Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 319 | Temmuz  2005

                   

 

 


Kızılderililer ve Filistinlilerin Ortak Noktaları

 

Justine McCabe* / www.zmag.de, 31.05.2005

Çev.: Kamil Cengiz

Amerikan'ın federal eyaleti Connecticut'da Kızılderililerin hakları konusundaki tartışmalar bu arada yeni bir zirveye ulaştı: Hükümet (Stonington’-daki) Eastern Pequots kabilesi ve (Kent'deki) Şag-ticoke kabilesinin tanınma kararını kaldırdı. Hem halk hem de bir çok resmi sıfatlı kişiler bu karardan genel olarak memnun gözüküyorlar. Savcı Richard Blumenthal'in The Litchfield County Times'da söylediği gibi: "Bunun tarihi olmasının bir sebebi de, şimdiye kadar müspet bir tanınma kararının hiç tekrar kaldırılmamasıydı. Bu ülke çapında bir ilkti. Bu nispette de önemli ve tatmin edici."

Connecticuts'in Kızılderili halkları için bu karar elbet-te üzüntü verici. Avrupalı yerleşimcilerle ilk karşılaşmalarından çok yüzyıllar sonra toprak üzerinde hakları ve bu ülkeye sevgileri halen tartışma dışı olamadı.

Tartışma süresince kullanılan argümanlar Amerikan'ın yerli halkının tanınma konusundaki mücadelesinin ironisini çok tesirli bir biçimde yansıtıyor: Onlar herşeyden önce var olduklarını kanıtlamak zorundalar, onlar kültürlerinin ve Amerikan hükümetlerinin onları yok etme ve yaşamaları için bağımlı oldukları topraklarını gasb etme çabalarına rağmen hayatta kaldıklarını kanıtlamak zorundalar.

Eski haksızlık, bu arada eski haksızlığın inkar edilmesi için oluşturulmuş bürokratik bir sistemin içine yerleşmiş: BİA-tanınması [Bureau of Indian Affairs (Kızılderili bürosu)] için bir dilekçe bile milyonlara mal oluyor ki, bu bir çok kabileyi geleneksel (Kızılderili) değerlerle çatışmasına rağmen kumarhane yatırımcılarıyla işbirliğine itiyor. Nerede Kızılderililer -tartışmasız şüpheli- bir mahkeme sürecine dahil olsalar (ya da hatta başarılı olsalar), bu durum benim Kent'deki kızılderili olmayan komşularımda düşmanlığa ve rahatsızlığa yol açıyor. Ne zaman en eski istimlaktan ve Kızılderililerin tromatikleşmesinden bahsedilse - ki halen bitmemiş olan bir tecrübedir -insanlar konu değiştiriyorlar. Bir özür dileme veya kollektif sorumluluğun kabul edilmesi kesinlikle söz konusu değil.

Amerikalıların çoğu, utanç verici tarihleri söz konusu olduğunda bir nevi kollektif bir inkar tutumu içerisinde bulunuyorlar. Bu miras, halen, sadece iç politika açısından değil, dış politikamız açısından da bir tehlike unsuru olarak duruyor.

Savcı Blumenthal Şagticoke-Kızılderililerin tanınmasına karşı hukuki yollara başvurduğu zamanda dönemin Filistin devlet başkanı adayı Mahmud Abbas Lübnan'da 400.000 Filistinli'nin yaşadığı mülteci kamplarını ziyaret ediyordu. O Filistinlilere kendi yurtlarına geri dönme hakkından İsrail'le yapılacak gelecekteki müzakerelerde de bundan böyle vaz-geçilmeyeceğini va'd etti.

Dünya çapında, 1947/1949'dan, yani Naqba ('felaket')'den bu yana yurtlarına dönmeyi bekleyen 6 milyon mülteci var. Çoğu yurtlarından 60 milden daha az yakınlıkta yaşıyorlar - bazıları eski meyve bahçeleri ve tarlalarını görüp ağlayacak kadar yakındalar.

Onların durumu da Amerikan'ın eski halkı gibi. Kendi varlıklarını veya atalarının topraklarında hak iddiasını ispatlama yükümlülüğü kendi üzerlerinde.

Onların halen eski evlerinin anahtarlarına ve yazılı belgelere sahip olmaları ve BM tarafından resmen mülteci olarak kabul edilmeleri yeterli değil. Ulus-lararası hukuk bile işe yaramıyor. Bir çok kanuna isnad ederek BM sarahaten İsrail'in BM'ye alınmasını (1949), İsrail'in 194 No'lu BM kararını uygulamasına bağımlı kılmıştı. Orada şu ibare var: Filistinlilerin, geri dönüş için inkar edilemez hakları vardır. Buna rağmen İsrail geri dönmelerini reddediyor ve Başkan Truman'dan beri ABD İsrail'in bu tutumunu benimsiyor.

Kızılderililerin topraklarının alınmasının tarihi, elbette Filistinlilerden çok daha eski zamanlara gidiyor. Fakat İsrail ve Amerikan ulusu birbirine benzer şe-kilde inşa olundular - inkar politikası da benzeri çizgilere sahip: Her ikisi de vurgulanan 'özel ilişkinin' önemli unsurları. Bu inkar tutumu Amerikan dış politikasının neden Amerika'ya vuran - ve Irak işgalinden itibaren de daha da güçlenmiş - antipati dalgalarına takmadığını açıklayan son mozaik taşıdır.
Amerikalılar gibi İsrailliler de, tarihçilerinin çok iyi belgeledikleri gerçekleri 'BİLİYORLAR': 1947 ila 1949 arası siyonist silahlı kuvvetler yerli halkın % 75'ini kovdular; onların topraklarının kullanımı istisnasız ve şartsız İsrailli yahudilere kaldı. 1967'de Gazze şeridinin nüfusunun ve Batı Şeria'nın % 35'ini kovuldular. Bazıları bu şekilde ikinci kez (bir neslin içinde) mülteci oldular.

