|

Bilderberg
Konferansları
Çev.: Kamil Cengiz
www.ratgeber-lexikon.de, 2001
Aşağıda Bilderberg Konferansları ile ilgili bir tarihçe
aktarılmaktadır. Bilderberg Konferanslarını (BBK) daha iyi anlayabilmek
için önce "Council on Foreign Relations" (CFR) namıyla maruf dış
ilişkiler için oluşturulmuş Amerikan Konseyi'ne bakmakta fayda var, zira
Bilderberg Konferansları'nın bütün Amerikan katılımcıları bu yabancıları
kabul etmeyen kurula üyeler.
"Council on Foreign Relations" hem sağcı hem de solcu tenkitçileri
tarafından kuşku ile karşılanmaktadır. Sağcı tenkitçiler CFRyi
komünizmin aracı olarak görürlerken, sol liberal kanattan onun nüfuzu
aynı derecede değerlendiriliyor, fakat bunlar başka tehlike noktaları
görmektedirler. Onlar "Council on Foreign Relations"ı Amerikan dış
politikası ile toplumsal üst tabaka arasındaki merkezi kesişme noktası
olarak görüyorlar. Amerikan siyaset bilimcisi William Domhoff 1975'de
Alman haber magazini Der Spiegel'e: "Council büyük konsernler ile
hükümet arasındaki asıl bağlantı organıdır." diye ifade ediyor ve "bu
kuruluşun Amerikan dünya politikasının temel motifleri ve temel
çizgilerinin anlaşılması açısından önemini ne kadar çok vurgularsak o
kadar iyi" tespitini yapmaktaydı, her ne kadar "bu ülkenin çoğu
vatandaşı kendilerini bütün zamanların en iyi bilgilendirilmiş topluluğu
olarak görmelerine rağmen, böyle özel bir heyetten hiç haberleri
bulunmasa bile."
Merkezi New York City'de bulunan "Council on Foreign Relations" (dış
ilişkiler konseyi) 1921 yılında kuruldu. Kuruluşundan beri dış
politikayla ilgili tedbirlerin formüle edilme sürecinde kendisine mümtaz
bir fonksiyon atfedilmektedir. Daha çok arka planda ve dışarıdan kontrol
edilmeksizin CFR, aktivitelerinin ayrıntılı bir şekilde yayınlanmasını
reddediyor. New York City'de bakılabilecek kaynak materyali kabaca üç
guruba bölünebilir: "Records of Groups", "Records of Meetings" ve
"Records of Conferences", bunun yanısıra elbette heryerde alınabilen
aylık yayınlanan "Foreign Affairs" dergisi. CFR içindeki daha enteresan
tartışmaların hepsi "off-the record" gerçekleşti, yani ya hiç kayıtlar
alınmadan ya da materyaller bilinçli olarak geri tutuldu.
CFR'nin görevleri tartışma ve araştırma gruplarında çalışmak, ikinci
olarak kamuoyu çalışmalarında ABD için uluslararası bir dış politikayı
teşvik etmek ve nihayet Amerikan dış politikasının formüle edilme
sürecinde çalışmalar yapmak. Özellikle bu üçüncü noktada tarihçi
Laurence H. Shoup ve sosyolog William Minter demokrat olmayan süreci
teşhis ediyorlar ve toplantıların sonucunu, hükümet sorumluları ile
finans devleri arasındaki paslaşma belirlediğinden dolayı, Amerikan dış
politikasının tedbirlerinin "Amerikan halkının çoğunluğunun çıkarlarına
karşı ve dünyadaki halklara karşı eskiden olduğu gibi bugün de halen
olmasından dolayı" bir tehlike olarak görmektedirler.
Bir dizi Alman politikacısı ve yöneticisi de son on yıllarda "Council on
Foreign Relations" önünde konuşmalar yaptılar, örnek olarak Helmut Kohl,
Klaus Kinkel, Willy Brandt, Fritz Erler, Heinrich von Brentano, Hermann
Abs, Fritz Berg, Theodor Heuss, Erich Ollenhauer vd...
CFR üyelerine ve konuşma halkalarına davet edilen misafirlerine
"off-the-record" toplantıları hakkında sır vermeme tembih edilmektedir,
böylece onlar hakkında dışarıya çok az bilgi ulaşmaktadır. Karar alma
süreçleri ve yapıları bundan dolayı büyük çapta arka planda kalmaktadır.
