Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 319 | Temmuz  2005

                   

 

 


Bush ve Rumsfeld İşkence Ediyorlar
-Şimdi Resmileşti!-

 

Elmar Getto / www.rbi-aktuell.de 29.06.2005

Çev: Kamil CENGİZ

Şimdiye kadar Amerikan hükümeti Guantanamo ve diğer toplama kamplarında işkence ve aşağılamaları emrettiği suçlamasını reddetmişti. Hatta Ebu Gureyb işkenceleri bağlamında bunların 'gayri-amerikan' ve 'tiksindirici davranışlardan' müteşekkil münferit hadiseler olduğunu iddia etmişti.

Fakat şimdi, Bush hükümetine karşı kesinlikle eleştirel bir tutuma sahip olmadığı bilinen Amerikan 'Time' dergisinin yayınladığı habere göre Pentagon, haber konusu yapılan işkence tedbirlerinin ve aşağılamalarının 'detaylı bir plana göre uygulandığı', 'terörizm şüphesinden dolayı gerekli olduğu' ve 'denetlenmiş ve müsaade edilmiş sorgulama teknikleri' oldu-ğunu resmen kabul etti. Onlar tarafından, Pentagon, Rumsfeld ve böylece Bush tarafından müsaade edilmiş. 'Müsaade' kelimesi 'emretme'nin ustaca örtbas edilmiş bir diğer ifadesi.

Böylece kedi fare oyunu bitti. Amerikan hükümeti resmen işkenceyi kabul etti, çünkü bu 'terörist eylemlerde' meşruymuş. Haberin ne denli ses getirdiğinin farkında olmadığı anlaşılan 'Time'-magazini hemen sonra işkencenin 'başarılarından' da söz ediyor: Bir tutuklu terör şebekesi el-Kaide'nin üyesi olduğunu itiraf etmiş. Sanki işkence altında alınan bir ifade, işkencenin ne kadar korkunç olduğundan daha farklı bir şey anlatıyormuş gibi.

Ve Amerikan hükümeti bütün zamanlar boyunca tüm işkencecilerin söylediklerini söylüyor: Elbette şiddet sevdalısı olunduğundan işkence edilmiyor, fakat insan hayatı ve ruhu kurtaracak olan enformasyon alabil-mek için işkence ediliyor.

Her ne kadar bu işkence ve aşağılama teknikleri şimdilik sadece Kasım 2002 ila Şubat 2003 için itiraf edildiyse de, Bush ve Rumsfeld cürüm irtikap ettiklerini kabul etmişlerdir. Daha geçen 'gayri amerikan' ve 'tiksindirici' olarak karakterize ettikleri bu özellikler şimdi kendi üzerlerine düşmektedir.

'Time' haber veriyor: Önce tutukluların saçları ve sakalları kesildi. İnançlı müslümanlar için bu derin bir aşağılama, bu bile BM'nin işkence yasağı altına giri-yor.

Sonra günlerce süren sorgulama seanslarına maruz kaldılar. Gece yarısı kaldırıldıkları ve ertesi gece yarısına kadar kesintisiz 'sorgulandıkları' haber veriliyor. Bu zaman zarfında namazlarını kılmaya müsaade edilmedi. İnançlı sıkı bir müslüman için bu bir günah. Uluslararası hukuka göre inançlı insanları ibadetlerinden alıkoymak da yasak olan şeylerdendir.

Sorgulama tarzı da betimlendi. Tutuklulara sözde teröristlerin resimleri gösterildi ve köpek gibi havlama ve domuz gibi horuldamaya mecbur tutuldular, yani belirli soruların cevaplanmasından ziyade insanların aşağılanması söz konusuydu. Bu da elbette bir savaş suçudur.

'İşbirliği' yapmayan, yani mesela domuz gibi horuldamayan tutuklulara ne yapıldığının çok daha önce bilindiğini de burada eklemek lazım: Onlar çırılçıplak soyuluyorlar. Guantanamo'daki 'hücreler' açık 'kafesler' olduğundan çıplak bir şekilde erkek ve kadın gardiyanların ve diğer tutukluların bakışları altında kalıyorlar. İnançlı müslümanlar için büyük bir hay-siyet kırıcı davranışın bir diğeri!

Daha önceleri işbirliği yapmayan tutukluların böyle soyulmaları durumunda bayan gardiyanların getirtildikleri ve tutuklunun cinsel organı hakkında ileri geri sözler sarfettikleri haber olarak verilmişti. Bu da aşırı utanç duyguları ile büyümüş insanlar için iğrenç bir işkence metodudur. Tekrar savaş suçuyla ilgili açık bir olay.

Fakat bunlarla kalmadı. 'Time' kuru kelimelerle tutukluların sürekli ayakta kalmaya zorlandıklarını haber veriyor. Bu Amerikan-hafiyelerinin hoşuna giden eski bir işkence metodudur. Bu daha önce, Amerikan'ın darbe ve işkence okulu Fort Bennett'te Güney Amerikan terör rejimlerinin işkence kölelerine öğretilmişti.

