlı ev değiştirmek zorunda kalıyordu. Polisin kendisini
listeye aldığını haber alınca, Malcolm’un bir arkadaş:
ortalık sakinleşinceye kadar biraz seyahat etmesini önerdi.
Malcolm daha önce demir yollarında çalıştığından bedava
seyahat etme kartına sahipti. Aklına yeni bir fikir geldi:
Orkestra guruplarının peşinden gitmek. Orkestra guruplarının
çoğunu tanıyordu ve hemen hepsi Malcolm’un
müşterisiydi.Artık seyyar eroin satıcısı olmuştu. Bu şekilde
bütün doğu sahillerini dolaşarak orkestrayla turneye çıkan
guruplara esrarlı sigara satıyordu.O güne kadar kimse seyyar
esrar satıcısına rast gelmemişti Amerika’da!.. Sonra ani bir
kararla esrar satma işini de bıraktı.
Bu arada askere çağrılıyordu. Ancak bütün zenciler gibi o da
askerlik yapmamak için her yolu deneyecekti. Akli dengesinin
yerinde olmadığını ispatlamak, çeşitli haplar kullanarak
kalbi ya da ciğerleri tahrip edip kendisini çürüğe çıkarmak.
Ancak devlet bu oyunları bildiği için askere gideceklerin
yerlerini tespit eder, ajanlar onları takibe alırdı.Malcolm
artık gittiği kalabalık yerlerde askere gitmek istediğini
sağa sola bağıra bağıra söyler oldu. Bunu akli dengesinin
yerinde olmadığını göstermek için yapıyordu tabi.
Askerden gelen cep pusulasını alıp, en acayip zoot
elbisesini giyip, saçlarını kırmızıya boyayıp, bir çalılık
gibi kıvırdıktan sonra askeri şubeye gitmiş içeri dalıp,
sıraya falan bakmadan; herkesin önüne geçip: “hadi koçum
bitir şu işi de, ben gidip general olmak istiyorum,
kafasının ortasından varacağım o düşmanları..” demiş sonra
onu da sıraya aldılar. Malcolm bu arada yine sayıklıyordu:
gidip en büyük general olacaktı, savaşacaktı!. Adamlar bu
halini görünce Askeri psikiyatri kliniğine sevk ettiler
Malcolm’u. Burada psikologa çeşitli numaralar yaptı:
psikolog onu dinlerken, Malcolm ikide bir arkaya bakıyor,
sanki kendisini dinleyen biri varmış gibi, kapıları aralayıp
duruyordu. Sonra psikologun kulağına eğilerek “bak babalık!
ben güneye gideceğim, zencileri örgütleyip, ne kadar beyaz
fellah varsa öldüreceğim” demişti. Doktor bunları duyunca
elindeki kalemi düşürmüş, kalemi aldıktan sonra Malcolm
hakkındaki nihai kararını vermiş. Malcolm böylece askerden
de yırtmış oluyordu...
Amerika’da yaşayan zenciler üniversite mezunu ise ancak bir
hademe ya da hastanelerde ve devlette ayak işlerini
yapıyorlardı. Hal böyle olunca zencilerin çoğu kolayından
yaşamak, çalışmadan kazanmak, dümen çevirmek işleriyle
meşguldü.
Amerika’da yaşayan bir zencinin yıllık geliri beş bin dolar
iken, bir beyazın geliri en az yirmi beş –otuz bin dolar
arasında değişiyordu. Hal böyle olunca büyük kentlerin zenci
mahallelerinde mektep yüzü görmemiş, gitmişse de bitirememiş
on binlerce kişinin aklı fikri bir dümen çevirip de hayatını
sürdürmektedir.Bu ahlaksızlık batağına düşmüş kimselerin ne
yaptığını, nereye gittiğini, bu işin sonunun nereye
varacağını düşünmeleri için, bir vicdan muhasebesi
yapabilmeleri için hiç vakitleri yoktu.
Şimdiye kadar dümencilerin esrarcıların, kumarbazların,
piyangocuların arasında büyümüştü Malcolm. Amerika da
yaşayan, hele Harlem’de yaşayan zenciler için erdem ya bir
çete kurmak, ya en iyi hırsız olabilmek, ya da bir düzen
kurup öylece kendine göre hayatı geçirip gitmekti... Malcolm
da artık çetesini kurmuş,hırsızlıklara başlamıştı. Bir ara
işler kesat gidince piyango biletleri satmaya başladı.
Piyango bileti aldığı kişi ile sorun yaşayınca Boston’a
gitti. Burada hırsızlık çetesi kurdu. Kurduğu bu hırsızlık
çetesi üç erkek ve birkaç tane beyaz kızdan ibaretti.