1960 yılında yayınlanmış "Seçmenin Zarureti" isimli kitabına sonraki
Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Dış İlişkiler Konseyi
hakkında, CFRnin kendisine "Dış politikanın problemleri hakkında
sistematik olarak çalışmak" için ilk imkanı bahşettiğini yazmaktaydı.
"Benim bu Kurulla ilgili ilişkilerim hep sıkı kaldı ve ona karşı
hayranlığım sadece büyüdü. Araştırma gruplarındaki pratik tecrübe ile
bilimsel seviye arasındaki kombinasyon benim için eşsizdir." (Kissinger)
20'li yılların başında iş adamları tarafından uluslararası ticari
ilişkileri geliştirmek maksadıyla kurulan bu kulübün terkibi de
eşsizdir. Bu sermaye açısından güçlü kadro kendi toplantılarının
akademisyenler ve yürütme erki ile birlikte yürütülmediği takdirde boşa
çıkacağını çok hızlı bir şekilde farketti. Bu saikle iş dünyası
geleneksel olarak üyelerin çoğunluğunu, yüzde 30 ile teşkil etmektedir,
hemen arkasından hükümete çalışanlar ve elit üniversiteleri ve
kolejlerin akademisyenleri yüzde 20'lik bir pay ile gelmektedirler.
Yüzde 10'u gazeteciler daha doğrusu yayın ve medya sektöründe ağırlıklı
pozisyonları bulunan kişiler teşkil etmektedir. Geri kalan diğer üyeler
kamu yararına çalışan organizasyonlar ve vakıflara başkanlık ediyorlar
ya da büyük sendikalarda yüksek pozisyonları bulunmaktadır.
Halen William Domhoff ve Carrol Quigley'in kitapları "Council on Foreign
Relations" konusuyla ilgili en sağlam bilgileri ihtiva eden kitaplar
olarak kabul edilmektedir. Robert Gaylon Ross yazdığı "Who's who of the
Elite" kitabıyla bu dizi önemli bir kitaba daha kavuşmuş oldu. Şu
kitapları da bu cümleden olarak zikretmekte fayda: Holly Sklar
"Trilaterism", Boston 1980 ve Michael Walla "Winning the peace",
Nürnberg/ Fürth 1991.
"Bilderberg Konferansları"nın oluşumunun arefesindeki önemli tarihi
veriler şunlardır:
23 Temmuz 1944 Uluslararası Para Fonu (IWF) ve Dünya Bankası'nın (IBRD)
kuruluşu
9 Mayıs 1945 II. Dünya Savaşının Avrupada bitişi
24 Ekim 1945 Birleşmiş Milletleri'nin (BM) kuruluşu
5 Haziran 1947 Amerikan Dışişleri Bakanı Marshall Avrupa için yeniden
inşa programını ilan etti
4 Nisan 1949 Waşingtonda Kuzey Atlantik Paktının oluşumu (NATO - North
Atlantic Treaty Organisation)
5 Mayıs 1949 Avrupa Konseyinin kuruluşu
23 Mayıs 1949 Federal Almanyanın Anayasasının İlanı
7 Ekim 1949 Doğu Almanya Cumhuriyeti'nin kuruluşu
25 Haziran 1950 Kore Şavaşının başlangıcı (27. Temmuz 1953'e kadar)
18 Nisan 1951 Avrupa Kömür ve Çelik Birliği
26 Mayıs 1952 Üç Batı gücü (Fransa, İngiltere ve ABD) ile Almanyanın,
bağımsızlığını geri iade eden Almanya Anlaşması
"Bilderberg Konferansları"nın kuruluşu ve organizasyonu ile ilgili
veriler:
- Joseph Hieronim Retinger (1888-1960) - Bilderberg-gurubunun öncülüğünü
yaptı, Avrupanın siyasi çevrelerinin mühim rol oynayan müşaviri
- Hollanda Prensi Bernhard - Bilderberg Konferansları'nın ilk Başkanı
- Paul van Zeeland (Belçika Başbakanı) ve Paul Rijkens (Unilever/
Hollanda Başkanı) ta başından beri işin içindeler
- Max Brauer (Hamburg Büyük Belediye Başkanı), Hugh Gaitskell (İngiltere
Avam Kamarası Üyesi), Alcide de Gasperi (İtalyan Millet Meclisi Üyesi),
Sir Colin Gubbins (Tümgeneral/İngiltere), Ole Bjorn Kraft (Danimarka
Dışişleri Bakanı), Guy Mollet (Fransa Millet Meclisi Üyesi), Rudolf
Mueller (avukat), Antoine Pinay (Fransa Başbakanı), Panayotis Pipinelis
(Yunanistan eski Dışişleri Bakanı) ve Pietro Quaroni (İtalyanın Fransa
Elçisi) ilk büyük Bilderberg-Konferansının hazırlık aşamasındaki
Avrupalı çekirdek grubu oluşturmaktadırlar.
