|

T. ÇİZGİN/ ANKARA
Sorularınıza başlamadan önce mektubunuzun ana temasını
oluşturan anlayış üzerinde bir değerlendirme yapmanın gerekliliğine
inanıyoruz.
Öncelikle gaybi konularla ilgili varmış olduğunuz sonuç doğru değildir.
Bir şey kesin gaybın sınırları içinde ise onu hiçbir kimse bilemez.
Falcıların bunu bildiğine inanmak bunca ayetin doğruluğuna gölge
düşürmek olur. Falcılar ve kahinlerin söylediği bunca yalan ve yanlış
arasında iki tane tesadüf etmesi bizi şaşırtmamalı. Zira bozuk bir saat
bile günde iki defa doğru zamanı gösterir. Bu bizim savrulmamıza ve
onlara ümit bağlamamıza sebep olmamalı. Onlar sadece zanna tabi olur,
tahminde bulunur ve yalan söyler. Bunların hiç biri gerçeği ifade etmez.
Rabbimizin Fatiha suresinde belirttiği gibi “Ya Rabbi! sadece sana
kulluk eder, sadece senden yardım isteriz” der; dünyada ve ahirette
bizim için hayırlı olanını isteriz.
İkinci bir husus ise başta da belirttiğimiz gibi Kuran'a bakışınız ve
ifade biçiminizdir. Siz belki farkında olmayabilirsiniz. Duygularınızı
rahat bir biçimde ifade etmiş olabilirsiniz. Sözün maksadı aştığını da
fark etmemiş olabilirsiniz. Bununla birlikte söyleyeceklerimizi
değerlendirmenizi istiyoruz.
İnsan her şeyden önce yaratılmış olduğunun bilin-cinde olmalıdır.
Yaratılmış olanı elbette bir yaratan vardır. Yaratan ise insanı dilediği
gibi, dilediği zamanda, dilediği renk, cins ve biçimde yaratmıştır.
Bununla birlikte yaratıklarını dilediği doğal kanunlara tabi kılmıştır.
Kuşları havada uçmaya, yılanları yerde sürünmeye, insanları da iki ayağı
üzerine yürümeye mahkum etmiştir. Yine hem insan hem de diğer varlıkları
kuşatıcı yasalar ve ilkeler koymuştur. Her bir yaratılana belli
özellikler vermiş ve buna bağlı olarak ta sorumluluklar yüklemiştir.
Bunlara itiraz etmemiz mümkün olmadığı gibi Kur’an’la belirlenmiş
ilkelere de itiraz etmek mümkün değildir. “Peygamber Rabbinden kendisine
indirilene iman etti, müminler de iman ettiler...”( 2/285) Bu konuda
kimsenin bir imtiyazı yoktur. Yaratılanın yaratanına teslim olması
gerekir. Müslüman oldum demenin anlamı da budur.
Teslim olan insan kadın olsun erkek olsun kendinden isteneni yerine
getirmekle yükümlüdür. “Ben bunu beğenmedim, benim için şu konu şöyle,
bu konu da böyle olsun” diyemez. Allah kullarının tabi olduğu kuralları
belirleyendir. Kula düşen kendine verileni almak, istenileni severek
isteyerek yapmaktan ibarettir. Yaratan kimseden sipariş kabul etmiyor,
kimsenin fikrini de sormuyor. Yaratıklardan İblis Adem’in halife
seçilmesine itiraz ediyor ve bu kanaa-tinde de ısrar diyor; “ben üstünüm
beni seçmeliydin” diyor ve sonuçta lanetlenenlerden oluyor. Biz
Rabbimizden razı olalım ki O da bizden razı olsun. Sözümüz işittik ve
itaat ettik, işittik ve iman ettik olmalı. Ancak Kur ani olup olmadığını
araştırıp emin olduktan sonra. Gayretlerinizin bu yolda olması
temennileriyle diyoruz.