Malcolm özellikle beyazlardan seçmişti ki bu kızları. Onlar
Boston’da oturan zenginlerin evlerine gidiyor, evin planını
çıkarıyor, gösterişe düşkün kadınlar neleri varsa belli
ettikleri için, işleri çok kolay oluyordu. Sonra yaptıkları
planı getiriyorlardı, kıymetli eşyaların yerlerini bile
belirtiyordu bu planlar. Geriye eve girip yapılan planın
uygulanması kalıyordu. İşleri çok iyiydi; ancak bu yolun
sonunu tahmin etmek herkes için çok kolay olsa gerek...
YAKALANIŞI
Aşırdıkları şeylerden çok hoşlarına giden olursa kendilerine
ayırıyordu çete üyeleri, Malcolm da hoşuna giden bir saati
kendisi için ayırmıştı. Saatin küçük bir tamiri gerekiyordu.
Ancak bu saatten Boston’da birkaç tane vardı, saatin sahibi
nasıl bir tamir gerektiğini polise bildirmişti. Malcolm
kırık bir taşını değiştirmek üzere saati tamirciye verdi.
Götürdüğü saatçi iki gün sonra gelip almasını söyledi, iki
gün sonra Malcolm saatçiye uğradığında saatçi ilk önce
parayı istedi, Malcolm parayı uzattı, ancak saati alamadan
dedektifler Malcolm’u kelepçeleyip götürdüler karakola. Daha
sonra çete üyelerinin dairelerinde bir sürü delil ele
geçirdiler: kürk mantolar, mücevherler, mesleki aletler ve
Malcolm’a ait silahlar.
1946 yılının Şubat ayında arkadaşı Shorty ile
birlikte,mahkeme kararıyla, bileklerine kelepçe vurulduktan
sonra, Charlestown eyalet hapishanesine havale edildiler.
Malcolm o zamanlar daha yirmi bir yaşını bile doldurmamıştı.
Hapishaneye girdiği ilk günlerde bedensel olarak çok acı
çekiyordu; çünkü içeriye girer girmez uyuşturucularla birden
ilişkisi kesilince, yılan gibi kıvranacak hallere düşmüştü.
Hapishanenin psikiyatrisi ilgilenmeye kalkınca, Malcolm’dan
bütün bildiği küfürleri duymuştu, aynı gazaba bir süre sonra
hapishanenin papazı da uğramıştı.
Hapishanedeki ilk yılı çok zor geçmişti. Buraya alışmak
bütün insanlar için çok zordu, ancak alıştıktan sonra oranın
bir parçası oluverirdiniz. Malcolm ilk yılında yemek
sırasında elinden tepsiyi düşürmek, numarası okunduğunda
cevap vermemek, uyuşturucu krizine girdiğinde hücresindeki
her şeyi dışarı fırlatmasından dolayı devamlı katıksız hücre
hapsi yiyordu. Hücreye girdiğinde avazının çıktığı kadar
bağırıp devamlı İncil’e ve Tanrıya küfürler yağdırıyordu.
Bundan dolayı Malcolm’a hapishanedekiler “İblis”demişlerdi.
Hapishanede de Bimbi diye birisi vardı. Çok güzel konuşan ve
devamlı kitap okuyan birisiydi. Malcolm bu sıralarda
kendisini sıradan bir dinsizden çok ileri görüyordu. Bir gün
Bimbi’nin dinsizliğe karşı konuşmasından sonra, Malcolm
artık dine, kitaba falan rast gele küfretmez olmuştu.
İSLAM’LA TANIŞMASI ve MÜSLÜMAN OLUŞU
1948 yılında Malcolm Concord Hapishanesine nakledilmişti.
Burası eski yerine göre daha güzeldi. İşte bu günlerde küçük
ağabeyi Philibert’ten bir mektup aldı. Mektupta: “Siyah
adamın doğal dinini keşfettiğini” ve İslam cemaati diye bir
şeye katıldığını yazıyordu kardeşi. Ayrıca kurtuluşa ermesi
için Allah’a dua etmesini istiyordu. Sonra kardeşi
Reginald’dan da bir mektup aldı. Bir sürü havadisle birlikte
“Malcolm sakın domuz eti yeme ve sigara içme artık. Hapisten
nasıl kurtulacağını anlatırım sonra sana” diyordu
kardeşi...Malcolm bu cümleyi okuduktan sonra aklına bin bir
türlü şeyler geliyordu: domuz eti yemeyince ve sigara
içmeyince insanda hapisten çıkaracak bir hastalık mı
beliriyordu, ya da Newyork askerlik şubesine yaptığı
psikolojik numaranın bir benzerimiydi bu...
