Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 319 | Temmuz  2005

                   

 

 


İslam’ın ‘İslam’ Olarak İkamesi İçin Yaşamak

Müslümanca Bir Görevdir

Mehmed DURMUŞ

Yazının başlığını "İslam'ın İslam olarak ikamesi için çalışmak…" koymadım. "İslam'ın İslam olarak ikamesi için yaşamak…" dedim. Çünkü, İslam'ın ikamesi için 'çalışmak' vurgusu birtakım sorunlarla malül görünmektedir. Seküler çağrışımları da içermektedir.

Oysa bir Müslümanın bütün hayatı, yeryüzünde Allah'ın indirdiklerinin ikame edilmesi için yaşamak tanımıyla özetlenebilir. Böyle ulvî ve şerefli bir hayat, 'Müslüman' denilen kişinin bütün hayatını kuşatmalı, koltuğunda, bununla beraber başka bir karpuz da bulunmamalıdır. Bir koltukta iki karpuzun zaten taşınamayacağı itirazı ise önemli değil. Çünkü önemli olan, böyle bir işe yeltenmektir ve Müslüman işte bu yeltenmeye girişmeyen insan olmalıdır.

"İslam'ın İslam olarak ikamesi" ile kastettiğim, -ki bu yazının da ana mihverini oluşturmaktadır- şimdilerde gündemde bulunan, Amerika'nın ılımlı İslam projesi gibi şeytanî oyunlara gelmemek, Allah'ın ezelî ve ebedî dini İslam'ı İslam olarak anlamak, bilmek, yaşamak ve anlatmak gayreti ve çabasıdır.

İslam üzerinde sürekli oyunlar oynandığı, planlar ve projeler yapıldığı bir gerçektir. Bir nevi mühendislik hesaplarıyla İslam'ın yeniden yeryüzüne, insan hayatına şekil vermesine mani olunmak istenmektedir. Bunun için ise, 'Ilımlı İslam projesi' gibi, 'Büyük Ortadoğu' ya da 'Genişletilmiş Ortadoğu Projesi' gibi birtakım projeler yapılmaktadır. Bu projelerin adı, sanı, kim tarafından yapıldığı gibi hususların çok fazla önemi yok. Önemli olan, İslam'ın bu tür hasımları olduğunu bilmektir. İslam'ın hasımları her zaman olagelmiştir. Daha da olacaktır.

Ilımlı İslam Projesi' bizzat bu ismi taşıyan bir proje olarak yenidir, fakat bu proje fiilen yıllardır uygulanmaktadır. İslam'ı, yeryüzündeki münkerâta, fuhşiyâta, zulme ve kafirliğe müdahale etmeyen, bağlılarından sadece birtakım şekilsel tapınma biçimleri isteyen bir nevi kilise dinine irca etmek çabaları uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bunun adına İslam'ı ılımlılaştırmak denmektedir.

İslam'ı ılımlılaştırmak isteyenler, onun, yeryüzündeki hiçbir haksızlığa, hiçbir küfre ve hiçbir ahlaksızlığa sessiz kalmayacağını iyi bildiklerinden böyle düşünmektedirler. İnsanı özgürleştirme iddiasında olanlar, insanın bütün şeref ve haysiyetini, utanma duygusunu, namus ve iffet anlayışını, hak-hukuk bilincini tamamen köreltmektedirler. İnsanın ar damarını çatlatmaktadır, 'ılımlı İslam projesi' mühendisleri. Onları memnun eden de budur.

'Ilımlı İslam Projesi' gibi projeler, 'içeriden' işbirlikçiler olmaksızın tutunma şansına sahip değiller. Fakat bu konuda verecek pek müjdeci bir habere de sahip değiliz. İslam'ı uluslararası İslam-karşıtı güçlerin arzusu uyarınca kesip-biçecek bir yığın işbirlikçi ne yazık ki mevcuttur. Lafın kısası, ABD ve suç ortakları, maşa dururken ellerini ateşe uzatmamaktadırlar.

Yemen'in başkenti Sana'da toplanan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)nün üç günlük toplantısında açılışta konuşan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, meslektaşlarına reform çağrısı yapmış ve (İslam ülkelerinde) reformların dışarıdan empoze edilmemesi gerektiğini vurgulamış. Dışişleri Ba-kanı'nın sözleri sanırım şu şekilde anlaşılmalıdır: Bize dışarıdan demokratikleşme ve reform dayatmayın. Biz bunları kendimiz yapabilecek iç dinamiklere sahibiz. Biz zaten demokratik bir İslam ve reforme edilmiş bir Din hedefliyoruz ve şu an bunun üzerinde çalışmaktayız.

Gerçekten de, 'empoze' kelimesiyle biraz da yumuşatılan, hariçten yapılacak reform müdahaleleri İslam ülkelerinde aksülamel doğurabilir. Hele de 11 Eylül olayından sonra ABD'nin ve Avrupa ülkelerinin tamamen silip-süpürücü tavırlarını bilen Müslüman halklar, onlardan gelecek her türlü demokratikleşme ve reform önerilerine tepki göstermeye müsait vaziyettedirler. Fakat bu reform ve demokratikleşme projesi 'dahilden' olursa, adı 'Abdullah' olan, 'Ahmed', 'Muhammed' olan isimler tarafından yapılırsa, aynı 'Müslüman' halkların gıkı bile çıkmamakta, bunda bir hikmet aramaktadırlar. İşte İKÖ gibi örgütler ve İslam ülkelerinde İslamî temaları kullanan partiler, sözkonusu demokratikleşme ve reform programları için en uygun araçlardır.

