|

İsrail
Kuzey Irak’ta Ne Arıyor?
Serhat Erkmen / 30.05.2005 / ASAM
Irak Savaşı’ndan sonra
üzerinde en çok spekülasyon yapılan konulardan birisi İsrail ile Iraklı
Kürtler arasındaki ilişki olmuştur. İsrailli yetkililerin bu konu
hakkında konuşmaktan ısrarla kaçınmaları 50 yıllık geçmişi olan bu
iliş-kiler hakkında şüpheleri artırmakta ve birçok komplo teorisinin
yayılmasına neden olmaktadır. Diğer yandan, bazı Kürt yazarlar İsrail
ile Kürtler arasındaki ilişkilerin kurulmasının yararlı ve gerekli
olduğunu ileri sürseler ve bunu da yazılarında güçlü bir biçimde
savunsalar bile, en azından yazılı basında İsrail tarafında aynı coşkuyu
bulmak mümkün değildir. Aşağıda da aktarılacağı gibi İsrail’in sadece
Kuzey Irak’ta değil, Irak’ın diğer kısımlarında da ilişki içinde olduğu
kişiler ve örgütler mevcuttur. Ancak, Kuzey Irak’ta özellikle Kürtler
ile olan ilişkileri ekonomik olmanın ötesinde siyasi ve jeostratejik
boyutlar da taşıdığından daha fazla dikkat çekmektedir. İsrail’in çevre
ülkeler ile ilişkilerini geliştirme stratejisi David ben Gurion’dan bu
yana bilinir ve İsrail’e ilişkin analizlerde temeli oluşturur. Bu
nedenle, hem İsrail’e düşman bir Arap ülkesinin (Irak) parçalanması hem
de Arap ülkelerinin çevresindeki devletlerle işbirliği kurma mantığı
gereği, İsrail’in 1970’lerden itibaren Kuzey Iraklı Kürtlerle yakın
ilişki kurduğu bir sır değildir. Bu olguyu hem İsrail’in eski
başbakanlarından Menahem Begin İsrailli görevlilerin Kürt militanlarını
eğittiğini söyleyerek hem de Molla Mustafa Barzani anılarında bahsederek
ortaya koymuşlardır. Ancak, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) İsrail ile ilişkiler meselesini
Suriye ve İran ile bu gruplar arasındaki ilişkileri nedeniyle, İsrail
ise Türkiye ile ilişkileri nedeniyle açıktan açığa konuşmamakta, fakat
uzun süredir yürütmektedirler.
Soğuk Savaş ortamında SSCB yanlısı Irak’a karşı yürütülen Kürt
ayaklanmasında İran aracılığıyla giden İsrail desteği 1980’lerde aynı
düzeyde olmasa da devam etmiştir. Ancak ilişkilerin asıl karmaşıklaşması,
Irak’ta güvenli bölgenin oluşturulmasından sonra gerçekleşmiştir. Kuzey
Irak’ta Kürtlerin kontrolünün sağlanması sürecinde asıl rolü ABD
üstlense de İsrail’in de bölgeye yönelik ilgisini kaybetmediği, ancak
düşük profilli bir yaklaşım izlediği bilinmektedir. Özellikle,
1990’ların ortalarında gelişen Türk-İsrail ilişkilerinin bunda önemli
rolü oynadığı söylenmelidir. Bu dönemde dahi ilişkilerin kesilmediğine
dair bir çok bilgi bulunmasına rağmen, İsrail’in Türkiye ile
ilişkilerini bozmamak için Kürtlerle ilişkisini sınırlandırma ihtiyacı,
İsrail’in Kürtlerle ilişkilerinin en azından stratejik boyuta ulaşmasını
engellemiştir. Fakat, ABD’nin Irak’a yönelik saldırısından sonra bu
süreç farklı boyutlar kazanmıştır. Bugün İsrail’in Kuzey Irak
konusundaki görüşleri ve stratejisi hakkında şunlar söylenebilir:
İsrail’in net ve sınırları belli olan bir Kuzey Irak politikası yoktur.
İsrail’in Irak’taki çıkarları nasıl olduğuyla değil, ne olduğuyla
doğrudan bağlantılıdır. Ülkenin parçalanıyor olması ya da olmamasından
ziyade İsrail’in çıkarı, Irak’ın geleceğinin hem bölge ülkelerini hem de
Irak ile ilişkileri nasıl etkileyeceği meselesinde yatmaktadır. Irak’ın
parçalanmasının İsrail’e doğrudan bir zararı yoktur. Kar-zarar hesabı,
ortaya çıkacak durumdan İsrail’in nasıl yararlanabileceğiyle ilişkilidir.