Kardeşinin dediklerini aynen uygulamaya koydu. Bir gün öyle
yemeğinde domuz eti vardı. Tabağına koymadan karavanayı
yanındakine verdi. Sigarayı bırakmak çok zor değildi onun
için, katıksız hücre cezasında günlerce sigarasız kalmaya
alışmıştı. Sabırsızlıkla kardeşi Reginald’ın geleceği günü
bekliyor ve bu numaranın ne anlama geldiğini bir an evvel
öğrenmek istiyordu. Sonunda bir gün çıktı geldi kardeşi
Reginald. Ancak, Malcolm’un merak ettiği konuya hemen
girmedi, öylesine sıradan biraz konuştuktan sonra,
tasarlanmamış bir konu gibi Malcolm’a sordu: “Malcolm,bil
bakalım akla hayale gelebilecek her şeyi, bilinebilecek her
şeyi bilen insan kim olabilir?” “Herhalde tanrı gibi
birisidir” bu dedi Malcolm. “Her şeyi bilen bir insan var,
Tanrı bir insandır,adı da ALLAH’tır” dedi kardeşi. Reginald
anlatmaya devam ediyordu: “Allah’ın 360 derece ilmi
olduğunu, bu ilmin bütün ilimleri kuşattığını, şeytanın ise
sadece 33 derece ilmi olduğunu ve buna da masonluk dendiğini
söyledi. Sonra Tanrının Amerika’ya indiğini, Elijah adındaki
bir zata siyah adam suretinde göründüğünden söz etti.Ayrıca
şeytanın da bir insan olduğunu ve bütün beyazların şeytan
olduğunu söyledi.
Malcolm’un kafası allak bullak olmuştu, gözlerinin önünden
tanıdığı bütün beyazlar bir şerit gibi geçti evet kardeşi
haklıydı; Newyork’taki Beyazlar,Polisler, ilk okulda kendisi
Avukat olmak istediğin söylediğinde “niçin Marangoz
olmuyorsun?”diyen öğretmeni, hele Masonlar!..
Malcolm bu arada Norlfok hapishanesine gelmişti. Burası
diğer hapishanelere nazaran çok daha güzeldi. Bu hapishanede
çirkin dedikodular, sapıklıklar, rüşvet gibi şeyler olmadığı
gibi, herkesin kendine ait bir odası vardı. Nefret kusan
gardiyanların yerine eğitimci gardiyanlar vardı. Buranın en
güzel yönlerinden bir tanesi de kütüphanesinin olmasıydı.
Zengin bir milyoner bağışlamıştı kütüphaneyi ve mahkumlar
istediği gibi kitap okuyabiliyorlardı.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra kardeşi Reginald tekrar
geldi ve Malcolm’un kafasında ilk kez yer bulan ciddi
düşünceler bırakarak gitmişti. “Düşünebiliyor musun kim
olduğunu bile bilmiyorsun” demişti Reginald. “Bitip tükenmek
bilmez hazineleri olan, kralları medeniyetleri olan bir
ırktan geldiğin halde bunu bilmiyorsun ne yazık ki. Şeytan
beyazlar senden bunu gizliyorlar. Asıl soyadının ne olduğunu
bile bilmiyorsun, bir zamanlar kendi ana dilin olan dilini
duysan bir kelimesini bile anlamazsın. Beyaz şeytan aslınla
ilgili bütün bilgileri çekip almış elinden. Seni katlederek,
sana tecavüz ederek, seni atalarının tohumundan, anayurdunun
bağrından koparıp getirdikleri günden bu yana sen bu beyaz
şeytanın bitmek bilmeyen şeytanlıklarının kurbanı
durumundasın.”....
Amerikalı beyazlar; Zenci dedikleri bu insanlara kendi
anavatanları olan Afrika’yı maymunlar gibi daldan dala
atlayan vahşi siyahların, putperestlerin bulunduğu yer diye
tanıttılar. Zencileri kendi öz vatanlarına ve ırklarına
düşman ettiler, kendi dinlerini aşıladılar. Bu din Zenciye
siyah olan her şeyin lanetli olduğunu, siyah olan her
şeyden, hatta kendi kişiliğinden nefret ettiriyordu.
Hıristiyan din adamları bu zencilere bir yanağına
vurulduğunda diğer yanağını da çevirmeyi, acı çekerken
gülmeyi, acıları sineye çekmeyi, boyun bükmeyi, alçak
gönüllü olmayı öğretmişti. Onlara dualar edip ilahi okumayı,
beyaz şeytanların elinin artığı şeylerle idare etmeyi,
gerçek nimetleri öbür dünyadan beklemeyi, öbür dünya için
yalvarıp, ama bu dünya nimetleri için fazla bir şey
istememeyi öğretmişti! Köleci efendi bu dünyada kendi
cennetinin tadını çıkarırken, Zenciye öbür dünya nimetine
razı olmayı öğretmişti.
Malcolm, Norlfolk hapishanesinde öğrendi her şeyi... Burada
günde sadece beş saat uyur ve saatlerce kitap okurdu. Gece
“ışıklar kapansın” sesi onun kabusu olurdu, ancak dışarıdan
sızan ışıkla kitap okuyabilirdi. Böyle kitap okuya okuya
gözlerinin görme gücü iyice azalmış ve astigmat olmuştu.
