Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 314 | Şubat  2005

                   

 

 


T.  ÇİZGİN/ ANKARA

Sorularınıza başlamadan önce mektubunuzun ana temasını oluşturan anlayış üzerinde bir değerlendirme yapmanın gerekliliğine inanıyoruz.

Öncelikle gaybi konularla ilgili varmış olduğunuz sonuç doğru değildir. Bir şey kesin gaybın sınırları içinde ise onu hiçbir kimse bilemez. Falcıların bunu bildiğine inanmak bunca ayetin doğruluğuna gölge düşürmek olur. Falcılar ve kahinlerin söylediği bunca yalan ve yanlış arasında iki tane tesadüf etmesi bizi şaşırtmamalı. Zira bozuk bir saat bile günde iki defa doğru zamanı gösterir. Bu bizim savrulmamıza ve onlara ümit bağlamamıza sebep olmamalı. Onlar sadece zanna tabi olur, tahminde bulunur ve yalan söyler. Bunların hiç biri gerçeği ifade etmez. Rabbimizin Fatiha suresinde belirttiği gibi “Ya Rabbi! sadece sana kulluk eder, sadece senden yardım isteriz” der; dünyada ve ahirette bizim için hayırlı olanını isteriz.

İkinci bir husus ise başta da belirttiğimiz gibi Kuran'a bakışınız ve ifade biçiminizdir. Siz belki farkında olmayabilirsiniz. Duygularınızı rahat bir biçimde ifade etmiş olabilirsiniz. Sözün maksadı aştığını da fark etmemiş olabilirsiniz. Bununla birlikte söyleyeceklerimizi değerlendirmenizi istiyoruz.

İnsan her şeyden önce yaratılmış olduğunun bilin-cinde olmalıdır. Yaratılmış olanı elbette bir yaratan vardır. Yaratan ise insanı dilediği gibi, dilediği zamanda, dilediği renk, cins ve biçimde yaratmıştır. Bununla birlikte yaratıklarını dilediği doğal kanunlara tabi kılmıştır. Kuşları havada uçmaya, yılanları yerde sürünmeye, insanları da iki ayağı üzerine yürümeye mahkum etmiştir. Yine hem insan hem de diğer varlıkları kuşatıcı yasalar ve ilkeler koymuştur. Her bir yaratılana belli özellikler vermiş ve buna bağlı olarak ta sorumluluklar yüklemiştir. Bunlara itiraz etmemiz mümkün olmadığı gibi Kur’an’la belirlenmiş ilkelere de itiraz etmek mümkün değildir. “Peygamber Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler...”( 2/285) Bu konuda kimsenin bir imtiyazı yoktur. Yaratılanın yaratanına teslim olması gerekir. Müslüman oldum demenin anlamı da budur.

Teslim olan insan kadın olsun erkek olsun kendinden isteneni yerine getirmekle yükümlüdür. “Ben bunu beğenmedim, benim için şu konu şöyle, bu konu da böyle olsun” diyemez. Allah kullarının tabi olduğu kuralları belirleyendir. Kula düşen kendine verileni almak, istenileni severek isteyerek yapmaktan ibarettir. Yaratan kimseden sipariş kabul etmiyor, kimsenin fikrini de sormuyor. Yaratıklardan İblis Adem’in halife seçilmesine itiraz ediyor ve bu kanaa-tinde de ısrar diyor; “ben üstünüm beni seçmeliydin” diyor ve sonuçta lanetlenenlerden oluyor. Biz Rabbimizden razı olalım ki O da bizden razı olsun. Sözümüz işittik ve itaat ettik, işittik ve iman ettik olmalı. Ancak Kur ani olup olmadığını araştırıp emin olduktan sonra. Gayretlerinizin bu yolda olması temennileriyle diyoruz.

SORU 1: Kuran sadece erkeklere mi hitap ediyor? Kadınlarınıza söyleyin derken erkeklerinize söyleyin şeklinde bir ifade yok. A’raf suresinde Havva’nın Ademin yatışması için yaratıldığı yazıyor. Bunları nasıl anlamalıyız? Ben Kur’an’ın her iki cinse de seslenmesini istiyorum.

