Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 319 | Temmuz  2005

                   

 

 


AB MÜZAKERE ÇERÇEVE BELGESİ

AB'nin 3 Ekim'de başlaması öngörülen müzakereler için hazırladığı çerçeve belge açıklandı. Belgenin içeriğine bakıldığında, 17 Aralık Zirvesi'nde alınan kararlara uygun bir metnin benimsendiği görülüyor. Böylece AB, Fransa ve Hollanda'da yeni anayasa'nın reddi hususunda yaşanan olumsuzlukları, esas itibarıyla Türkiye için öngörülen çerçeve belgeye yansıtmamış oluyor. Buna göre, önümüzdeki 3 ay içerisinde, çok ciddi bir olumsuz gelişme olmadıkça, Türkiye ile müzakerelerin, başlayacağı ka-bul edilmiş oluyor.

Bu noktada, gerek Fransa'daki olumsuz hava ge-rekse özellikle Almanya'da yapılacak seçimlerin ardından Hıristiyan-demokratların kazanması ihtimali nedeniyle, önümüzdeki dönemin Türkiye açısından zor geçeceğine dair yapılan yorumları değerlendirmek gerekmektedir. Her şeyden önce, ortaya çıkan bu yeni gelişmenin, Birliğin köküne kibrit suyu dökecek bir sürece işaret ettiği yorumunu yapanların yanıldığı söylenmelidir. Zira bu yeni gelişme, eni-konu konjonktürel şartların ürünüdür. Avrupa Birliği hedefi ise, en azından şu dönemde, bu tür konjonktürel şartların doğurduğu olumsuz havaya feda edilemez. En azından, Birliğin etkin üyeleri, böyle bir gelişmeden görecekleri zararı düşünerek, buna izin vermezler. Fakat yeni gelişmenin, bir takım düzenlemeler yapılmasını isteyen kesimlerin seslerini daha gür çıkarmalarına imkan tanıdığı da açıktır. Nitekim Türkiye'ye bir 'imtiyazlı ortaklık' verilmesi teklifini dile getirenler, bu ortamdan yararlanmaktadırlar. Ancak, son çerçeve belgenin hazırlanması sürecinde, bu tür bir önerinin metinde yer alması talebinde bulunanların başarılı olamadığı görülmektedir. Bunun anlamı şudur: kendi siyasi pozisyonları açısından zeminlerini güçlendirmek isteyenler, Türkiye'nin üyeliği konusunu da kullanmak istemektedirler. Bütün bu tartışmaların özünde, bu kaygılar vardır.

Ancak şayet Avrupa, kendi içinde ciddi anlamda bir kriz yaşar ve bugüne kadar getirdikleri süreci tümden iptal edecek düzeyde bir anlaşmazlığa düşerse, o taktirde, Türkiye'nin üyeliği meselesinin zaten önemi kalmayacaktır. Fakat son gelişmelerin, bu yöne evrileceğine dair bir emare yoktur. Burada ancak, eğer Almanya'da yapılacak seçimlerden Hıristi-yan-demokratların başarıyla çıkması halinde, Tür-kiye'nin işinin daha zor olacağı söylenebilir. Bunu tahmin etmek için ise zaten kahin olmaya gerek yoktur. Çerçeve belgede Türkiye'nin üyeliğinin 2014'ten önce gerçekleşemeyeceği belirtildiğine göre, Türkiye'nin önünde uzun bir yol olduğu ve bu süreç içinde Avrupa ülkelerinde pek çok iktidarın değişeceği kolaylıkla görülebilir. O halde, beklenen gelişmenin olması halinde dahi, Almanya ve Fransa'daki havanın, bir seçim dönemi sonunda, yeniden eski şekline dönme ihtimali olduğu da unu-tulmamalıdır. O dönem geldiğinde, kaybedilen mesainin telafi edilmesi için bu kez başka yollar ara- nabileceği düşünülmelidir.

Bu noktada, Türkiye'nin AB üyeliğinin tek şartının, AB ülkelerinin istemesine bağlı olduğu hususunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Yani Türki-ye'nin üyeliğe kabulü örneğinde, çerçeve metinde yer alan şartların yerine getirilmesinin yanında başka bazı önemli faktörler de devreye girecektir. Özellikle AB'nin küresel politikadaki yeri, bu kararda etkili olacaktır. Ayrıca Türkiye içindeki İslami unsurların entegrasyon sürecini tamamlayıp-tamamlamadıkları hususu da bir başka önemli done olarak değerlendirilecektir. Bu yüzden, Türkiye'nin üyeliği süreci, gerçekten zorlu olacaktır. Fakat AB, 'müslüman' bir ülkeyi içine alma zamanının artık geldiğine karar verdiğinde, bizzat AB ülkeleri, Türkiye'nin üyeliğini herkesten çok isteyeceklerdir. Zira o zaman, bu üyeliğin kendileri için sağlayacağı faydalar konusunda mutmain olacaklardır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info