|

Modernizm ve
Gelenek Arasında Müslümanlar
Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar
1. Müslümanların gelenek ve modernizm
karşı-sındaki tavrı ne olmalıdır? Bu noktada geliştirilen ‘te’lifçi’
veya ‘reddiyeci’ yaklaşımlar için ne düşü-nüyorsunuz?
2. Sizce sağlıklı bir modernizm ve gelenek eleştirisi nasıl
yapılmalıdır?
3. Son yıllarda özellikle kimi entelektüel çevrelerde, geleneksel
yaklaşıma doğru bir eğilim gözlemleniyor. Bu eğilimi ortaya çıkaran
temel saikler sizce nedir? Doğruların gelenekte tam ve eksiksiz bir
şekilde mevcut olduğu görüşünden yola çıkan ‘gelenekçi’ tezi nasıl
değerlendiriyorsunuz?
4. Modernizm ve Gelenek arasında, bir ‘Üçüncü Yol’ aramak gerekse, bunu
nasıl tanımlarsınız?
Cevap 1: Gelenek (gelenekçilik, gelenekselcilik) ve modernizm
(modern, moderniti) Batı’da XV. yüzyılın ortalarında Hıristiyanlık
(Kilise) ve Bilim çatışmalarının ortaya çıktığı devirlerde gündeme
gelmiş iki anlayış, ideoloji ve zihniyet tutumudur. Bu iki anlayış
zamanla birer doktrin gibi gelişerek, adeta zamana tapma (dehrilik)dır,
birincisinde asıl olan geçmiş zamandır; ikincisinde şimdiki zamandır.
Birincisinde ülküsel olan başlangıçtır, başlangıçtan uzaklaşma sapmadır;
bu Eflâtun’un öğretisidir. İkincisinde ülküsel olan sondadır; bu Hegel
ve K. Marx gibi diyalektikçilerin öğretisidir. Batı’daki gelenek ve
modernizm temelde bu öğretilere dayan-dığı ve her şeyin ölçüsü insan
alındığı için doğru-yanlışa, iyi-kötüye, gerçek ve ülküye hep zaman ve
mekâna bağlantılı olarak bakılmıştır. Ancak bu doktrilikte şu fark
vardır: Gelenek dehriliğinde Tanrı’nın insanlaştırılması, modernizm
doktriliğinde insanın Tanrı’laştırılması vardır. Özellikle 19. yüzyılın
başlarından itibaren İslâm dünyası Batı’dan etkilenmeye başlayınca gerek
müslümanların ken-dileri ve gerekse şarkiyatçılar bu ideolojileri İslâm
bağlamında tartışmaya açmışlardır. Böylece son
iki yüzyıldır müslümanlar “Geleneksel İslâm”, “Mo-dern İslâm” gibi saçma
sapan slogan ve fikirlerle uğraşıp durmaktadırlar.
Müslümanın gelenek ve/veya modernizm gibi bir sorunu olmaması gerekir;
birini veya öbürünü tercih etmesi gerekmediği gibi, te’lif de etmesi
gerekmez. Müslümanın ölçüsü Kur’an, Sünnet ve Akıl’dır. Kur’an ve
Sünnet, zaman ve mekâna bağlı olma-yan gerçekleri öğretir; zaman ve
mekânda ortaya çıkan sorunlarını müslüman aklıyla şöyle veya böyle
halleder.
Kısaca müslümanın kendisini, gelenek ve modernizm arasında olmaya veya
birini tercih etmeye veya her ikisini de İslâm ile te’lif etmeye asla
ihtiyacı yoktur; her ikisini de reddedebilir.
Ancak yanlış anlaşılmaması için bir tenbihde bulunmak gerekir. Gelenek’i
ne tarih ile ne de Türk-çe’mizde “Gelenek ve Görenek” dediğimiz şeyle
karıştırmamak ve özdeşleştirmemek gerekir. Müslüman için tarihte ve
gelenekte yanlış ve doğrular olabileceği gibi günümüzde de yanlış ve
doğru şeyler olabilir. Ne geçmiş sırf gelenek olduğu için doğru ve
ülküseldir, ne de şimdi, modern olduğu için doğru ve ülküseldir.