CEVAP 1:
Kur’an bir hitap olarak Hz. Muhammed (a.s.) gönderilen bir kitaptır. Kur’an’ın konuşma üslubuyla gönderildiğini ve bu kitabın konuşma dilinden yazıya aktarıldığını bilmekte yarar vardır. Kur’an'daki üslup bundan dolayı “de ki”, “ey insanlar”, ey iman edenler”, “ey kafirler”, “ey ehl-i kitap”, “ey nebi”, “sana soruyorlar, de ki” gibi hi-taplarla doludur. Ayetlerdeki hitabın çoğunlukla müzekker oluşu peygambere hitaben gönderilmiş olduğundandır: Arapça’nın özelliğine göre, kadına ve erkeğe ayrı ayrı ifade biçimleriyle hitabedilir. Peygambere (a.s.) yapılan hitapların müzekker kalıbıyla olması da bu dilin gereğidir.

Ancak Allah’ın hitabı kimi muhatap alıyorsa onadır. Bu cümleden olarak olaya baktığımızda Allah kime ne söylemek istemişse hitabın merkezine onu almıştır. Örnek olarak şu üç ayeti okuyalım:

“İman edip Salih amel işleyenleri zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedi kalacaklar. Bu Allah’ın gerçek vadidir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?

“Gerçek ne sizin kuruntularınızdır ne de ehli kitabın. Kim bir kötülük yaparsa cezasını görür. Ve kendisine Allah’tan başka dost ve yardımcı da bulamaz.”

“Erkek veya kadından kim mümin olarak Salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler. Onlara zerre kadar zulmedilmez. (4/122-124)

Bununla birlikte sorunuza bire bir cevap olması bakımından Nur suresi otuzuncu ve otuz birinci ayetinde “iman eden erkeklere söyle...” “gul lil mü’miniyne”, “iman eden kadınlara da söyle...” “gul lil mü’minatı” şeklinde mesajın gereği olarak ayrı ayrı zikredilmiştir. Anlatılan konu, verilen hüküm her iki cinsi cinsiyetleri nedeniyle ilgilendirdiği için cinse ayrı ayrı hitabe dilmiştir. Kur’an’ın “ey insanlar”, “ey iman edenler”, “ey Allah’ın kulları” gibi ifadeleri, bu sıfatı taşıyan herkesi kapsamaktadır. Allah sözün en güzelini söyleyendir. Nerede nasıl hitap edilmesi gerekiyor ise öyle hitap eder. Bize “işittik ve iman ettik” demekten başkası yakışmaz.

A’raf suresinin 189. ayetinde Havva (validemizin) hz. Ademin yatışması için yaratıldığını nasıl anlamalıyız? Diyorsunuz. Ayetin manası şöyle:

Sizi bir tek esastan (nefsi vahideden ) yaratıp bir-birleriyle sükun bulacağı eşler yapan O’dur. (Adem eşini sarıp bürüyünce) Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi. Onu bir müddet taşıdı. Nihayet yükü ağırlaşınca ikisi beraber Rableri Allah’a: “Eğer bize Salih bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız” diye dua ettiler. (3/189)

Yine aynı konuyu dile getiren Nisa suresi birinci ayetinde de şöyle buyrulmaktadır:

“Ey insanlar sizi bir tek esastan (nefsi vahideden) yaratan ve o esastan eşini de yaratan ve bu ikisinden pek çok erkek ve kadınlar türetip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adına ant vererek birbiri-nizden haklarınızı talep ettiğiniz Allah' tan korkun ve akrabalık bağlarını gözetin. Şüphesiz Allah üzeri-nizde daima gözetleyicidir.” (3/1)

Her iki ayette de verilmek istenen mesaj bugünü yaşayan insanlığadır. Zira Hucurat suresinde “Ey insanlar biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık...” (49/13) buyruluyor. Olaya Kur’an’ın yaratılışla ilgili ayetlerinin çizdiği çerçevede baktığımızda, insanlık topraktan, balçıktan, süzme çamurdan ve salsalden yani kurumuş çamurdan yaratılmıştır.