Allah'ın dini İslam, kitabı Kur'an, Peygamber'i Muhammed (a.s) olan bir Dindir. Şu anda yer-yüzünde bulunan yegane Hak Din'dir. ABD büyükelçisi Ankara'dan ayrılırken, laik Diyanet teşkilatının okuttuğu bir hutbeden dolayı Ankara'ya fırçasını atıp gitti. Aynı hutbeden dolayı, bir Avrupa Birliği (AB) yetkilisi ise Diyanet'i, "nasıl olur da İslam yegane hak dindir diyebilirsiniz?" şeklinde azarlamaktaydı.

Esas can sıkan, yukarıda sözünü ettiğimiz kimi işbirlikçilerin bu tür azarlara şaşırmış görünmeleriydi. Sanırsınız ki başka bir sonuç bekliyorlardı. Evet, ne diyorduk: İslam yegane Hak Din'dir. Yeryüzünün salahı, felahı İslam'a bağlıdır. Yeryüzünün bütün ahlaksızlıklarına ancak İslam çare olabilir. Sömürüye, hukuksuzluğa, adaletsiz-liğe, kadın ticaretine, çocuk ticaretine, uyuşturucu ve alkol belasına, israfa, yolsuzluğa, rüşvete, kapkaççılığa, hasılı her türlü namussuzca hayata ancak İslam çare olabilir. İslam zaten bunun adıdır. Allah'a teslim olmuş insanların hayatı nasıl mesud olmaz? Yeni doğmuş bir yavrunun anasına olan ihtiyacı ne ise, insanın -hayat boyunca- İslam'a olan ihtiyacı da odur.

Bizim için böyle bir öneme sahip olan Allah'ın Din'i İslam'ı hiçbir tahrifata uğratmaksızın, ona hiçbir şeyi ilave etmeksizin ve hiçbir şeyi de çıkartmaksızın olduğu gibi kabul etmek, iman etmek ve hayatımızı ona öylece uyarlamakla mükellefiz. Allah'dan başkalarına vaadlerde bulunanların, İslam'ın reforme edilmesi ve demok-ratikleştirilmesi, laikleştirilmesi gibi 'görevleri' olabilir. Ama Allah'a "evet Sen bizim Rabbi-mizsin!" mîsakıyla bağlanan mü'minlerin, sadece Allah'a kul olmak ve Müslümanca yaşamak, son nefesini Müslüman iken teslim etmek gibi bir ödevi vardır.

'Ilımlı İslam', 'Amerikan İslamı', 'liberal İslam' gibi tanımlamalar şüphesiz kulağımızı ve beynimizi tırmalamaktadır. Ama bilinmelidir ki bu isimlerin verilişi, Müslümanların dışında cereyan etmektedir. Bizler ise bu isimleri kullanırken, İslam-dışı düzenlerin oyununu fark etmek gayesini aklımızda tutmak durumundayız. Tabi ki İslam bir tektir, bir tane adı vardır. Lakin bu tanımlamalar, İslam'ı, tahrif edilmiş benzerlerinden, İslam adı altında Müslümanları tuzaklara düşürecek nifak projelerinden korumaya da yaramaktadır. Allah'ın dini İslam Kur'an'dadır. Buna Kur'an İslam'ı diyebi-liriz. Kur'an, bilhassa Medine'de nazil olurken sık sık İbrahim Peygamber'e atıfta bulunuyordu. İbrahim'in ne Yahudi ne de Hristiyan olduğunu belirtiyor, onun Allah'a şirk koşmayan (hanîf) bir Müslüman olduğunu belirtiyordu. Kur'an'ın bu vurgusu çok önemli bir nedene dayanıyordu. Allah'ın kendilerine gönderdiği dini tahrif eden Yahudiler ve Hristiyanlar, kendi köklerini İbrahim'e dayandırıyorlardı. Böylece güya kendilerinin, Muhammed (a.s)dan daha köklü, daha kadîm bir Nebevî geleneğe dayandıkları iddiasını seslendirmekteydiler. Kur'an ise onların bu bâtıl iddialarını bir çırpıda reddetmiş, İbrahim'in Yahudilerle ya da Hristiyanlarla hiçbir ilişkisinin olamayacağını, çünkü onun müşrik olmadığını, hanîf bir Müslüman olduğunu kesin bir dille açıklamıştı.
İşte günümüzde, tıpkı Yahudiler ve Hristiyanlar gibi İslam'ı (kendi kitaplarındaki İslam'ı) tahrif etmiş bulunan, bir nevi zamanın Yahudileri ve Hristiyanları (Müslüman-Ehli Kitap), laik-demokratik bir İslam'ın İslam olarak benimsetilmesi için İslam düşmanlarıyla her türlü işbirliğine girişmektedirler. Bu uğurda 'İbrahimî Dinler' adı altında, Yahudiler ve Hristiyanlar'la işbirliğine girişenlerin, tıpkı onlar gibi İbrahim Peygamber'i referans göstermeleri çok ilginçtir. Halbuki İbrahim'in müşriklerden olmadığını Kur'an açıklamıştı…

Sonuç olarak, biz Müslümanların bütün misyonu, Allah'ın hak dini İslam'ın nefislerine, toplumlarına ve bütün yeryüzüne egemen olması için 'yaşamak' olmalıdır. Böyle bir yaşam, İslam dışındaki her türlü sahte dini, sahte İslam'ı dışlamayı da zorunlu olarak içermektedir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...