|

İslam’ın ‘İslam’ Olarak İkamesi İçin Yaşamak
Müslümanca Bir Görevdir
Mehmed DURMUŞ
Yazının başlığını "İslam'ın İslam olarak ikamesi
için çalışmak…" koymadım. "İslam'ın İslam olarak ikamesi için yaşamak…"
dedim. Çünkü, İslam'ın ikamesi için 'çalışmak' vurgusu birtakım
sorunlarla malül görünmektedir. Seküler çağrışımları da içermektedir.
Oysa bir Müslümanın bütün hayatı, yeryüzünde Allah'ın indirdiklerinin
ikame edilmesi için yaşamak tanımıyla özetlenebilir. Böyle ulvî ve
şerefli bir hayat, 'Müslüman' denilen kişinin bütün hayatını kuşatmalı,
koltuğunda, bununla beraber başka bir karpuz da bulunmamalıdır. Bir
koltukta iki karpuzun zaten taşınamayacağı itirazı ise önemli değil.
Çünkü önemli olan, böyle bir işe yeltenmektir ve Müslüman işte bu
yeltenmeye girişmeyen insan olmalıdır.
"İslam'ın İslam olarak ikamesi" ile kastettiğim, -ki bu yazının da ana
mihverini oluşturmaktadır- şimdilerde gündemde bulunan, Amerika'nın
ılımlı İslam projesi gibi şeytanî oyunlara gelmemek, Allah'ın ezelî ve
ebedî dini İslam'ı İslam olarak anlamak, bilmek, yaşamak ve anlatmak
gayreti ve çabasıdır.
İslam üzerinde sürekli oyunlar oynandığı, planlar ve projeler yapıldığı
bir gerçektir. Bir nevi mühendislik hesaplarıyla İslam'ın yeniden
yeryüzüne, insan hayatına şekil vermesine mani olunmak istenmektedir.
Bunun için ise, 'Ilımlı İslam projesi' gibi, 'Büyük Ortadoğu' ya da
'Genişletilmiş Ortadoğu Projesi' gibi birtakım projeler yapılmaktadır.
Bu projelerin adı, sanı, kim tarafından yapıldığı gibi hususların çok
fazla önemi yok. Önemli olan, İslam'ın bu tür hasımları olduğunu
bilmektir. İslam'ın hasımları her zaman olagelmiştir. Daha da olacaktır.
Ilımlı İslam Projesi' bizzat bu ismi taşıyan bir proje olarak yenidir,
fakat bu proje fiilen yıllardır uygulanmaktadır. İslam'ı, yeryüzündeki
münkerâta, fuhşiyâta, zulme ve kafirliğe müdahale etmeyen, bağlılarından
sadece birtakım şekilsel tapınma biçimleri isteyen bir nevi kilise
dinine irca etmek çabaları uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bunun adına
İslam'ı ılımlılaştırmak denmektedir.
İslam'ı ılımlılaştırmak isteyenler, onun, yeryüzündeki hiçbir
haksızlığa, hiçbir küfre ve hiçbir ahlaksızlığa sessiz kalmayacağını iyi
bildiklerinden böyle düşünmektedirler. İnsanı özgürleştirme iddiasında
olanlar, insanın bütün şeref ve haysiyetini, utanma duygusunu, namus ve
iffet anlayışını, hak-hukuk bilincini tamamen köreltmektedirler. İnsanın
ar damarını çatlatmaktadır, 'ılımlı İslam projesi' mühendisleri. Onları
memnun eden de budur.
'Ilımlı İslam Projesi' gibi projeler, 'içeriden' işbirlikçiler
olmaksızın tutunma şansına sahip değiller. Fakat bu konuda verecek pek
müjdeci bir habere de sahip değiliz. İslam'ı uluslararası İslam-karşıtı
güçlerin arzusu uyarınca kesip-biçecek bir yığın işbirlikçi ne yazık ki
mevcuttur. Lafın kısası, ABD ve suç ortakları, maşa dururken ellerini
ateşe uzatmamaktadırlar.
Yemen'in başkenti Sana'da toplanan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)nün üç
günlük toplantısında açılışta konuşan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
meslektaşlarına reform çağrısı yapmış ve (İslam ülkelerinde) reformların
dışarıdan empoze edilmemesi gerektiğini vurgulamış. Dışişleri
Ba-kanı'nın sözleri sanırım şu şekilde anlaşılmalıdır: Bize dışarıdan
demokratikleşme ve reform dayatmayın. Biz bunları kendimiz yapabilecek
iç dinamiklere sahibiz. Biz zaten demokratik bir İslam ve reforme
edilmiş bir Din hedefliyoruz ve şu an bunun üzerinde çalışmaktayız.
Gerçekten de, 'empoze' kelimesiyle biraz da yumuşatılan, hariçten
yapılacak reform müdahaleleri İslam ülkelerinde aksülamel doğurabilir.
Hele de 11 Eylül olayından sonra ABD'nin ve Avrupa ülkelerinin tamamen
silip-süpürücü tavırlarını bilen Müslüman halklar, onlardan gelecek her
türlü demokratikleşme ve reform önerilerine tepki göstermeye müsait
vaziyettedirler. Fakat bu reform ve demokratikleşme projesi 'dahilden'
olursa, adı 'Abdullah' olan, 'Ahmed', 'Muhammed' olan isimler tarafından
yapılırsa, aynı 'Müslüman' halkların gıkı bile çıkmamakta, bunda bir
hikmet aramaktadırlar. İşte İKÖ gibi örgütler ve İslam ülkelerinde
İslamî temaları kullanan partiler, sözkonusu demokratikleşme ve reform
programları için en uygun araçlardır.