Bunu açtığımızda insan denen varlığın yaratıldığı maya esas topraktır. Topraktan bir çift yani ilk
aile /zevce yaratılmış o aileden de tüm insanlık kadın ve erkekler olarak türetilmiştir. Bu ise tüm insanlığın birbiriyle akraba olduğunu göstermektedir. Akrabalık insanın birbirini sevmesi için en meşru sebeplerden birisidir. Allah yüce kudretinin tezahürü olarak insanlığa: “sizi topraktan bir çift olarak yaratıp bu hale yani bugün insanlığın ulaştığı devasa kalabalığa ulaştıran Allah’tan korkun” buyuruyor. Bu ayetlerin vermek istediği mesaj özet olarak budur. Soy sop ve milliyetiyle övünenlere adres gösteriyor. Bu ifadelerin kadını aşağılayıcı bir yanı yoktur. “Zevce” ifadesi kadın ve erketen oluşan bir çifti ifade etmektedir. Bu çiften hangisi değerli de diğeri değersizdir? Arkadaşı değersiz olanın kendi değerli olabilir mi? “Söyle arkadaşını söyleyeyim sana kim olduğunu” diyen bir vecizeyi hatırlayın. Bir çocuğun babası kadar annesi de önem arz etmiyor mu? Düşünmenizi istiyoruz.
Erkek kadına kadının da erkeğe muhtaç halde yaratılmıştır. Biri olmadan diğeri asla huzurlu olamaz. İkisi bir bütünü, aileyi oluşturur. Allah ikisini de birbirine karşı ilgi duyacak özellikte yaratmıştır. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi çağda yaşarsa yaşasın bu fıtrat hükmünü yürütmektedir. İnsan neslinin devamı bunun üzerine bina edilmiştir. Bu kural asla değişmez.

İslam üstünlük iddialarına 49/13’te noktayı koymuştur. “Allah indinde üstünlük takva iledir.” Kadın olmak veya erkek olmak bir değer ifade etmemektedir. Allah katında değer ifade etmek, Allah’a olan itaatle ölçülmektedir. Bu özelliğe sahip olmayan (iman ve Salih amel sahibi olmayan) kalabalıkları Allah aşağıların aşağısı olarak vasıflandırmaktadır. (95/1-8)

Bu hükmüyle Allah insanların benliğindeki üstünlük anlayışını vahyin ölçüleriyle bir zemine oturtmuştur. Allah hiçbir sınıfı veya cinsi başka bir sınıf ve cinsin eğlencesi olsun diye yaratmamıştır. Kimsenin kimseyi aşağılamasına asla müsaade etmemiştir.(49/11) Herkes kendisine yüklenen sorumluluklarını yerine getirdiği kadar değerlidir. İnanan insanlar olarak insanların levm ve takdirleriyle değil Allah’ın ilkeleriyle rotamızı çizmeliyiz ki hesabı kolay verenlerden olalım...

SORU-2: Kur’an’da bir ayette erkeklerin kadınları dövebileceği yazıyor. Bence kadın hangi suçu işlerse işlesin, cezasını erkeklerin vermesini onur kırıcı buluyorum. Dünya da İslam mahkemeleri ahirette de Allah vermeli değil mi?

CEVAP 2:
Bahsini ettiğiniz ayet kadınlar (Nisa) suresinin 34. ayetidir. Kadınlara hitap etmemekle suçladığınız Kur’an bir suresine kadınlar suresi ismini vermiş ve onların toplum içindeki yerlerini belir-lemiştir. Allah kimseyi ihmal etmemiş; bu kitapta yaş ve kuru her şeyden bahsetmiştir. Kur’an’ı dikkatli okuduğumuzda tüm sorularınızın cevabını bulacağınıza inanıyoruz.

Bu surenin (4) 34. ayetini tekrar tekrar okuyup düşünün... Olay tamamen aile-içi bir durumdur. Ailenin mahremiyeti dışa yansımadan başvurulması gereken tedbirler cümlesindendir. Allah insanları birbirinden farklı kabiliyette yaratmasından ve de erkeklerin aile geçimini temine görevlendirdiğinden onları o ailenin sorumlu yöneticisi kıldığını beyandan sonra; iyi kadınların özelliğini dile getirerek onların itaat eden ve kocalarının yokluğunda da Allah’ın korunmasını istediğini koruyan kimseler olarak va-sıflandırıyor. Burada korunması istenen şey, bir ailede ne varsa hepsini kapsamaktadır. Mal, can, namus ve aile sırları ve mahremiyetidir. İşte iyi kadınlar bu hususlarda güvenilen kadınlardır.