- 25 Eylül 1952'de Avrupalı çekirdek ilk sefer Paris'te toplanıyor.
Amerika'da eşi olan grupla ilgili ilk düşünceler şekilleniyor ve grup
tarafından geliştiriliyor.
- Charles D. Jackson (Amerikan Başkanının danışmanı), John S. Coleman
(Burroughs Corporation Başkanı, Detroit), Joseph E. Johnson (Carnegie
Endowment for International Peace), Dean Rusk (Rockefeller Foundation
direktörü), David Rockefeller (Chase National Bank'ın ikinci başkanı)
und H.J. Heinz II. (H.J. Heinz Corporation Başkanı) Amerikan çekirdek
grubunu oluşturmaktadır.
- İlk büyük toplantı 29-31 Mayıs 1954 tarihlerinde "Otel de
Bilderberg"de Arnheim'daki (Hollanda) Oosterbeek kasabasında
gerçekleşti. Otelin ismi her sene bir iki kere yapılan bu toplantıların
ismi oldu.
- Bilderberg Konferansları'nın katılımcıları politika, sanayi (örnek:
Exxon), Uluslararası Organizasyonlar (İMF, Dünya Bankası), askeriye
(NATO), Sendikalar (Alman Sendika Birliği), Üniversiteler, Medya
(Economist, Burda, Bertelsmann), Gizli servisler (CİA), yüksek finans
(Rockefeller) ve kraliyet aileleri (Biritanya Kraliyet Mensupları)
arasından gelmektedir.
- Katılımcılar konferanslara resmi fonksiyonlarıyla değil, kişisel
olaral katılmaktadırlar (resmi açıklama)
- Konferanslar hakkında katı bir ketum davranış sözkonusu, konferansla
ilgili bütün evraklar özel olarak saklanmakta, medya toplantıların
dışında tutulmaktadır. Medyaya her toplantıdan sonra kısa bir bilgi
verilmekte, fakat bunun içinde içeriklerin detayları ve bütün
katılımcılarla ilgili bilgi bulunmamaktadır.
- Konferansın Başkanı (şu an [2001] eski NATO Genelsekreteri Lord Peter
Carrington) çalışmasında Avrupa/Kanada'nın gönüllü Genel Sekreteri (şu
an Victor Halberstadt, Uni Leiden'de Halk Ekonomisi Profesörü) ve
Amerikanın gönüllü Genel Sekreteri (şu an Casimir A. Yost, Diplomasi
Araştırmaları Enstitüsü direktörü, Washington) tarafından
desteklenmektedir.
- Bilderberg Konferansları'nın katı kuralları yok. Tecrübeye göre kişi
başına en fazla 5 dakika konuşma hakkı tanınmaktadır.
- Bilderberg Konferansları'na 1954 yılından itibaren yaklaşık 28
devletten ve yaklaşık 15 tane uluslararası organizasyondan yaklaşık 2000
kişi katıldı. Sadece nüfuzlu ve genel olarak saygı duyulan kişiler davet
edilmektedir, zira sadece bu insan gurubunun kişisel, ulusal ve
uluslararası ilişkileri, grup tarafından belirlenen hedeflere,
ulaştırabilir. (Resmi açıklama). Mümkün mertebe çok ve önemli alanlardan
kişiler konferanslara davet edilmeye çalışılmaktadır. Şimdiye kadar bir
konferansta 39 ila 120 kişi katıldılar.