Ayrıca hapishanelerde mahkumlar arasında bir çok münazaralar
yapılıyordu, Malcolm bunlara katılıyordu. Bu münazaralar onu
ileride Vekil olduğunda yapacağı konuşmalara hazırlıyordu.
Kendi deyimiyle: “O sıralar, bir insan için en zor şeyi,
fakat en büyük şeyi yapmak üzereydim; insanın zaten içinde
var olan gerçeği, insanı çepeçevre kuşatan gerçeği kabul
etmek üzereydim.” Onun İslamı seçmesi aynı en azından
Amerikalı beyazlara bir tepkiydi; Çünkü Elijah Muhammed daha
çok ırkçıydı. Müslümanlığı tam anlamıyla bilmiyordu ya da
açıklamak istemiyordu. Irkçılık söz konusu olunca, zenciler
tabi ki daha kolay Müslüman oluveriyorlardı.
Hapishanede çok okuma imkanı buluyordu. Bütün doğu ve batı
felsefesini okudu. Bir sözlüğü baştan sona kopya etti,
yaklaşık bir milyon kelime...burada beyazlarla ilgili
çeşitli gerçekleri öğrenecekti: Beyaz tüccarların
koloniler kurarak Afrika Asya ülkelerine saldırışını, Haç’a
hiçbir zaman İsa dininin ruhuna uygun olarak, içten
pazarlıksız olarak el atmadıklarını;alçakgönüllüce, azizce
insanca sarılmadıklarını... “Şeytan beyaz adam Şeytani
mizacının gereği olarak siyah olan her şeyden nefret etmeyi
öğretti bizlere. Beyaz olmayan bütün toplumları sömürdü.
Ayrıca yeryüzündeki bütün dinler kendi mensuplarına
tanıyabilecekleri, hiç değilse kendi ırklarına benzer bir
Tanrı düşüncesi getirirken, beyaz köleci efendiler Zencilere
kendi Hıristiyanlıklarını aşılamışlardı. Bu Hıristiyanlık
ise ‘Zenciye tıpkı köleci efendisi gibi sarı saçlı, soluk
benizli, mavi gözlü adeta ecnebi tanrıya tapmasını salık
veriyordu tabi ki.”
Eljah Muhammed siyahtı. Georgia’daki bir çiftlik evinde
doğmuştu, ailesiyle birlikte Detroit’e taşınmıştı. İnsan
suretine girmiş tanrı olduğunu iddia eden birisiyle
tanışmıştı. Mr. Wallece D. Fard, Eljah Muhammet’e Allah’ın
mesajını bildirmişti ve bu mesajı ‘Kuzey Amerika da yaşayan,
Yitik buluntu İslam cemaati durumundaki siyah halka
iletmesini istemişti Eljah Muhammed’den. Buna dayanarak
kurmuştu Eljah Muhammed İslam cemaatini. İçerdeyken
kardeşleriyle ve Eljah Muhammet’le devamlı mektuplaşıyordu.
Eljah Muhammet ona bir mektup göndermiş içine de bir miktar
para koymuştu.
Malcolm hapis cezasının son yılını ilk gittiği Charlestown
Hapishanesinde geçirdi. Norlfolk’taki görevliler, iğne
vurulmak istemeyişini ve yer değiştirmesine itirazını neden
olarak gösterdiler!. Charlestown’da eskisi gibi kitap
okuyamasa da, çeşitli tartışmalara katılıyordu. Hafta sonu
bir ilahiyatçı İncil dersi vermeye geliyordu, buna katılmaya
karar verdi Malcolm. İlahiyatçı konuşması bittikten sonra
soruları alıyordu. Sonunda bir gün Malcolm da el kaldırdı ve
sordu: “Pavlusun rengi neydi? Siyahtı elbet; çünkü o bir
İbrani’ydi ve esas İbranilerse siyahtı...Öyle değil mi?”
İlahiyatçı “evet” dedi. Malcolm tekrar sordu: “Ya İsa’nın
rengi....o da İbrani’ydi değil mi?” Adam neye dayanarak
diretebilirdi ki? “evet İsa esmerdi” dedi. Malcolm
“peki kiliselerde çizilen resimlerde İsa hep beyaz çizilmiş,
öyleyse bu resimler gerçeği yansıtıyor mu sizce?”
deyince, İlahiyatçı “Bak bu konuda bir şey söyleyemeyeceğim”
deyip çekip gitmişti.
1952 baharında tahliye kurulunun salıverilme kararıyla
hapisten çıktı. Hapisten çıkınca Harlem ya da Boston yerine
doğru Detroit’teki kardeşinin yanına gitti. Buraya
gitmesinin nedeni Eljah Muhammet’in öğretisini daha iyi
kavramak içindi. Hapisten çıkışı için kardeşinin çalıştığı
mağazanın sahibi kefil olmuştu. Hemen burada tezgahtar
olarak işe başlamıştı. Kardeşi Wifred yanında kalmasını
istemişti, o da seve seve kabul etti bunu. Kardeşinin evinde
tam bir Müslüman evi havası vardı. Kardeşi ona gusül almayı
ve namaz kılmayı öğretti. Mağazada da namazlarını hiç
aksatmadan kılıyorlardı, diğer çalışanlardan habersiz olarak
yapıyorlardı bunu. Malcolm namaz kılmayı çok sevmişti, bütün
din kardeşleriyle birlikte ALLAH’a yöneliyorlardı.
