Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 319 | Temmuz  2005

                   

 

 


SORGULANMAMIŞ ÇELİŞKİLER

Atasoy MÜFTÜOĞLU

İslam Dünyası toplumlarının bağımsızlıkları pek çok vesile ile ayaklar altına alınıyor. Toplumlarımız, emperyalist çıkarlar adına, ideolojik yalan, çarpıtma bombardımanına tabi tutuluyor. Sistem- karşıtı bağımsız düşünceler, oluşumlar, hareketler sansürleniyor. Her ülkede, insani duygudular, hassasiyetler, siyasal amaçlarla sömürülüyor. Türkiye de yaşandığı üzere, ideolojik saplantılar ve ideolojik cinnet, toplumsal mutabakatı önlüyor, toplumsal bağları güçsüzleştiriyor. Hiç bir toplumda tarih kontrol edilemiyor. Modern hayat tarzını endüstriyel üretim biçimi şekillendiriyor. Bu hayat tarzı, hayatı insansızlaştırıyor. Bütün modernlikler, gelenek'i dışlıyor; gelenek ise, modernlikleri dışlıyor. Böylece iki dünya arasında çatışmalar derinleşiyor.

İnsanlık, tarihi kontrol edemediği için, hayatın her alanı bir şekilde sömürgeleştiriliyor. Hiç bir sistem, toplumsal dünyaya, ahlaki ve sosyal dünyaya önem vermiyor. Bütün gelişmeler, ulus/ideoloji sınırlarını aşıyor. Gelişmeler, ulus-devletlerin hareket yeteneklerini kısıtlıyor, özellikle İslam Dünyası ülkeleri bugün siyasal bir belirsizlik süreci içerisine girmişlerdir. İslam Dünyası ülke-lerinde özellikle siyasal alanda Amerikan iradesi kendisini açıkça dayatmaktadır. Toplumlarımız tarihin benzerini görmediği yıkımlarla karşı karşıyadır. Her geçen gün şiddeti ve yoğunluğu artan siyasal terörizm nedeniyle, toplumlarımız özgürce siyasal tercih yapamıyor. İslam Dünyası ülkeleri yönetimleri küresel imparatorluk iradesi karşısında acz ve teslimiyet tavrı sergiliyor. Lider kadrolar, itaatkar despotlar, imparatorluk iradesinin ilgisine ve teveccühüne mazhar olabilmek için kölece davranışlar geliştiriyor. İtaatkar despotlar nezdinde, imparatorluk iradesinin beklentileri, Müslüman halkların beklentilerinden çok daha önemli sayılıyor. Bugünün tarihinin özgürlüklerden yana olmadığını görüyoruz. Özgürlük denilince bugün akla, işgal, istila, işkence ve darbe özgürlüğü geliyor. Batı'lı kavram ve kurumlar, Batı'lı içerikleriyle birlikte dünya çapında genelleştiriliyor. İktidar olmak, olaylara müdahale etmek, olayları değiştirmek/dönüş-türmek anlamı içerdiği halde, iktidar sahipleri, sistemle ilgili hiç bir karşı tavır geliştirmeye cesaret edemiyor. Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen her ülke, askeri hedef haline getirilebiliyor. Sermaye hareketleri, her ülkede parlamentoyu, basın'ı, yargıyı kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilecekleri ilişki biçimleri ve yöntemleri geliştirmişlerdir. Haber endüstrileri ideolojik denetim altındadır. Her toplumda gündemi, küresel güç siyasetleri tayin ediyor. Sistem-merkezli düşünceler, devlet-merkezli düşünceler dışında kalan düşünceler karalanıyor, değersizleştiriliyor. Değişim düşüncesi yalnızca ekonomik ve teknik alanla sınırlandırılıyor. Bütün çözümleme gi-rişimleri yalnızca ekonomik alanla ilgili olarak düşünülüyor. Toplumlarımız yalnızca ideolojik/ resmi yükümlülükleriyle tanımlanıyor. Pragmatist her toplum kendisini yalnızca maddi ilgilerle kısıtlıyor.

Türkiyede de sık sık örnekleriyle karşılaştığımız üzere, medya sürekli olarak kriz peşinde koşuyor, kriz icat ediyor. Medya ahlaki tercihler yerine, ideolojik ve ekonomik tercihler yapıyor. Entelektüel, düşünsel hayatın oryantalist, sömürgeci, çerçevelere, kurgulara maruz kaldıkları görülüyor. En-telektüel hayat, Batı dünyası karşısında her durumda edilgen bir konumda bulunuyor. Anti-emperyalist söylemin daha çok duygusal/hamasi bir boyutu var, güçlü kültürel ve ahlaki temelleri yok. İslam Dünyası etkili bir politik bütünlük olmadığı için, güçlü bir siyasal irade'ye sahip olamıyor. Duygusal/hamasi dil-söylem temelinde,resmi ideolojiler, millileştirilmiş, hakları olmayan ancak görevleri olan, her türlü farklılığa kapalı yurttaşlar yetiştiriyor. Toplumlarımız kendi kendilerini yönetme yeteneğine, sorumluluğuna ve bilincine sahip olmadıkları için, devletler toplumlarına karşı her zaman çok hırçın olabiliyor.

