|

'Devlete düşman' olmak(2)
Murat Belge / 25.06.2005 / Radikal
Dünkü yazıda, günün
yeni 'buluş' ve modalarından, 'dev-let düşmanı aydınlar' söyleminden söz
ediyordum. 'Devlet dostu' olmak gibi bir eğilimim hiç olmadı, 'kerim
devlet' gibi kavramlara da hiç yakınlık duymadım, ama 'Devlet kötüdür,
dolayısıyla ortadan kaldırılmalıdır' tezini benimseyen Marksist
çizgilere de 'mensup' değilim.
Bu tabii genel ve teorik denebilecek bir şey. Herhangi bir somut
devletle değil, genel 'devlet' kavramıyla ilgili.
Ancak, 'aydın' kavramının söz konusu olduğu bir bağlamda, devlete
yakınlık veya uzaklığın bir kategori olarak tartışma içine alınması
herhalde yalnız Türkiye'de olabilecek bir şey. 'Aydın' olmak durumu pek
çok yer ve zamanda devlete mesafeli olmayı içerir, içermekten öte,
gerektirir, ama 'devlete karşı olmak' gibi bir keyfiyet de, kendi başına,
bir insanı 'aydın' yapmaz. 'Aydın' olmak, devlet filan gibi kurumlara
değil, 'doğru' ile kurulan ilişkiye bağlıdır. Bunun bir düşünsel yanı
vardır: öğrenmek, bilmek, bilgiyi bir araya getirmek vb. Bir de kamusal
ha-yata, eyleme ilişkin yanı vardır: bildiğini ve düşündüğünü söylemek
ve bu doğrultuda hareket etmek. Zola herhalde çok şey bilen bir insandı
ama herhalde onun kadar veya ondan fazla şey bilen insanlar da yaşıyordu
onunla aynı yerde ve zamanda. Onların arasından Zola 'j'accuse' di-yerek
sıyrıldı ve 'aydın' oldu. Daha doğrusu, bütün dünyada 'aydın davranışı'
diye bellenecek şeyin öncülerinden ve örneklerinden biri haline geldi.
Türkiye'de birçok kişi, Zola'nın (veya Galileo'nun veya Bruno'nun vb.)
hikâyesini biliyor olmanın, 'aydın' olmak için yeterli koşul olduğuna
inanır. Aranan nitelik, 'bilgi'dir, okuyup öğrenmişsen, 'aydınlanmış' ve
dolayısıyla 'aydın' olmuşsundur. Bu 'mertebe'ye erişmiş biri olarak,
şimdi bu 'bilgi'ni kimin hizmetine vereceksin? Elbette ki 'vatan' ve 'millet'in,
dolayısıyla ikisinin temsilcisi olan 'devlet'in. James Joyce'un
yarattığı kahraman Stephen Dedalus ağzından ilan ettiği 'Size hizmet
etmeyeceğim, çünkü ben sanatçı olacağım' anlayışı tabii İrlanda'da dahi
aykırıydı, kuraldışıydı, ama bu tavır Türkiye'de yalnız 'kuraldışı'
değil, 'hiyanet-i vataniye'dir. Onun için de, bunu bir kitaptan 'bilgi'
olarak öğrenenlerimiz dahi, böyle bir şeyi kendileri için
içselleştirmeyi akıllarının kenarından geçirmezler.
Soyut kavram olarak 'devlet'e nasıl baktığımı açıkladım, tabii en
kısaltılmış, özetlenmiş haliyle. Bu bakış, o kuruma karşı olma 'zorunluluğunu'
içermediği gibi, ona yandaş olmayı da gerektirmiyor. Ama onu yaşanan
çağın ruhuna uygun biçimde 'evcilleştirme'yi ve 'demok-ratik'leştirmeyi
içeriyor.
Birilerine 'devlet düşmanı' türünden yaftalar yakıştırma ucuzluğuna
girişmeden önce, şimdilik o soyut 'devlet' kavramını bir yana bırakalım,
hangi somut devlete ve hangi devlet davranışına yandaş olmamızın
beklendiğine bakalım.
Bu herhalde Türkiye Cumhuriyeti'nin devleti. Sözgelişi 80'li yıllarda "Türkiye'de
'Kürt' denilen insanlardan yoktur; burada o adla çağrılan insanlar
aslında Türk'tür" diyen ve herkese bunu demesini emreden ve aykırı bir
şey söyle-yenleri hapseden devlettir bu. Ama birilerine göre ('aydın'
demeye dilim varmıyor) okumuş yazmış adamların 'birinci vazifesi'
devletine yardımcı olmak olduğuna göre, devlet bunu dediğinde benim de
elime kalemi alıp dünyada 'Kürt' diye kimsenin olmadığını kanıtlayan (ya
da 'Kürt dili' olmadığını kanıtlayan) yazılar yazmam gerekiyor.
Bunun örnekleri saymakla bitmez: "Sümerler aslında 'Türk'tür" demekten 'Konfüçiyüs'ün
Türk olmasına kadar, 'devletim'in yanında bulunacağım ve 'aydın'
olacağım...
Bu devlet sizlere kutlu olsun. Bense bu demokratikleştirme ve, evet, 'evcilleştirme'
misyonuma devam edeceğim.
|