|

Dünya
Ekonomisine Bakış
Ergin Yıldızoğlu / 27.06.2005 /
Cumhuriyet
İran'da
Sınıf Savaşları
İran Başkanlık seçimlerinin sonuçları, dünya halklarının, kendilerini
yönetenlere karşı, her fırsatta, ellerinde hangi örgütlenme ya da
ideoloji varsa onunla seslerini yükseltmeye, onların hesaplarını bozmaya
başladığını bir kez daha gösterdi. Bir süredir Latin Amerika'da belirgin
biçimde izlenen bu trend, Avrupa Anayasası oylamasında da sürece
damgasını vurmuştu. Kimsenin kafasına kakıyor gibi olmasın (ya da olsun,
hak etmiyorlar mı?) ama tüm bu gelişmeler, tarihin, ideolojilerin, sınıf
savaşlarının hatta sınıfların sonunun geldiğine ilişkin iddiaların
aksine, yaşamın, hâlâ maddenin, yasalarına göre işlemeye devam ettiğini,
''bastırılanların'' , yine ''geri gelmeye'' başladığını gösteriyor.
İran'da da ''oyun'' bozuldu
Başkanlık seçimlerinde yarışın, muhafazakâr Rafsancani ile reform
yanlısı adaylar arasında gerçekleşmesi bekleniyordu. Her iki taraf da
serbest piyasa, özelleştirme yanlısıydı, ağırlıklı olarak iş çevrelerini,
kentli orta sınıfları, temsil ediyorlardı, ABD ile ilişkileri ''normalleştirmekten''
yanaydılar. Üstelik 2004 başındaki meclis seçimlerinde, ''reform yanlısı''
kesim tasfiye olurken muhafazakâr kesim (Şii nomenklaturası) içinde bir
görev değişikliği olmuş, genç, yüksek tahsilli, hatta doktoralı, serbest
piyasa, bireysel özgürlükler düşüncesine yakın, siyaset ve ekonomide
dini söylemi terk et-meye başlamış, avukat, mühendis vb. bir kadro
meclise girmişti (MERIP 22/07/04). Böylece ''reform yanlısı'' akım
zayıflarken rejimin bel kemiği, Şii ''nomenklaturası'' , giderek kendini
serbest piyasa ekonomisinin kurallarına, iç ve dış iş çevrelerinin
isteklerine göre değiştirmeye başlamıştı. Diğer bir deyişle oyun
kurulmuş, kim kazanırsa kazansın, genel trendin sürekliliği garanti
altına alınmıştı.
Dahası, Tahran Belediye Başkanı, köktendinci Ahmedinecad 'ın ikinci
turda Rafsancani karşısındaki aday olarak öne çıkması, Rafsancani'nin
reformcu oyları da alarak gericiliğe hatta kimilerine göre ''faşizme''
karşı, Chirac 'ın Le Pen 'e karşı kazandığı zafere benzer bir biçimde,
büyük bir meşruiyet kazanarak başkanlığa yükselmesi olasılığı bile
doğmuştu.
Ancak 1979 devriminden bu yana gittikçe yoksullaşan, devrimin ilk
yıllarında elde ettikleri ekonomik olanakları kaybeden petrol
gelirlerinden faydalanamayan, buna karşılık vakıflara çöreklenmiş Şii
nomenklaturasının ve onlarla iyi ilişkiler içinde olan iş çevrelerinin
gittikçe zenginleşmesine şahit olan kır ve kent yoksulları ve çarşı
esnafı (küçük burjuvazi) bu oyunu bozdu, Ahmedinecad'ı destekleyerek
molla rejimine hiç beklemediği, bu yüzden de korunaksız olduğu yerden,
din ve adalet cephesinden büyük bir darbe vurdu.
Sınıfsal saflaşma
İran seçim konjonktürü, New York Times'tan The Times'a, Washington
Post'tan The Economist'e, Dei Welt 'ten Le Figaro 'ya kadar muhafazakâr,
neo-liberal eğilimli basında, sınıfsal özellikleri vurgulanarak
tartışıldılar. Örneğin, Washington Post, ''sınıfsal konumlar merkezi rol
oynuyor'' diye yazarken The Times'in haberinin başlığı ''Temkinli
reformcu işçi sınıfı kahramanına karşı'' ydı. Dei Welt için Mahmud
Ahmedinecad adeta ''Sakallı Lafontain''di. Bu yorumcular Ahmedinecad
için, toplumsal desteği, köktendinci görüşlerinden daha çok sınıfsal,
halkçı politikalarından, dürüst insan imajından kaynaklanıyor diye
yazdılar.
