|

M. Bozacı / Zonguldak
Soru-1: Para katkılı (katılım ücretli)
sonucunda da ödüllü çeşitli yarışmalar hakkındaki görüşünüz nedir?
Cevap: İnsanı yaratan onu çeşitli özellikler ile de donatmıştır.
Sahiplenme ve sahip olma duygusu da bu özelliklerden birisidir. İnsan bu
isteğini tatmin etmek için doğumundan ölümüne kadar çalışır, didinir,
oraya buraya koşturur; ta ki, her şeye ve her şeyin en güzeline sahip
oluncaya kadar.
İnsanla ilgili her konuya bir ölçü koyan Allah(c.c.) bu konuya da bir
takım kıstaslar koyarak yolunu belirlemiştir. Bu cümleden olarak
meşruiyet içeri-sinde bedelini ödemeden bir şeye sahiplenmenin
yanlışlığı belirtilmiştir. Bu yanlış, çalıp çarpma, toplumu manipüle
ederek aldatma, ikna etme ve ticari yoldan hile yaparak da olabilir.
Bedeli alınan mala denk olarak ödenmemişse, görünüşte rıza olsa bile
yapılan işlem yanlıştır. Konuyla alakalı Rabbimizin şu emri bize ışık
tutmaktadır:
"Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yollarla -karşılıklı
rızaya dayanan ticaretle de olsa- yemeyin. Ve birbirinizi mahvetmeyin.
Zira Allah sizin için bir rahmet kaynağıdır.
Bunu düşmanca ve zulüm için yapana gelince, biz onu zamanı gelince
ateşin azabına mahkum edeceğiz. Zira bu Allah için kolay bir şeydir."
(4/29-30)
Burada ifadeye çalıştığımız "karşılıklı rızaya dayanan ticaretle de
olsa" ifadesi eğer ticareti paravan olarak kullanıp adamı aldatmış isen,
görünüşteki bu ticaret, işi meşrulaştırmamaktadır. Çünkü hakkın olmayan
bir şeye ulaşmak için ticareti paravan olarak kullandın. Adamı razı
ederek malını aldın veya malını sattın. Eğer iş görünen gibi değilse
ticaret de olsa yapılan iş batıldır ve elde edilen kazanç meşru
değildir. Ayetin bize vermek istediği mesaj budur.
İnsanlığın, sahiplenme yollarından birisi de şans oyunları olarak
tanımlayabileceğimiz yollardır. İsmi ve çeşidi ne kadar çoğaltılsa da
özellikleri aynıdır.
Sorunuzda dile getirdiğiniz 'katkı paylı yarışmalar'ın da mantığı
aynıdır. Belirlenen oranda bir katkı payı ile katılımı sağladıktan
sonra, tüm katılanların kattıklarını çekiliş veya kur'a ile belirlenen
şahıslara tahsis etmektir. Neyin karşılığında aldınız bunu? sorusuna
"Efendim şans bana güldü; şansıma çıktı" diyerek işi şansa bağlamak,
meşrulaştırmak için bir sebep değildir.
Ona katkıda bulunan kimseler: "biz razı olduk" deseler de alan için
sonuç değişmez. Yol batıl bir yoldur. Ve bu yolla elde edilen bir şeyi
Allah helal saymamaktadır. Kumarın mantığı da aynıdır. Herkes kazanmak
için zarı atar fakat biri kaza-nırken diğerleri kaybeder. Kaybedenler,
kaybettiği şeyi kazanana kendi iradeleriyle verirler. Ama ne onlara o
malı o yolla vermek ne de alan için o malı o yolla almak helaldir.
Bu anlayışların tümünün kökü, 4/29-30, 2/219 ve 5/90-91. ayetlerle
kesilmiştir. Müslüman bu yollara asla tevessül etmemelidir diyoruz.
Yeni isimler altında piyasaya sürülen oyunların doğasında biri
kazanırken diğerlerinin kaybetme özelliği olduğundan kumarın illetiyle
örtüşmektedir. Kumar hakkındaki Allah'ın hükmü açıktır (5/90-91).
Aralarındaki illet benzerliği nedeniyle aslın hükmü, asla benzeyene de
uygulanır.
Toplumun zaaflarından istifade ederek insanlığı "Ya bana çıkarsa"
hayalleriyle ifsat etmek "Şeytan işi murdar şeylerdir" (5-90) "bunlardan
uzak durunuz ki kurtuluşa eresiniz." buyuran Rabbimizin hükmünü
hatırlatmak, zikre tabi olanlar için yeterli olacaktır diyoruz.