Bugünkü hıristiyanlık ve yahudilik tarihte oluşan dinler olduğu için,
gelenek ve modernizm onlar için kaçınılmaz bir sorun olagelmiştir.
Maalesef bu dinlerin inançları ve ayinleri din adamları tarafın-dan
oluşturulup geldiği için, sürekli yanılmaz kabul edilen insanî otoriteye
ve temsile ihtiyaç duyul-muştur. Bu da, ister istemez otoritenin uygun
zaman ve zeminde sarsıldığı durumda otoriteyi devam etti-renler
gelenekçi, karşı olup yeni otorite oluşturanlar modernist olmuşlardır.
Cevap 2: Gelenek ve modernizmden sıradan insanlar çok farklı
şeyler anladığı için önce sorun buradadır. Birine göre bir konudaki
değişim veya gelişim modernizmdir; öbürüne göre sözgelimi Ebû Hanife’den
söz etmek gelenektir. Aslında bunlardan birincisi modernizm olmadığı
gibi ikincisi de gelenek değildir. Önce gelenek ve modernizmin bize
yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığımız gibi, Batı’dan gelen birer
ideoloji olduğunu anladıktan sonra, bu ideolojilerin Batı toplumlarında
niçin ve nasıl oluştuklarını iyi bilmek gerekir.
İkinci olarak bunlarla batılı insanların gerçekten meselelerini çözüp
çözmediklerini takip etmek ve gerçekten böyle ideolojiler olabilir mi
sorusunu sormak gerekir; zira modernizm basitçe bir değişim ve gelişim
ise, geleneklerde de bunların olup olmadığını, her modernizmin bir
geleneğe dönü-şeceğini düşünebilmek gerekir.
Üçüncüsü iyi bir bilgi ve varlık nazariyesi öğretisiyle bu işin
yapılabileceğini düşünmek gerekir. Böyle bir nazariyeye göre insanın
hakikat ve doğrunun kaynağı değil sadece bulucusu ve keşf edicisi
olduğunun kabul edilmesi, doğruların ve hakikatlerin zaman ve mekâna
bağlı değişmeyeceğinin, doğrulama ve yanlışlama yöntemlerinin iyi
bilinmesi gerekir.
Dördüncüsü, modernist veya gelenekçi geçinenlerin, yetişme tarzlarından,
bulundukları ve bağlı oldukları gizli veya açık toplulukların yapısal
özellikleri ve amaçlarından çıkarılacak şahsiyet psikolojisi
tahlillerinin yapılması gerekir.
Cevap 3: Aslında tam olarak böyle bir şey yoktur. Doğru, güzel,
faydalı olan hakikatler, yukarıda söylediğimiz gibi oluşturulmaz, yani
onları insanlar yapmaz. Fakat yanlışı, hatayı, çirkinlikleri insanlar
yapar. İnsanlar aslında ne geleneğe ne modernizme birer izm olarak bağlı
değillerdir; aradıkları doğru, güzel ve faydalı şeylerdir.
Tarih ve geçmiş anlamındaki gelenek bir insanlık tecrübesi olduğu için
doğruları ve hakikatleri ifade imkânı daha fazladır. Modern, şimdi ve
henüz yaşanmakta olan olduğu için sonucunun ne olacağı belli değildir.
Bu belirsizlik ve henüz tecrübe edilmemişlik üzerinde yürümek, doğal
olarak insanları ürkütür ve daha fazla yürümek istemezler. İşte bunun
için insanlar hep tekrar geleneğe dönerler. Her devirde aslında bu
böyledir. Bu her zaman geleneğin, hep doğrulardan oluştuğu anlamına
gelmez; gelenekte yanlışlar da gelenekleşebilir. Fakat geleneğin
doğruları içerme şansı, her zaman modern olana göre daha fazladır; zira
modern olanın her zaman sonucunu görebilmek ve tayin edebilmek kolay
değildir.
