|

SORGULANMAMIŞ ÇELİŞKİLER
Atasoy
MÜFTÜOĞLU
İslam Dünyası toplumlarının bağımsızlıkları pek çok
vesile ile ayaklar altına alınıyor. Toplumlarımız, emperyalist çıkarlar
adına, ideolojik yalan, çarpıtma bombardımanına tabi tutuluyor. Sistem-
karşıtı bağımsız düşünceler, oluşumlar, hareketler sansürleniyor. Her
ülkede, insani duygudular, hassasiyetler, siyasal amaçlarla sömürülüyor.
Türkiye de yaşandığı üzere, ideolojik saplantılar ve ideolojik cinnet,
toplumsal mutabakatı önlüyor, toplumsal bağları güçsüzleştiriyor. Hiç
bir toplumda tarih kontrol edilemiyor. Modern hayat tarzını endüstriyel
üretim biçimi şekillendiriyor. Bu hayat tarzı, hayatı
insansızlaştırıyor. Bütün modernlikler, gelenek'i dışlıyor; gelenek ise,
modernlikleri dışlıyor. Böylece iki dünya arasında çatışmalar
derinleşiyor.
İnsanlık, tarihi kontrol edemediği için, hayatın her alanı bir şekilde
sömürgeleştiriliyor. Hiç bir sistem, toplumsal dünyaya, ahlaki ve sosyal
dünyaya önem vermiyor. Bütün gelişmeler, ulus/ideoloji sınırlarını
aşıyor. Gelişmeler, ulus-devletlerin hareket yeteneklerini kısıtlıyor,
özellikle İslam Dünyası ülkeleri bugün siyasal bir belirsizlik süreci
içerisine girmişlerdir. İslam Dünyası ülke-lerinde özellikle siyasal
alanda Amerikan iradesi kendisini açıkça dayatmaktadır. Toplumlarımız
tarihin benzerini görmediği yıkımlarla karşı karşıyadır. Her geçen gün
şiddeti ve yoğunluğu artan siyasal terörizm nedeniyle, toplumlarımız
özgürce siyasal tercih yapamıyor. İslam Dünyası ülkeleri yönetimleri
küresel imparatorluk iradesi karşısında acz ve teslimiyet tavrı
sergiliyor. Lider kadrolar, itaatkar despotlar, imparatorluk iradesinin
ilgisine ve teveccühüne mazhar olabilmek için kölece davranışlar
geliştiriyor. İtaatkar despotlar nezdinde, imparatorluk iradesinin
beklentileri, Müslüman halkların beklentilerinden çok daha önemli
sayılıyor. Bugünün tarihinin özgürlüklerden yana olmadığını görüyoruz.
Özgürlük denilince bugün akla, işgal, istila, işkence ve darbe özgürlüğü
geliyor. Batı'lı kavram ve kurumlar, Batı'lı içerikleriyle birlikte
dünya çapında genelleştiriliyor. İktidar olmak, olaylara müdahale etmek,
olayları değiştirmek/dönüş-türmek anlamı içerdiği halde, iktidar
sahipleri, sistemle ilgili hiç bir karşı tavır geliştirmeye cesaret
edemiyor. Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen her ülke, askeri hedef
haline getirilebiliyor. Sermaye hareketleri, her ülkede parlamentoyu,
basın'ı, yargıyı kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilecekleri ilişki
biçimleri ve yöntemleri geliştirmişlerdir. Haber endüstrileri ideolojik
denetim altındadır. Her toplumda gündemi, küresel güç siyasetleri tayin
ediyor. Sistem-merkezli düşünceler, devlet-merkezli düşünceler dışında
kalan düşünceler karalanıyor, değersizleştiriliyor. Değişim düşüncesi
yalnızca ekonomik ve teknik alanla sınırlandırılıyor. Bütün çözümleme
gi-rişimleri yalnızca ekonomik alanla ilgili olarak düşünülüyor.
Toplumlarımız yalnızca ideolojik/ resmi yükümlülükleriyle tanımlanıyor.
Pragmatist her toplum kendisini yalnızca maddi ilgilerle kısıtlıyor.
Türkiyede de sık sık örnekleriyle karşılaştığımız üzere, medya sürekli
olarak kriz peşinde koşuyor, kriz icat ediyor. Medya ahlaki tercihler
yerine, ideolojik ve ekonomik tercihler yapıyor. Entelektüel, düşünsel
hayatın oryantalist, sömürgeci, çerçevelere, kurgulara maruz kaldıkları
görülüyor. En-telektüel hayat, Batı dünyası karşısında her durumda
edilgen bir konumda bulunuyor. Anti-emperyalist söylemin daha çok
duygusal/hamasi bir boyutu var, güçlü kültürel ve ahlaki temelleri yok.
İslam Dünyası etkili bir politik bütünlük olmadığı için, güçlü bir
siyasal irade'ye sahip olamıyor. Duygusal/hamasi dil-söylem
temelinde,resmi ideolojiler, millileştirilmiş, hakları olmayan ancak
görevleri olan, her türlü farklılığa kapalı yurttaşlar yetiştiriyor.