Detroitteki Müslümanların toplandığı bir yer vardı. Burada
hafta sonları İmam Lamuel Hasan konferanslar veriyordu.
Buradaki Müslümanları o kadar samimiydiler ki, Malcolm böyle
bir samimiyeti hayatında ilk kez görüyordu. Birbirleriyle
karşılaştığında herkes selamlaşıyordu,ve birbirlerine son
derece samimi davranıyordu herkes: ‘Kardeşim’, ‘Bacım..’,
Hanımefendi...’, ‘Efendim...’ bu fevkalade bir
şeydi...Malcolm tüm bunlar için diz üstü çöküp ALLAH’a şükür
ediyor ve Eljah Muhammet’i göreceği günü iple çekiyordu.
Bir gün Chicago’daki iki numaralı mabedi ziyarete gitme
kararı aldılar. Eljah Muhammet’in burada bir konuşması
vardı. Chicago’da iki numaralı Mabed’de herkes aynı tip
elbiseler giyinmişti. Malcolm bu kadar Müslüman’ı disiplinli
temiz bir şekilde ilk kez görüyordu. Elçi içeri girince
selam verdi, herkes ‘ve aleyküm selam’ diye yanıt verdi.
Elçinin başında altın nakışlarla süslenmiş bir de taç vardı.
Malcolm bu sırada dalıp gitmişti: kendisi içerdeyken hiç
tanımadığı halde zaman ayırıp mektup yazan, Zencilere
liderlik yapabilmek için nice acılara katlanmış, hiç
özveriden kaçınmamış, zencilere kol kanat gerebilmek için
gözünü budaktan sakınmayan lider...
Eljah Muhammed o gün çektikleri sıkıntılardan ve geçmişinden
bahsetti. Konuşmanın sonuna doğru ismiyle hitap ederek
Malcolm’a seslendi: “yıllardandır hiç ara vermeksizin bana
mektup yazmıştır Malcolm kardeş. Elim değdikçe ben de
kendisine yazmışımdır. ‘Zindandayken şeytandan kurtulmuştu
Malcolm kardeş; ama şimdi onun tekrar içkime, kumarıma,
esrarıma ve günahıma çekeceğim diyecektir beyaz şeytan. İşte
şimdi temiz kardeşimizin perdesi kalkmıştır, göreceğiz nasıl
bir insan olacağını, inanıyorum ki hep bağlı kalacaktır
Malcolm kardeş imanına” diyordu Eljah Muhammed.
Akşam yemeğini Eljah Muhammet’le birlikte yediler. Bu sırada
Malcolm Detroitteki Mabedi nasıl tıka basa doldurabileceğini
düşünüyordu kendi kendine. Bir ara sordu: Detroitteki mabede
kaç kişi toplanabileceğini sordu. Eljah Muhammet
“binlercesini”dedi ve gençlere çok önem verilmesini istedi.
Malcolm üye sayısını arttırmak için İmam Lamuel Hasan’a
yardımcı olmaya karar verdi Zenci mahallelerine gidiyor:
“Adamım sana şöyle biraz fıs geçeyim mi?”diyerek başlıyordu
konuşmasına, böylece bir çok kişiyi yanında getirmişti .
Malcolm bu ara soyadı değişikliği için başvuruda bulunmuş ve
başvurusu kabul edilmişti. Eljah Muhammed “X”soyadını
kullanmalarını öğütlemişti onlara..Afrika’dayken ailelerin
sahip oldukları soyadlarını simgelemektedir ‘X’. Şimdiki
soyadları: köleler, efendilerinin soyadlarını
kullandığından, kendilerine ait değildi. ‘X’ Matematikte
bilinmeyenin simgesidir. Bir gün gelip ALLAH’a dönünceye
değin ve kendi ağzından bize kutsal isim verinceye kadar bu
‘X’i kullanacaklardı. Artık onun ismi Malcolm X’ti.
Malcolm X bu arada bol bol çalışıyordu. Hafta sonu
sohbetlerini hiç bırakmadan takip ediyordu. Cemaate
katılmayı hiç aksatmıyordu. Artık geceleri rahat
uyuyabiliyordu. Bu hale onu ALLAH’tan başka kim
getirebilirdi ki. Gün geçtikçe Eljah Muhammet’e daha çok
bağlanıyordu.
Eljah Muhammed, yeterlilik kazandığına inanınca, Malcolm’u
Boston’a yolladı, burada Llyod X adında bir Müslüman
oturuyordu. İslam’a az çok ilgisi olanları evinde topladı.