- Bilderberg Konferansları siyaset oluşturacak bir organ olmak
istemiyor, fakat sorumlu pozisyonlarda oturan kişilerin konferanslardan
ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda algılarını keskinleştirmeyi gaye
ediniyor, her ne kadar bütün konularla ilgili oylama yapılmaksızın
sonuçlar çıkartılsa da. (Resmi açıklama)
- 1960 yılında "Bilderberg Grubu" ismi "Bilderberg Konferansı" şeklinde
değiştirildi.
- Her dördüncü konferans Amerikalı ve Kanadalı katılımcılara kolaylık
olması için Kuzey Amerika'da yapılmaktadır.
- Bilderberg Buluşmaları hem emniyeti hem de ünsiyeti garantilemek için
sadece tenha otellerde yapılmaktadır.
- Konular siyasi, ekonomik ve askeri sorunlardan oluşmaktadır. Tek tek
konular uzmanlar tarafından önceden hazırlanıyor ve Amsterdam'daki veya
New York'taki büroya çoğaltılması için önceden ulaştırılmaktadır.
- Her konferanstan sonra bütün katılımcılara ve bunlarla birlikte o
zamana kadar herhangi bir Bilderberg Konferansına katılmış bütün
katılımcılara buluşmaların protokolü gönderilmektedir.. Bu tutanaklar
söz tutanakları değil, fakat belli bir katılımcının ismini
zikretmeksizin, sadece geldiği ülkeyle ilgili kısa bir not olan,
konuşmaların özeti mahiyetindedir. Bu konuda farklı görüşler olsa da
tutanaklar bulunmaktadır! 1961 yılından itibaren katılımcılar ek olarak
böyle bir konferansla ilgili tabloyu tamamlamak için açıklayıcı bir yazı
almaktadırlar. Bu dokümanların oldukça özel dairede tutulması gerektiği
belirtilmektedir. (Resmi açıklama)
- 1956 yılında bir "Yönlendirici" Kurul tesis edildi. Şu an Hilmar
Kopper (Deutsche Bank Yönetim Kurulu Başkanı, Frankfurt) ve Mathias
Nass/Christoph Bertram ("DIE ZEIT", Hamburg diplomatik muhabiri) Almanya
için bu dairede görev yapmaktadırlar. Yönlendirici Kurul üyeleri her
konferansa ve diğer bütün buluşmalara katılabilirler.
- 1959 yılında bir "Danışma Kurulu" oluşturuldu. Bu heyet "eğer gerekli
görülürse", çoğu zaman Soestdijk Palace'da, Hollanda Prensi Bernhardın
asıl ikametgahında buluşmaktadırlar. Otto Wolf von Amerongen bu heyette
Almanya'yı temsil etmektedir.
- Sekreterlik bir New York City'de C.W. Müller (Sekr.) ve bir de
Amsterdam'da/Maja Nack-Polderman (Sekr.) bulunmaktadır.
- Her Bilderberg Konferası'nın masraflarını ev sahipliği yapan ülke
karşılamaktadır. Yolculuk ve yiyecek masraflarını katılımcılar kendileri
karşılamaktadırlar. Grubun hizmetine verilen özel vakıflar, senelik
planlamaları oldukça kolaylaştırmaktadırlar (1966 yılında Wiesbaden'deki
3 günlük konferasın sırf otel masrafları 150.000 Alman markı tutmuştu).
Gerçi birçok Alman siyasetçisi kendi masraflarının eyalet ya da federal
meclis tarafından finanse edilmesi hakkını kendilerinde gördüler, bazı
durumlarda bu toplantılara gayri resmi araştırma gezileri de eklediler
ve vergi paralarıyla bunları hesaplattılar).
Soğuk Savaşı sırasında Batı Avrupa, ABD ve Kanada kendilerini şayanı
dikkat bir dayanışma içinde olan bir ittifaka doğru geliştirdiler.
Özellikle dış politikaları komünist devletler, Üçüncü Dünyanın
kolonileri ve neokolonilerine karşın oldukça koordineliydi ve daha önce
barış zamanlarında işbirliği açısından bu dereceye hiçbir zaman
ulaşmamıştı.
Amerika'nın liderliğinde bir dizi uluslararası ekonomik, politik ve
stratejik kurumlar inşa edildi, onlardan bazıları evrensel karektere
sahip: BM, IMF, Dünya Bankası, OECD ve tabi NATO.