İsrail ile Kürtler arasındaki ilişkiler iyi durumdadır. İsrail Kürt
devletine karşı değildir. Ancak gerçekleşmesinin olanaksız olduğunu
düşünmektedir. Bunun en önemli nedenleri, ABD’nin ve bölge ülkelerinin
bunu istememesidir. Buna ek olarak, İsrail, devletin kurulmasının,
bölgede zaten mevcut olan sorunları daha da artıracağı kanısındadır.
İsrail, Kürt devletine karşı değildir ama kurulması için özel bir çaba
da sarfetmemektedir. Bunun en önemli nedeni Türkiye’dir. Ayrıca, ABD’nin
Kürt devleti kurmak gibi bir projesi olduğuna İsrail inanmamaktadır. Bu
nedenle, Türkiye’yi sebepsiz yere karşısına almak da istememektedir.
Çünkü, bir Kürt devleti kurulması durumunda, Türkiye bundan ABD kadar
İsrail’i de sorumlu tutacaktır. Türkiye ile ilişkiler gözönüne
alındığında İsrail’in Kuzey Irak politikasının Kürtlerden yana olması
beklenemez. Kuzey Iraklı Kürtler İsrail için Türkiye nedeniyle ikinci
plandadır.
İran hala Orta Doğu’da önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle,
İsrail’in, Irak’a ilişkin değerlendirmelerinde İran faktörünü göz ardı
etmemek gerekmektedir. İsrail için en iyi senaryo ABD tarafından kontrol
edilen zayıf bir Irak’tır. İsrail için Irak’ın parçalanması bir tehlike
yaratacaktır. Basra Körfezi’nde güvenlik dengesi nedeniyle İran ve Irak
arasında bir güç dengesi olması gerekmektedir.
İsrail’in Irak’taki gelişmelere bakış açısı özellikle stratejik bağlamda
yukarıdaki gibi şekillenmesine rağmen pratikte farklı durumlarla
karşılaşılmaktadır. Bölgede yapılan çalışmalar, görüşmeler ve bölgeden
gelen bilgiler, İsrail’in özellikle Kuzey Irak’ta bazı girişimlerde
bulunduğunu göstermktedir. Bu girişimlerin doğrudan Irak’ı parçalamak
için yapıldığını ileri sürmek doğru olmasa da gelecekte olası bir
parçalanma durumunda İsrail’in kendi çıkarlarını korumak ve Kuzey Irak
üzerinde kontrol sağlamak yönünde girişimler olduğunu söylemek doğru
olacaktır. Bu çerçevede İsrail’in Kuzey Irak’taki faaliyetlerine ilişkin
şunlar söylenebilir:
Kürt Yahudilerinin Kuzey Irak Ziyaretleri:
1950’lere kadar, Irak’ın çeşitli bölgelerinde olduğu gibi Kuzey Irak’ta
da bir miktar Yahudi yaşamaktaydı. Bunlar, özellikle 1948 Savaşı sonrası
oluşan ortam nedeniyle Irak’tan ayrılmış ya da kovulmuşlardır. 1950-51
kitlesel göçüne kadar Yahudilerin Kuzey Irak’ta 200 kadar farklı
yerleşim biriminde yaşadığı, ama nüfuslarının en yoğun olduğu yerlerin
Musul, Erbil, Amadiya, Duhok ve Zaho olduğu belirtilmektedir. 1950-51’de
İsrail’e giden bu Yahudilerin sayısının 100.000’ni bulduğu
söylenmektedir. Nüfus artışı önemli oranda dış göçe dayanan İsrail
içinde Kuzey Irak’tan giden Yahudilerin başlangıçta ikincil işlerde
çalıştığı ancak topluma bir süre sonra uyum sağladığı görülmektedir.
Özellikle, İsrail’deki inşaat sektörünün önemli bir kesimi Kuzey Iraklı
Yahudilerin elindedir. Bu kişilerin zamanla zenginleştiği ve İsrail
dev-leti içinde bazı önemli görevler üstlendiği bilinmektedir. Bunlar
arasında en önemli kişilerden birisi İsrail eski Savunma Bakanı Yitzhak
Mordechai’dir.
1991’de güvenli bölgenin kuruluşuna kadar, bu göçmen Yahudiler, Kuzey
Irak’a dönememişlerdir. Ancak, “güvenli bölge”nin oluşturulmasından
sonra turizm ve ticaret gibi nedenlerle bazı bölgelere gitmişlerdir.