İfade etmeye çalıştığımız gibi gelenek veya gelenekçilik ve modernizm
birer ideolojidir. Bunların birer mantığı vardır. Gelenekçiliğin mantığı
“Değiştirilmez ve Değiştirmeme”dir. Modernizmin mantığı ise tam tersi,
“Değiştirilme ve Değiştir”dir; zaten modernizm, modern, modernite denen
şeyler, adı üstünde “Moda” kökünden gelir. Modernizm, bir Moda’dır;
temelinde her ne olursa olsun “farklı” ve “yeni” olma saiki vardır; bu
da tüccarlık mantığıdır. Bu mantık arka planına sahip her gelenekçilik
ve her modernizm, bu ister dinî sahada olsun, ister bilim ve sanatta ve
sosyal meselelerde ve siyasette olsun bir güdüleme ve şartlandırma
mantığıdır. İnsanî, yani insan-menşeli olan her “eski” olan yanlış veya
doğru olmadığı gibi, her yeni olan da tamamen doğru veya yanlış olmaz.
Cevap 4: Bir müslüman için konuşacaksak, onun tek ve bir yolu
vardır: İslâm.
İslâm, inanç ve ibadetiyle Din’dir; tarihten, doğadan, toplumdan
bahsetmesiyle Dünya’dır. İslâm, din ve Dünya olarak, Allah’ın insana
öğretisi olarak düşünmek zorunda olduğumuza göre –zira hem inanıyor hem
de tecrübe ediyoruz- hak ve hakikatin kendisi kabul etmek zorundayız.
Böyle olunca ne bir üçüncü yola, ne de başka bir yola “izm” olarak
ihtiyacımız yoktur. Bunu her müslüman söyleyebilir ve söylemelidir de.
Fakat bunu şu anlama çekmemek gerekir: Müslümanın sorunsuz ve olmuş
bitmiş bir tarihi vardır veya İslâm var sorunlarımız yoktur. Hayır.
Aslında “İslâm var, sorun yok” bir düstur olarak doğrudur. Fakat sorun
İslâm’da değil müslümandadır. Müslüman, İslâm’ın bir insana vermek
istediği en asgarî zihin ve zihniyetten ne kadar kazanım sağlayabiliyor,
bu önemlidir. Böyle bir zihniyete sahip olan müslüman her zaman hak ve
bâtıl, adalet ve zulüm, iyi ve kötü, hayır ve şer ölçütleriyle
sorunlarına bakarak çözmeye çalışır; doğrudan bir sorunu ve çözümünü
kendisinin “yenilik” veya “eskilik” ölçütleriyle de-ğerlendirmez.
Her müslümanın aslında en az müslüman zihniyet yapısına sahip olduğu
söylenebilir; fakat bu, günü-müz dünyasında büyük işler başarmak için
yeterli değildir. Herkes için denemez fakat müslüman entellektüellerin
ve idarecilerin sorunlara ve çözümlere hükmeden bir zihniyet yapısına
sahip olmaları; yoksa sorunların ve çözümlerin zihinlerine hükmettiği
bir zihniyet yapısında olmamaları gerekir.
Kur’an ve Sünnet, yani İslâm, “modern” veya “gelenekle”
nitelendirilemez. Müslüman sorunlarını çözmeye çalışırken İslâm’ı
yorumlayabilir veya önceki yorumculardan faydalanabilir; yeni fikirler
üretebilir. Fakat bunlar çok doğal şeylerdir. Aslında bunların modernizm
veya gelenekselcilikle bir ilgisi yoktur. Nitekim tarihte müslümanlar
çok farklı, hatta birbirine zıt yorumlarda bulunmuşlar, bir önceki
devirlerde olmayan yeni fikirler üretmişlerdir. Bugün de durum
farksızdır. Bir müslüman, “Uçak gelenekte yoktu, uçak İslâmî değildir”
demesi düşünülemeyeceği gibi, “Eşcinsellik Batı’da legal hale geldi.
Modernizmdir” demesi de düşünülemez.
Kısaca, son iki yüzyıldır müslümanlardan bazılarının meşgul olduğu
gelenekçilik veya modernizm bugün müslümanların sorunlarını çözmek
yerine sorun yaratan ideolojilerdir; havanda su dövme kâbilinden. İslâm
modernizmi veya reformu adı altında yapılmak ve yaptırılmak istenen şey,
özellikle İslâm’ın emir ve yasaklarını, akidesini, toplumsal ve siyasî
hayata yönelik öğretilerinin ve değerlerinin aşama aşama aşındırılıp
yozlaştırılması ve zamanla ortadan kaldırıp yerlerine Batılı öğretilerin
ikâmesidir.
|