|

AB MÜZAKERE ÇERÇEVE BELGESİ
AB'nin 3
Ekim'de başlaması öngörülen müzakereler için hazırladığı çerçeve belge
açıklandı. Belgenin içeriğine bakıldığında, 17 Aralık Zirvesi'nde alınan
kararlara uygun bir metnin benimsendiği görülüyor. Böylece AB, Fransa ve
Hollanda'da yeni anayasa'nın reddi hususunda yaşanan olumsuzlukları,
esas itibarıyla Türkiye için öngörülen çerçeve belgeye yansıtmamış
oluyor. Buna göre, önümüzdeki 3 ay içerisinde, çok ciddi bir olumsuz
gelişme olmadıkça, Türkiye ile müzakerelerin, başlayacağı ka-bul edilmiş
oluyor.
Bu noktada, gerek Fransa'daki olumsuz hava ge-rekse özellikle Almanya'da
yapılacak seçimlerin ardından Hıristiyan-demokratların kazanması
ihtimali nedeniyle, önümüzdeki dönemin Türkiye açısından zor geçeceğine
dair yapılan yorumları değerlendirmek gerekmektedir. Her şeyden önce,
ortaya çıkan bu yeni gelişmenin, Birliğin köküne kibrit suyu dökecek bir
sürece işaret ettiği yorumunu yapanların yanıldığı söylenmelidir. Zira
bu yeni gelişme, eni-konu konjonktürel şartların ürünüdür. Avrupa
Birliği hedefi ise, en azından şu dönemde, bu tür konjonktürel şartların
doğurduğu olumsuz havaya feda edilemez. En azından, Birliğin etkin
üyeleri, böyle bir gelişmeden görecekleri zararı düşünerek, buna izin
vermezler. Fakat yeni gelişmenin, bir takım düzenlemeler yapılmasını
isteyen kesimlerin seslerini daha gür çıkarmalarına imkan tanıdığı da
açıktır. Nitekim Türkiye'ye bir 'imtiyazlı ortaklık' verilmesi teklifini
dile getirenler, bu ortamdan yararlanmaktadırlar. Ancak, son çerçeve
belgenin hazırlanması sürecinde, bu tür bir önerinin metinde yer alması
talebinde bulunanların başarılı olamadığı görülmektedir. Bunun anlamı
şudur: kendi siyasi pozisyonları açısından zeminlerini güçlendirmek
isteyenler, Türkiye'nin üyeliği konusunu da kullanmak istemektedirler.
Bütün bu tartışmaların özünde, bu kaygılar vardır.
Ancak şayet Avrupa, kendi içinde ciddi anlamda bir kriz yaşar ve bugüne
kadar getirdikleri süreci tümden iptal edecek düzeyde bir anlaşmazlığa
düşerse, o taktirde, Türkiye'nin üyeliği meselesinin zaten önemi
kalmayacaktır. Fakat son gelişmelerin, bu yöne evrileceğine dair bir
emare yoktur. Burada ancak, eğer Almanya'da yapılacak seçimlerden
Hıristi-yan-demokratların başarıyla çıkması halinde, Tür-kiye'nin işinin
daha zor olacağı söylenebilir. Bunu tahmin etmek için ise zaten kahin
olmaya gerek yoktur. Çerçeve belgede Türkiye'nin üyeliğinin 2014'ten
önce gerçekleşemeyeceği belirtildiğine göre, Türkiye'nin önünde uzun bir
yol olduğu ve bu süreç içinde Avrupa ülkelerinde pek çok iktidarın
değişeceği kolaylıkla görülebilir. O halde, beklenen gelişmenin olması
halinde dahi, Almanya ve Fransa'daki havanın, bir seçim dönemi sonunda,
yeniden eski şekline dönme ihtimali olduğu da unu-tulmamalıdır. O dönem
geldiğinde, kaybedilen mesainin telafi edilmesi için bu kez başka yollar
ara- nabileceği düşünülmelidir.
Bu noktada, Türkiye'nin AB üyeliğinin tek şartının, AB ülkelerinin
istemesine bağlı olduğu hususunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz.
Yani Türki-ye'nin üyeliğe kabulü örneğinde, çerçeve metinde yer alan
şartların yerine getirilmesinin yanında başka bazı önemli faktörler de
devreye girecektir. Özellikle AB'nin küresel politikadaki yeri, bu
kararda etkili olacaktır. Ayrıca Türkiye içindeki İslami unsurların
entegrasyon sürecini tamamlayıp-tamamlamadıkları hususu da bir başka
önemli done olarak değerlendirilecektir. Bu yüzden, Türkiye'nin üyeliği
süreci, gerçekten zorlu olacaktır. Fakat AB, 'müslüman' bir ülkeyi içine
alma zamanının artık geldiğine karar verdiğinde, bizzat AB ülkeleri,
Türkiye'nin üyeliğini herkesten çok isteyeceklerdir. Zira o zaman, bu
üyeliğin kendileri için sağlayacağı faydalar konusunda mutmain
olacaklardır. |