Fakat başlangıçta güçlü Batı Avrupalı ve Kuzey Amerikalı insanların
gizli müzakereleri belli bir ölçüde Batının transnasyonal sistemini
koordine etme ihtiyacını tatmin edebildi, bunun için çerçeveyi
Bilderberg Konferansları oluşturmuştu.
Son 47 senenin katılımcıları Batı Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın savaş
sonrası döneminin mümtaz şahsiyetlerinden oluşmaktaydı, "en yüksek
düzeyde müzakerede bulunan bir konferanstı".
Hollanda Prensi Bernhard, Lockheed rüşvet skandalına karışana kadar
başkanlığını sürdürdü. Bütün Bilderberg aktiviteleri gibi Bernhard'ın
yüz kızartıcı eylemi oldukça mahrem tutuldu. Böylece 22 ila 25 Nisan
1976 yılında kararlaştırılan Hot Springs, Virginia (ABD)deki buluşma
iptal edildi, onun başkanlığındaki toplantıya kamuoyunun dikkatini
celbetmemek için. Bernhard aynı yılın Ağustos ayında görevinden istifa
etti. Nisan 1977'de buluşmalar, bu sefer Lord Home of the Hirsel'in
başkanlığında yeniden başlatıldı ve bugüne kadar devam ettirildi.
Bu Bilderberg Konferansları'nın rolleri hakkında elbette tartışmak
mümkün. Bunlar kesinlikle bazı komplo teorisyenlerinin iddia ettiği gibi
bir "dünya hükümeti" değildir, fakat yine kesinlikle senelik kendi
meslekleri üzerinde mütemadiyen konuşanların tartışma zemini de
değildir. Çünkü en büyük çokuluslu konsernlerin ve bankaların
temsilcileri devletlerin en önemli ulusal temsilcileriyle birlikte Batı
dünyasının karşı karşıya olduğu kısa ve uzun vadeli sorunları tahkik
etmek için buluşuyorlar. Bilderberg'in kendisi icra ve yürütme organı
değildir. Gerçi eğer katılımcılar arasında uzlaşma sağlanırsa
çıkarlarını uygun bir formda gerçekleştirmek için güçlü ulusları aşan ve
ulusal araçlara sahipler. Her zaman görüş birliğinin sağlanamamasının
çeşitli sebepleri bulunmaktadır, bunlar hem hakim kapitalist sınıfın
ötesinde aranması gerektiği gibi, kendisinde de içkindir.
Bilderberg katiyen Batı sistemi içerisinde dünya düzenini birlikte
yönetmek için var olan tek organizasyon değildir. O su geçmez sıkı bir
sistemin ulusları aşan koordinasyonunun bir parçasıdır. Ulusal
devletlerin dış politikaları, özellikle ekonomik ve para politikaları
oldum olası hep yüksek elit meseleleriydi. Batılı demokrasilerin içinde
dış politikaya demokratik müdaheleler mümkün mertebe engellenmektedir.
Amerikan "Council on Foreign Relations", Alman Dış Politika Topluluğu,
British Royal Institute on International Affairs ve onların Bilderberg
ya da Trilateral Komisyon gibi transnasyonal karşılıkları Establishment
(elitlerin) Uzlaşmasını şekillendiriyorlar ve hatta muhtemel muhalefet
tutumlarını test ediyorlar. Bu kurumlar siyasi sonuçlarının
propagandasını otorize edilmiş kanallardan oluşan ağlarıyla
gerçekleştirmekte ve dış politika tartışmalarının müsade edilen
sınırlarını çizmektedirler. Elitlerin bu aygıtlarının ne kadar iyi
çalıştığını ABD'nin Avrupa'ya karşı uyguladığı savaş sonrası politikadan
okumak mümkün ve Bilderberg'in birbirine daha fazla kenetlenmiş Avrupa
ile ABD ve Kanada arasındaki derinleştirilen ittifakta oynadığı rolü
değerlendirmekle tespit etmek mümkündür.
"Bilderberg'in kuruluşu Dr. Joseph Hieronim Retinger'in parlak beyninden
neşet etti… Avrupa'yı oradan oraya süratle dolaşan ve bütün komünist
olmayan Avrupa'nın hür uluslarının lider ve kendini lider sanan
kişilikleriyle başbakanlarından, sendika liderlerine, sanayi
babalarından, devrimci ve entellektüellerine kadar güvene dayalı
ilişkiler kuran sıra dışı bir şahsiyetti."