SORU 1: Kuran sadece erkeklere mi hitap ediyor? Kadınlarınıza söyleyin
derken erkeklerinize söyleyin şeklinde bir ifade yok. A’raf suresinde
Havva’nın Ademin yatışması için yaratıldığı yazıyor. Bunları nasıl
anlamalıyız? Ben Kur’an’ın her iki cinse de seslenmesini istiyorum.
CEVAP 1:
Kur’an bir hitap olarak Hz. Muhammed (a.s.) gönderilen bir kitaptır.
Kur’an’ın konuşma üslubuyla gönderildiğini ve bu kitabın konuşma
dilinden yazıya aktarıldığını bilmekte yarar vardır. Kur’an'daki üslup
bundan dolayı “de ki”, “ey insanlar”, ey iman edenler”, “ey kafirler”,
“ey ehl-i kitap”, “ey nebi”, “sana soruyorlar, de ki” gibi hi-taplarla
doludur. Ayetlerdeki hitabın çoğunlukla müzekker oluşu peygambere
hitaben gönderilmiş olduğundandır: Arapça’nın özelliğine göre, kadına ve
erkeğe ayrı ayrı ifade biçimleriyle hitabedilir. Peygambere (a.s.)
yapılan hitapların müzekker kalıbıyla olması da bu dilin gereğidir.
Ancak Allah’ın hitabı kimi muhatap alıyorsa onadır. Bu cümleden olarak
olaya baktığımızda Allah kime ne söylemek istemişse hitabın merkezine
onu almıştır. Örnek olarak şu üç ayeti okuyalım:
“İman edip Salih amel işleyenleri zemininden ırmaklar akan cennetlere
koyacağız. Orada ebedi kalacaklar. Bu Allah’ın gerçek vadidir. Allah’tan
daha doğru sözlü kim vardır?
“Gerçek ne sizin kuruntularınızdır ne de ehli kitabın. Kim bir kötülük
yaparsa cezasını görür. Ve kendisine Allah’tan başka dost ve yardımcı da
bulamaz.”
“Erkek veya kadından kim mümin olarak Salih amel işlerse, işte onlar
cennete girerler. Onlara zerre kadar zulmedilmez. (4/122-124)
Bununla birlikte sorunuza bire bir cevap olması bakımından Nur suresi
otuzuncu ve otuz birinci ayetinde “iman eden erkeklere söyle...” “gul
lil mü’miniyne”, “iman eden kadınlara da söyle...” “gul lil mü’minatı”
şeklinde mesajın gereği olarak ayrı ayrı zikredilmiştir. Anlatılan konu,
verilen hüküm her iki cinsi cinsiyetleri nedeniyle ilgilendirdiği için
cinse ayrı ayrı hitabe dilmiştir. Kur’an’ın “ey insanlar”, “ey iman
edenler”, “ey Allah’ın kulları” gibi ifadeleri, bu sıfatı taşıyan
herkesi kapsamaktadır. Allah sözün en güzelini söyleyendir. Nerede nasıl
hitap edilmesi gerekiyor ise öyle hitap eder. Bize “işittik ve iman
ettik” demekten başkası yakışmaz.
A’raf suresinin 189. ayetinde Havva (validemizin) hz. Ademin yatışması
için yaratıldığını nasıl anlamalıyız? Diyorsunuz. Ayetin manası şöyle:
Sizi bir tek esastan (nefsi vahideden ) yaratıp bir-birleriyle sükun
bulacağı eşler yapan O’dur. (Adem eşini sarıp bürüyünce) Eşine
yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi. Onu bir müddet taşıdı. Nihayet
yükü ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah’a: “Eğer bize Salih bir
çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız” diye dua ettiler.
