Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 319 | Temmuz  2005

                   

 

 


İRAN’DA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ

İran'da yapılan seçimleri, kimilerince 'muhafazakar', kimilerince 'katı dinci' Mahmut Ahmedinecad kazandı. Genel katılımın % 50'ler civarında olduğu ve ilk kez ikinci tura kalan seçimlerin sonucunda, Haşimi Rafsancani'nin oylarını ikiye katlayarak, % 61'lik oy oranı ile seçilen Ahmedinecad, seçimlerden hemen sonra Humeyni'nin kabrini ziyaret ederek, genel siyasetine ilişkin ilk mesajı da vermiş oldu. Gerek seçimlerden önce yürüttüğü kampanyada, gerekse seçim sonrasında yaptığı açıklamalarda, Ahmedinecad'ın, 'reformcu' olarak nitelenen Hatemi'nin politikalarından farklı bir icraata imza atacağı açıktır. Ancak burada medyanın geneli tarafından yapılan yorumların aşırılığına dikkat edilmeli ve bu icraatın, Humeyni dönemindeki uygulamalar oranında radikal olamayacağının altı çizilmelidir.

Öncelikle Ahmedinecad'ın seçilmesini doğru bir şe-kilde yorumlamak gerekmektedir. Açıktır ki, bu so-nuç, en başta Hatemi döneminin 'reformcu' uygulamalarının başarısız olmasıyla ilişkilidir. Özellikle Hatemi'nin ikinci kez seçildiği dönemde, kendisini iktidara taşıyan 'reformcu' vaadlerin hemen hiçbirini gerçekleştirememiş olması, reform politikalarına karşı halkta bir güvensizlik hissi doğurmuştur. Aslında burada bu politikaların ne denli 'reform' (ya da ıslah) özelliği taşıdığı ciddi olarak sorulmalıdır. Ayrıca Batılıların kimi beklentilerinin de 'reform' talepleri arasında zikredildiği de hatırlanmalıdır. Bu türden beklentilerin, mevcut düzen içinde karşılanması çok zor olduğu için, bunların gerçekleşmemesini, doğrudan reform politikalarının başarısızlığı olarak yorumlamak doğru değildir. Fakat bu arada, İran'ın kendi meselelerini çözmek için yapması gereken 'ıslah' çalışmalarının da bir türlü başlayamadığını görmek gerekir. Hatemi'nin söylem ve icraatına bakıldığında, karşınızda, İran'ın sahiden ihtiyacı olan 'ıslah' çabasına girişmiş bir tipoloji olmadığını görürsünüz. Üstelik Hatemi, pek çok kereler, basına verdiği beyanlarda, İran'ın, insan hak ve özgürlüklerine saygılı bir ülke olması için çalıştığına dair ifadeler kullanmıştır. Bunların bazılarını, beyan verilen medya kuruluşlarının hoşlarına gidecek ifadelerin bilinçli olarak seçilmiş olmasına hamletmek mümkün olmakla birlikte, siyasal hedefler açısından, Hatemi'nin neredeyse 'liberal' bir üsluba sahip olduğu görülmektedir. Kimileri, bu söylemin, bilinçli bir tercihin ürünü olduğunu ve gizli ve açık ambargolarla kuşatılmış olan İran'ın dışarıya açılması ve zeminini güç-lendirmesi için tercih edildiğini ileri sürse de mesele bununla kalmamaktadır. Hatemi döneminde, bu üslubun, resmi söyleme hakim olduğu net olarak gözlemlenmiştir. Bunun temel nedeni ise, sadece Batı ülkelerinin değil, İslam dünyasındaki diğer ülkelerin yöneticilerinin de üslubunu tayin eden, 'demokratik söylem'den etkilenmişlik ve orijinal İslami kavramların içselleştirilmesi noktasındaki yetersizliktir. Devrim döneminde bile, bazı Batılı kavramların gelişigüzel kullanımında sakınca görmeyen İran, İslami terminolojiyi gereğince kullanamadığı gibi, giderek demokratik üslubu içsel-leştirme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu süreç, Hatemi döneminde hayli hızlanmıştır. Ahmedine-cad dönemine gelince, bu noktada ciddi bir değişikliğin olma ihtimali görünmemektedir. Sadece Humeyni'nin siyasal düşünce ve ideallerine özlem duyan bir kişilik olarak Ahmedinecad'ın, bazı tali alanlarda farklı bir yol takip edeceği düşünülebilir.