Soru-2: Bazı Kur'an sure ve ayetlerinin başındaki "Kul" (de ki)
ifadesini çıkartarak (ilk muhatap tarafından söylenmiş ifadeyi, kendi
tarafımızdan söylemiş olmak için "söyle" hitabına biz de: "söylüyorum"
diye cevap vermiş oluyoruz) bu şeklin namazlarda okunmasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Cevap: Namazda yapılan kıraatin Kur'an
olma şartını Allah 73/20. ayetinde : "…Kur'an'dan kolayınıza geleni
okuyun", "…ondan kolayınıza geleni okuyun." şeklinde belirlemektedir.
Kıraat, namazın namaz olması için gereken rükünlerden biridir. Namazda
okunan Kur'an'ın anlamını değiştirecek bir değişiklik namazı bozduğundan
yeni baştan kılmamızı gerektirecek bir hatadır. Böyle bir değişikliği
özellikle namazın içinde yapmak doğru değildir.
Ancak namaz dışında Kur'an okurken orijinalini bozmadan okuduktan sonra
Rahmet ayetinden sonra: "Ya Rabbi ! Rahmetini senden umarız bize bunu
nasip et"; azap ayetinden sonra da "Ya Rabbi bizleri bu azap ehlinden
kılma, senin merhametine sığınırız; bizleri ateşin azabından koru,"
Mümin ve muttakilerin vasıfları geçen ayetlerden sonra da,"Ya Rabbi
bizleri muttakilerin sıfatlarıyla sıfatlandır ve bizi onların arasına
kat" gibi dua ve niyazda bulunmak müslümanın göstermesi gereken bir
duyarlılıktır. Okuduğunuz her ayetin mesajına uygun tepki vermek
okumanın ve iman etmenin gereğidir.
Fakat Kur'an'ın metni üzerinde yapılacak bir değişiklik asla mazur
görülemez, masum kabul edilemez. Vahyi alan Allah elçisi bile böyle bir
değişikliğe gitmeden aynen nakletmiş ve kaydetmiştir. Geçen bunca zaman
içerisinde asla bir ilave ve eksiltme yapılmamıştır. Bu nedenle Kur'an
Kur'an olarak kalabilmiştir. Her gelen nesil ona bu tür müdahalelerde
bulunsa idi, Kur'an da Tevrat'ın ve İncil'in akıbetine uğramaktan
kurtulamazdı .
Bu nedenle böyle bir değişiklik yapmaya hakkımız yoktur. Sözün sahibi
olan Allahtır. Elçilerinden ve inananlardan sözü aynen koruyarak tebliğ
etmelerini, insanlara Kur'an ile öğüt vermelerini istemiştir. Her hangi
bir değişiklik yapmak onu bozmaktır. Böyle bir işe tevessül etmenin
mesuliyetini yüklenmek inanan bir kimse için akıl karı değildir.
Soru-3: Kur'an'ın metin-anlam ilişkisi açısından (secde)
ayetlerindeki uygulama nasıl olmalıdır? Anlamından/Türkçe karşılığından
okunduğunda durum nedir?
Cevap: Secde ayetleri diye bilinen ayetler, Kur'an'da on dört yerde
geçmektedir. Bu ayetlerde verilmek istenen mesajı doğru anlamak için
ilgili ayetlerde ne anlatılmak istendiğini okuyup üze-rinde düşünmemiz
gerekir ki sağlıklı bir kanaate sahip olalım. Bu ayetlerden bir kısmının
meallerini birlikte okuyalım.
"…Melekler yalnız ona secde ederler." (7/206)
"Göklerde ve yerde bulunanlar ve onların gölgeleri sabah akşam ister
istemez Allah'a secde ederler." (13/15)
"Allah'ın yarattıklarının gölgelerinin Allah'a boyun eğerek secde
ettiklerini görmüyorlar mı? Göklerde ve yerde bulunanlar ve melekler
büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler." (16/48-49)
"Deki Kur'an'a ister inanın ister inanmayın. Gerçekten daha önceki
alimlere okunduğu zaman derhal yüzleri üzerinde secdeye kapanırlar.
Onlar seçkin kıldığımız kimselerdir." (17/107-109)
"Rahman olan Allah'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye
kapanırlardı." (19/58)
"Ey müminler rüku edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin, iyilik
yapın ki kurtuluşa eresiniz." (22/77)
"Onlara Rahman'a secde edin dendiği zaman: ‘Rahman da nedir? Senin
emrettiğine mi secde edeceğiz’ derler. Bu onların nefretlerini daha da
arttırır." (25/60)
Diğer ayetlerin sure ve ayet numaraları da şöyle-dir: 27/25, 32/15,
38/24, 41/37, 53/62, 84/21, 96/19.
