|

“Bir Üniversitede Rektör Seçimi”nin Hikayesi
Emekliliğime
adım attığım gün, hiç unutmadığım ve unutamayacağım, 31 Ağustos 1994
günüdür. Bugün dahil geçen her gün beni daha da mutsuz etmeye
başlamıştı. Durup dinlenmeden çalışmaya, koşturup uğraşmaya alışmıştım.
Muayenehane hekimliği beni tatmin etmiyor, günümü doldurmuyordu. Sadece
muayenehane durağan bir iş olarak içimi karartıyor, bu nedenle hiçbir
şeyden mutlu olamıyordum.
***
Hiç iyi olmadığım bir gün Yüksek Öğretim Kurulu Genel Sekreteri Atilla
Konaç beni telefonla aradı. Ondan YÖK Denetleme Kurulu üyeliğine
atandığım haberini aldım.
***
Kısa sürede, biraz da denetleme kurulundaki arkadaşlarımın etkisi ile
üniversitelerden birine rektör olarak görevlendirilmeyi düşünmeye
başlamıştım.
YÖK Yürütme Kurulu üyelerinden Emekli Vali Durmuş Yalçın, Mersinli idi.
Mersin Üniversitesi'nin gelişip büyümesini çok istediğini, öğle
yemeklerindeki birlikteliklerimizde öğrenmiştim. Birkaç kez odasında
konuyu etraflıca konuştum. O tarihlerde Mersin Üniversitesi Tıp
Fakültesi dekanlığı görevini üstlenebilirdim. Ondan sonrası için Allah
kerimdi.
Bu düşüncelerle görevi sürdürürken bir gün Prof. Gürüz, "Paşam, yarın
öğleden sonra Malatya İnönü Üniversitesi'nden iki arkadaş gelecek. Ben
onlarla birlikte sizin odaya gelirim. Birlikte görüşelim. Eğer kabul
ederseniz bu üniversitenin rektörlüğü görevi için sizi düşünüyoruz. Ben
konuyu sayın Cumhurbaşkanı ile de görüştüm." dedi.
Malatya İnönü Üniversitesi'ni hiç aklımdan geçirmemiş, hayal bile
etmemiştim. Hayatım boyunca Malatya'ya, Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Komutanı iken, sadece bir kez, üç gün süren bir rektörler toplantısı
için gitmiştim.
***
5 Haziran 1996 Çarşamba günü saat 15.00 sularında YÖK Başkanı ile daha
önce hiç görmediğim ve tanımadığım iki öğretim üyesi odama geldiler.
Prof.Dr. Kemal Gürüz, Malatya'dan gelen iki öğretim üyesi ile beni
tanıştırdı. Malatya İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya
Bölümü'nden Prof.Dr. Ersin Karagözler ve aynı üniversitenin Tıp
Fakültesi'nden Doç.Dr. Fatih Hilmioğlu ile el sıkışarak tanışmış olduk.
Hep birlikte odamdaki yuvarlak masanın çevresindeki sandalyelere
oturduk. Getirttiğim çaylar içilirken ben sadece konuşmaları dinlemeyi
yeğledim. Zaten durum da bunu gerektiriyordu. İlk dikkatimi çeken şey,
her iki öğretim üyesinin aşırı gür saçlarının olmasıydı. Hocalar çok
heyecanlı, endişeli ve şikayetçi idiler. Daha çok Kemal Gürüz'e her şeyi
eksiksiz anlatmak, böylece görevlerini yapmak ve rahatlamak
istiyorlardı. Konuşmalardan birkaç ay önce bir grup öğretim üyesi ile
birlikte Cumhurbaşkanı'na gelip üniversitenin durumunu anlattıklarını,
rektörün tutucu grupla birlikte hareket ettiğini, üniversitenin
amblemini değiştirdiklerini, rektörün yeni amblemde rahle olmasını
istediği, şu andaki bazı yöneticilerin, "Bize bilen adam değil, bizden
adam lazımdır. Artık kılıçlar çekilmiştir. İki gruptan biri yok
olacaktır," dediklerini ve bütün uygulamaların anlattıkları şekilde
geliştiğini, üniversitenin tutucu düşünce sistemine tümüyle teslim
aşamasında olduğu anlatıldı.
Prof.Dr. Kemal Gürüz herhalde İnönü Üniversitesi'ni çok iyi biliyordu.