Malcolm onlara bir konuşma yaptı. Malcolm konuşmalarında
daha çok siyahlara yapılan işkencelerden bahsediyordu.
Böylece, bir tepki olarak Malcolm’un konuşmalarına katılım
çoğalıyordu. Ancak konuşmalar sonucunda “kim Eljah
Muhammet’in hareketine katılmak ister?” dediğinde sadece bir
kaç el kalkıyordu. Aradan üç aya geçtikten sonra bir
teşkilat için yeterli sayıya ulaştığını anlayınca on bir
numaralı Mabedi açtılar Boston’a. Eljah Muhammet onu 1954
yılının martında Philedelphia’ya gönderdi. Malcolm’un burada
da beyazlara ilişkin gerçekler hakkında yaptığı konuşmalar
sonucunda Philadellphia’daki zenciler daha büyük tepki
verdiler ve Mayıs ayının sonunda On iki numaralı Mabet
açıldı. Ertesi yıl başarılarından dolayı Eljah Muhammet
Malcolm X’i Newyork’u teşkilatlandırması için görevlendirdi.
Malcolm X eskiden dümenler çevirdiği, esrar sattığı bu yere,
yani buradaki sokaklara pek yabancı değildi. Eski
arkadaşlarını ziyaret etti. Hiç birisi onun bu denli
değiştiğine pek mana veremiyorlardı. Malcolm X bu arada
Müslüman bir hemşire olan ve yine Müslüman teşkilat için
çalışan Betty X adında birisiyle, Eljah Muhammet’ten onay
aldıktan sonra evlendi.
Büyük bir kentte, imkanları büsbütün sınırlı bir örgüt,
kamuoyunun dikkatlerini üstüne tam anlamıyla çekebilecek bir
olayla karşı karşıya kalmazsa, pratik hayatta tanınmamaya
mahkumdur. İşte bir gün Harlem’de öyle bir olay meydana
geldi. İki beyaz polis zenciler arasında çıkan kavgayı
önlemeye çalışırken Johnson Hinton adındaki bir Müslüman’a
coplarla saldırdılar. Kafasından yaralanıp derisi epeyce
soyulan Hinton, bir polis arabasıyla en yakın karakola
götürüldü.
Malcolm X olaydan haberdar edilince 50 kadar Müslüman’la
birlikte karakola gitti. İlk önce Malcolm’a onu
göremeyeceklerini söylediler. Malcolm da nöbetçi amire
pencereden dışarı bakmasını söylemiş, adam dışarıdaki
Müslümanları görünce şaşırmıştı. Malcolm kardeşlerini
görmeyince orayı terk etmeyeceklerini söyledi. Nöbetçi amiri
göstermeye razı olmuş: Johnson Hinton’u kafası, yüzü,
omuzları kana bulanmış bir vaziyette buldular. Malcolm: “bu
adamın yeri karakol değil hastanedir”diye bağırdı. Hemen bir
can kurtaranla onu hastaneye yolladılar. Hastanede yol
boyunca elli Müslüman’la birlikte arabayı takip ettiler.
Harlem’in en büyük caddesinde o güne kadar böyle kalabalık
görmeyen zenciler dükkanlardan, kafelerden fırlayıp,
kalabalığın peşine takıldılar.
İslam cemaati Johnson Hinton’un davacı olması için çok
çalıştı, davanın sonunda Johnson Hinton 70 bin dolar
tazminat kazandı. Bu olay Amerika da Müslüman cemaatinin
gündeme gelmesine vesile oldu. Artık Amerika’daki
televizyonlar Müslümanların mescitlerini gösteriyorlar,
çeşitli belgeseller düzenliyorlardı .Malcolm X televizyon
programlarına katılıyordu. Siyah Müslümanlar iyice Amerika
gündemini meşgul etmeye başladılar...
Eljah Muhammed, Malcolm X’ e. “senin daha çok ünlü olmanı
istiyorum. Çünkü sen ünlendikçe ben daha çok tanınıyorum ve
cemaatimize katılım çoğalıyor.”demişti. Eljah Muhammet’in
vekili olarak Malcolm X radyo ve televizyonlarda, Üniversite
kampüslerinde bir çok konuşmalar yaptı. Eljah Muhammet’in
vekili olarak konuştukça, diğer İmamlar onu kıskanmaya
başladılar. Onunla arasını bozmak isteyenlere karşın 1963
yılında bir konuşmasında Eljah Muhammed: “İşte benim en
sadık, en yılmaz vekilim. Ölünceye dek ayrılmayacaktır
izimden” diyordu Malcolm için...