Bu ayetleri Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde okuyup anlamaya çalışalım.
Bizlere bu ayetlerin verdiği mesaj ile diğer ayetlerin verdiği mesajda
bir farklılık yoktur. Bunu anlamak için şöyle düşünelim:
Müminlerin infak etmesinden bahseden ayetler geçince hemen elimizi
cebimize atarak infak edi-yorsak, cihaddan bahseden ayetler geçince
hemen cihada koşuyorsak, "helal ve temiz şeylerden yeyiniz" ifadesi
geçince hemen yemeye koşuyorsak (ila ahir) "onlar secde ederler"
ifadesini duyunca veya okuyunca da hemen secdeye varalım. Bu böyle
olmadığı gibi ayetlerin kullanıldığı bağlamdaki ifade ettiği mesaj da bu
değildir.
Genel manada tüm varlıkların isteyerek ve isteme-yerek Allah'a gerek
kendileri gerek gölgeleri her zaman secde eden yani boyun eğen, onun
yarattığı kanunlara ve kanuniyete tabi olan bir konumda olduklarını
hatırlatıyorken, insanlar olarak da, inanan ve inanmayan insanların
genel anlayış ve yaşayışlarını ortaya koyuyor.
İnananlar için imanlarının gereği olarak her hal ve işlerinde Allah'ın
ilkelerini üstün tanıyarak, onun emirlerine boyun eğen, üstün tutan bir
anlayışta olduklarını dile getiriyor. Geçmiş ümmetlere mensup olup
vahiyden ve vahyin göndereni olan Allah'tan haberdar olmaları ve gerçeği
bilmeleri nedeniyle, Allah'ın ayetleri onlara okununca gözleri yaşla
dolarak vahye teslim olduklarını ve imanlarını yinelediklerini ifade
ediyor.
Ayrıca secde ayetlerinin vurgusu sadece secde ifadesi geçen ayetler
okunduğunda secde etmeyi değil; "Allah'ın ayetleri" kendilerine
okunduğunda secde etmenin gerekliliğini anlatmaktadır. Secde ile ilgili
ayetleri yeniden dikkatlice okuyun. Bu mesajı göreceksiniz. Buradaki
mesajı, secde ayetleriyle sınırlamanın doğru olmadığı; 17/107 ve 19/58
de belirtildiği gibi Allah'ın her ayeti okunduğunda secdeye varmamızın
gerekliliği anlaşılmaktadır. Bunun anlamı ise şudur: "kabul etmek, boyun
eğmek, iman etmek ve hükmüne teslim olmak. İnanan insan Allah'ın her
ayetini kabul etmiş, boyun eğmiş ve iman etmiştir. Bu ayetler sadece
Kur’an'la sınırlı da değildir. Tüm kainat ve içindeki var olan her şey
Allah'ın bir ayetidir. Bunlar üzerine konulan kanunlar Allah'ın
ayetleridir. Eşyaya ve-rilen ayrı ayrı özellikler Allah'ın ayetleridir.
Müslü-man bunlara da secde eder. Allah'tan olduğuna inanır demektir.
Geleneksel kültürün ürünü olan bu tip bir anlayışın, yani secde ifadesi
geçen ayetleri okuyan veya dinleyenin secde etmesi anlayışı, Kur'an'ın
verdiği mesaja uygun bir anlayış ve davranış değildir. Üzerinde
düşünerek düzeltilmesinin doğ-ru olacağına inanıyoruz.
Sorunuzun ikinci kısmında ifade ettiğiniz "mealinden okuyanın da secde
etmesi gerekir mi?" kısmına ise söylenecek söz bellidir. Metin veya meal
okumak onu anlayıp gereğini yapmak için değilse, okumak için okumanın
bir anlamı yoktur. Yukarıda izaha çalıştığımız gibi "müminler secde
ederler" ifadesini duyar duymaz hemen secde etmek anlamında olmadığını
izaha çalıştık. Bu müminin genel anlayış ve davranışını anlatan bir
ayettir. Mümin her zaman ve zeminde, sabah akşam secde etmekle emrolunan
kimsedir. Allah'ın her ayetine ister afakta ister enfüste olsun, ister
kevni, ister tenzili olsun, boyun eğip teslim olur. Teslim olmamak
Müslüman için mümkün değildir.
Bu konuda meal ve metin ayrımı yapmadan doğru okumak, Kur'an'ı anlamak
için okumaktır. Kur'an anlaşıldığı zaman ise, bu tür sorunların Kur'an
tarafından çözüldüğünü göreceksiniz.
Soru-4: Borsa (Her çeşit kağıt/meşru işlerle uğraşsa da) ve krediler,
riba/faiz, tefecilik ilişkisini değerlendirir misiniz?
