|

Bush
ve Rumsfeld İşkence Ediyorlar
-Şimdi Resmileşti!-
Elmar Getto /
www.rbi-aktuell.de 29.06.2005
Çev: Kamil CENGİZ
Şimdiye kadar Amerikan hükümeti Guantanamo ve diğer
toplama kamplarında işkence ve aşağılamaları emrettiği suçlamasını
reddetmişti. Hatta Ebu Gureyb işkenceleri bağlamında bunların
'gayri-amerikan' ve 'tiksindirici davranışlardan' müteşekkil münferit
hadiseler olduğunu iddia etmişti.
Fakat şimdi, Bush hükümetine karşı kesinlikle eleştirel bir tutuma sahip
olmadığı bilinen Amerikan 'Time' dergisinin yayınladığı habere göre
Pentagon, haber konusu yapılan işkence tedbirlerinin ve aşağılamalarının
'detaylı bir plana göre uygulandığı', 'terörizm şüphesinden dolayı
gerekli olduğu' ve 'denetlenmiş ve müsaade edilmiş sorgulama teknikleri'
oldu-ğunu resmen kabul etti. Onlar tarafından, Pentagon, Rumsfeld ve
böylece Bush tarafından müsaade edilmiş. 'Müsaade' kelimesi 'emretme'nin
ustaca örtbas edilmiş bir diğer ifadesi.
Böylece kedi fare oyunu bitti. Amerikan hükümeti resmen işkenceyi kabul
etti, çünkü bu 'terörist eylemlerde' meşruymuş. Haberin ne denli ses
getirdiğinin farkında olmadığı anlaşılan 'Time'-magazini hemen sonra
işkencenin 'başarılarından' da söz ediyor: Bir tutuklu terör şebekesi
el-Kaide'nin üyesi olduğunu itiraf etmiş. Sanki işkence altında alınan
bir ifade, işkencenin ne kadar korkunç olduğundan daha farklı bir şey
anlatıyormuş gibi.
Ve Amerikan hükümeti bütün zamanlar boyunca tüm işkencecilerin
söylediklerini söylüyor: Elbette şiddet sevdalısı olunduğundan işkence
edilmiyor, fakat insan hayatı ve ruhu kurtaracak olan enformasyon
alabil-mek için işkence ediliyor.
Her ne kadar bu işkence ve aşağılama teknikleri şimdilik sadece Kasım
2002 ila Şubat 2003 için itiraf edildiyse de, Bush ve Rumsfeld cürüm
irtikap ettiklerini kabul etmişlerdir. Daha geçen 'gayri amerikan' ve
'tiksindirici' olarak karakterize ettikleri bu özellikler şimdi kendi
üzerlerine düşmektedir.
'Time' haber veriyor: Önce tutukluların saçları ve sakalları kesildi.
İnançlı müslümanlar için bu derin bir aşağılama, bu bile BM'nin işkence
yasağı altına giri-yor.
Sonra günlerce süren sorgulama seanslarına maruz kaldılar. Gece yarısı
kaldırıldıkları ve ertesi gece yarısına kadar kesintisiz
'sorgulandıkları' haber veriliyor. Bu zaman zarfında namazlarını kılmaya
müsaade edilmedi. İnançlı sıkı bir müslüman için bu bir günah.
Uluslararası hukuka göre inançlı insanları ibadetlerinden alıkoymak da
yasak olan şeylerdendir.
Sorgulama tarzı da betimlendi. Tutuklulara sözde teröristlerin resimleri
gösterildi ve köpek gibi havlama ve domuz gibi horuldamaya mecbur
tutuldular, yani belirli soruların cevaplanmasından ziyade insanların
aşağılanması söz konusuydu. Bu da elbette bir savaş suçudur.
'İşbirliği' yapmayan, yani mesela domuz gibi horuldamayan tutuklulara ne
yapıldığının çok daha önce bilindiğini de burada eklemek lazım: Onlar
çırılçıplak soyuluyorlar. Guantanamo'daki 'hücreler' açık 'kafesler'
olduğundan çıplak bir şekilde erkek ve kadın gardiyanların ve diğer
tutukluların bakışları altında kalıyorlar. İnançlı müslümanlar için
büyük bir hay-siyet kırıcı davranışın bir diğeri!
Daha önceleri işbirliği yapmayan tutukluların böyle soyulmaları
durumunda bayan gardiyanların getirtildikleri ve tutuklunun cinsel
organı hakkında ileri geri sözler sarfettikleri haber olarak verilmişti.
Bu da aşırı utanç duyguları ile büyümüş insanlar için iğrenç bir işkence
metodudur. Tekrar savaş suçuyla ilgili açık bir olay.
Fakat bunlarla kalmadı. 'Time' kuru kelimelerle tutukluların sürekli
ayakta kalmaya zorlandıklarını haber veriyor. Bu Amerikan-hafiyelerinin
hoşuna giden eski bir işkence metodudur. Bu daha önce, Amerikan'ın darbe
ve işkence okulu Fort Bennett'te Güney Amerikan terör rejimlerinin
işkence kölelerine öğretilmişti.