Konuşma ve davranışları bunu belli ediyordu. Kişisel tahminime göre
aldığı sayısız ihbar mektubu ile Malatya İnönü Üniversitesi hakkında
bıkma seviyesinde çok bilgilendirilmiş olmalıydı. Bir fırsatta, "Siz
aranızda konuşunuz. Sonucu sizden alırım Paşam," diyerek odadan ayrılıp
makamına gitti.
Ben zorunlu olarak bu hocalarımızla sohbeti sürdürdüm. Konuşan daha çok
Doçent Dr. Fatih Hilmioğlu idi. Bu öğretim üyesinin daha heyecanlı
olduğu her halinden görülüyordu. Anlatılanlar çok tatsızdı. Denetleme
Kurulu'na üniversitelerden gelen birçok ihbar mektubunu okuma ve
inceleme fırsatım olmuştu. İhbar ve şikayeti yapan kişiler kendilerini
haklı gösterebilmek için işin içine bilerek veya bilmeyerek biraz
mübalağa katabiliyorlardı. Bu hocaların da bu yolu kullanabileceklerini
düşünmek aklıma bile gelmiyordu. Üniversite içeriden ve dışarıdan
kuşatılmış görünüyordu.
Üniversiteler bilgi ve kültürün kaynağı olan değerli kurumlardır.
Bilgiyi ve aklı geri planda tutup, dogmalara saplanmış düşüncelerin
üniversitede ön plana çıkmaması gerekirdi. Karar verdim. Malatya'ya
gidecektim. İnşallah bu iki öğretim üyesi tarafından anlatılanlarda
biraz mübalağa payı vardı.
Ersin Karagözler ve Fatih Hilmioğlu hocalarla birlikte YÖK'ten çıkıp
Merkez Orduevi'ne akşam yemeğine gittik. Yemekte gene hep İnönü
Üniversitesi konuşuldu. Rektör seçimlerinde eğer biraz çalışılırsa
atanabilmek için yeterli oy alınabileceği, kendilerinin ve
arkadaşlarının ellerinden geleni fazlası ile yapacakları söyleniyordu.
Bu öğretim üyelerine inanmıştım. Rektör seçimleri için çok bilgi sahibi
ve deneyimli idiler. Adam adama markaj yapacakları anlaşılıyordu. Oy
verecek öğretim üyelerinin listesi üzerinde ne kadar oy alınabileceği
hesabında uzmanlaşmışlardı. Yaklaşık olarak alabileceğim oyu devamlı
olarak tekrarlıyorlardı.
Yemekten sonra Ersin Karagözler ve Fatih Hilmioğlu hocaları Malatya'ya
uğurladım. Onlardan gelecek habere göre Malatya'ya gidecek ve bir
haftalık seçim çalışmasını birlikte yapacaktık.
14 Kasım 1995'te üniversiteyi denetlemek üzere Mersin'de bulunduğum
sırada Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den iki gün sonrası için bir davet
aldım.
***
Kapıdaki memur, "Paşam buyurunuz. Görüşme süreniz on dakikadır," dedi.
Odadan içeri girdim. Cumhurbaşkanını selamladım. Ayaktaydı.
"Hoş geldin Şarlak Paşa. Nasılsın? Sizin gayretleriniz ve yaptığınız
hizmetler hiç unutulamaz. Ne yapıyorsun, gel şöyle otur. Ne yaptığını,
nasıl olduğunu merak ettiğim için seninle görüşmek istedim. Ne içelim?
Hadi bize çay getirin," dedi.
***
Bu arada çaylar da geldi. Birkaç yudum içtikten sonra, "Yüksek
malumları, 11 aydır zat-ı alinizin de bilgileri dahilinde, Yüksek
Öğretim Denetleme Kurulu'nda çalışıyorum.
***
Eğer tensipleriniz olursa, büyük gayret göstererek, Yüksek Öğretim
Kurulu'nda daha aktif bir göreve gelmeyi isterim," dedim.
Ben sözlerimi bitirdiğimde Cumhurbaşkanımız eline aldığı not kağıdına
bazı şeyler yazdı.
***
"Sayın Cumhurbaşkanım, yüksek müsaadelerinizle," derken, Cumhurbaşkanı
da, "Değerlendireceğiz Şarlak Paşam. Hadi güle güle," dediler ve beni
çağırmaları ve beni dinlemeleri nedeni ile tekrar teşekkürlerimi arz
ederek kapıya doğru yöneldim.