(3/189)
Yine aynı konuyu dile getiren Nisa suresi birinci ayetinde de şöyle
buyrulmaktadır:
“Ey insanlar sizi bir tek esastan (nefsi vahideden) yaratan ve o esastan
eşini de yaratan ve bu ikisinden pek çok erkek ve kadınlar türetip yayan
Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adına ant vererek birbiri-nizden
haklarınızı talep ettiğiniz Allah' tan korkun ve akrabalık bağlarını
gözetin. Şüphesiz Allah üzeri-nizde daima gözetleyicidir.” (3/1)
Her iki ayette de verilmek istenen mesaj bugünü yaşayan insanlığadır.
Zira Hucurat suresinde “Ey insanlar biz sizi bir erkek ve bir kadından
yarattık...” (49/13) buyruluyor. Olaya Kur’an’ın yaratılışla ilgili
ayetlerinin çizdiği çerçevede baktığımızda, insanlık topraktan,
balçıktan, süzme çamurdan ve salsalden yani kurumuş çamurdan
yaratılmıştır.
Bunu açtığımızda insan denen varlığın yaratıldığı maya esas topraktır.
Topraktan bir çift yani ilk
aile /zevce yaratılmış o aileden de tüm insanlık kadın ve erkekler
olarak türetilmiştir. Bu ise tüm insanlığın birbiriyle akraba olduğunu
göstermektedir. Akrabalık insanın birbirini sevmesi için en meşru
sebeplerden birisidir. Allah yüce kudretinin tezahürü olarak insanlığa:
“sizi topraktan bir çift olarak yaratıp bu hale yani bugün insanlığın
ulaştığı devasa kalabalığa ulaştıran Allah’tan korkun” buyuruyor. Bu
ayetlerin vermek istediği mesaj özet olarak budur. Soy sop ve
milliyetiyle övünenlere adres gösteriyor. Bu ifadelerin kadını
aşağılayıcı bir yanı yoktur. “Zevce” ifadesi kadın ve erketen oluşan bir
çifti ifade etmektedir. Bu çiften hangisi değerli de diğeri değersizdir?
Arkadaşı değersiz olanın kendi değerli olabilir mi? “Söyle arkadaşını
söyleyeyim sana kim olduğunu” diyen bir vecizeyi hatırlayın. Bir çocuğun
babası kadar annesi de önem arz etmiyor mu? Düşünmenizi istiyoruz.
Erkek kadına kadının da erkeğe muhtaç halde yaratılmıştır. Biri olmadan
diğeri asla huzurlu olamaz. İkisi bir bütünü, aileyi oluşturur. Allah
ikisini de birbirine karşı ilgi duyacak özellikte yaratmıştır. Dünyanın
neresinde olursa olsun, hangi çağda yaşarsa yaşasın bu fıtrat hükmünü
yürütmektedir. İnsan neslinin devamı bunun üzerine bina edilmiştir. Bu
kural asla değişmez.
İslam üstünlük iddialarına 49/13’te noktayı koymuştur. “Allah indinde
üstünlük takva iledir.” Kadın olmak veya erkek olmak bir değer ifade
etmemektedir. Allah katında değer ifade etmek, Allah’a olan itaatle
ölçülmektedir. Bu özelliğe sahip olmayan (iman ve Salih amel sahibi
olmayan) kalabalıkları Allah aşağıların aşağısı olarak
vasıflandırmaktadır. (95/1-8)
Bu hükmüyle Allah insanların benliğindeki üstünlük anlayışını vahyin
ölçüleriyle bir zemine oturtmuştur. Allah hiçbir sınıfı veya cinsi başka
bir sınıf ve cinsin eğlencesi olsun diye yaratmamıştır. Kimsenin kimseyi
aşağılamasına asla müsaade etmemiştir.(49/11) Herkes kendisine yüklenen
sorumluluklarını yerine getirdiği kadar değerlidir. İnanan insanlar
olarak insanların levm ve takdirleriyle değil Allah’ın ilkeleriyle
rotamızı çizmeliyiz ki hesabı kolay verenlerden olalım...