Brezilya'daki askeri diktatörlüğün bir işkence kurbanı bunun hakkında şöyle anlatıyor:

"Bunlar üç metoddan oluşuyor. Her üçü de tutukluya isnad edilecek yaraların oluşturulmasını hedef alıyor. En basit metod, tutuklunun kafasını bağlamak ve onu bir taburenin bulunduğu bir odaya götürmek, orada da gardiyanlar tutukluyu taburenin üstünde durduruyorlar. O bütün zaman boyunca elleri arkadan bağlı. Bir zaman sonra, nihayet uyku galip gelince, tabureden aşağıya kaçınılmaz olarak düşüyor. Ellerinden destek alamadığından kafasıyla hep yere çakıyor. Aldığı yaralar ise tutuklunun kendi kendine açtığı yaralar olarak kaydediliyor. Siz eski tutukluların çoğunu kafalarında saçsız yerlerin olmasından tanıyabilirsiniz. (Başka işkence metodlarından da kaynaklanmış olabilecek olan) yaralara dikiş atılmıyor, onlar kendiliğinden kapanıyor ve saçların tekrar uzamadığı yerler oluşuyor.

İkinci metod çok daha vahşice. Tutuklu yine kafası sarılı olarak bir taburenin üstünde durduruluyor. İki eli nabzın attığı yer etrafında her iki tarafa doğru bir telle bağlanıyor. Bir diğer tel tutuklunun kafasına ya da cinsel organına bağlanıyor [bu sahneyi Ebu Gureyb'deki fotoğraflarndan birisinde de görüyoruz]. Tellere Amerikan işkence köleleri tarafından ta yirmili yıllarda keşfedilmiş bir elektro-şok makinası bağlı.

Daha sonra tutukluya katlanılamaz acılara yol açan orta derece bir elektro-şok veriliyor (elektro-şok acıları tıpkı bir sinir tutulması acısı gibi, sadece daha kuvvetli. Sinir tutulması geçiren kişi, az buçuk bunu tasavvur edebilir). Ardından ona, eğer tabureden zıp-larsa veya düşerse, otomatik olarak sürekli bir elektro-şok devreye girecek deniliyor. Buna rağmen tutuklu uzun bir zaman sonra düşmesine engel olamıyor, en geç uyku ağır bastığında. Sonra ise elektro-şok oluşmuyor, fakat nabızları etrafında bağlı olan tellerin arasında havada asılı kalıyor. Teller daha derinden bileklerini kesiyor ve kendisini çok ağır yaralıyor. Bu yaralar daha sonra çoğu zaman sanki kendisi bileğini kesmiş gibi görünüyor. Ona daha sonra tekrar tekrar yaralardan kendisinin sorumlu olduğu ve kendisini öldürmek istediği söyleniliyor.

Üçüncü metod, bazıları tarafından daha gaddarca olarak kabul edilendir. Tutuklunun elleri (çoğu zaman zaten kesen kelepçelerle) arkadan bağlanılıyor. Bu kelepçeler arkaya doğru bağlı kolların yukarıya doğru çekileceği şekilde bir zincirle yüksekte olan bir yere bağlanılıyor. Böylece tutuklu odada yalnız başına yine bir taburenin üstünde veya yerde durduruluyor. Bacaklar gevşeyince aşağıya düşüyor ve kolları geride yukarıya doğru çekiliyor. Acılar onun tekrar ayağa kalkmasını sağlıyor. Fakat belirli bir anda (bazıları 48 saat dayanmışlar) düşüyor, kolları şiddetle yukarıya doğru çekiliyor ve yaralanıyor. Bu yaralar kasların ve veterin fazla gerilmesi şeklinde olabileceği gibi kolun yerinden çıkması şeklinde de olabiliyor. Yaralar daha sonra yine tutukluların bunlara kendilerinin yol açtığı iddiasıyla tedavi edilmediğinden, bu durum bir veya iki kolun sürekli sakatlanmasına yol açıyor."

Demek ki, bu insanlar tutukluları sürekli ayakta tuttuklarını söylerken bunu kasd ediyorlarmış.

Ebu Gureyb'deki fotoğraflardan da Amerikan askerlerinin müslüman tutuklulara özellikle cinsel aşağılamalarla işkenceyi tercih ettikleri ortaya çıkmıştı.

Şimdi 'Time'ın 'kadının girişi' olarak aktardığı bir bayan gardiyanın ifadesini orijinal sesiyle dinleyin. Bu, 'sorgulama metodu' olarak deklare edildi:

"Onu yere yatırdılar. Derken bütün ağırlığımı kullanmadan onun üstüne oturdum. O beni bacaklarını çe-kerek itmeye çalıştı, fakat askeri polisler onu bunun üzerine tuttular ve böylece o engel olamadı."

Çok rahatlıkla bu durumda tutuklunun çıplak oldu-ğunu varsayabiliriz. Hiç tartışmasız kadın onu tahrik etmek suretiyle aşağılamaya çalıştı. Öyle veya böyle, tutuklulara yönelik cinsel eziyetler uluslararası hukuk açısından yasaktır.

Buna karşın diğer işkence metodu neredeyse masumca: Tutuklular uzun bir zaman (başka kaynaklardan bunun 72 saat olduğunu biliyoruz) uyumaktan engellendiler. Bunun için sürekli soğuk su tazyikleriyle uyandırıldı lar ve aşırı sesli müzikle rahatsız edildiler.

Şayet birisi bunun işkence olmadığına inanıyorsa, kendisinde bir denesin. En geç iki gece uykusuzluktan sonra o sadece kendisinin gölgesi olabilir. 72 saat üç gecedir.

Sonuç olarak tekrar Pentagon'un tasvir edilen 'sorgulama metodları' hakkında söylediklerini aktaralım: "Bu sorgulamalar çok detaylı bir plan ve özel eğitilmiş uzman güçler tarafından uygulandı (…)."

Demek ki, işkence hiç de 'gayri amerikan' ya da 'tiksindirici' bir şey değil, fakat gerçek bir profesyonellik.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...