Aile-içi ilişkilerde itaatsizlik eden kadınlara evin idarecisi olan kimseyi Allah terbiye ve te’dip etmek için yöntem belirliyor: “önce onlara nasihat edin” yani söz ile öğüt verin. Bu onları vazgeçirmez ise yine eşine hitaben “onları yataklarında yalnız bırakın. Bu hali de bir müddet deneyin. Hala itaat etmiyor, halini düzeltmiyorsa aile içi son tedbir olarak dövün. Bu işin ailede çözümlenmesinin son aşamasıdır. Hala baş kaldırmaya devam ediyorsa olay artık aile dışına taşacak boyuta gelmiş demektir. İşte burada devreye 35. ayetteki kadın ve erkeğin ailelerinden birer hakemin çözümüne bırakılıyor. Bekara kadın boşamak kolaydır. Böyle bir durumu yaşayan insanlara sorsanız, “keşke iki değil dört kez dövseydi de iş buraya kadar gelmese, yuvam yıkılmasaydı” diyecektir.

İslam’ın olayı ele alış biçimi son derece makul, mantıklı ve olması gerekenin tabii seyridir. Aile-içi sorunların çözümünde en ideal bir çözüm yoludur. Bu olayları inanmayan, evlilik yoluyla böyle bir sorun yaşamayan, kocasından ve evlatlarından ayrılmanın acısını tatmayan kimselerin anlaması mümkün değildir. Aile faciasının yaşanmaması için Allah her yolu denetiyor. Hala sorun devam ediyorsa tarafların anlaşamayacağı kesinleşmiş ise iş ayrılığa ve mahkemeye intikal ettiriliyor ve ayrılık gerçekleştiriliyor.

İkincisi ise bu hükmün Allah tarafından konulmuş olması meselesidir. Bu Allah’ın bizler için koyduğu bir hüküm ise -ki öyle- buna itiraz etmek gibi bir hakkımız olamaz. İnanmak ve itaat etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Burada cezanın verildiği şahıs bir suç işlemiştir. Suçun boyutuna göre de ceza verilmektedir. Dünyanın neresine gidersiniz gidin suç cezasız bırakılamaz. “Kızım Fatıma da hırsızlık yapsaydı onun elini keserdim” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Bu nedenle bu iş ne size göre ne de bize göredir. Bu iş Allah’ın işidir ve Allah’a göredir. Kur’an'da verilen hükme boyun eğmek ise inananlar olarak bizim işimizdir.

“Bir konuda Allah ve Rasulü hüküm verdiği zaman kadın ve erkek müminlerin muhayyerlikleri yoktur.” Bu noktada akıllı insanın yapacağı bir iş vardır, o da işi buraya kadar tırmandırmadan çözmektir. Buraya gelmeden önce ilk iki tedbirin mutlaka uygulanmasıdır.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz. İnsan normal düşünebiliyorsa aile-içi huzursuzlukları hiçbir zaman bu seviyeye tırmandırmadan çözüme götürmelidir. Kendini bilen itaatkar ve korunması isteneni koruyan kimseler için yapılan bir şey yoktur. Allah onları “iyiler” olarak vasıflandırarak taltif etmektedir.

İslam dini kadar aileye ve kadına değer veren hiçbir dünya görüşü yoktur. Sosyal hayatın bu kısmını ince bir dantel gibi işleyerek; evlenirken, evliliğin devamı için evliliğin sona erdirilmesinde ve çocukların ve eşlerin sosyal ve ekonomik durumlarının gözetilmesi gibi konularda koruyucu yasalarla kuşatmıştır.

Allah, yasalarının uygulanışında insanlara “sizi sahte bir merhamet tutmasın” buyuruyor. Ne gariptir ki bu toplum suçluya merhamet ediyor da mazlumu hiç düşünmüyor. Binlerce insanın katiline acıyor da binlerce öldürülen insana ve yakınlarına acımıyor. İnsaf ve merhamet bunun neresindedir? Bunun için “Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'ın yasalarını uygularken sizi sahte (Re’fetün’) bir merhamet tutmasın” buyuruyor.

