Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 319 | Temmuz  2005

                   

 

 


EKRANLA TANIŞMA*

Ayfer TUNÇ
 

Radyo alçakgönüllüydü, vakurdu, inatçıydı ama yeni değildi. Televizyon ise hayatımıza ağır bir vakıa olarak girdi; radyoyu, kardeşi doğunca ihmal edilen büyük çocuğa benzetti. Şımarıktı, kaprisliydi ve çok çekiciydi. Televizyonla birlikte özellikle küçük şehirlerde hayatın ağır ritmi değişti, alışkanlıklar terk edildi. Yazın evlerin bahçeleri boşaldı. Çay bahçelerinde oturup dondurma yiyenler azaldı. Kış gecelerine tat veren akşam oturmalarından vazgeçildi, komşular bir araya geldiklerinde ortaya çıkan iskambil kağıtları çekmecelerde unutuldu, sinemalar kapandı, kızlar nakışlarını gündüz işler, babalar gazetelerini “dairede” okur oldular. Ağır, ama kendine göre lezzetli olan bir yaşama biçimini, siyah-beyaz bir ekranda değişen görüntüler belirler oldu.

Görüntüyle tanışıncaya kadar, dünyanın ülkemizden, hatta şehrimizden ibaret olduğunu sanırdık. Dünyada başka ülkeler, başka yaşama biçimleri olduğunu bilmesine biliyorduk, ama bu birşey demek değildi. Bir tür körlük içindeydik. Dışımızdaki dünyayı gazetelerde ve dergilerde ara sıra gördüğümüz fotoğraflardan tanıyorduk. Kapalı bir ülkenin insanlarıydık. Kahraman askerlerimizin inançla beklediğinden emin olduğumuz sınırlarımızın içinde kendi kendimize bir hayat yaşıyorduk. Görmenin ne demek olduğunu televizyonla birlikte fark ettik. Odalarımıza giren “değişen görüntüler” hayatımızdaki durgunluğu hızla dağıttı. Televizyon, radyo gibi alçak gönüllü ve sakin değildi. Şaşırtıcıydı. Gözlerimizi ondan alamıyorduk.
Oysa bize tanışma ve alışma zamanı verilmişti. Önceleri haftada bir kaç gün ve birkaç saat yayın yapıyordu. Çok az eve girmişti, günlük hayat bu birkaç saatlik yayından pek etkilenmiyordu. Çocukların dışında, televizyona maddi durumu elverişli, yenilikten hoşlanan babalarla, yeni evli “modern” çiftler ilgi gösteriyorlardı. Orta halli ailelerin çoğu, bu merakın da geçeceğine inanıyor, birkaç saatlik keyif için hatırı sayılır derecede pahalı olan bu yatırımı yapmaya pek yanaşmıyorlardı. Oysa televizyon çocuklar için müthiş bir şeydi. Biraz televiz-yon, seyredebilmek için aile terbiyelerinden ödün vermekten çekinmediler. Bir eve çağırılmadan gitmenin ayıp olduğunun sıkıca öğretildiği yıllarda, çocuklar çağrılmadıkları halde televizyonlu evlere gitmeye, başına oturup her şeyi unutmaya başladılar.
..............
Televizyondan önce aileler arasında nazik ziyaretler yapılırdı. Kadın-erkek bir arada oturulur, hal hatır sorulur, sohbet edilir, çaylar içilip meyveler yenir, hatta oyunlar oynanır; herkes ortak bir alemin parçası olurken; bu ziyaretler, televizyon seyretme seanslarına dönüştü. Yenilikte öncü olmanın bir bedeli vardı. Mahallede herkesten önce televizyonlandıkları için kurumla gezinen öncü ailelerin evleri, televizyon seyretmeye gelen komşularla, ahbaplarla, habersiz gelen akrabalarla dolup taşmaya başladı. Ortak alemin parçası olma hali ortadan kalktı, herkes televizyonu rahatça görebileceği bir yere yerleşip televizyonun yarattığı alemde kaybolmayı tercih etti.
..............

* Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, 70’li yıllarda Hayatımız, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2001: 85.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...