***
Malatya Erhaç Havaalanı'nda üniversiteden bir grup öğretim üyesi beni
sevgi ile karşıladı. Onlarla havaalanı salonunda kısa bir süre sohbet
ettikten sonra orduevine hareket ettim. İkinci Ordu Kurmay Başkanı
Tümgeneral Oltan Evren'e telefon etmiş ve Malatya'ya geleceğim günü
bildirip yardımlarını dilemiştim. Sağ olsun Oltan Paşa orduevinde odamı
ayırtmış ve bana Malatya'da bulunacağım süre için sivil plakalı bir araç
temin etmişti.
Orduevinden üniversiteye giderken heyecanlı idim. Rektörü olmak
istediğim üniversiteye yaklaştıkça heyecanım daha da arttı. Üniversite
kampüsü Malatya-Elazığ yolu üzerinde Elazığ'a gidişte sağ tarafta ve
şehre on kilometre uzakta idi. Üniversite girişinde büyükçe bir taşın
üzerine 'T.C. İnönü Üniversitesi' yazılmıştı. Yanımda Fatih ve Ersin
Hocalar vardı. Birlikte üniversiteye giriş yaptık ve iki öğretim
üyesinin kılavuzluğunda önce rektörlüğe gidip Rektör Prof.Dr. Mehmet
Yücesoy'la görüşmek istedim. İki arkadaşım dışarıda beklerken Rektör
Bey'in odasına girdim.
Prof.Dr. Mehmet Yücesoy güler yüzlü, iddiasız görünümde, kısa boylu
birisi idi. Beni pek kibarca karşıladı. Bir ikramda bulunabilmek için
isteğimi terbiyeli bir şekilde sordu. Çaylarımızı içerken de bana seçim
için başarı dileklerini söyledi. Anladığım kadarı ile Rektör Bey seçim
için iddiasını yitirmişti veya kendisine çok güveniyordu. Dört yıllık
rektörlük döneminde gericilerle birlikte hareket ettiği söyleniyordu.
İkinci Ordu Komutanlığı'ndaki değerli komutanlarla görüşmelerimizde
Rektör Bey'in eşinin başının açık olduğu, benim sözünü ettiğim gibi bir
insan olmadığı kanaatleri söylenmişti. Ordu Komutanı ve kurmay başkanı
paşalar Rektör Bey'i seviyorlardı.
***
Rektör ziyaretinden sonra, Prof.Dr. Ersin Karagözler ve Doç.Dr. Fatih
Hilmioğlu'nun yaptıkları plana göre, üniversitede oy verme hakkına sahip
öğretim üyelerini ziyaret etmeye başladık. Gittiğimiz hemen her yerde
öğretim üyeleri ile tanıştıktan sonra Ankara'da bastırdığım broşürlerden
birini, okunması ricamız ile, seçmen konumundaki öğretim üyesine veriyor
ve duruma göre kısa veya uzun bir süre sohbet ediyorduk.
Ziyaretimizin sonunda Doç.Dr. Fatih Hilmioğlu ve Prof.Dr. Ersin
Karagözler ceplerinden çıkardıkları listelerini kendi geliştirdikleri
teknikle işaretliyorlardı. Listede o tarihte İnönü Üniversite'sinde
görev yapan ve seçimlerde oy verecek olan 26 profesör, 29 doçent ve 153
yardımcı doçentin isimleri yazılı idi.
Listedeki öğretim üyeleriyle ilgili bazı bilgileri de not etmiştim.
Arkadaşlarımdan aldığım bilgilerin ışığı altında hangi hocanın dinci,
hangisinin solcu ve kimlerin de aşırı milliyetçi olduğunu kolayca
gösterecek biçimde işaretlemiştim.
Üniversitedeki seçim ziyaretlerimizde önce bize oy verebileceklerle
görüşmüştük. Üçüncü veya dördüncü gün sonunda bizden olan öğretim üyesi
ziyaretimiz tamamlanmıştı. Sonraki günlerde kesin olarak oy
alamayacağımız öğretim üyelerine de gittim. Bu hocalar içinde çok
değişik tipler vardı. Erzurum'daki Mehmet Kırkıncı Hoca'nın müridi
olduğu söylenen ve İnönü Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapan,
amaca uygun çalışabilmek için hiç evlenmeyen Ş.D.'yi, ülküdaşları ile
karşılaştığında kafa tokuşturarak selamlaşan profesör N.A.'yı, yolda
yürürken devamlı olarak dudakları okuduğu dualar yüzünden kıpır kıpır
olan, insanların yüzüne bakmayan, hep yere bakarak yürüyen, ailesinin
bütün bayan üyeleri türban ve tesettür kıyafetli Matematik Profesörü
F.B.'yi ziyaret ettiğimde yirmi birinci asra çok yaklaştığımız günlerde
Cumhuriyetimizin en büyük projesi ve gurur kaynağı üniversitelerimizde
ne kadar Atatürk devrimleri ile barışık olmayan insan olduğunu, bunların
Cumhuriyetimizin okullarında nasıl yetiştirildiğini düşünerek şaşkınlığa
uğramıştım.