Burada şöyle bir gerçek vardır: insanlık Allah’a ve yasalarına savaş açmıştır. Bunu açıkça ifadelendirmekten kaçarak sahte bir merhamet maskesinin arkasına sığınıyorlar. Bu merhamet anlayışı(!) tüm insanlığın fesada gitmesine, mal, can, inanç ve namus kavramlarının hevalarına göre talan edil-mesine sebep oluyor. İnsanlık gün gelip bu enkazın altında kalacaktır. Allah’ın geçmiş kavimlerin hayat hikayeleriyle ilgili Kur’an da yeterince örnekler verdiğini görüyoruz. “Onları efsane yaptık; şimdi sizin kafirleriniz daha mı hayırlı?” Yeri gelmişken bir yanardağ patlamasından ve sonuçlarından bahsetmek istiyoruz, düşünülsün diye: Güzelliği dillere destan Pompei şehrinin kazılarında bir hamama rastlanıyor. Hamamın özel bölmelerinde taş yataklar ve erotik resimler var. Bunlar orada bir randevu evinin çalıştırıldığına işaret sayılıyor. Ancak bu bölmenin tuvalet foseptiğinde erkek çocuk iskeletlerine rastlanıyor bol miktarda. Buna göre, orada doğan kızlar sermaye yapılıyor; erkekler bu konuda işe yaramadığı için doğar doğmaz kanala atılarak öldürülüyor. Onların yorumu bu. Bu doğru ise başka sebebe gerek var mı? Yanardağın enkazı dünyada tepelerine yıkılarak işleri bitiriliyor. Allah'ın hududunu hiçe sayanlar için cehennem ne güzel duraktır!...

SORU 3: Yine bir ayette peygambere kadınlar konusunda verilen imtiyazdan bahsediliyor. Sizce bir peygambere imtiyazlar verilmesi, bu Kur’an’ı cidden Allah mı indirmiş, yoksa kendisine imtiyazlar veren peygamber mi yazmış sorusunu akla getirmez mi?

CEVAP 3: Bir müslümanın aklına asla böyle bir şey gelmez. Çünkü bir müslüman müslüman olmak için Allah’a şirksiz ve şeksiz inandığı gibi peygambere ve onun Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna da iman eder. İnanıyorsa ki O, Allah’ın elçisidir. Elçiden böyle bir şey asla vaki olamaz. Onu denetleyen ve hesap soran bizzat Allah’tır. Onun böyle bir hatasına nasıl karşılık vereceğini şu ayetlerle ifade etmektedir: “Kur’an bir kahin sözü değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz?

Kur’an alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer o (peygamber) bize atfen bazı sözler katmış olsaydı, biz onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu bundan kurtaramazdınız.” (69/42-47)

Bu surenin(69) 38. ayetinden 52. ayetine kadar okuyun. Peygamber de olsa, Allah asla torpil geçmediğini ve peygamberleri hemen bu dünyada cezalandıracağını, Ahirete bile tehir etmediğini görürsünüz.
Yunus peygamberin, Allah'tan izinsiz bulunduğu yeri terk ettiği için anında cezasını verdiğini insanlık alemine ibret sahnesi olarak gösteriyor. Siz Kur’an’ı cidden baştan sona ağır ağır düşünerek ve anlayarak okuyun. O zaman İslam’ın Allah’ını, peygamberini ve Allah’ın gerçek dinini tanıyacaksınız. “Müslüman” sözü çok iddialı bir sözdür. Müslüman ne keyfi için Allah’ın dinini bozmaya kalkar ne de Allah’ın elçileri böyle bir şey yaparlar. Lütfen niyetiniz ciddi ise hodri meydan okuyun göreceksiniz. (NOT: açık anlaşılır ve sivri uçlardan birine ait olmayan birinin yaptığı mealden okumanızı tavsiye ediyoruz. Çünkü her meal açık ve anlaşılır olmayabiliyor.)

Ayrıca bu konu peygamberin kendi isteği ile olan bir konu değildir. 33. surenin 50. ayetinden 62. ayetine kadar okuyun. Peygamber sadece kendisine emrolunanı yapmıştır. Peygamber asla bir şehvet düşkünü değildir. Her birinde sosyal, siyasi ve insani yönden büyük hikmetler vardır. Bunları anlatmak bu sayfalara sığmayacağından peygamberin hayatını anlatan siyer ve İslam tarihi kitaplarına müracaat etsinler diyoruz.