Toplumlarımız kendi kendilerini yönetme yeteneğine, sorumluluğuna ve
bilincine sahip olmadıkları için, devletler toplumlarına karşı her zaman
çok hırçın olabiliyor.
Tarihin en büyük kötülüklerinin, milliyetçiliklerin, ırkçılıkların,
faşizmlerin yeniden sahneye çıktığı bir dönemde Avrupa ideolojik
zaferini ilan edebiliyor. Her milliyetçilik rakip milliyetçilikleri
güçlendiriyor ve bir seferberlik durumuna yönlendiriyor. Avrupa,
özgürlük" ve "bağımsızlık" düşüncesiyle birlikte anılıyor, ancak,
ötekilerin özgürlük ve bağımsızlıklarına kesinlikle saygı duymuyor.
Avrupa kendi kavram ve kurumlarını mi-litanlaştırıyor.
Köhne çerçeveleri aşarak, ilkeli bir irade oluşturmak gerekiyor. Karar
verme özgürlüğüne sahip bireyler yetiştirmek gerekiyor. Yankı
bulabilecek şeyler yapmak gerekiyor. Toplumlarımızın tarihlerinin,
kültür ve uygarlıklarının ellerinden alınışına seyirci kalınamaz.
Günümüzde kültür ve eğitim alanında büyük gelişmeler yaşandığı ve büyük
mesafeler alındığı propogandası yapılıyor, ancak, bu gelişmelerin;
emperyalizmin, faşizmin ve sömürgeciliğin önüne geçilebilmesi konusunda
hiç bir katkısının bulunmadığını görüyoruz. Bu durum, kültürlü ve
eğitimli faşistler ve sömürgecilerle karşı karşıya olduğumuzu
gösteriyor. Tek yanlı ve ideolojik nitelikli bir eğitim anlayışı ile
insani bütünlük gerçekleştirilemiyor. Bütün top-lumlar, ideolojik/resmi
ve tek-boyutlu söylemlerin yetersizliklerinin neden olduğu
rahatsızlıkları yaşıyor. Bugünün dünyasında yalnızca İslam kül-tür ve
uygarlığı, insani/ahlaki alana ilişkin hassasiyetleri koruyor. Modern
Batı kültür ve uygarlığının ilgilerinin bütünüyle nesnelere yönelik
olduğunu belirtmek gerekiyor.
İçerisinde yaşadığımız yapısal sorunlar nedeniyle, her tür aktif,
bağımsız, özgür İslami yönelişleri, muhalefeti, aktivizmi depolitize
eden cemaat hareketleri ve zihniyet sebebiyle; üzerimize çullanan
küresel sistemin maskesini gereği gibi indiremiyoruz. Bedelleri ödenmiş
tercihler yapamı-yoruz. Sorgulanmamış çelişkiler yapışıyoruz. Gü-cümüzün
farkına ve bilincine varamıyoruz. Öz-gür, köklü ve kuşatıcı perspektif
yoksunluğu sebebiyle büyük bir bilinç parçalanması/erozyonu yaşıyoruz,
bir takım içi boş klişelere sığınarak risk almaktan kaçıyoruz. Tarihi
etkileyebilecek bir dil ve edebiyat, tarihi yazabilecek bir dil ve
edebiyat oluşturamıyoruz. Ekonomi/politik bir hayat tarzı haline geldiği
için büyük bir kültürsüzlerine ile karşı karşıyayız. Bireyselci
tercihlerin, yönelişlerin yabancılaştırıcı etkisi her geçen daha da
büyüyor. İtibar ve ikbal ihtirasları, arayışları büyük kişilik
yozlaşmalarına neden oluyor. Bu yozlaşmalar nedeniyle, insanlar
kendilerini iktidar ilişkileri içerisinde konumlandırmaya çalışıyor.
Kendilerini iktidar ilişkileri içerisinde konumlandıranlar, düşünsel,
kültürel, sosyal dünya ile ilişkilerini kesiyor; eski dostluklara,
dostlara, arkadaşlıklara, dayanışmalara ve sorumluluk alışverişlerine
veda ediyor.
Önyargılar, dogmatizmler, milliyetçilikler, ırkçı-lıklar, fanatizmler,
benmerkezcilikler, bireylerin, ulusların, ideolojilerin bir hezeyan
şeklinde somutlaşan üstünlük iddiaları hayatı tahammül edilemez hale
getiriyor. Bütün milliyetçilikler her koşulda bağnazlık üretiyor, her
ırkçılık ahlaki bir tehdit halini alıyor. Her türlü özgünlüğü ve
farklılığı yok eden homojenleştirici küreselleşme, her ülkede
ırkçılıkları tahrik ediyor. Bu arada milliyetçilik karşıtı olmanın ülke
karşıtı olmak anlamına gelmediğini de belirtmek gerekiyor. |