Cevap: Burada iki şeyi birbirinden ayrı değerlendirmenin daha doğru
olacağını düşünüyoruz.
Borsa olayı özünde kar zarar ortaklığı gibi bir ze-mine oturtulsa da
işleyiş tarzı itibariyle günlük ve anlık değer kaybı ve kazanması ve
sürekli sun'i müdahalelerle değişkenlik göstermesi bu sahanın kaypak bir
zemin olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu insanların hiçbir hassasiyet
göstermeden zamanın çarkında dönen kimseler olduğu da malumdur. Sizin
sorunuz "Müslüman için bu konu nedir?" ise ki öyle: bir Müslüman helal
haram konusunda duyarlılığı olmayan insanlarla böyle bir ortaklığa
çağrılsa bile gelmez, gelmemesi gerekir. Çünkü gerçekten inanıyor ise,
ekmek yiyeceği işinin meşru bir anlayışla, meşru bir zemine oturmasını
isteme hassasiyetini gösterecektir. İşte bu hassasiyeti, borsa kanalıyla
ortak olduğu kuruluşlarda da araması gerekecektir. Bu noktadan
baktığınız da ortak bulmakta zorlanacaktır. Borsanın, uluslararası
devlerin kapıştığı, küçüklerin sömürülüp ezildiği bir alem olduğu, geçen
kaç yıllık tecrübeyle sabittir. Borsanın ne olduğu anlatılırken şöyle
bir örnek ve-rilir: “Borsa, son istasyonu uçurum olan bir tren yolculuğu
gibidir. Sondan bir önce inen kurutulur. İnmeyenin sonu uçurumu
boylamaktır." Dileyen bu trene binsin.
Krediler konusu borsadan ayrı bir konudur. Kredinin kimler tarafından,
nasıl ve ne maksatla verildiği önemlidir. Kapitalist dünya görüşünün en
önemli kazanç yollarından biri faizdir. Krediyi veren bankalar, üretici
firma ile konsensüs sağlayarak düşük faizli krediler açmaktadır.
Ekonominin durağanlığı sebebiyle kredi kullanımı düşünce bu yola
tevessül edildi. Parayı kasada durdurmaktansa, az da olsa faize vermeyi
karlı görü-yorlar. Ödenmediği taktirde müşterinin başına ne-ler
geldiğini, başına bu tür felaket gelenlerden öğrenebilirsiniz. Düşük
faizin bile insanı nasıl düşürdüğü malumdur. İşin bu boyutu bir yana
oranın düşük olması onu hiçbir zaman meşrulaştırmaz. Enflasyon üzeri
yarım veya bir puan da olsa, yukarı da olsa faiz faizdir. Faiz
tanımlanırken "karşılıksız alınan bedel"olarak belirtilmektedir. Verilen
kredi belirtilen vade de fazlasıyla tahsil edilmektedir. Siz bunun adına
ne derseniz deyin niteliği değişmez. Bu kapitalist insanlar için cazip
olabilir. Kârlı da olabilir. Ama Müslüman için bir şeye sahip olmanın
yolu meşruiyetten geçmektedir. Bunun hesap edilmesi gerekir. Hesap
etmeyen için söylenecek bir şey yoktur. Kartların bu kadar açık
oynandığı bir zamanda hala insanlar haram ve helalin ne olduğunu
göremiyorlarsa bu işte bir "bit yeniği" vardır. Resmî olanına faizcilik,
gayri resmî olanına da tefecilik dendiği herkesçe malumdur. Birinin
diğerinden farkı sadece oranlarıdır. Zihniyet aynı ve bu zihniyete
konulan hüküm de aynıdır.
Devreye paravan mal koyarak alışverişe benzet-meye çalışmak "cumartesi
yasağını delmeye çalışan ümmetin haline benzemekten başka bir şey
değildir. Allah kimin alışveriş yani meşru ticaret, kimin de tefecilik
yaptığını bilmektedir. Hesabı görücü de Allah olduğuna göre neyi kimden
saklamaya çalışıyoruz düşünelim…
Faiz yiyenler, (mahşerde) kendilerini şeytan çarpmış gibi kalkacaklar.
Bu onların faiz de alış veriş/ticaret gibidir demelerinden dolayıdır.
Oysa Allah faizi haram alışverişi helal kılmıştır. Kendisine Rabbinden
öğüt erişip, faizcilikten vazgeçen kimseye gelince, bundan önce aldığı
onundur. Onun işi Allah'a kalmıştır. Faize tekrar dönenler ise
cehennemliklerdir ve onlar orada ebedidirler.(2/275)
|