Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 314 | Şubat 2005

                   


  

Modernizm ve Gelenek Arasında Müslümanlar

Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar

1. Müslümanların gelenek ve modernizm karşı-sındaki tavrı ne olmalıdır? Bu noktada geliştirilen ‘te’lifçi’ veya ‘reddiyeci’ yaklaşımlar için ne düşü-nüyorsunuz?
2. Sizce sağlıklı bir modernizm ve gelenek eleştirisi nasıl yapılmalıdır?
3. Son yıllarda özellikle kimi entelektüel çevrelerde, geleneksel yaklaşıma doğru bir eğilim gözlemleniyor. Bu eğilimi ortaya çıkaran temel saikler sizce nedir? Doğruların gelenekte tam ve eksiksiz bir şekilde mevcut olduğu görüşünden yola çıkan ‘gelenekçi’ tezi nasıl değerlendiriyorsunuz?
4. Modernizm ve Gelenek arasında, bir ‘Üçüncü Yol’ aramak gerekse, bunu nasıl tanımlarsınız?

Cevap 1: Gelenek (gelenekçilik, gelenekselcilik) ve modernizm (modern, moderniti) Batı’da XV. yüzyılın ortalarında Hıristiyanlık (Kilise) ve Bilim çatışmalarının ortaya çıktığı devirlerde gündeme gelmiş iki anlayış, ideoloji ve zihniyet tutumudur. Bu iki anlayış zamanla birer doktrin gibi gelişerek, adeta zamana tapma (dehrilik)dır, birincisinde asıl olan geçmiş zamandır; ikincisinde şimdiki zamandır. Birincisinde ülküsel olan başlangıçtır, başlangıçtan uzaklaşma sapmadır; bu Eflâtun’un öğretisidir. İkincisinde ülküsel olan sondadır; bu Hegel ve K. Marx gibi diyalektikçilerin öğretisidir. Batı’daki gelenek ve modernizm temelde bu öğretilere dayan-dığı ve her şeyin ölçüsü insan alındığı için doğru-yanlışa, iyi-kötüye, gerçek ve ülküye hep zaman ve mekâna bağlantılı olarak bakılmıştır. Ancak bu doktrilikte şu fark vardır: Gelenek dehriliğinde Tanrı’nın insanlaştırılması, modernizm doktriliğinde insanın Tanrı’laştırılması vardır. Özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren İslâm dünyası Batı’dan etkilenmeye başlayınca gerek müslümanların ken-dileri ve gerekse şarkiyatçılar bu ideolojileri İslâm bağlamında tartışmaya açmışlardır. Böylece son
iki yüzyıldır müslümanlar “Geleneksel İslâm”, “Mo-dern İslâm” gibi saçma sapan slogan ve fikirlerle uğraşıp durmaktadırlar.

Müslümanın gelenek ve/veya modernizm gibi bir sorunu olmaması gerekir; birini veya öbürünü tercih etmesi gerekmediği gibi, te’lif de etmesi gerekmez. Müslümanın ölçüsü Kur’an, Sünnet ve Akıl’dır. Kur’an ve Sünnet, zaman ve mekâna bağlı olma-yan gerçekleri öğretir; zaman ve mekânda ortaya çıkan sorunlarını müslüman aklıyla şöyle veya böyle halleder.

Kısaca müslümanın kendisini, gelenek ve modernizm arasında olmaya veya birini tercih etmeye veya her ikisini de İslâm ile te’lif etmeye asla ihtiyacı yoktur; her ikisini de reddedebilir.

Ancak yanlış anlaşılmaması için bir tenbihde bulunmak gerekir. Gelenek’i ne tarih ile ne de Türk-çe’mizde “Gelenek ve Görenek” dediğimiz şeyle karıştırmamak ve özdeşleştirmemek gerekir. Müslüman için tarihte ve gelenekte yanlış ve doğrular olabileceği gibi günümüzde de yanlış ve doğru şeyler olabilir. Ne geçmiş sırf gelenek olduğu için doğru ve ülküseldir, ne de şimdi, modern olduğu için doğru ve ülküseldir.

