|

KURULTAY’DAN SONRA CHP
29 Ocak CHP Kurultay’ı, esas itibarıyla neyi yansıtıyor? Olan-biten
acaba Baykal’ın bir muhalifini safdışı etme operasyonu mu, yoksa
Baykal’ın CHP’den safdışı edilmesi operasyonu mu? Ya da yaşanan
gelişmeler, artık miadı dolmuş bir partinin son çırpınışları mı?
Elbetteki son kurultay, bu tür sorulara ilişkin kimi cevapları içinde
barındırıyor. Ancak en çok altı çi-zilmesi gereken hususların başında,
CHP’nin artık siyaset üretemediği ve bu yüzden sık sık parti içi
sorunlar yaşadığıdır. Aslında Baykal, yeniden CHP başkanı seçildikten
sonra, partisini seçimlere hazırlarken, yeni bir strateji denemiş ve
‘Anadolu Müslümanlığı’na sempati ile yaklaşan bir tutum benimsemişti. Bu
yüzden de ideolojik tavrı baskın olan sol kesimlerden epey sert
eleştiriler almıştı. Fakat böylesi bir operasyonun, CHP’nin bünyesine
uymadığı/uymayacağı belli olduğu için, kısa süre sonra bu söylemden
vazgeçildi. Bunun dışında, klasik sol ya da sosyalist söylemin itibarını
yitirmesinden sonra ‘üçüncü yol’ tarzı denemeler de CHP bünyesinde
istediği yankıyı bulamadı. Parti, bürokratik/seçkinci görünümünü
üzerinden atmayı başaramadı. Koalisyon hükümetinden sonra ortaya çıkan
‘fırsat’ı da değerlendiremedi ve yine halkın desteğine mazhar olamadı.
Bütün bunlar açıkça gösteriyordu ki, CHP kadroları, siyaset
üretemiyordu. Siyasetin olmadığı yerde ise, klikler, gruplar, kavgalar
çıkması doğaldı. Nitekim CHP, son seçimlerden sonra da durulmadı ve
Baykal’ın partinin başından ayrılması için alttan alta bir kampanya
yürüdü. Çeşitli gruplar, farklı kulvarlarla çalıştılar. Ancak hiçbir
grup, diğerlerini de ikna edecek herhangi bir proje üretemediği için,
rakip grupların mücadelesi, sağlam bir zemine da-yanmaktan yoksun kaldı.
Dolayısıyla, CHP’nin mevcut hal-i pür melali için söylenebilecek en
uygun söz, mevcut sıkıntıların, aslen, ideolojik çekicilikten yoksun
olmak ve politika üretememekten kaynaklandığı olmalıdır.
Bunun ötesinde, son gelişmelerin ardında, siyasal dengeler açısından
bazı hesapların olması elbette mümkündür. Çünkü siyasi rejimlerde,
dengelerin aniden değişmesi yerine, değişimin zamana yayılması yönünde
bir eğilim vardır. CHP’nin temsil ettiği siyaset kulvarında da, tıpkı
Erbakan’dan sonra AKP örneğinde uygulandığı gibi bir değişimi
arzulayanlar vardır. Bunları, Türk siyasal yaşamındaki dengeler
çerçevesinde düşündüğümüzde, bu tür taleplerin Washington’dan destek
gördüğü yönündeki haberleri yadırgamamak gerekir. Her kesim için geçerli
olan şey, CHP için niçin geçerli olmasın? Elbette CHP’yi de ‘içerden’
değiştirmek isteyenler, bu yönde bir takım girişimlerde bulunacak ve
gerekli adımları atacaklardır. Zamanın birinde, meşhur bir politikacının
itiraf ettiği üzere: “bu memlekette iktidara gelmek isteyen herkesin
yolu Washington’dan geçer.” Bu, küresel sisteme bağlı bölgesel
aktörlerin oynadığı siyaset oyununun bir cilvesidir. Bu kuralı kabul
edenler, siyaset sahnesinde önemli rollere talip olabilirler.
Sistem-içinde siyaset yapmayı tercih edenler için, bu tür ‘ön şartlar’
hiç haysiyet kırıcı değildir; bilakis ‘erdem’ olarak dahi görülebilir!
Hatta meseleyi Kasımpaşa üslubuyla içselleştirenlerin dilinde bu işin
“raconu budur.” Bu nedenle Sarıgül’ü Washington desteği yüzünden itham
edenler, zamanında farklı bir şey yapıp-yapmadıklarına ya da başından
beri, Washington vesayetine karşı durma yönünde bir siyaseti
benimseyip-benimsemediklerine bakmalıdırlar.
Baykal’ın az bir farkla seçimleri alması ise, aslında onun istemediği
bir netice olmuştur. Zaten bu nedenle, seçimden önce: “kazanamayacağım
hiçbir seçime girmem” diyen Sarıgül, seçimden sonra: “mücadele henüz
bitmemiştir” şeklinde açıklama yapmıştır. Sarıgül’ün aldığı oylar,
Fazilet Partisi’nde Recai Kutan’a karşı, Abdullah Gül’ün aldığı oy
nisbetine yakın çıkmıştır. Daha sonra, bu ekibin ikbalinin parladığı da
görülmüştür. Sarıgül’ün aldığı oy oranı, gerçekten mücadeleyi
bırakmaması için ona bir gerekçe sunmaktadır. Baykal, Sarıgül ve diğer
bazı muhalifleri, kısa-vadede partiden ihraç etmeyi düşünse dahi, CHP
içinde ciddi anlamda kopmalar olması ihtimali yüksektir. Bu durum, tıpkı
Fazilet Partisi örneğinde olduğu gibi mi sonuçlanır, bunu zaman
gösterecektir. Ancak Sarıgül’ün aldığı destek, görece yüksektir ve Eylül
ayında yapılacak olağan kurultay’a kadar partide suların
durulmayacağının ilk işareti olarak değerlendirilebilir. |