SORU 4. Ben Mevdudi’nin tefsirinde okudum. Orada bir erkeğin evlilik dışı cariyelerinin olabileceğinden bahsediyor. Sayısı da yok. Olsa da fark etmez. Evlilik dışı bu olayın zinadan farkı nedir? O insanların köle olması neyi değiştirir? Erkeğe bu kadar sınır tanı-mazlık neden? Ama kadınların da güzelliğini göstermek gibi bir fıtratı var. Erkeğe verilen serbestlik ona neden verilmiyor? Biliyorum açıklık toplumu ifsad eder. Ama diğeri de toplum açısından iyi durmuyor.

CEVAP 4:
Kölelik ve cariyelik İslam’ın devraldığı insanlık mirasındandır. Bununla birlikte ilk günden itibaren insan onuruna ve haysiyetine büyük önem veren İslam, köle azad etmeyi müslümanlar arasında hep teşvik etmiştir. Kendilerini geçindirecek akli erdeme sahip olanlarını anlaşma yaparak hürri-yetlerine kavuşturmayı büyük bir erdem saymıştır. (24/33) İmkanı olmayanlara Müslümanların zekat paralarından pay vererek desteklemiş. (9/60) Bekar olanlarını evlendirmek için teşvik etmiştir. (24/32) Hz. Ömer döneminde Orta Asya’ya kadar fethedilen Irak, İran ve Suriye halklarından bir kişi bile köle ve cariye olarak alınmamış, kendi topraklarını işleyerek devlete vergi vermeleri istenmiştir. Yapılan, yemin ve hatalarda ilk yapılması gereken bir köle azat etmeyi müslümanlara Allah önermiştir. (58/3-4,5/89)

Bunca ayet ve uygulamaya rağmen müslümanları cariyelerden harem kurmakla suçlamanın mantığını anlamak mümkün değildir. İslam evlilik ilişkilerini meşru bir zeminde nikahlanmak suretiyle onaylar. Bunun cariye ve hür olması değişmez.

Hür kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyenler ca-riyelerle sahiplerinin izniyle evlenebilirler, hükmü (4/25) unutulmamalıdır.

“Cariyeleriniz müstesna evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı...” (4/24) ayetinde cariyelerle de ancak evlenerek aile kurulabileceği anlaşıldığı gibi cariyeler savaş esirlerinden oldukları için bunlar esir düşmeden önce evli bile olsalar esir olduktan sonra evlik bağının koptuğu ve bunların da evli sayılmadığı anlatılmaktadır. Yani bunların memleketteki kocaları artık boş olmuş demektir. Bunlarla mehirleri verilerek evlenilebileceği ifade edilmektedir. (4/24)

Müminlerin vasıfları sayılırken (25/5-6) , (7/29-30) “Onlar eşleri ve cariyeleri hariç olmak üzere iffetlerini herkesten korurlar. Eşleriyle ilişkilerinden dolayı yerilmezler...” (23/5-6) ifadesindeki cariyelerin zikredilmesi onlarla ilişkinin nikahsız olacağı anlamına gelmediği gibi, ayetin devamında “Eşleriyle olan ilişkiden dolayı yerilmezler” ibaresiyle ilişkinin eşlerle sınırlı olduğu anlamı da çıkmaktadır. Cariyeler evin hizmetinde olmaları nedeniyle sürekli göz önünde olması nedeniyle zikredilmiş olması daha tercihe şayandır. Çünkü bunlar sürekli efendilerinin yanında hizmet için bulunmaktadırlar. Ayrıca cariyelerle evliliğin hür ve müslüman insanlar için cazibesi de yoktur. Bu fakirlikten evlenemeyenlere tavsiye edi-lirken bile (4/25) “Bu sizin içinizden günaha girme korkusu olanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” buyuruluyor.
Sonuç olarak Mevdudi’nin tefsiri de yazsa Ebu Suud efendinin tefsirinde de yazsa Allah’ın kitabında nikahsız ilişkinin kimseye önerilmediğini görüyoruz. Ayrıca tefsir kitapları ilk günden itibaren İslam-dışı bilgilerle şişirilmiştir. İsrailiyyat diye tanımlanan bu konu bir çok yanlışlara sebebiyet vermiştir. Kur’an’ın ana temasına bakarak bunların ayıklanması gerekir diyor, aykırı düşünceleri Kur’ani bulmuyoruz. Yanlış yanlıştır. Onu bir çok insanın yapmış olması asla doğru yapmaz. İşin garibi ilk Müslümanlarda bol cariyeli bir yaşama da şahit olmuyoruz. İslam bu insanları ortada sahipsiz kalmaması; yedirilip barındırılması için aile ortamında hizmete vermiştir. Uygun olanların evlendirilmesi ve hür kılınması için de her fırsatı bu insanların lehine kullanmıştır.