Allah'ın dini İslam, kitabı Kur'an, Peygamber'i Muhammed (a.s) olan bir
Dindir. Şu anda yer-yüzünde bulunan yegane Hak Din'dir. ABD büyükelçisi
Ankara'dan ayrılırken, laik Diyanet teşkilatının okuttuğu bir hutbeden
dolayı Ankara'ya fırçasını atıp gitti. Aynı hutbeden dolayı, bir Avrupa
Birliği (AB) yetkilisi ise Diyanet'i, "nasıl olur da İslam yegane hak
dindir diyebilirsiniz?" şeklinde azarlamaktaydı.
Esas can sıkan, yukarıda sözünü ettiğimiz kimi işbirlikçilerin bu tür
azarlara şaşırmış görünmeleriydi. Sanırsınız ki başka bir sonuç
bekliyorlardı. Evet, ne diyorduk: İslam yegane Hak Din'dir. Yeryüzünün
salahı, felahı İslam'a bağlıdır. Yeryüzünün bütün ahlaksızlıklarına
ancak İslam çare olabilir. Sömürüye, hukuksuzluğa, adaletsiz-liğe, kadın
ticaretine, çocuk ticaretine, uyuşturucu ve alkol belasına, israfa,
yolsuzluğa, rüşvete, kapkaççılığa, hasılı her türlü namussuzca hayata
ancak İslam çare olabilir. İslam zaten bunun adıdır. Allah'a teslim
olmuş insanların hayatı nasıl mesud olmaz? Yeni doğmuş bir yavrunun
anasına olan ihtiyacı ne ise, insanın -hayat boyunca- İslam'a olan
ihtiyacı da odur.
Bizim için böyle bir öneme sahip olan Allah'ın Din'i İslam'ı hiçbir
tahrifata uğratmaksızın, ona hiçbir şeyi ilave etmeksizin ve hiçbir şeyi
de çıkartmaksızın olduğu gibi kabul etmek, iman etmek ve hayatımızı ona
öylece uyarlamakla mükellefiz. Allah'dan başkalarına vaadlerde
bulunanların, İslam'ın reforme edilmesi ve demok-ratikleştirilmesi,
laikleştirilmesi gibi 'görevleri' olabilir. Ama Allah'a "evet Sen bizim
Rabbi-mizsin!" mîsakıyla bağlanan mü'minlerin, sadece Allah'a kul olmak
ve Müslümanca yaşamak, son nefesini Müslüman iken teslim etmek gibi bir
ödevi vardır.
'Ilımlı İslam', 'Amerikan İslamı', 'liberal İslam' gibi tanımlamalar
şüphesiz kulağımızı ve beynimizi tırmalamaktadır. Ama bilinmelidir ki bu
isimlerin verilişi, Müslümanların dışında cereyan etmektedir. Bizler ise
bu isimleri kullanırken, İslam-dışı düzenlerin oyununu fark etmek
gayesini aklımızda tutmak durumundayız. Tabi ki İslam bir tektir, bir
tane adı vardır. Lakin bu tanımlamalar, İslam'ı, tahrif edilmiş
benzerlerinden, İslam adı altında Müslümanları tuzaklara düşürecek nifak
projelerinden korumaya da yaramaktadır. Allah'ın dini İslam
Kur'an'dadır. Buna Kur'an İslam'ı diyebi-liriz. Kur'an, bilhassa
Medine'de nazil olurken sık sık İbrahim Peygamber'e atıfta bulunuyordu.
İbrahim'in ne Yahudi ne de Hristiyan olduğunu belirtiyor, onun Allah'a
şirk koşmayan (hanîf) bir Müslüman olduğunu belirtiyordu. Kur'an'ın bu
vurgusu çok önemli bir nedene dayanıyordu. Allah'ın kendilerine
gönderdiği dini tahrif eden Yahudiler ve Hristiyanlar, kendi köklerini
İbrahim'e dayandırıyorlardı. Böylece güya kendilerinin, Muhammed
(a.s)dan daha köklü, daha kadîm bir Nebevî geleneğe dayandıkları
iddiasını seslendirmekteydiler. Kur'an ise onların bu bâtıl iddialarını
bir çırpıda reddetmiş, İbrahim'in Yahudilerle ya da Hristiyanlarla
hiçbir ilişkisinin olamayacağını, çünkü onun müşrik olmadığını, hanîf
bir Müslüman olduğunu kesin bir dille açıklamıştı.
İşte günümüzde, tıpkı Yahudiler ve Hristiyanlar gibi İslam'ı (kendi
kitaplarındaki İslam'ı) tahrif etmiş bulunan, bir nevi zamanın
Yahudileri ve Hristiyanları (Müslüman-Ehli Kitap), laik-demokratik bir
İslam'ın İslam olarak benimsetilmesi için İslam düşmanlarıyla her türlü
işbirliğine girişmektedirler. Bu uğurda 'İbrahimî Dinler' adı altında,
Yahudiler ve Hristiyanlar'la işbirliğine girişenlerin, tıpkı onlar gibi
İbrahim Peygamber'i referans göstermeleri çok ilginçtir. Halbuki
İbrahim'in müşriklerden olmadığını Kur'an açıklamıştı…
Sonuç olarak, biz Müslümanların bütün misyonu, Allah'ın hak dini
İslam'ın nefislerine, toplumlarına ve bütün yeryüzüne egemen olması için
'yaşamak' olmalıdır. Böyle bir yaşam, İslam dışındaki her türlü sahte
dini, sahte İslam'ı dışlamayı da zorunlu olarak içermektedir. |