Ayrıca, bölgede faaliyet gösteren NGO’lar içinde çok sayıda Yahudi’nin
görev yaptığı da bilinmektedir. 2003 Irak Savaşı’ndan sonra ise çok
sayıda Yahudi’nin Kuzey Irak’a seyahatler düzenlediği bilinmektedir.
Bunlar, özellikle, Süleymaniye ve Erbil gibi bölgelerde faaliyet
göstermeye başlamışlar, kısa bir sürede de ticareti geliştirmişlerdir.
Erbil’de, çoğunlukla Hıristiyanların yaşadığı Aynkava bölgesinde
yerleştikleri bilinen bu kişilerin, diğer bölgelerde ikamet etmeleri
daha zordur. Çünkü, her ne kadar, Kürtlerin büyük bir kısmı Yahudileri
hoş karşılasa da İslamcı hareketlerin yayılması sonucunda tehlike
oluşturan birçok mahalle ve yerleşim yeri vardır.
Musul, Kuzey Irak’ta Kürt kontrolünde olan bölgenin dışında olmasına
rağmen, Musul’da Yahudilerin faaliyet gösterdikleri önemli şehirlerden
birisidir. Musul’un bazı semtlerinde hâlâ eskiden kalmış Yahudi eserleri
vardır. Örneğin Şifa Mahallesi’nde Irak’tan İsrail’e göç eden Yahudilere
ait Hamam ve Sinagoglar bulunmaktadır. Ayrıca, eskiden dini okul olarak
kullanılan binalar da kullanılabilecek durumdadır. Musul’da yaygın olan
söylentilere göre 1950-51 göçü sırasında tüm Yahudiler kenti
terketmemiştir. Yahudilerin %10 kadarının görünüşte din değiştirerek
Musul’da kaldığı, gerçekte dinlerine bağlı olduğu düşünülmektedir.
Musul’da son dönemde arazi satışındaki artış da bu sebebe bağlanmaktadır.
İsrail’den gelen paralarla Musul’lu Yahudilerin bu toprakları satın
aldıkları, istikrarsızlık ve kötü ekonomik koşullar nedeniyle de
insanların arsalarını sattıkları düşünülmektedir. Bu durum büyük
ihtimalle ekonomik güdülerle yapılan bir hareket olmasına rağmen, Musul
halkı bu olguyu endişe ile karşılamaktadır. Arapların hafızasında İsrail
devleti kurulmadan önce Yahudilerin Araplardan Filistin’de toprak
almaları hale tazedir. Bu nedenle, Büyük İsrail’in içinde olan bu
bölgenin ileride İsrail’e katılmak üzere bu din değiştirmiş Yahudiler
tarafından alındığı düşünülmektedir. Benzeri bir algılama Türkiye’de de
bulunmaktadır. GAP Projesi çerçevesinde kalan topraklarda son dönemdeki
arazi alımlarının artışı ben-zer bir kaygıyı yaratmış, hatta bunun
üzerine gazete haberleri ve araştırma ürünü olan kitaplar bile
basılmıştır.
Ekonomik Faaliyetler:
Irak savaşı sonrası İsrail’in en önemli kazanımlarından birsi İsrail
Şirketlerinin Irak alt yapısının yeniden inşası konusunda kazanmış
oldukları ihalelerdir. Ancak, sadece inşaat alanında değil diğer
alanlarda da ticaret yürütülmektedir. İsrail’in Irak’taki ekonomik
faaliyetleri hakkında şunlar söylenebilir: İsrail’deki ekonomik sorunlar
nedeniyle birçok şirket sorun yaşamaktadır. Irak pazarının İsrail
mallarına açılması, bu şirketler için bir rahatlama olanağı sunmaktadır.
Orijinal olarak İsrail’de üretilen birçok malın etiket değiştirilerek
Irak’ta satıldığı bilinmektedir. Bu malların Ürdün üzerinden orta ve
güney Irak’a, Türkiye üzerinden de Kuzey Irak’a gönderildiği gelen
haberler arasındadır. Ayrıca Irak, İsrailli şirketler ile Arap
şirketleri arasında bir buluşma noktası teşkil etmektedir. Irak’taki
savaşın sonuçlanmasının ardından, İsrailli yetkililer Irak’ın yeniden
inşasında İsrail’in alabileceği rolü üzerinde birden çok açıklama
yapmışlardır. Bu konudaki ilk açıklama İsrail Alt Yapı Bakanı Yosef
Paritzky tarafından yapılmıştır. Paritzky 1948 yılından bu yana
faaliyeti durdurulan Hayfa petrol boru hattının açılmasını önermiştir.