SORU-2: Kur’an’da bir ayette erkeklerin kadınları dövebileceği yazıyor.
Bence kadın hangi suçu işlerse işlesin, cezasını erkeklerin vermesini
onur kırıcı buluyorum. Dünya da İslam mahkemeleri ahirette de Allah
vermeli değil mi?
CEVAP 2:
Bahsini ettiğiniz ayet kadınlar (Nisa) suresinin 34. ayetidir. Kadınlara
hitap etmemekle suçladığınız Kur’an bir suresine kadınlar suresi ismini
vermiş ve onların toplum içindeki yerlerini belir-lemiştir. Allah
kimseyi ihmal etmemiş; bu kitapta yaş ve kuru her şeyden bahsetmiştir.
Kur’an’ı dikkatli okuduğumuzda tüm sorularınızın cevabını bulacağınıza
inanıyoruz.
Bu surenin (4) 34. ayetini tekrar tekrar okuyup düşünün... Olay tamamen
aile-içi bir durumdur. Ailenin mahremiyeti dışa yansımadan başvurulması
gereken tedbirler cümlesindendir. Allah insanları birbirinden farklı
kabiliyette yaratmasından ve de erkeklerin aile geçimini temine
görevlendirdiğinden onları o ailenin sorumlu yöneticisi kıldığını
beyandan sonra; iyi kadınların özelliğini dile getirerek onların itaat
eden ve kocalarının yokluğunda da Allah’ın korunmasını istediğini
koruyan kimseler olarak va-sıflandırıyor. Burada korunması istenen şey,
bir ailede ne varsa hepsini kapsamaktadır. Mal, can, namus ve aile
sırları ve mahremiyetidir. İşte iyi kadınlar bu hususlarda güvenilen
kadınlardır.
Aile-içi ilişkilerde itaatsizlik eden kadınlara evin idarecisi olan
kimseyi Allah terbiye ve te’dip etmek için yöntem belirliyor: “önce
onlara nasihat edin” yani söz ile öğüt verin. Bu onları vazgeçirmez ise
yine eşine hitaben “onları yataklarında yalnız bırakın. Bu hali de bir
müddet deneyin. Hala itaat etmiyor, halini düzeltmiyorsa aile içi son
tedbir olarak dövün. Bu işin ailede çözümlenmesinin son aşamasıdır. Hala
baş kaldırmaya devam ediyorsa olay artık aile dışına taşacak boyuta
gelmiş demektir. İşte burada devreye 35. ayetteki kadın ve erkeğin
ailelerinden birer hakemin çözümüne bırakılıyor. Bekara kadın boşamak
kolaydır. Böyle bir durumu yaşayan insanlara sorsanız, “keşke iki değil
dört kez dövseydi de iş buraya kadar gelmese, yuvam yıkılmasaydı”
diyecektir.
İslam’ın olayı ele alış biçimi son derece makul, mantıklı ve olması
gerekenin tabii seyridir. Aile-içi sorunların çözümünde en ideal bir
çözüm yoludur. Bu olayları inanmayan, evlilik yoluyla böyle bir sorun
yaşamayan, kocasından ve evlatlarından ayrılmanın acısını tatmayan
kimselerin anlaması mümkün değildir. Aile faciasının yaşanmaması için
Allah her yolu denetiyor. Hala sorun devam ediyorsa tarafların
anlaşamayacağı kesinleşmiş ise iş ayrılığa ve mahkemeye intikal
ettiriliyor ve ayrılık gerçekleştiriliyor.