Brezilya'daki askeri diktatörlüğün bir işkence kurbanı bunun hakkında
şöyle anlatıyor:
"Bunlar üç metoddan oluşuyor. Her üçü de tutukluya isnad edilecek
yaraların oluşturulmasını hedef alıyor. En basit metod, tutuklunun
kafasını bağlamak ve onu bir taburenin bulunduğu bir odaya götürmek,
orada da gardiyanlar tutukluyu taburenin üstünde durduruyorlar. O bütün
zaman boyunca elleri arkadan bağlı. Bir zaman sonra, nihayet uyku galip
gelince, tabureden aşağıya kaçınılmaz olarak düşüyor. Ellerinden destek
alamadığından kafasıyla hep yere çakıyor. Aldığı yaralar ise tutuklunun
kendi kendine açtığı yaralar olarak kaydediliyor. Siz eski tutukluların
çoğunu kafalarında saçsız yerlerin olmasından tanıyabilirsiniz. (Başka
işkence metodlarından da kaynaklanmış olabilecek olan) yaralara dikiş
atılmıyor, onlar kendiliğinden kapanıyor ve saçların tekrar uzamadığı
yerler oluşuyor.
İkinci metod çok daha vahşice. Tutuklu yine kafası sarılı olarak bir
taburenin üstünde durduruluyor. İki eli nabzın attığı yer etrafında her
iki tarafa doğru bir telle bağlanıyor. Bir diğer tel tutuklunun kafasına
ya da cinsel organına bağlanıyor [bu sahneyi Ebu Gureyb'deki
fotoğraflarndan birisinde de görüyoruz]. Tellere Amerikan işkence
köleleri tarafından ta yirmili yıllarda keşfedilmiş bir elektro-şok
makinası bağlı.
Daha sonra tutukluya katlanılamaz acılara yol açan orta derece bir
elektro-şok veriliyor (elektro-şok acıları tıpkı bir sinir tutulması
acısı gibi, sadece daha kuvvetli. Sinir tutulması geçiren kişi, az buçuk
bunu tasavvur edebilir). Ardından ona, eğer tabureden zıp-larsa veya
düşerse, otomatik olarak sürekli bir elektro-şok devreye girecek
deniliyor. Buna rağmen tutuklu uzun bir zaman sonra düşmesine engel
olamıyor, en geç uyku ağır bastığında. Sonra ise elektro-şok oluşmuyor,
fakat nabızları etrafında bağlı olan tellerin arasında havada asılı
kalıyor. Teller daha derinden bileklerini kesiyor ve kendisini çok ağır
yaralıyor. Bu yaralar daha sonra çoğu zaman sanki kendisi bileğini
kesmiş gibi görünüyor. Ona daha sonra tekrar tekrar yaralardan
kendisinin sorumlu olduğu ve kendisini öldürmek istediği söyleniliyor.
Üçüncü metod, bazıları tarafından daha gaddarca olarak kabul edilendir.
Tutuklunun elleri (çoğu zaman zaten kesen kelepçelerle) arkadan
bağlanılıyor. Bu kelepçeler arkaya doğru bağlı kolların yukarıya doğru
çekileceği şekilde bir zincirle yüksekte olan bir yere bağlanılıyor.
Böylece tutuklu odada yalnız başına yine bir taburenin üstünde veya
yerde durduruluyor. Bacaklar gevşeyince aşağıya düşüyor ve kolları
geride yukarıya doğru çekiliyor. Acılar onun tekrar ayağa kalkmasını
sağlıyor. Fakat belirli bir anda (bazıları 48 saat dayanmışlar) düşüyor,
kolları şiddetle yukarıya doğru çekiliyor ve yaralanıyor. Bu yaralar
kasların ve veterin fazla gerilmesi şeklinde olabileceği gibi kolun
yerinden çıkması şeklinde de olabiliyor. Yaralar daha sonra yine
tutukluların bunlara kendilerinin yol açtığı iddiasıyla tedavi
edilmediğinden, bu durum bir veya iki kolun sürekli sakatlanmasına yol
açıyor."
Demek ki, bu insanlar tutukluları sürekli ayakta tuttuklarını söylerken
bunu kasd ediyorlarmış.
Ebu Gureyb'deki fotoğraflardan da Amerikan askerlerinin müslüman
tutuklulara özellikle cinsel aşağılamalarla işkenceyi tercih ettikleri
ortaya çıkmıştı.
Şimdi 'Time'ın 'kadının girişi' olarak aktardığı bir bayan gardiyanın
ifadesini orijinal sesiyle dinleyin. Bu, 'sorgulama metodu' olarak
deklare edildi:
"Onu yere yatırdılar. Derken bütün ağırlığımı kullanmadan onun üstüne
oturdum. O beni bacaklarını çe-kerek itmeye çalıştı, fakat askeri
polisler onu bunun üzerine tuttular ve böylece o engel olamadı."
Çok rahatlıkla bu durumda tutuklunun çıplak oldu-ğunu varsayabiliriz.
Hiç tartışmasız kadın onu tahrik etmek suretiyle aşağılamaya çalıştı.
Öyle veya böyle, tutuklulara yönelik cinsel eziyetler uluslararası hukuk
açısından yasaktır.
Buna karşın diğer işkence metodu neredeyse masumca: Tutuklular uzun bir
zaman (başka kaynaklardan bunun 72 saat olduğunu biliyoruz) uyumaktan
engellendiler. Bunun için sürekli soğuk su tazyikleriyle uyandırıldı lar
ve aşırı sesli müzikle rahatsız edildiler.
Şayet birisi bunun işkence olmadığına inanıyorsa, kendisinde bir
denesin. En geç iki gece uykusuzluktan sonra o sadece kendisinin gölgesi
olabilir. 72 saat üç gecedir.
Sonuç olarak tekrar Pentagon'un tasvir edilen 'sorgulama metodları'
hakkında söylediklerini aktaralım: "Bu sorgulamalar çok detaylı bir plan
ve özel eğitilmiş uzman güçler tarafından uygulandı (…)."
Demek ki, işkence hiç de 'gayri amerikan' ya da 'tiksindirici' bir şey
değil, fakat gerçek bir profesyonellik. |