Bugünkü hıristiyanlık ve yahudilik tarihte oluşan dinler olduğu için, gelenek ve modernizm onlar için kaçınılmaz bir sorun olagelmiştir. Maalesef bu dinlerin inançları ve ayinleri din adamları tarafın-dan oluşturulup geldiği için, sürekli yanılmaz kabul edilen insanî otoriteye ve temsile ihtiyaç duyul-muştur. Bu da, ister istemez otoritenin uygun zaman ve zeminde sarsıldığı durumda otoriteyi devam etti-renler gelenekçi, karşı olup yeni otorite oluşturanlar modernist olmuşlardır.

Cevap 2: Gelenek ve modernizmden sıradan insanlar çok farklı şeyler anladığı için önce sorun buradadır. Birine göre bir konudaki değişim veya gelişim modernizmdir; öbürüne göre sözgelimi Ebû Hanife’den söz etmek gelenektir. Aslında bunlardan birincisi modernizm olmadığı gibi ikincisi de gelenek değildir. Önce gelenek ve modernizmin bize yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığımız gibi, Batı’dan gelen birer ideoloji olduğunu anladıktan sonra, bu ideolojilerin Batı toplumlarında niçin ve nasıl oluştuklarını iyi bilmek gerekir.

İkinci olarak bunlarla batılı insanların gerçekten meselelerini çözüp çözmediklerini takip etmek ve gerçekten böyle ideolojiler olabilir mi sorusunu sormak gerekir; zira modernizm basitçe bir değişim ve gelişim ise, geleneklerde de bunların olup olmadığını, her modernizmin bir geleneğe dönü-şeceğini düşünebilmek gerekir.

Üçüncüsü iyi bir bilgi ve varlık nazariyesi öğretisiyle bu işin yapılabileceğini düşünmek gerekir. Böyle bir nazariyeye göre insanın hakikat ve doğrunun kaynağı değil sadece bulucusu ve keşf edicisi olduğunun kabul edilmesi, doğruların ve hakikatlerin zaman ve mekâna bağlı değişmeyeceğinin, doğrulama ve yanlışlama yöntemlerinin iyi bilinmesi gerekir.

Dördüncüsü, modernist veya gelenekçi geçinenlerin, yetişme tarzlarından, bulundukları ve bağlı oldukları gizli veya açık toplulukların yapısal özellikleri ve amaçlarından çıkarılacak şahsiyet psikolojisi tahlillerinin yapılması gerekir.

Cevap 3: Aslında tam olarak böyle bir şey yoktur. Doğru, güzel, faydalı olan hakikatler, yukarıda söylediğimiz gibi oluşturulmaz, yani onları insanlar yapmaz. Fakat yanlışı, hatayı, çirkinlikleri insanlar yapar. İnsanlar aslında ne geleneğe ne modernizme birer izm olarak bağlı değillerdir; aradıkları doğru, güzel ve faydalı şeylerdir.

Tarih ve geçmiş anlamındaki gelenek bir insanlık tecrübesi olduğu için doğruları ve hakikatleri ifade imkânı daha fazladır. Modern, şimdi ve henüz yaşanmakta olan olduğu için sonucunun ne olacağı belli değildir. Bu belirsizlik ve henüz tecrübe edilmemişlik üzerinde yürümek, doğal olarak insanları ürkütür ve daha fazla yürümek istemezler. İşte bunun için insanlar hep tekrar geleneğe dönerler. Her devirde aslında bu böyledir. Bu her zaman geleneğin, hep doğrulardan oluştuğu anlamına gelmez; gelenekte yanlışlar da gelenekleşebilir. Fakat geleneğin doğruları içerme şansı, her zaman modern olana göre daha fazladır; zira modern olanın her zaman sonucunu görebilmek ve tayin edebilmek kolay değildir.