Dolayısıyla İran'ın asli sorunu derindedir ve ciddidir. Bu sorunu, kendi (fıkhi) geleneğini sorgulayamaması olarak tanımlayabiliriz. Devrim sürecinde elde edilen kimi siyasal tecrübeler de, bu olumsuz-luktan etkilenmektedir. Öncelikle düşünce alanında ciddi anlamda bir devrim (veya 'ıslah') yaşanmadan, İran'ın dışarıya karşı, küresel ölçekte güçlü bir duruş sergilemesi zordur. Humeyni döneminde de facto ortaya çıkan bazı 'aykırı' görüş ve tavırların ise (Velayet-i fakih inancı ve takiyyenin kaldırılması teklifi) arkası getirilememiştir. Rafsancani'nin 'pragmatik' Dar'üt-takrib-i mezahib (mezheplerin yakınlaştırılması) çabası ise, fiilen diğer mezhepleri Şiiliğe yaklaştırma gayretine dönünce, başladığı yerde bitmiştir. Reformcu diye bilinen kesimlerin de, ciddi anlamda geleneği sorgulama çabaları olmadığı bilinmektedir. Açıkçası, İran'ın reform çabaları, konjonktürel şartlardan etkilenmektedir. Bu ise, sahici anlamda bir 'ıslah'ın gerçekleşmesini engellemektedir.

Devrim yılları hatırlandığında görülecektir ki, İran'da ortaya çıkan dinamizmi besleyen temel saikin, Şia'nın fıkhi kaideleri değil, İslam'ın kitleleri harekete geçirici ilkeleri ve devrimin kendine özgü şartları olduğu görülecektir. Ve şurası da bir gerçektir ki, Devrim'in gerçekleşmesinde, İslam dünyasının genelinde esen 'uyanış dalgası'nın da payı vardır. Siyasal egemenliğini bütünüyle yitirmiş İslam dünyasında, Şeriat'ı yeniden hakim kılma arzusunun kitlelere verdiği heyecan, İran'ın yanında daha başka coğrafyalarda da başka hareketler ve kalkışmalar doğurmuştur. İran, belki de bu genel dalganın patlama noktası olmuştur. İşte bu süreç, Humey-ni'nin kişiliğine bakıldığında bile, onun geleneksel Şia ruhanilerinden farklı bir tarza sahip olmasını açıklar. Onun içindir ki, bu süreç içinde, bin yıllık "Mehdi'nin gaybubeti zamanında, siyasete kayıtsız kalma" anlayışı, fiilen de olsa geçerliliğini yitirebilmiştir.

İşte İran'da (ve İslam dünyasının diğer bölgele-rinde) yapılması gereken şey, bu dinamizmi sürdü-rebilmektir. Bunun yolu ise, her şeyden önce, dü-şüncenin önündeki engellerin kaldırılması ve sorgulayıcı bir akla sahip olunmasıdır. Çünkü her türlü sorunun çözümü buradan başlar. İran'da dev-rim sürecinde kimi emareleri görünen bu sürecin arkası getirilememiştir. Devrim'i gerçekleştiren kadrolar, ülkeyi dışarıdan gelen baskı ve tazyiklere karşı korumak adına, içerde olması gereken dinamizmin zayıflamasına engel olamamışlardır. Bu, elbette, devrim sürecinin ilanihaye devam etmesine yönelik hissi bir talep değildir. Devrim süreci, dünyadaki diğer örneklerde görüldüğü gibi, bir süre sonra biter. Ancak yine dünyadaki diğer örneklerde görüldüğü gibi, bu süreç bitse de, Devrimin başarısı, ideallerinin yaygınlaşmasıyla ölçülür. Fransız ve Rus devrimleri, bunun son yüzyıllardaki en yakın örnekleridir. İran Devrimi'nin de benzeri bir süreci takip etmesi için (eğer edecekse), yöresel özellikler üzerinde değil, genel İslami doğrular üzerinde yürümesi gerekir. Bunun için, mezhebi kayıtlardan kurtulmak ve 'öze dönüş'ü öncelemek esastır. Bu yapılmadığında, İran, asli sorunlarını çözemeyecektir.
Seçim sonuçlarının, aktif politika açısından değerlendirmesine gelince, Ahmedinecad'ın seçim süre-cinde yaptığı açıklamalardan hareketle bazı çıka-rımlarda bulunmak mümkün görünmektedir. Öncelikle, İran'ın yeni siyaseti, Hatemi döneminden farklı olacaktır. Buna kuşku yoktur. Bu noktada, İran-Amerika ilişkilerinde bazı gelişmeler olabileceği hesaba katılmalıdır. Aslında İran'daki seçimin sonucunu, Amerika'da neo-con'ların iktidara geli-şine bağlamak da mümkündür. İran halkı, İran'a karşı sertleşen Amerikan yönetiminin karşısına, Hatemi yönetimine göre daha 'sertlik yanlısı' bir kişiyi çıkarmıştır. Bu şu anlama gelir: İran ve Amerika arasındaki ilişkilerin gerginleşme ihtimali artmıştır. Bunun ilk işaretlerini, Ahmedinecad'ın: "Amerika ile ilişkileri geliştirme zorunluluğumuz yok" ve "nükleer enerji hakkımız" türü açıklamala-rında görmek mümkündür. Bu durum ise, bir yönden Bush yönetiminin işine gelir. Zira İran'da 'sertlik yanlısı' bir kişinin iktidara gelmesi, Amerika'nın sert politikalarına bir nebze de olsa meşruiyet zemini oluşturur. Bunun Amerikan yönetimince de gö-rüldüğünü bilmek ve yeni dönemde İran'ı kışkırtmaya yönelik bazı taktik denemelerde bulunulması ihtimali olduğunu hesaba katmak gerekir. Bu noktada, İran'ın nükleer programı, önemli bir test aracı olarak görülecektir. Ancak İran'ın bu noktada, 'reel politika'nın gereklerinden fazla sapmayacağını da akıldan çıkarmamak gerekir.