***
Basma, tütün ve demiryolu fabrikaları, çevredeki barajlar, Turgut Özal
Tıp Merkezi, 1975 yılında kurulan üniversite gibi büyük eserler pek az
vilayette bulunabilen önemli ayrıcalıklardı. Bütün bunlara karşın bir
zamanlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve İsmet İnönü'nün kalesi
durumundaki Malatya, gittikçe artan bir ağırlıkla sağ ve Cumhuriyet'in
temel niteliklerine karşı olmaları nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nce
kapatılan dinci ve gerici partilerin kalesi durumuna gelmişti.
***
İnönü Üniversitesi'nde öğretim üyelerinden en çok oyu alan (78 oy) fakat
Yüksek Öğretim Kurulu seçiminde Cumhurbaşkanı'na sunulacak üç aday
arasına giremeyen, üniversitedeki tutucu grubun yaptığı şura
toplantısında rektör adayı olarak seçilen, rektör adayı seçiminde
kendisine, şuraya katılanların oylarının kesin olarak verileceği yeminle
garanti edilen Prof.Dr. Mustafa Paç'ın seçim bildirgesi şöyleydi:
***
Seçimlerden önce pek çok arkadaşı kendisine oy vereceğine söz ve garanti
vermişti. Aldığı üç oydan biri kendisine aitti. Diğer iki oya en az otuz
kişi sahip çıkıyordu. Nasıl ki 'içki masasında verilen sözler ve vaatler
ciddiye alınmaz' diye bir genel kural varsa, üniversitelerdeki rektör
seçimlerinde verilen sözler de kesin olarak ciddiye alınamazdı. Osman
Kazancı Hoca'nın aldığı üç oy bunun kanıtı idi.
25 Haziran 1996 Salı günü, günlerdir heyecanla beklediğimiz,
üniversitelerce saptanacak altı rektör adayı için İnönü Üniversitesi'nde
seçim yapıldı.
***
Tasnif kurulu rektör adayı seçim sonuçlarını salonda bulunan herkese,
oyların sayımı sonunda ilan etti. Seçimlerde Prof.Dr. Mustafa Paç 78,
Ben 69, Prof.Dr. Eyüp Aktepe 21, halen rektör olan Prof.Dr. Mehmet
Yücesoy 15, Prof.Dr. Gürsel Ortağ 11, Prof.Dr. Osman Kazancı 3, Prof.Dr.
Kemal Kartal 1 oy almış ve bir oy da boş çıkmıştı.
Seçim sonuçları YÖK'e bildirilecekti. YÖK Genel Kurulu altı adaydan her
üniversite için üç aday seçecek ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de üç
adaydan birini rektör olarak atayacaktı.
***
Üniversitedeki seçimden bir gün sonra Ankara'ya döndüm. Seçimde aldığım
sonuç pek kötü sayılmazdı. Gene de aklım ve gönlüm tutucu grubun
adayından daha az oy alabildiğim için beni mutlu etmemişti. Ama gerçek
de bu idi. İnönü Üniversitesi'nde çağdaş ve cumhuriyetten yana insanları
ürküten bir tablo olmasa idi beni üniversitelerine rektör olmam için
davet etmezlerdi.
Yüksek Öğretim Kurulu'ndaki görevime hemen döndüm. Yürütme ve Denetleme
Kurulu'ndaki dostlarım hararetle beni seçimde aldığım sonuç nedeniyle
kutluyorlardı. Onlara daha sonucun tam olarak alınmadığını, YÖK ve
Cumhurbaşkanı'nca yapılacak seçimlerde de başarılı sonuç alınması
gerektiğini hatırlatıyordum.
Malatya'dan da bu arada devamlı olarak haberler almaya başlamıştım.
Üniversitedeki rektör adayları seçiminde istedikleri ismin, yani
Prof.Dr. Mustafa Paç'ın 79 oyla birinci sırayı alması Malatya'da bilinen
gücü cesaretlendirmiş ve umutlandırmıştı. Adayları en yüksek oyu
aldığına göre üniversiteye rektör olarak atanmalıydı. Bu amaçla
çalışmalarını daha da genişletip hızlandırdılar. Nihai atamayı yapacak
olan Cumhurbaşkanı'na bir heyet gönderilmesine acele karar verilmiş.