Ayrıca İsrail şirketleri Irak alt yapısının inşasından sorumlu, ABD
Uluslararası Kalkınma Örgütü’ne teklifler götürdükleri bilinmektedir.
Hatta, İsrail şirketlerinin baskısı ile Maliye Bakanı Benjamin Netanyahu,
Irak’a yönelik ticaret yasağını da kaldırmıştır. Ayrıca, İsrail İhracat
Enstitüsü’nden yapılan açıklamaya göre önümüzdeki üç yıl içersinde,
İsrail’in Irak’a dolaylı ihracat hacminin 100 milyon dolar olacağı
öngörülmektedir. İsrail; alt yapı, iletişim, taşımacılık ve sağlık gibi
farklı sektörlerle Irak’ın yeniden inşasında rol almayı planlamaktadır.
Hatta, 2004 yılında Irak’ın Geçici Ticaret Bakanı Muhammed El Cuburi 5
İsrail şirketinin Irak’ta ihale kazandıklarını açıklamış, ancak tepkiler
üzerine anlaşmanın bakanlık tarafından değil, özel şirketler tarafından
yapıldığını söyleyerek geri adım atmıştır.
Irak’ın genelinde İsrail şirketlerinin gösterdikleri faaliyetlerin
yanısıra Kuzey Irak’ta da ekonomik girişimleri bulunduğu bilinmektedir.
Çoğunlukla, arsa ve arazi alımı şeklinde gerçekleşen faaliyetlere ek
olarak ev ve iş yeri satın alımlarının da önemli miktarda olduğu
belirtilmektedir. Daha önce belirtilen örneğin yanısıra Erbil ve
Kerkük’te de benzer örneklerin yaşandığı görülmektedir. Kerkük’te bazı
Iraklılar, kendilerine evlerinin değerinin üç katı para önerildiğini
söylerken diğer yandan Erbil’de de benzer olaylar meydana gelmektedir.
Bazı Erbil sakinlerine göre Yeni Arap Mahallesi adı verilen yerleşim
merkezinde çok sayıda ev, yüksek fiyatlarla satın alınmaktadır. Hatta,
bazı söylentilere göre bazı Yahudiler Erbil’e bağlı Şaklava yerleşim
biriminde bir büro açmışlar ve faaliyetlerini buradan
yönlendirmektedirler. Benzer bilgiler Arap basınına da yansımıştır. Arap
basınında yer alan haberlerde, Kuzey Irak'ta üç İsrail ve ABD destekli
istihbarat biriminin Iraklılar'ın yurt dışına göç etmeleri için teşvik
ettikleri ve bunların topraklarını satın aldıkları vurgulanmıştır.
Iraklı gençlerin ve ailelerin göçe zorlandığı belirtilen haberde, ayrıca,
İsrail adına Iraklılar'ı göçe zorlayan birimlerin başkanları arasında
Amerika'da yaşayan Iraklı Abdurreşid el-Mutnah ve İngiltere'de ikamet
eden el-Hamudi Abdulemir’in bulunduğu belirtilmiştir.
Siyasi Faaliyetler
1991’den beri göreli bir özerkliğe sahip olan Kuzey Irak, İsrail’in
faaliyetleri için uygun bir alan haline gelmiştir. Bu durumda uzun
yıllardır Kürt liderlerle olan yakın diya-loğun önemli bir etkisi olduğu
söylenebilir. İsrail’in Kuzey Irak’taki varlığına ilişkin en açık
örnekler New Yorker 21 Haziran 2004’te Seymour Hersh tarafından
yayımlanan yazıda sergilenmektedir. Hersh’e göre, İsrail’in Kuzey
Irak’taki faaliyetlerinin ana noktası, Irak’ta Suriye ve İran rejimleri
ile Iraklı direnişçilere karşı bir hareket sahası yaratabilmektir. Hatta,
Hersh, Kuzey Irak’ta İran’daki nükleer tesislere ilişkin istihbarat
toplamak ve sabotaj eylemleri gerçekleştirmek amacıyla peşmergelerin
İsrail tarafından eğitildiğini bile iddia etmiştir.