Filistinliler ve İsrailliler için sömürgeci geçmiş halen sürmektedir. 1967'den beri işgal edilmiş topraklarda 3,3 milyon Filistinli (Amerikan kuruluş mitolojisi) Manifest Destiny'nin postmodern versiyonunu yaşı-yorlar: 400.000 Yahudi yerleşimcisi tarafından gerçekleştirilen toprak gasbının devam edilmesi - Oslo 'barışı' zamanında 200.000 idiler. Sadece son dört sene içinde İsrail Filistin topraklarından 56.000 Acre (1 Acre = yalaşık 40,46 hektar) zaptetti, bunun için 18.000 Acre araziyi imha etti ve 1.1 milyon ağaç kökünden koparıldı. Sırf İsraillilerin kullanabileceği dolambaçlı yollar (toplam 250 mil cadde ağı) ve yüz-lerce kontrol noktası kurulması, 200'den fazla birbirinden kopuk Kızılderililerinkine benzer Filistin yerleşim yerlerine yol açtı. Ve İsrail Gazze'den çıksa bile, Şaron Batı Şeria'daki illegal yahudi büyük yerleşim yerlerinde ısrar ediyor. Şaron'un niyetinin ne olduğunu yakında bitecek olan Batı Şeria'nın % 15'ini de yutacak ve 600.000 Filistinli'yi duvar ve yeşil çizgi arasında açık hava hapishanesinde yaşatacak 'tecrit duvarı gösteriyor.

İsrail devletinin yahudi olmayan vatandaşlarına 'devlet toprağında' yaşamak, kiralamak ya da satın almak yasak. Halbuki istisnasız sadece Yahudiler için olan bu topraklar, İsrail'in % 93'ünü oluşturuyor. İsrail'de Geri Dönüş Yasası adıyla maruf geri dönme hakkı, her Yahudi'ye, nerede doğmuş olursa olsun, İsrail'e göç etme ve vatandaşlığını alma hakkını tanıyor. Ülkede doğmuş Filistinli mültecilerin geri dönmesine müsaade edilmiyor.

Neden İsrail halen uluslararası hukuku çiğniyor? Ülkenin 'Yahudi' karakteri korunsun diye. Tarihi yönden çok iyi bilinen bir cevap. Fakat bununla daha etnik-merkezli olunmuyor. Buna rağmen İsrail hep çok-kültürlülük vasfı olan bir ülkeydi ve halen de öyle - hatta yeşil çizginin sınırları içinde bile. İsrail'in vatandaşlarının % 28'i Yahudi değiller, bunların içinde en az % 20'si Filistinli.

Tarihte sömürgeciliğe maruz kalmış halklar, bugünkü dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu teşkil ediyorlar. Bu insanlar kendilerini Filistin davasıyla, Filistinlilere karşı uygulanan haksızlıkla özdeşleştiri-yorlar. Bundan dolayı, ABD ve İsrail'e karşı düşmanca bir tutum büyüyor. Amerikalıların ve İsraillilerin güvenliği tehlike altında. Derin, çok derin bir psikolojik düzeyden konuştuğumuzda, Amerika'nın Kızılderilileri ve Filistinliler bize insanların ülkeleri ve yurtlarına çok bağlı oldukları ve eğer bu siyasetçiler tarafından inkar edilirse ve talepleri kısmen reddedilirse bunun intikamının alındığını söyleyebiliriz.

İsrail için henüz geç değil. İsrail ABD'nin içinde bulunduğu kronik durumda bulunmuyor - Kızılderili halk % 1'e düşürüldü (bunların üçte biri yüzyıldan fazla bir zaman önce rezervatlara/toplama kampları sürüldüler). İsrail'de Yahudi-İsrail nüfusun % 78'i ülkenin sadece %15'inde yaşıyor. O halde Filistinli mültecilerin yerleşimlerin bulunmadığı topraklara - birçok İsrailli'nin başka yerlere göç etmelerini gerektirmeyecek şekilde geri dönmeleri düşünülebilir. Ülkeyi paylaşmak - dürüstlük meselesi ve uluslararası iradeyle alakalı bir mesele, hayatta kalmakla ilgili değil.

Amerika'nın Avrupalılar tarafından sömürgeleştiril-mesi, tıpkı Filistin'in sömürgeleştirilmesi gibi, 19. yüz-yılda zirvesine ulaşan emperyalist bir zihniyetin temeli üzerinde gerçekleştirildi. Her sene İsrail bizden milyarlarca dolar yardım, silah ve siyasi destek alıyor. Böylece 19. yüzyıldan kalma 21. yüzyılının birçok Amerikalısı ve Avrupalısının utanç duyduğu (her ne kadar bunu dışlamaya çalışsalar da) bir sömürgeci pratiği destekliyoruz.

Zamanı geri çeviremeyiz, Amerika'nın sömürgeci geçmişini, yerli halklarının aşağılanmasını geri çeviremeyiz. Fakat yapabileceğimiz bir şey varsa o da, bugün Filistin'de devam eden 'etnik temizlik' eylemlerini - en azından bizim adımıza ve bizim paramızla yapılmasını engellemek...

* Dr. Justine McCabe, kültür antropolijisti ve psikiyatrist. Kendisi New Milford/ABD'de yaşıyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...