Tahran Belediye Başkanı Ahmedinecad, kendini ''muhafazakâr'' değil, ''köktenci''
(fundamentalist) olarak betimliyor. Basici denen köktendinci milislerin
içinden ve İran ordusundan geliyor. Ahmedinecad, bu özellikleriyle
bireysel özgürlükler, kadın hakları ve modernite açısından hiç iyi bir
haber değil. Ama, bunların yanı sıra adam ''namuslu'' . Şaşaalı belediye
başkanlığı sarayında değil kendi mütevazı evinde oturuyor, başkanlık
maaşını almıyor, yoksullar ve kentin güzelliği için çalışıyordu. Onun
başkanlığında kent yaşamı daha iyileşmişti. Özellikle yeni evlilere
verilen faizsiz krediler, küçük esnafa yapılan belediye yardımları,
Ahmedinecad'ın halk adamı görüntüsü, ulusalcı eğilimleri, seçimlerde
yoksulların ruhunu okşadı, içini ısıttı, umut ışığı oldu. İlk kez
kendilerine benzer biri vardı karşılarında.
Diğer tarafta İran'ın en zengin adamlarından biri Rafsancani, artık,
halk arasında ''Eskiden bir şah vardı şimdi 1000 molla var'' deyimine
yol açacak kadar nefret çekmeye başlayan ruhban sınıfının içinden
geliyordu. İran ekonomisinin giderek neo-liberal politikalara açılması,
Batı'yla bütünleşmesi konusunda, İran'daki ve uluslararası iş çevreleri,
Avrupa ülkelerinin liderleri umutlarını ona bağlamışlardı. İki kez
devlet başkanlığı yapmıştı, tecrübeliydi, tarzı biliniyordu, ne kadar
baskıcı olabileceği de? Ama bu ikincisi hiç önemli değildi? Üstelik adam
seçimlere girerken Batı'ya hoş görünmek, reformcuların oylarını çekmek
için, başını bile açtı, ikici turdan az önce, Rusya'da yangından mal
kaçırırcasına yapılan, kamu mallarının yağmalanmasıyla, oligarkların (süper
zenginlerin) oluşmasıyla sonuçlanan, özelleştirme yöntemini vaat etti
halka: ''Devlet işletmelerinin hisselerini size dağıtacağım!'' Ya sonra?
Halbuki Ahmedinecad, devlet işletmelerini korumaktan ama gelirlerini
halka transfer etmekten söz ediyordu. Bu emekçiler için iş olanakları,
daha yüksek ücret, esnaf için ise paralı müşteri demekti.
Basiciler ve ordunun bir kesimi de Ahmedinecad'ı, hatta söylentilere
göre fiilen oy verme sürecine müdahale ede-rek destekledi. Seçim öncesi
yapılan yorumlarda çoğu kez adı bile anılmayan Ahmedinecad, ikinci turda
oyların yüzde 60'ından fazlasını alarak başkan seçildi. Böylece İran
başkanlık seçimlerine emekçiler ve yoksullar damgalarını vurmuş oldular.
Ancak...
İran başkanlık seçimleri de aynen Avrupa Anayasası referandumunda olduğu
gibi, alttan alta sürmekte olan çok karmaşık sınıf mücadelelerinin su
yüzüne çıkmasına olanak sağladı. Bir yandan, emekçi sınıfların ekonomik
talepleri, yöneticilere kızgınlığı öne çıkarken demokratik taleplerinin
(ekonomik kazanımları korumaya olanak sağlayacak ifade ve örgütlenme
özgürlüğü olanaklarına ilişkin taleplerinin) ikinci plana itiliyor
olması, öbür yandan demokratik özgürlüklerden yana olduklarını
söyleyenlerin emekçilerin ekonomik taleplerine ilgisiz kalması, bu sınıf
mücadelesinin geleceğini daha da belirsizleştiriyor.
Ama İran başkanlık seçimleri için en azıdan iki saptama yapmak olanaklı.
Birincisi, ''yaşam tarzına'' , tüketim toplumu seçeneklerine indirgenmiş
bir demokrasi mücadelesi (reformculuk) halkın ilgisini çekmiyor,
desteğini almıyor aksine, kuşkuyla karşılanıyor. İkincisi, özel yaşamı,
siyasi retoriği, dile getirdiği politikalarıyla, aldığı halk desteğiyle,
orduyla ilişkisiyle, büyük petrol ve gaz rezervleriyle, Hugo Chavez 'i
anımsatan Ahmedinecad eğer verdiği sözleri tutmaya çalışırsa, sınıf
çelişkilerini ve rejimin (Şii bürokrasisi) iç çelişkilerini , seçilmiş (meclis)
ve seçilmemiş kurumlar (Koruyucular Konseyi vb..) arasındaki çatışmayı ,
kaynakların (vakıfların) başına oturmuş Şii nomenklaturasının üst
kesimiyle bu kaynaklardan faydalanamayan alt kesimi arasındaki
düşmanlığı daha da derinleştirecek, ekonomik siyasi istikrarsızlığı
arttıracak. Bu yüzden, başkanlık seçimlerini köktendinci bir adayın
kazanmış olması rejimi güçlendirmek şöyle dursun, sonun başlangıcı
noktasına getirmiş gibi görünüyor. |