|

Dinler
ve terörizm
Gündüz Aktan 14/06/2005 / Radikal
Diyalog Avrasya'nın 7-8
Haziran tarihlerinde Moskova'da tertiplediği
'Terörizmden Küresel Etiğe: Dinler ve Barış' konferansının bende
uyandırdığı düşünceleri özetlemeye çalışacağım.
Tektanrılı dinler toplumun anarşi ve kaosa battığı, Hobbes'un verdiği
anlamda 'Herkesin herkese şiddet gösterdiği' dönemlerde indiler.
Öncelikli amaçları iç barışı sağlamaktı. İnsanlar arası mücadeleyi hatta
şiddeti tümüyle ortadan kaldırmayı düşünmediler. Bu konuda en ileri
giden Hıristiyanlık bile tokat atana öteki yanağını en çok bir kere
çevirmeyi öngördü.
Hayatta mücadele kaçınılmaz bir olgu. Bugün bile demokrasilerde insanlar
iktidara gelmek için rekabet ediyor. Piyasa ekonomisinde rekabet,
sürekli büyümek ve zenginleşmek için zaten şart. Yani insanlar hayatta
güç, servet, itibar ve şöhret için mücadele ediyor. Birbirine üstün
gelmeye, başkalarının üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışıyor. Bu bir
bakıma 'Sünnetullah' yani hayat kanunu.
Devletler arası mücadele de aynı güç ve hâkimiyet amaçlarını taşıyor.
Bu bağlamda tektanrılı dinlerin başlıca iki sosyal işlevi var. Mücadele
içinde olan insan kazanmak ve rakibini yenmek için Allah'ın kendisine
yardımcı olmasını istiyor, dua ediyor. İkinci işleviyse rakibin de
kendisi gibi insan olduğunu unutmamak, ona saygı göstermek, yenilene iyi
davranmak, savaşta masum sivillere ilişmemek gibi ahlaki kurallar
koymaktan oluşuyor.
Bu iki işlev arasında doğal bir gerilim var. Birincisi kazanmak için her
şeyi yapmayı, ikincisiyse mücadelede 'oyunun kurallarına' uymayı ve
aşırıya gitmemeyi amaçlıyor. Bir tarafın mücadeleyi kazanmak için
Allah'a yaptığı duaya her zaman olumlu cevap gelmiyor. Zira rakip de
mücadeleyi kazanma hakkına sahip.
Mücadelede itidal din temelli etiğin konusunu oluşturu-yor. Kuran
mücadelenin aşırı sertleşmesini önlemek için mücadele amaçlarını yani
güç, zenginlik ve şöhreti 'dünyevi hevesler' olarak küçümsüyor. Hatta
daha da ileri gidip, bu üç amaca aşırı önem verilmesi halinde, bunu en
büyük günah olan 'şirk' yani Allah'a rakip koşma şeklinde yorumluyor.
Öte yandan toplum içi mücadelenin toplum barışını bozmaması için
dayanışma gereğini vurguluyor. Yetime, hastaya, yaşlıya, yolcuya ve
yoksula yardımı öğütlüyor. Haksızlığın intikamını almaya izin verirken
bile, affın daha erdemli oluğunu söylüyor. Savaşta itidali en önemli
davranış kuralı düzeyine çıkarıyor.
Aristo'nun 'orta yol', Kuran'ın 'sırat-ı müstakim' dediği bu itidalin
mücadele bağlamında temel amacı, mücadele ve rekabetin denetimden çıkıp
toplumun tümüne yayılan bir şiddet sarmalına dönüşmesini önlemek.
Tektanrılı dinlerin mücadele içindeki insandan en fazla beklediği bu
kadar. Zaten insan bu kadarını dahi karşılamakta başarılı değil. Kimse
çatışmanın ortasında kendisini rakibinin yerine koyup ona empati
duyamıyor. Tasavvufun, farklılıkları görüntü olarak kabul edip, özde
hepimizin aynı olduğu düşüncesi, doğru da olsa, karşımızdakini rakip
olarak görmemizi engelleyecek güçte değil.
Kısaca dinler, sorunların şiddete başvurmadan çözümlenmesini savunsalar
da, şiddeti veya savaşı gayrimeşru saymıyorlar. Savaş insanlık durumunun
bir özelliği. Ama terörizmi yani nedeni ve amacı ne kadar meşru olursa
olsun, 'sivillerin öldürülmesini ve hayat için gerekli sivil hedeflerin
imha edilmesini' savunan bir din mevcut değil. Buna cevaz vermek için
dinin sapkın yorumlarına ihtiyaç var.
Levinas etiği sadece yakın çevreye empati gösterebileceğimizi,
uzağımızdakilerle çatışmaların hukuka tabi olması gerektiğini söylüyor.
Bu, terörizm için özellikle doğru. Hukukta terör, neden ve amacından
bağımsız bir eylemden ibaret. Yasaklanmış bir şiddet eylemi. Bu demek
değil ki kendi kaderini tayin hakkı, işgal ve ırkçı rejimlere karşı,
terörizmden arınmış, meşru şiddet kullanılamaz (BM 2625 sayılı bildirge).
Öte yandan terörle mücadele de hukuka uymak zorunda.
Bu nedenle terörizmden dinleri değil, siyasi ideoloji haline
dönüştürülmek suretiyle terörizmi destekleyen sapkın dini yorumları
suçlayabiliriz. |