İkincisi ise bu hükmün Allah tarafından konulmuş olması meselesidir. Bu
Allah’ın bizler için koyduğu bir hüküm ise -ki öyle- buna itiraz etmek
gibi bir hakkımız olamaz. İnanmak ve itaat etmekten başka yapılacak bir
şey yoktur. Burada cezanın verildiği şahıs bir suç işlemiştir. Suçun
boyutuna göre de ceza verilmektedir. Dünyanın neresine gidersiniz gidin
suç cezasız bırakılamaz. “Kızım Fatıma da hırsızlık yapsaydı onun elini
keserdim” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Bu nedenle bu iş ne size göre
ne de bize göredir. Bu iş Allah’ın işidir ve Allah’a göredir. Kur’an'da
verilen hükme boyun eğmek ise inananlar olarak bizim işimizdir.
“Bir konuda Allah ve Rasulü hüküm verdiği zaman kadın ve erkek
müminlerin muhayyerlikleri yoktur.” Bu noktada akıllı insanın yapacağı
bir iş vardır, o da işi buraya kadar tırmandırmadan çözmektir. Buraya
gelmeden önce ilk iki tedbirin mutlaka uygulanmasıdır.
Sonuç olarak şunu diyebiliriz. İnsan normal düşünebiliyorsa aile-içi
huzursuzlukları hiçbir zaman bu seviyeye tırmandırmadan çözüme
götürmelidir. Kendini bilen itaatkar ve korunması isteneni koruyan
kimseler için yapılan bir şey yoktur. Allah onları “iyiler” olarak
vasıflandırarak taltif etmektedir.
İslam dini kadar aileye ve kadına değer veren hiçbir dünya görüşü
yoktur. Sosyal hayatın bu kısmını ince bir dantel gibi işleyerek;
evlenirken, evliliğin devamı için evliliğin sona erdirilmesinde ve
çocukların ve eşlerin sosyal ve ekonomik durumlarının gözetilmesi gibi
konularda koruyucu yasalarla kuşatmıştır.
Allah, yasalarının uygulanışında insanlara “sizi sahte bir merhamet
tutmasın” buyuruyor. Ne gariptir ki bu toplum suçluya merhamet ediyor da
mazlumu hiç düşünmüyor. Binlerce insanın katiline acıyor da binlerce
öldürülen insana ve yakınlarına acımıyor. İnsaf ve merhamet bunun
neresindedir? Bunun için “Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'ın
yasalarını uygularken sizi sahte (Re’fetün’) bir merhamet tutmasın”
buyuruyor.
Burada şöyle bir gerçek vardır: insanlık Allah’a ve yasalarına savaş
açmıştır. Bunu açıkça ifadelendirmekten kaçarak sahte bir merhamet
maskesinin arkasına sığınıyorlar. Bu merhamet anlayışı(!) tüm insanlığın
fesada gitmesine, mal, can, inanç ve namus kavramlarının hevalarına göre
talan edil-mesine sebep oluyor. İnsanlık gün gelip bu enkazın altında
kalacaktır. Allah’ın geçmiş kavimlerin hayat hikayeleriyle ilgili Kur’an
da yeterince örnekler verdiğini görüyoruz. “Onları efsane yaptık; şimdi
sizin kafirleriniz daha mı hayırlı?” Yeri gelmişken bir yanardağ
patlamasından ve sonuçlarından bahsetmek istiyoruz, düşünülsün diye:
Güzelliği dillere destan Pompei şehrinin kazılarında bir hamama
rastlanıyor. Hamamın özel bölmelerinde taş yataklar ve erotik resimler
var. Bunlar orada bir randevu evinin çalıştırıldığına işaret sayılıyor.
Ancak bu bölmenin tuvalet foseptiğinde erkek çocuk iskeletlerine
rastlanıyor bol miktarda. Buna göre, orada doğan kızlar sermaye
yapılıyor; erkekler bu konuda işe yaramadığı için doğar doğmaz kanala
atılarak öldürülüyor. Onların yorumu bu. Bu doğru ise başka sebebe gerek
var mı? Yanardağın enkazı dünyada tepelerine yıkılarak işleri
bitiriliyor. Allah'ın hududunu hiçe sayanlar için cehennem ne güzel
duraktır!...