SORU 5: Kadınlar bir tarla onu istediğiniz gibi sürebilirsiniz diyor. Şimdi bu ifade çok onur kırıcı değil mi? Lütfen bu soruyu sağduyunuzu kullanarak cevaplayın.

CEVAP 5:
Okuduğunuz bu meal doğru değildir. Baştan tezinizi yanlış üzerine kurmayın. “Kadınlar sizin tarlanızdır. Artık tarlanıza dilediğiniz şekilde yaklaşın...” Kur’an Arapça olarak indirilmiş ve Arap edebiyatının kullandığı edebi sanatları da kul-lanmıştır. Bu ve benzeri ifadeler gerçekleri nezih bir üslupla anlatmak içindir. Tarla ifadesi mecazen kullanılmıştır. Kadın-erkek ilişkilerini anlatırken de “birbirinize karşı elbise gibisiniz” buyuran Allah kadının kocasına kocasının da kadına karşı mahrem olmadığını anlatmaktadır. Bu ayette de (2/223) kadınlar ürün yetiştiren tarlaya benzetilmiş, erkekleri ile olan münasebetleri de mecazen “dilediğiniz şekilde yaklaşın” ibaresiyle ifade edilmiştir. Burada kadını aşağılayıcı herhangi bir ifade yoktur.

Bir evvelki ayetle birlikte düşünülürse, özel durumdan dolayı erkeklere kadınlarından uzak durmaları istenmişti. Temizlendikten sonra Allah'ın meşru kıldığı yoldan dilediğiniz gibi yaklaşın buyurularak yasağın kaldırıldığı bildirilmiştir. Olayı kendi bağlamından koparırsanız elbette yanlış bir anlama sürüklenecekti. 2/220’den 223’e kadar birlikte okuyun; inanıyoruz ki konu anlaşılacaktır.
 

M.  CELİL/HOLLANDA

Soru 1: 2/221 de iman etmedikleri müddetçe Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin... buyurulurken 5/5’de de “Sizden önce kitap verilenlerin hanımlarıyla da evlenebilirsiniz denilmektedir.” Bu iki ayet arasında bir tezat mı var? Bunu nasıl anlamalıyız?

Cevap:
Kitabın bütününde bir tezat olmadığını Allah bildirdiğine göre (4/82) onun her hangi bir ayetinde de tezat olması mümkün değildir. Bakara suresindeki ayetin beyanı Maide suresi 5. ayeti için de geçerlidir. Kendilerine vahiy verilen ve bu vahyin çizgisinden ayrılmamış 3/113 ve 114’de vasıfları belirlenen kitap ehli, yani Allah'a şirksiz ve ahirete de şeksiz inanan ehli namus olan kadınlarla mehirlerini vererek evlenebilirisiniz demektir. İslamın istediği manada iman etmeyenlerle asla evlenilemez. Ayetin devamında: “Kim imanı inkar ederse ameli boşa gider” ibaresi bunu anlatmaktadır.

Ayrıca 24/3’de zani ve putperest olan kadınların ancak kendileri gibilerle evlenebileceği ifade edilirken “Bu Müslümanlara haram edilmiştir” buyurulduğunu görüyoruz.

“Ehli kitabın hepsi bir değildir. Geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder kötülükten men ederler ve iyiliklere koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir.” (3/113-114)

Bir müslümanın evleneceği kadın Allah'ın “iyilerdendir” buyurduğu muvahhide bir kadından başkası değildir, diyor, sizi Allah'a emanet ediyoruz.
 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...