|

VAKİT TAMAM*
Naz FERNİBA
Uzey'ın karşısında oturan
ninesi hep böyle oturuyordu bir başına. Sağ elinde bastonu; robalı,
çiçekli elbisesinin belinde kuşağı; bir de başında bir ucu önden sağ
yanağına tutturulmuş beyaz tülbenti... koltuğun bir ucuna hani hemen
kalkacakmış gibi, hani birazdan gitmesi gereken bir randevusu varmış
gibi ilişirdi. Biri gelip de kızacak endişesi hep yüzünde. Fazlalıkmış
gibi artık hayatta... yapabileceklerinin bitmiş olduğunu
düşündüğündendi. Yaşlanınca insan demek hep boynunu bükerdi. Gitmesi
gereken yere istediği vakit gidemediğinden bir suçluluk duygusu
üzerinde. Zamanı tayin eden başkası olmasına rağmen yaşlanınca insan hep
suçu kendinde arardı demek. Hayatta kalabilmek için ona ihtiyacı olanlar
çekildiğinden beri pencereden seyreder olmuştu hayatı.
Uzey ninesinin elinden tutup okşadı, incecik ellerindeki yemyeşil
damarlar kabarmış, dokunduğunda derisi sağa sola kayıyordu. Sarıldı
ninesine. 'Neden belin bükülmüş,?' diye soruverdi.
Ninesi ona gülümsemeye çalıştı. Uzey'in siyah saçlarını okşadı titreyen
elleriyle. "Olgunlaşan her şey eğilir" dedi. 'Böyle benim gibi, öne
doğru... Sapı artık taşıyamaz başağı. Doldukça eğilir, büyüdükçe
tanelerin ağırlığından gökyüzünden toprağa yönelir başak. Böyle benim
gibi…”
"Ben de olgunlaşacak mıyım'" diye sordu Uzey.
"Evet, sen de büyüyeceksin. Önce dimdik duracaksın. Güçlü olduğun için
bütün zorlar karşında eğilecek. Gücünle bükeceksin onları. Zaman
geçtikçe olgunlaşmaya başlayacaksın. Hayat seni dolduracak, besleyecek.
Alman gerekenleri alacak, gereksizleri bir kenara atacak yetişkin bir
insan olacaksın. İşte o zaman sen eğilmeye başlayacaksın. Önce fark
etmeyeceksin bu eğilişi. Zamanla yumuşayacaksın. Sevgiyi kucaklamayı,
hürmetle eğilmeyi, secdenin anlamını çözeceksin. Manen eğildiklerin
çoğaldıkça madden eğildiklerin azalacak.
Zaman geçmeye devam ettikçe bu sefer bedeninde görmeye başlayacaksın
eğilmeyi. Tam olgunlaştığında "vakit tamam" diyecekler sana. Gideceksin.
Bir geliş bir de gidiş vakti vardır."
“vakit tamam
saat durdu, kimininki onda
kimininki ikiye yedi kala
öğle yemeği ocakta
başımda ağrı, yorgunluk sırtımda
çiçekleri sulamalı
bu akşam bitirmeli elimdeki kitabı
ve uyumalı
sabaha erken başlamalı dolanmaya
vakit tamam
borcum vardı s'ye
bir kelâm gödermeliydim d'ye
vakit tamam
"n'olur" desem
görmedim daha Atlas Okyanusu'nu
çıkmadım hiç safariye
şöyle doya doya kumsalda bir o yana bir bu yana
soğuk topraklardan sıcağa akmadım daha
yapacak görecek bulacak öğrenecek...
çok eksiğim var
vakit tamam"
"Gelen gider, her gelen birgün mutlak gider Uzey" dedi çizici. "Saati
herkesin başkadır, kimsenin saati kimseninkine uymaz," Anladı Uzey. Bu
hayatta hüzündü hep başı çeken. Sıranın geleceğini bile bile
yürüyebilmek için hazırlanmak gerekti vakit tamam olmadan.
*
ay vakti, haziran 2005 |