İfade etmeye çalıştığımız gibi gelenek veya gelenekçilik ve modernizm birer ideolojidir. Bunların birer mantığı vardır. Gelenekçiliğin mantığı “Değiştirilmez ve Değiştirmeme”dir. Modernizmin mantığı ise tam tersi, “Değiştirilme ve Değiştir”dir; zaten modernizm, modern, modernite denen şeyler, adı üstünde “Moda” kökünden gelir. Modernizm, bir Moda’dır; temelinde her ne olursa olsun “farklı” ve “yeni” olma saiki vardır; bu da tüccarlık mantığıdır. Bu mantık arka planına sahip her gelenekçilik ve her modernizm, bu ister dinî sahada olsun, ister bilim ve sanatta ve sosyal meselelerde ve siyasette olsun bir güdüleme ve şartlandırma mantığıdır. İnsanî, yani insan-menşeli olan her “eski” olan yanlış veya doğru olmadığı gibi, her yeni olan da tamamen doğru veya yanlış olmaz.

Cevap 4: Bir müslüman için konuşacaksak, onun tek ve bir yolu vardır: İslâm.

İslâm, inanç ve ibadetiyle Din’dir; tarihten, doğadan, toplumdan bahsetmesiyle Dünya’dır. İslâm, din ve Dünya olarak, Allah’ın insana öğretisi olarak düşünmek zorunda olduğumuza göre –zira hem inanıyor hem de tecrübe ediyoruz- hak ve hakikatin kendisi kabul etmek zorundayız. Böyle olunca ne bir üçüncü yola, ne de başka bir yola “izm” olarak ihtiyacımız yoktur. Bunu her müslüman söyleyebilir ve söylemelidir de.

Fakat bunu şu anlama çekmemek gerekir: Müslümanın sorunsuz ve olmuş bitmiş bir tarihi vardır veya İslâm var sorunlarımız yoktur. Hayır. Aslında “İslâm var, sorun yok” bir düstur olarak doğrudur. Fakat sorun İslâm’da değil müslümandadır. Müslüman, İslâm’ın bir insana vermek istediği en asgarî zihin ve zihniyetten ne kadar kazanım sağlayabiliyor, bu önemlidir. Böyle bir zihniyete sahip olan müslüman her zaman hak ve bâtıl, adalet ve zulüm, iyi ve kötü, hayır ve şer ölçütleriyle sorunlarına bakarak çözmeye çalışır; doğrudan bir sorunu ve çözümünü kendisinin “yenilik” veya “eskilik” ölçütleriyle de-ğerlendirmez.

Her müslümanın aslında en az müslüman zihniyet yapısına sahip olduğu söylenebilir; fakat bu, günü-müz dünyasında büyük işler başarmak için yeterli değildir. Herkes için denemez fakat müslüman entellektüellerin ve idarecilerin sorunlara ve çözümlere hükmeden bir zihniyet yapısına sahip olmaları; yoksa sorunların ve çözümlerin zihinlerine hükmettiği bir zihniyet yapısında olmamaları gerekir.

Kur’an ve Sünnet, yani İslâm, “modern” veya “gelenekle” nitelendirilemez. Müslüman sorunlarını çözmeye çalışırken İslâm’ı yorumlayabilir veya önceki yorumculardan faydalanabilir; yeni fikirler üretebilir. Fakat bunlar çok doğal şeylerdir. Aslında bunların modernizm veya gelenekselcilikle bir ilgisi yoktur. Nitekim tarihte müslümanlar çok farklı, hatta birbirine zıt yorumlarda bulunmuşlar, bir önceki devirlerde olmayan yeni fikirler üretmişlerdir. Bugün de durum farksızdır. Bir müslüman, “Uçak gelenekte yoktu, uçak İslâmî değildir” demesi düşünülemeyeceği gibi, “Eşcinsellik Batı’da legal hale geldi. Modernizmdir” demesi de düşünülemez.

Kısaca, son iki yüzyıldır müslümanlardan bazılarının meşgul olduğu gelenekçilik veya modernizm bugün müslümanların sorunlarını çözmek yerine sorun yaratan ideolojilerdir; havanda su dövme kâbilinden. İslâm modernizmi veya reformu adı altında yapılmak ve yaptırılmak istenen şey, özellikle İslâm’ın emir ve yasaklarını, akidesini, toplumsal ve siyasî hayata yönelik öğretilerinin ve değerlerinin aşama aşama aşındırılıp yozlaştırılması ve zamanla ortadan kaldırıp yerlerine Batılı öğretilerin ikâmesidir.
 

   

...::: Bu site MAX-MIL tarafından hazırlanmıştır :::...