İsrail ile Kuzey Iraklı Kürt gruplar arasındaki ilişkiler daha önce de
belirtildiği gibi belli açılardan her iki taraf için de sakıncalar
içermektedir. Bu nedenle, özellikle İsrail, Türkiye ile ilişkileri
çerçevesinde Irak’ta bağımsız bir dev-let istemediğini, Irak’ın toprak
bütünlüğüne saygılı olduğunu ve Irak’ın toprak bütünlüğünün ayrıca
İsrail’in çıkarına olduğunu vurgulamaktadır. Kürt gruplarla ayrıca bir
ilişki kurma çabası da en azından görünürde yürütmemektedir. Diğer
yandan, Kürt gruplar da benzer endişeleri taşımasına rağmen bazı Kürt
yazarlar arasında İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesini hararetle
savunanlar bulunmaktadır. Kürtlerin, bağımsız bir devlet kurmak için
İsrail’in desteğine ihtiyaç duyduğunu savunan bu görüş, Türkiye, Irak,
İran ve Suriye’nin bir Kürt devletine karşı çıkacağını bu nedenle
İsrail’in bir dengeleyici olabileceğini hesaplamaktadır. Ayrıca, hem
Türkiye’nin hem de bazı Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkileri olduğunu
savunan bu kişiler, Kürtlerin tüm devletlerle ilişki kurmakta özgür
olduklarını bunun aynı zamanda çıkarlarına olduğunu belirtmektedirler.
Kürtler ile Yahudiler arasında bir düşmanlık olmadığı, siyasi olarak da
işbirliğine gidilmesi gerekliliği son zamanlarda Kürt yazarlar arasında
daha da güçlü bir biçimde vurgulanmaktadır.
Askeri-İstihbarati İlişkiler:
Kürtler ile İsrail arasındaki ilişkilerde ya da Kuzey Irak’taki İsrail
faaliyetlerinde en çok spekülasyona açık olan konu istihbarati
ilişkilerin varlığıdır. İstihbarat, doğası gereği gizli bir iştir. Bu
nedenle, herhangi iki topluluk arasındaki istihbarat ilişkilerinde somut
bilgilere da-yalı yorumlarda bulunulması güçtür. Ancak, daha önce de
belirtildiği gibi İsrail’in Kuzey Iraklı Kürtlerle Soğuk Savaş’tan kalma
ilişkilerinin bugünkü birçok faaliyete yansıdığı düşünülmektedir.
Örneğin, Musul’da Kürt Yahudileri’nin Irak askeri kuvvetlerini
araştırmak, silahlanma projelerin arkasındaki bilim adamlarını tespit
etmek, Babil, Hille, Musul ve İmara’daki Yahudi mirasını korumak gibi
görevleri olduğu söylentileri dolaşmaktadır. Ayrıca, Hersh’in
makalesinde belirttiği faaliyetlerin gerçek olmadığını düşünmek için
hiçbir neden yoktur. Türkiye’nin PKK terörüyle mücadelesinde İsrail’den
istihbarat desteği aldığı ve askeri konulardaki işbirliğinin yanısıra
terörle mücadelede istihbarat işbirliği içinde olduğu da en azından
İsrail yetkilileri tarafından açıklanmış bir gerçektir. Özellikle,
gelişmiş teknoloji araçları ile yapılan istihbarat çalışmasında
İsrail’in üstünlüğü ve anılan bölgedeki etkinliği nedeniyle bu ilişki
doğal görünmektedir. Dolayısıyla, bugün İsrail Kuzey Irak’ta istihbarat
faaliyeti yürütsün ya da yürütmesin bu kapasitesinin olduğu
bilinmektedir.
İsrail’in Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin birçok gizli noktayı içerdiği
malumdur. İlişkilerin açık yürütülmesinin bile travma yaratma
kapasitesinin yüksek olduğu bu dönemde birçok açıdan gelişmiş olan
ilişkilerin saklanma çabası ise olayları daha da vahim hale
getirmektedir. Bu sorunun çözülebilmesi için bölge ülkelerinin İsrail’e
güven duymaya başlaması gerekmektedir. Ancak, elbette bunun için
İsrail’in inandırıcı ve samimi adımlar atması şarttır. Orta Doğu, belki
de, en güçlü toplumsal hafızaya sahip insan topluluklarının yaşadığı
coğrafyadır. Geçmişte yaşananlar, geleceği çok yakından etkilemektedir
ve Orta Doğu’da geçmişte yaşananlar, İsrail’in Irak’taki
faaliyetlerinden endişe duyanları haklı çıkaracak birçok örneği
barındırmaktadır.
|