Belediye Başkanı Münir Erkal, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mücahit
Fındıklı, Tabip Odası Başkanı Op.Dr. Nihat Kavukçuoğlu, Muhtarlar
Derneği Başkanı, Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi Başkanı Ahmet Acet
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in huzuruna çıkmış.
"Biz Malatya'da Üniversitemize rektör olarak seçimlerde en çok oyu alan
Prof. Mustafa Paç'ı istiyoruz. Sizin bu konuda desteğinize ihtiyacımız
var. Bu desteği bizden esirgemeyiniz," demişler.
Yılların kurt politikacısı Demirel'in, "Konu bize geldiğinde bakarız,
siz merak etmeyin," şeklindeki cevabı ise heyette bulunanların yüreğine
su serpmiş. Bu yüzden heyette bulunanlar daha Köşk'ün dış kapısından
dışarı çıkmadan bahçede cep telefonları ile Malatya'da merakla bekleyen
arkadaşlarına, 'Görev başarı ile tamamlandı. Cumhurbaşkanımızdan söz
aldık. Rektör işi tamam,' haberleri ulaştırılmıştı.
YÖK Genel Kurulu 11 temmuz 1996 Perşembe günü toplanarak seçim yapılan
üniversitelere atanmasını istediği sıralı üç adayın seçimlerini
gerçekleştirdi. Alınan karalar aynı gün YÖK Başkanı Prof.Dr. Kemal Gürüz
tarafından Cumhurbaşkanı'na bizzat sunuldu.
YÖK Genel Kurulu'nda İnönü Üniversitesi ve rektör oylamasında 79 oy alan
Prof.Dr. Mustafa Paç'a 4 oy, ikinci sırada bulunan Prof.Dr. Ömer
Şarlak'a 23 oy, 21 oy alan Prof.Dr. Eyüp Aktepe'ye 16 oy, 15 oy alan
eski rektör Prof.Dr. Mehmet Yücesoy'a 15 oy, 11 oy alan Prof.Dr. Gürsel
Ortuğ'a 6 oy, 3 oy alan Prof.Dr. Osman Kazancı'ya 5 oy verilmişti.
YÖK Genel Kurulu seçimleri sonucunda listede birinci sırada ben, ikinci
sırada Prof.Dr. Eyüp Aktepe, üçüncü sırada Prof.Dr. Mehmet Yücesoy
olarak Cumhurbaşkanımıza, üç adaydan birinin seçimi için sunulmuştu.
12 Temmuz 1996 günü Cumhurbaşkanlığı seçimini süratle yaparak YÖK'e
atama kararnamelerini ulaştırdı. 16 Temmuz 1996 ve 13029 sayılı yazı
YÖK'ten İnönü Üniversitesi'ne ulaştırıldı.
"2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13. maddesi gereğince Kurulumuzca
seçilen adaylar arasından Cumhurbaşkanımızca üniversiteniz rektörlüğüne
Prof.Dr. Ömer Şarlak'ın atandığına dair karar örneği ilişikte
gönderilmektedir.
***
Prof.Dr. Kemal Gürüz, Başkan"
***
Büyük problemleri olan ve gerici üniversiteler arasında üst sıralarda
yer alan bir üniversiteye rektör olarak atanmıştım. Üniversiteyi bu
sıfatından arındıracak ve Atatürk ilkelerinin, çağdaşlığın,
yurtseverliğin gönderinde bayrak gibi dalgalandığı bir üniversite için
çaba gösterecek, var gücümle çalışacaktım.
* Kışladan Kampüse, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı ve İnönü
Üniversitesi Rektörü'nün Anıları, Prof.Dr. Emekli Tümgeneral Ömer
Şarlak, Alfa Yayınları, İstanbul, 4. baskı, 2004, sh. 380-398.
Küçük bir not: Hikayede adı geçen Doç.Dr. Fatih Hilmioğlu, Şarlak
Paşa'nın rektör olarak atanmasından sonra Malatya İnönü Üniversitesi Tıp
Fakültesi'ne Dekan ve Başhekim, bilahare de onun rektörlük görevinin
bitiminden sonra da aynı üniversiteye arka arkaya iki dönem olmak üzere
YÖK tarafından Rektör olarak atandı.
|