SORU 3: Yine bir ayette peygambere kadınlar konusunda verilen imtiyazdan
bahsediliyor. Sizce bir peygambere imtiyazlar verilmesi, bu Kur’an’ı
cidden Allah mı indirmiş, yoksa kendisine imtiyazlar veren peygamber mi
yazmış sorusunu akla getirmez mi?
CEVAP 3:
Bir müslümanın aklına asla böyle bir şey gelmez. Çünkü bir müslüman
müslüman olmak için Allah’a şirksiz ve şeksiz inandığı gibi peygambere
ve onun Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna da iman eder. İnanıyorsa ki O,
Allah’ın elçisidir. Elçiden böyle bir şey asla vaki olamaz. Onu
denetleyen ve hesap soran bizzat Allah’tır. Onun böyle bir hatasına
nasıl karşılık vereceğini şu ayetlerle ifade etmektedir: “Kur’an bir
kahin sözü değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz?
Kur’an alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer o (peygamber) bize
atfen bazı sözler katmış olsaydı, biz onu kıskıvrak yakalardık. Sonra
onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu bundan kurtaramazdınız.”
(69/42-47)
Bu surenin(69) 38. ayetinden 52. ayetine kadar okuyun. Peygamber de
olsa, Allah asla torpil geçmediğini ve peygamberleri hemen bu dünyada
cezalandıracağını, Ahirete bile tehir etmediğini görürsünüz.
Yunus peygamberin, Allah'tan izinsiz bulunduğu yeri terk ettiği için
anında cezasını verdiğini insanlık alemine ibret sahnesi olarak
gösteriyor. Siz Kur’an’ı cidden baştan sona ağır ağır düşünerek ve
anlayarak okuyun. O zaman İslam’ın Allah’ını, peygamberini ve Allah’ın
gerçek dinini tanıyacaksınız. “Müslüman” sözü çok iddialı bir sözdür.
Müslüman ne keyfi için Allah’ın dinini bozmaya kalkar ne de Allah’ın
elçileri böyle bir şey yaparlar. Lütfen niyetiniz ciddi ise hodri meydan
okuyun göreceksiniz. (NOT: açık anlaşılır ve sivri uçlardan birine ait
olmayan birinin yaptığı mealden okumanızı tavsiye ediyoruz. Çünkü her
meal açık ve anlaşılır olmayabiliyor.)
Ayrıca bu konu peygamberin kendi isteği ile olan bir konu değildir. 33.
surenin 50. ayetinden 62. ayetine kadar okuyun. Peygamber sadece
kendisine emrolunanı yapmıştır. Peygamber asla bir şehvet düşkünü
değildir. Her birinde sosyal, siyasi ve insani yönden büyük hikmetler
vardır. Bunları anlatmak bu sayfalara sığmayacağından peygamberin
hayatını anlatan siyer ve İslam tarihi kitaplarına müracaat etsinler
diyoruz.
SORU 4. Ben Mevdudi’nin tefsirinde okudum. Orada bir erkeğin evlilik
dışı cariyelerinin olabileceğinden bahsediyor. Sayısı da yok. Olsa da
fark etmez. Evlilik dışı bu olayın zinadan farkı nedir? O insanların
köle olması neyi değiştirir? Erkeğe bu kadar sınır tanı-mazlık neden?
Ama kadınların da güzelliğini göstermek gibi bir fıtratı var. Erkeğe
verilen serbestlik ona neden verilmiyor? Biliyorum açıklık toplumu ifsad
eder. Ama diğeri de toplum açısından iyi durmuyor.
