|

Vicdanım, İzanım El
Vermediği İçin Yazdım
28/06/2005 Yeni Şafak
Bir Anlık
Gecikme adlı romanında Ermenilere soykırım yapıldığı iddia edilen
yıllarda ve öncesinde Ermenilerce katledilen Türklerin neden 'faili
meçhul' olarak kaldığını sorgulayan Reha Çamuroğlu, 'romanı buna itiraz
etmek için yazdım' diyor..
'Tarih, Heterodoksi ve Babailer', 'Sabah Rüzgârı', 'Enel-Hakk Demişti
Nesîmî', 'Yeniçerilerin Bektaşiliği ve Vak'ayı Şerriye', 'Günümüz
Aleviliğinin Sorunları', 'Değişen Koşullarda Alevilik', 'Dönüyordu
Bektaşilikte Zaman Kavrayışı', 'İkiilebir', 'İsmail' ve 'Son Yeniçeri'
adlı kitapların yazarı Reha Çamuroğlu, Everest Yayınları'ndan çıkan son
romanı 'Bir Anlık Gecikme'de başarısızlıkla sonuçlanmış olan II.
Abdülhamit suikastini konu alıyor. 1905'de Ermeni komitacılar, Belçikalı
bir anarşist ve Türk casusların düzenledikleri bu suikastın perde
arkasını ve Osmanlı İmparatoluğu'nun son dönemlerindeki siyasi oyunları
bulabileceğiniz romanla Çamuroğlu'nun asıl hedefi 'hafızanın yeniden
inşası'. Yazara göre hafızanın yeniden inşasına başka bir yönden bakmak,
Ermenilere soykırım yapıldığı iddia edilen yıllarda ve daha öncesinde
katledilen binlerce Türk'ün 'faili meçhul' olmasının tezatlığını görmek
gerekiyor.
Kitabı 'tesadüfen' yazmadım
Bir Anlık Gecikme, Ermeni komitacıların da işin içinde olduğu II.
Abdülhamit'e suikast girişimini konu alıyor. Bu romanın Ermeni soykırımı
tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde yayınlanması tesadüf mü?
Her yazar esas olarak kendi dönemini yaşar. Bu, tarihçiler için de
geçerlidir. Şüphesiz 'Ermeni Meselesi'nin bu kadar yoğun tartışıldığı
bir dönemde bu kitabın yazılmış olması bir tesadüf olamaz. Türk
tarihinde bir 'Ermeni Soykırımı' olduğunu ileri sürenlerin son
zamanlarda ortaya koyduğu bir kavram var. Bu kavram İngilizce
'reconstruction of memory' yani 'hafızanın yeniden inşası'. Ben de
hafızanın yeniden inşasına başka bir yönden katkıda bulunmak istedim.
1915'te Anadolu'da binlerce Ermeni'nin katledildiği doğrudur. Öyle
zannediyorum ki, bunun doğru olup olmadığını tartışan da yoktur. Tuhaf
olan aynı yıllarda ve daha öncesinde katledilen binlerce Türk'ün tarihin
unutulan bir sayfası haline gelmesi, yahut başka bir deyişle 'faili
meçhul' hale getirilmeleridir. Sahnelenen oyunda 'Türklerin kötü adamı'
oynaması beklenmektedir ki; benim itirazım bunadır. Bu 'kötü adam' başı
önünde insanlık sahnesine yahut 'insanat bahçesine' çıkacak ve kahrolmuş
bir vaziyette özür dileyecektir. İstenen budur. Vicdanımın, izanımın
isyan ettiği durum ve beklenti budur. Balkanlarda, Kafkaslarda,
Anadolu'da binlerce Türk ve Ermeni'nin katledilmesinden Türkler sorumlu
olacak! Öyle mi?
Dönemi bilenler isyan ederler
Bu dönemi biraz bilenler böyle bir sonuca ve çıkarıma isyan ederler.