1963 yılında Eljah Muhammet’le ilgili çeşitli haberler
çıkmıştı. Malcolm X bu haberlerden dolayı çok üzülüyordu,
böyle bir şeyi düşünmek
bile ona çok edepsizce geliyordu. Gazeteler Eljah
Muhammet’in sekreterleriyle çeşitli ilişkileri olduğunu
yazıyordu. Malcolm dayanamayıp hemen Eljah Muhammet’le
Phoenix’te bir araya geldi. İşte burada Eljah Muhammet’in
İslam dinini nasıl bildiğine ve nasıl çarpıttığına şahit
olacağız. Malcolm X’e aynen şunları söylüyordu: “Davud’u
okurken, bir başkasının karısına nasıl göz diktiğini
öğrenmişsindir, işte o Davudum ben. Nuh’u okumuşsundur; şu
sarhoşu, işte ben onun ta kendisiyim. Lut’un serüvenini
okumuşsundur: şu kendi kızlarıyla aynı yatağı
paylaşanı...bana da bunları yapmak caiz oluyor herhalde”
demişti Eljah Muhammet.(Not: Bunlar tahrif edilmiş Tevrat’ın
ayetleri idi ve diğerleri gibi Malcolm da o zamanlar
Kur’an’dan uzaktı.)
22 kasım 1963 yılında Dallas’ta Amerikan başbakanı John F.
Kennedy bir suikast sonucu öldürülmüştü. Eljah Muhammet ne
olursa olsun hiçbir vekilin bu suikast hakkında konuşma
yapmaması için bir buyruk göndermişti. Malcolm bu olaydan
sonra Eljah Muhammet’in vekili olarak bir konuşma yaptı.
Konuşma bittikten sonra, sorulu cevaplı bölüme geçildiğinde
birisi ona şu soruyu yöneltti: “Başkan Kennedy’nin ölümü
hakkında ne düşünüyorsunuz?” Malcolm da bir temsille kendi
görüşünü açıkladı: “Siz sabah tavuklarınızı bahçeye
gönderdiğinizde akşam komşunuzun kümesine değil de tekrar
sizin kümesine gelecektir. Evet şeytan onu tekrar yanına
aldı.”
Bu konuşması üzerine Malcolm X 90 gün hiç konuşmama cezası
aldı Eljah Muhammet’ten. Manşetler“Malcolm X susturuldu”
diyordu. MalcolmX, 90 gün sonra konuşabileceğini düşünüyordu
fakat, artık ders verdiği yedi numaralı mabette de ders
vermesi yasaklanmıştı. Biraz kafa dinlemek ve tatil yapmak
için Malcolm X ve eşi o zamanlar yeni yeni İslam cemaatine
katılan ve boksör olan Muhammed Ali’nin evine
gittiler. Bu, eşi Bety’nin evlendikten sonra ilk tatili
olacaktı.
HİDAYETİ
Malcolm X artık Eljah Muhammet’in adamları tarafından tehdit
edilmeye başlamıştı, tetiği çekmesi için yedi numaralı
Mabedin imamına emir verilmişti Eljah Muhammet tarafından.
Malcolm X bu sırada Hac görevini yerine getirmek için
Mekke’ye gitmeyi düşünüyordu..Bunun için kardeşi Ella’dan
borç aldı. İlk önce Mısır’a gitti. Hacca gitmesi Malcolm X
için çok kavramın değişmesinin başlangıcıydı. Mekke’den
hanımına aynen şunları yazıyordu: “İnanamayacaksın ama;
tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan
su içtim, ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz bir
kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Gerçek
peygamberimiz olan Hz. Muhammed ırkçılığı yasaklamıştır.”
Burada ismini de bir Müslüman ismiyle değiştirdi. El-hac
Malik El-Şahbaz, dı artık o...
Malcolm X Mekke’de gerçek Müslümanlığı öğrendi. Kral
Faysal’la görüştü. Beyrut’ta bir üniversitede Amerikalı
siyahlarla ilgili konferans verdi. Amerika’ya geri
döndüğünde basına ırkçılığı bıraktığını, kendisinin yeni bir
örgüt kuracağını, beyazların bu örgüte katılabileceklerini
açıkladı.
Malcolm X’in ırkçılığı bırakması ve artık yeni kurduğu
örgüte beyazların da üye olabileceğini açıklaması, Amerika
kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. İslam dini, belki de
ilk olarak, Amerikan basınında evrensel ve geniş boyutlarda
yer buldu. Irkçılığı bırakması Eljah Muhammed ve çeşitli
siyah kuruluşlar tarafından doğru bulunmadı. Malcolm X artık
bir çok tehditler almaya başlamıştı. Yaşadığı her günü ödünç
alıyor gibiydi. Nereye gitse takip ediliyordu. Etrafındaki
kişilere artık kendi sonunun geldiğini söylemekten
çekinmiyordu. Ailesi bir yerde, kendisi de güvenliği için
değişik otellerde kalıyordu.
“NASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZ”
Malcolm X hayatını mensubu bulunduğu toplumun haklarını elde
etmek, bundan daha da ötesi bu toplumu gerçek kimliğine
kavuşturmaya adamıştı. Belki siyah toplum olarak bütün
eşyalarını, tekrar bir gemiye yükleyip Afrika’ya
dönemezlerdi ama kültürleriyle, dinleriyle, dilleriyle bir
de özgürlükleriyle Afrikalı olabilirlerdi. Tahrip edilmiş
Hıristiyanlık dini onlara iki dünyayı da cehennem yapmıştı
ne yazık ki ...En son ve en mükemmel din olan İslamiyet
ancak bu toplumun her iki dünyada saadetini sağlayabilirdi.
Malcolm X bu gerçekleri anlatabilmek için çalıştı. Gece
yarısı evine Monoton kokteyli atıp evini ateşe vermişlerdi
ama o saat 4 uçağıyla Chicago’ya gidip Detroit’teki
konferansa yetişmişti.
21 Şubat 1965 Pazar günü bir eğlence salonunda bir konferans
vardı,400 sandalye kurulmuş, salon hazır hale getirilmiş,
herkes yerini almıştı. Malcolm X’in eşi de dört çocuğuyla
birlikte en önde yerini almıştı.
Malcolm X takdim edildikten sonra kürsüye doğru yürüdü ve
‘Esselamu aleyküm’ dedi; salondakiler hep birlikte: ‘ve
aleyküm selam’ dedikten sonra salonun bir yerinde bir
karışıklık çıktı. Herkes dikkatini tam oraya çevirmişken
birkaç kişi Malcolm’a ateş açtılar. Herkes dışarı kaçmaya
çalıştı. Kendisine isabet eden on altı kurşundan ilkini
yer yemez Malcolm X’in dinleyicileri sakinleştirmek için
kalkmış olan sağ eli derhal göğsüne düştü, öteki eli havaya
kaktı orta parmağını bir kurşun uçurup gitti, sakalının
arasından kanlar sızıyordu, ve vücudu arkaya iki sandalyeyi
devirerek düştü. Tetikçiler yere düşmüş vücudunu iyice
kurşunladıktan sonra kaçtılar. Dört çocuğunun üzerine
kapanan eşi ve dinleyicilerden bazıları hemen sahneye
koştular; ancak kurşunlar tam can alıcı noktalara isabet
etmişti, yakındaki bir hastaneye götürülürken yolda vefat
etti. Hayatını adamış olduğu bu toplum için konferans
verirken...
Malcolm’un naaşı cenaze evinde yirmi iki bin kişi ziyaret
ettikten sonra, Amerika’da yaşayan Arabistanlı birisi
tarafından İslami şartlarda toprağa verildi.
-MALCOLM METELİKSİZ ÖLDÜ! Başlığını atıyordu gazeteler. 12
yıl boyunca sadece karın tokluğuna, hiçbir maaş talep
etmeden durmak bilmeyen bir enerjiyle çalıştı Malcolm.
MALCOLM X SONRASI İSLAM
MalcolmX, Eljah Muhammed tarafından ihraç edildikten sonra
Suudi Arabistan olmak üzere çeşitli Orta doğu ülkelerine
geziler düzenledi. Buralardan döndükten sonra Eljah
Muhammed’in oğlu Wallace D. Muhammet’le birlikte Amerikan
İslam Misyonu adlı örgütü kurdular. Malcolm X’ in
ölümünden sonra W.D.Muhammed liderliğindeki örgüt daha
sonraları diğer İslam ülkelerindeki örgütlerle birleştiler.
Kısa sürede Amerika’daki en büyük İslam cemaati haline
geldi. Diplomaları devlet tarafından tanınan okullar
açtılar, Kur’an ve Arapça eğitimi sağladılar. 1985 yılından
sonra dünya üzerindeki Müslümanlarla sağlanması amaçlanan
entegrasyonun son aşamasını da yerine getirip Amerikan İslam
Misyonunun kapatıldığını ilan ettiler.
Diğer taraftan Nation of İslam örgütünün başına Eljah
Muhammet’in yerine Louis Farrakhan geçti. Örgüt
Milliyetçi çizgisini günümüze dek sürdürmektedir. Amerika’da
bu gün yaklaşık 8 milyon Müslüman yaşamaktadır. 11 Eylül
saldırılarından sonra 2 ay gibi kısa bir sürede 50.000
Amerikan vatandaşı Müslüman oldu. Daha önceleri ise yılda 25
bin Amerikalı Müslüman oluyordu. Yapılan araştırmalarda
öyle gözüküyor ki bir çok Amerikalı Müslüman olacak; çünkü
Amerikalılar daha gerçek İslamla yüz yüze gelmediler. İslam
gündeme geldikçe ilgi artıyor. Amerikalı Müslümanların
çoğunu Orta Doğulu ve Afrikalı Müslümanlar oluşturmaktadır.
Kaynak
Malcolm X- Alex Halley- İnsan Yayınları
|
|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır
:::... |
|
|