Rafsancani'nin yenilgisi ise, hem iyi bir imajının olmaması hem de seçim sürecinde net bir siyasal program önerememesinden kaynaklanmıştır. Aslın-da Rafsancani, belki de kelimenin gerçek anlamıyla bir 'pragmatist' olduğu için kaybetmiştir dense yeridir. Zira, pragmatist, döneme göre politika belirler. Onun için, doğrunun ölçüsü, faydadır. Hu-meyni döneminde dahi, Rafsancani'nin tarzı ve tutumu bu olmuştur. Bu tarzın, Humeyni döneminde hem faydası hem de zararları olmakla birlikte, Hatemi'den sonraki dönemde, bir pragmatistin pek şansının olamayacağı açıktır. Zira halk, bu kez 'fayda' yerine, 'ilke'yi veya 'sorun çözme'yi öne alacaktır. İşte Rafsancani'nin asıl şanssızlığı buradadır. Dahası, reformcuların oylarına talip olması da, siyasal çizgisinin halkın gözünde bulanıklaştırmıştır. Ayrıca iki dönem boyunca yaptığı icraatlar sonucunda hayli zenginleşmiş olması, fakir kesimlerin oylarının Ahmedinecad'a kaymasının bir başka nedenidir.
Yeni dönemde Ahmedinecad yönetimimin, başında Talabani'nin bulunduğu Irak yönetimiyle ilişkileri, bazı açılardan sertleşebilir. Zira Kürt unsurlar, Amerika'nın Irak'a yerleşmesi noktasında aktif destek vermişlerdir. Bu nedenle, Humeyni çizgisini takip etme niyeti taşıyan bir yönetimin buna bir biçimde tepki göstermesi beklenebilir. Ayrıca Sistani liderliğindeki Irak Şiilerinin de yeni İran yönetimiyle ilişkileri nisbeten daha gergin olacaktır. Çünkü Sistani'nin anlayış ve siyaset tarzı, yeni yönetimle uyuşmamaktadır. İran, ancak kendi anlayışına uygun düşen küçük Şii örgütlerle iyi ilişkiler kurabilir ki, bu da Irak siyasi denkleminde önemsiz bir unsur olarak görülmelidir.

Bütün bu değerlendirmelerden sonra, yeni dönem-de İran'ın, özellikle Amerika ile ilişkilerinin sıkıntılı geçeceği değerlendirmesinde bulunabiliriz. Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında Irak'a yerleşen ve yakın dönemde çıkma niyeti de olmayan Ameri-ka'nın, Suriye ve İran'ı öncelikli hedef olarak seçtiği artık belli olmuştur. Amerika, bundan sonraki dö-nemde bu iki ülkenin rejim değişikliğine gitmesi yönünde çalışmalarını hızlandıracaktır. Yeni dö-nemde nisbeten 'sert' bir politika takip edeceği görülen Ahmedinecad yönetiminin tarzı, öyle görünüyor ki Amerika'nın da işine gelecektir…

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info