Tarihin en büyük kötülüklerinin, milliyetçiliklerin, ırkçılıkların, faşizmlerin yeniden sahneye çıktığı bir dönemde Avrupa ideolojik zaferini ilan edebiliyor. Her milliyetçilik rakip milliyetçilikleri güçlendiriyor ve bir seferberlik durumuna yönlendiriyor. Avrupa, özgürlük" ve "bağımsızlık" düşüncesiyle birlikte anılıyor, ancak, ötekilerin özgürlük ve bağımsızlıklarına kesinlikle saygı duymuyor. Avrupa kendi kavram ve kurumlarını mi-litanlaştırıyor.

Köhne çerçeveleri aşarak, ilkeli bir irade oluşturmak gerekiyor. Karar verme özgürlüğüne sahip bireyler yetiştirmek gerekiyor. Yankı bulabilecek şeyler yapmak gerekiyor. Toplumlarımızın tarihlerinin, kültür ve uygarlıklarının ellerinden alınışına seyirci kalınamaz. Günümüzde kültür ve eğitim alanında büyük gelişmeler yaşandığı ve büyük mesafeler alındığı propogandası yapılıyor, ancak, bu gelişmelerin; emperyalizmin, faşizmin ve sömürgeciliğin önüne geçilebilmesi konusunda hiç bir katkısının bulunmadığını görüyoruz. Bu durum, kültürlü ve eğitimli faşistler ve sömürgecilerle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Tek yanlı ve ideolojik nitelikli bir eğitim anlayışı ile insani bütünlük gerçekleştirilemiyor. Bütün top-lumlar, ideolojik/resmi ve tek-boyutlu söylemlerin yetersizliklerinin neden olduğu rahatsızlıkları yaşıyor. Bugünün dünyasında yalnızca İslam kül-tür ve uygarlığı, insani/ahlaki alana ilişkin hassasiyetleri koruyor. Modern Batı kültür ve uygarlığının ilgilerinin bütünüyle nesnelere yönelik olduğunu belirtmek gerekiyor.
İçerisinde yaşadığımız yapısal sorunlar nedeniyle, her tür aktif, bağımsız, özgür İslami yönelişleri, muhalefeti, aktivizmi depolitize eden cemaat hareketleri ve zihniyet sebebiyle; üzerimize çullanan küresel sistemin maskesini gereği gibi indiremiyoruz. Bedelleri ödenmiş tercihler yapamı-yoruz. Sorgulanmamış çelişkiler yapışıyoruz. Gü-cümüzün farkına ve bilincine varamıyoruz. Öz-gür, köklü ve kuşatıcı perspektif yoksunluğu sebebiyle büyük bir bilinç parçalanması/erozyonu yaşıyoruz, bir takım içi boş klişelere sığınarak risk almaktan kaçıyoruz. Tarihi etkileyebilecek bir dil ve edebiyat, tarihi yazabilecek bir dil ve edebiyat oluşturamıyoruz. Ekonomi/politik bir hayat tarzı haline geldiği için büyük bir kültürsüzlerine ile karşı karşıyayız. Bireyselci tercihlerin, yönelişlerin yabancılaştırıcı etkisi her geçen daha da büyüyor. İtibar ve ikbal ihtirasları, arayışları büyük kişilik yozlaşmalarına neden oluyor. Bu yozlaşmalar nedeniyle, insanlar kendilerini iktidar ilişkileri içerisinde konumlandırmaya çalışıyor. Kendilerini iktidar ilişkileri içerisinde konumlandıranlar, düşünsel, kültürel, sosyal dünya ile ilişkilerini kesiyor; eski dostluklara, dostlara, arkadaşlıklara, dayanışmalara ve sorumluluk alışverişlerine veda ediyor.

Önyargılar, dogmatizmler, milliyetçilikler, ırkçı-lıklar, fanatizmler, benmerkezcilikler, bireylerin, ulusların, ideolojilerin bir hezeyan şeklinde somutlaşan üstünlük iddiaları hayatı tahammül edilemez hale getiriyor. Bütün milliyetçilikler her koşulda bağnazlık üretiyor, her ırkçılık ahlaki bir tehdit halini alıyor. Her türlü özgünlüğü ve farklılığı yok eden homojenleştirici küreselleşme, her ülkede ırkçılıkları tahrik ediyor. Bu arada milliyetçilik karşıtı olmanın ülke karşıtı olmak anlamına gelmediğini de belirtmek gerekiyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...