Üstelik bu sorumluluğu bize yüklemeye çalışanlar, emperyalist
politikaları aracılığıyla bütün bu sonuçları ortaya çıkaran kumaşı ilmek
ilmek dokuyanlar olacak! Bu kadarı fazla değil midir? Şimdi bu 'resmi
görüş'ü savunmak oluyor! Varsın öyle olsun. Eğer 'sivil tarihçilik'
başka devletlerin resmi görüşlerini Türkçeye tercüme etmekse, benimkiler
de varsın resmi görüş olsun. 'Bir Anlık Gecikme' özetle böyle bir
itirazdan kaynaklandı.
Kitap, Ermenilere bir hatırlatma mı?
Evet bu kitap Ermenilere, Türklere ve herkese bir hatırlatma. Aslında
insan olmanın en güzel özelliklerinden biri de unutmak özelliğidir. Ama
birileri 'geçmiş travmalar' üzerine ulus inşa ediyorlarsa bu gelecek
açısından pek faz-la hayır ifade etmeyecektir. 'Hatırlatma'dan 'tehdit'
anlaşılıyorsa eğer, herkesi kavramları yerinde kullanmaya davet ederim.
Eğer biz kendi zihnimizi geçmiş travmalarımız üzerine kursaydık, İngiliz
, Fransız ve Ruslarla en azından bu uluslarla uygar ilişkiler kuramaz
olurduk.
Yaşanan bu olayın tarihin seyrine olan etkisi nedir?
Bu etki doğrudan ve dolaylı yollarla olur. 19. yüzyılın başlarına
bakarsak Osmanlı'da Türk-Ermeni ilişkileri en sorunsuz ilişkilerden
biridir. O kadar ki örneğin aynı tarihlerde Arap-Türk ilişkileri daha
sorunlu hale gelmiştir. Ama aynı yüzyılın sonuna ve 20. yüzyıl başına
baktığımızda Türk-Ermeni ilişkileri felaket halini alır. 1877-78
Rus-Türk savaşında Ermeni tutumlarının, Gedikpaşa Ayaklanmasının,
Osmanlı Bankası Baskınının ve en nihayet bu suikast olayının bu
kutuplaşma ve öfke birikmesinde hiç bir rolü olmadığı ileri sürülebilir
mi?
Bir 'ruh hali' pompalıyorlar!
Tevfik Fikret'in 'Ey şanlı avcı, damını beyhude kurmadın/ Attın, fakat
yazık ki, yazıklar ki vurmadın' dediği şiirinden 'bir lahza-i teahhur'
dizesini kitabınıza isim olarak koymuşsunuz. Oysa bu şiir bu terör
olayını kutlayan bir şiir...
Zaten tam da o nedenle kitap adını bu şiirden ve bu aymazlık halinden
alıyor. Bana mı öyle geliyor yoksa başkaları da bu kanaatimi paylaşırlar
mı bilmiyorum ama her gün kamuoyuna 'Türklerin yaptığı herşeyin' yanlış
olduğu doğrultusunda bir ruh hali pompalanmaya çalışılıyor. Mevcut bu
manzaraya inanamıyorum.
GELECEK KİTABA BİR İPUCU...
Tarihimizin tartışmalı konularını romanlaştırıyorsunuz genelikle. Bu
nedenle yazmayı düşündüğünüz bir sonraki kitabı merak ediyoruz.
Yazarların pek çoğu aynı anda birden fazla çalışmayı sürdürür. Ben de
öyle yapıyorum. En olgun hale geldiğine inandığım çalışmamı bitiririm.
Bu nedenle sorunuza kesin bir cevap veremem. Ama bir ipucu; Osmanlı
denizcilik tarihi üzerine çalışıyorum.
'Abdülhamit'i yanlış tanıtıyorlar'
"2. Abdülhamit, son derece yanlış tanıtılan bir Osmanlı padişahıdır.
Örneğin "islamcı" denilir, alakası yoktur. "Gerici" denilir, modernizmin
Türkiye'de gelişmesine bir padişah olarak en somut katkılar ondan
gelmiştir. "Kan dökücü" denilir ama döneminin büyük devlet
hükümdarlarıyla bir kıyaslama yapıldığında onların yanında hayli masum
bile kalır. Zor bir dönemde devletini beceriyle ayakta tutmaya çalışan
yetenekli ve elbette pek çok olumsuz özelliği de olan bir hükümdardır."
|