CEVAP 4:
Kölelik ve cariyelik İslam’ın devraldığı insanlık
mirasındandır. Bununla birlikte ilk günden itibaren insan onuruna ve
haysiyetine büyük önem veren İslam, köle azad etmeyi müslümanlar
arasında hep teşvik etmiştir. Kendilerini geçindirecek akli erdeme sahip
olanlarını anlaşma yaparak hürri-yetlerine kavuşturmayı büyük bir erdem
saymıştır. (24/33) İmkanı olmayanlara Müslümanların zekat paralarından
pay vererek desteklemiş. (9/60) Bekar olanlarını evlendirmek için teşvik
etmiştir. (24/32) Hz. Ömer döneminde Orta Asya’ya kadar fethedilen Irak,
İran ve Suriye halklarından bir kişi bile köle ve cariye olarak
alınmamış, kendi topraklarını işleyerek devlete vergi vermeleri
istenmiştir. Yapılan, yemin ve hatalarda ilk yapılması gereken bir köle
azat etmeyi müslümanlara Allah önermiştir. (58/3-4,5/89)
Bunca ayet ve uygulamaya rağmen müslümanları cariyelerden harem kurmakla
suçlamanın mantığını anlamak mümkün değildir. İslam evlilik ilişkilerini
meşru bir zeminde nikahlanmak suretiyle onaylar. Bunun cariye ve hür
olması değişmez.
Hür kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyenler ca-riyelerle sahiplerinin
izniyle evlenebilirler, hükmü (4/25) unutulmamalıdır.
“Cariyeleriniz müstesna evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı...”
(4/24) ayetinde cariyelerle de ancak evlenerek aile kurulabileceği
anlaşıldığı gibi cariyeler savaş esirlerinden oldukları için bunlar esir
düşmeden önce evli bile olsalar esir olduktan sonra evlik bağının
koptuğu ve bunların da evli sayılmadığı anlatılmaktadır. Yani bunların
memleketteki kocaları artık boş olmuş demektir. Bunlarla mehirleri
verilerek evlenilebileceği ifade edilmektedir. (4/24)
Müminlerin vasıfları sayılırken (25/5-6) , (7/29-30) “Onlar eşleri ve
cariyeleri hariç olmak üzere iffetlerini herkesten korurlar. Eşleriyle
ilişkilerinden dolayı yerilmezler...” (23/5-6) ifadesindeki cariyelerin
zikredilmesi onlarla ilişkinin nikahsız olacağı anlamına gelmediği gibi,
ayetin devamında “Eşleriyle olan ilişkiden dolayı yerilmezler”
ibaresiyle ilişkinin eşlerle sınırlı olduğu anlamı da çıkmaktadır.
Cariyeler evin hizmetinde olmaları nedeniyle sürekli göz önünde olması
nedeniyle zikredilmiş olması daha tercihe şayandır. Çünkü bunlar sürekli
efendilerinin yanında hizmet için bulunmaktadırlar. Ayrıca cariyelerle
evliliğin hür ve müslüman insanlar için cazibesi de yoktur. Bu
fakirlikten evlenemeyenlere tavsiye edi-lirken bile (4/25) “Bu sizin
içinizden günaha girme korkusu olanlar içindir. Sabretmeniz sizin için
daha hayırlıdır” buyuruluyor.
Sonuç olarak Mevdudi’nin tefsiri de yazsa Ebu Suud efendinin tefsirinde
de yazsa Allah’ın kitabında nikahsız ilişkinin kimseye önerilmediğini
görüyoruz. Ayrıca tefsir kitapları ilk günden itibaren İslam-dışı
bilgilerle şişirilmiştir. İsrailiyyat diye tanımlanan bu konu bir çok
yanlışlara sebebiyet vermiştir. Kur’an’ın ana temasına bakarak bunların
ayıklanması gerekir diyor, aykırı düşünceleri Kur’ani bulmuyoruz. Yanlış
yanlıştır. Onu bir çok insanın yapmış olması asla doğru yapmaz. İşin
garibi ilk Müslümanlarda bol cariyeli bir yaşama da şahit olmuyoruz.
İslam bu insanları ortada sahipsiz kalmaması; yedirilip barındırılması
için aile ortamında hizmete vermiştir. Uygun olanların evlendirilmesi ve
hür kılınması için de her fırsatı bu insanların lehine kullanmıştır.
SORU 5: Kadınlar bir tarla onu istediğiniz gibi sürebilirsiniz diyor.
Şimdi bu ifade çok onur kırıcı değil mi? Lütfen bu soruyu sağduyunuzu
kullanarak cevaplayın.
CEVAP 5:
Okuduğunuz bu meal doğru değildir. Baştan tezinizi yanlış üzerine
kurmayın. “Kadınlar sizin tarlanızdır. Artık tarlanıza dilediğiniz
şekilde yaklaşın...” Kur’an Arapça olarak indirilmiş ve Arap
edebiyatının kullandığı edebi sanatları da kul-lanmıştır. Bu ve benzeri
ifadeler gerçekleri nezih bir üslupla anlatmak içindir. Tarla ifadesi
mecazen kullanılmıştır. Kadın-erkek ilişkilerini anlatırken de
“birbirinize karşı elbise gibisiniz” buyuran Allah kadının kocasına
kocasının da kadına karşı mahrem olmadığını anlatmaktadır. Bu ayette de
(2/223) kadınlar ürün yetiştiren tarlaya benzetilmiş, erkekleri ile olan
münasebetleri de mecazen “dilediğiniz şekilde yaklaşın” ibaresiyle ifade
edilmiştir. Burada kadını aşağılayıcı herhangi bir ifade yoktur.
Bir evvelki ayetle birlikte düşünülürse, özel durumdan dolayı erkeklere
kadınlarından uzak durmaları istenmişti. Temizlendikten sonra Allah'ın
meşru kıldığı yoldan dilediğiniz gibi yaklaşın buyurularak yasağın
kaldırıldığı bildirilmiştir. Olayı kendi bağlamından koparırsanız
elbette yanlış bir anlama sürüklenecekti. 2/220’den 223’e kadar birlikte
okuyun; inanıyoruz ki konu anlaşılacaktır.
M. CELİL/HOLLANDA
Soru 1: 2/221 de iman etmedikleri müddetçe Allah'a ortak
koşan kadınlarla evlenmeyin... buyurulurken 5/5’de de “Sizden önce kitap
verilenlerin hanımlarıyla da evlenebilirsiniz denilmektedir.” Bu iki
ayet arasında bir tezat mı var? Bunu nasıl anlamalıyız?
Cevap:
Kitabın bütününde bir tezat olmadığını Allah
bildirdiğine göre (4/82) onun her hangi bir ayetinde de tezat olması
mümkün değildir. Bakara suresindeki ayetin beyanı Maide suresi 5. ayeti
için de geçerlidir. Kendilerine vahiy verilen ve bu vahyin çizgisinden
ayrılmamış 3/113 ve 114’de vasıfları belirlenen kitap ehli, yani Allah'a
şirksiz ve ahirete de şeksiz inanan ehli namus olan kadınlarla
mehirlerini vererek evlenebilirisiniz demektir. İslamın istediği manada
iman etmeyenlerle asla evlenilemez. Ayetin devamında: “Kim imanı inkar
ederse ameli boşa gider” ibaresi bunu anlatmaktadır.
Ayrıca 24/3’de zani ve putperest olan kadınların ancak kendileri
gibilerle evlenebileceği ifade edilirken “Bu Müslümanlara haram
edilmiştir” buyurulduğunu görüyoruz.
“Ehli kitabın hepsi bir değildir. Geceleri secdeye kapanarak Allah'ın
ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah'a ve ahiret gününe
inanırlar. İyiliği emreder kötülükten men ederler ve iyiliklere
koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir.” (3/113-114)
Bir müslümanın evleneceği kadın Allah'ın “iyilerdendir” buyurduğu
muvahhide bir kadından başkası değildir, diyor, sizi Allah'a emanet
ediyoruz.
|