İkinci Dünya Savaşı sırasında Retinger Londrada yerleşik olan
Polonya'nın sürgündeki hükümetin Başkanı ve Polonya ordusunun
Başkomutanı olan General Sikorski ile sıkı bir siyasi ilişki
içerisindeydi. O burada diğer sürgün hükümetlerle aracılık yapıyor ve
kıta Avrupası'nın devletlerinin Dışişleri Bakanları arasında düzenli
buluşmalar organize etmekteydi. Ekim 1942 ile Ağustos 1944 arasında
gerçekleşen bu konferanslarda Benelux Devletleri (Hollanda, Belçika,
Lüksemburg) arasındaki savaş sonrası Gümrük Anlaşması doğdu, Avrupai
birlik için ilk adım. En heyecan verici eylemini S.O.E. (çok gizli
Special Operations Executive) için Ağustos 1944'de 56 yaşında paraşütle
Varşova'nın batısında Nazilerin işgalinde bulunan bölgeye atlayıp
Polonyalı partizanlara birkaç milyon Amerikan doları ulaştırdığı gizli
bir misyon ile gerçekleştirdi. Böylece Polonyalı sürgün hükümet için
hükümete sadakat içinde olan askeri birlikleri garanti altına almak ve
onların Almanya'nın geri çekilmesinden Sovyetlerin komünist bir rejim
yerleştirmelerini engellemelerini sağlamak istemişti.
Savaştan sonra Retinger Chatham House'daki bir toplantıda Avrupai bir
birleşme ile ilgili kendi pozisyonunu ortaya koymuştu: "Aktiviteleri
dünyanın her yerine yayılan batılı insan bu dönemin sonunda Kıta’nın
içsel bir karışıklığa doğru gittiğini gördü."
İki Dünya Savaşı'nın sonunda Kıta Avrupası'nda halklarının herşeye
rağmen bu dünyanın en değerli insani unsurunu temsil ettikleri büyük
güçler kalmadı. Retinger'e gore Avrupalılar, Hitlerin Yeni Düzeni'ni de
Komünizmi de reddettiler; fakat Avrupai zaafın uzun vadeli çözümü ise
komşuluk ilişkileri içinde yaşayan Avrupalı devletlerin federal bir
birliğine doğru yol almaları ve bunun içinde kendi egemenliklerinin bir
kısmından vazgeçmeleriyle mümkündü.
Bu sıralarda Retinger, Belçika'nın Başbakanı Paul van Zeelandın
yönetiminde bulunan Economic League for European Cooperation (ELEC)'in
Genel Sekreteriydi. Bu kuruluştan daha sonraları Avrupai Hareket neşet
etti. Londradaki konuşmasından hemen sonra ABD'nin İngiltere elçisi W.
Averell Harriman ile tanıştı. Harriman Retinger için bir Amerikan gezisi
ayarladı, Retinger böylece Yeni Dünya'nın ELEC için desteğini garanti
altına almak istiyordu. Burada da Adolf Berle Jr. ve daha sonra Avrupai
Hareketi büyük çapta destekleyecek olan John Foster Dulles ile tanıştı.
Avrupai birleşme çabalarının Amerikan politikası için öneminden dolayı
hem Amerikan hükümeti hem de özel kaynaklar tarafından American
Committee for a United Europe (ACUE) ve diğer kurumlar kanalıyla Avrupai
Hareket için dev finansal yardımlar akıtıldı.
Soğuk Savaş, Batı dünyasında "ahlaki ve etik değerlerini, demokratik
kurumlarını ve hatta büyüyen komünist tehdide karşı bağımsızlıklarını
korumak için daha sıkı bir işbirliği" duygusunu oluşturdu. Marshall
planı ve NATO'nun kuruluşuyla ABD, sağlamlaşan bu sistem tezadında
liderliği üstlendi. Kore Krizi Haziran 1950'de başladı ve Almanya'nın da
silahlanmasını içine alan bir yeniden silahlanma programını
gerçekleştirebilmek için Avrupalıları korkutmak için kullanıldı. Bu kriz
daha sıkı bir işbirliği kararını veren ABD ve Avrupadaki devlet
adamlarının ne kadar basiretli olduğunu göstermektedir. Retinger
Asyadaki hadiseleri şöyle yorumluyordu: "Bu çaptaki siyasi kararlar
kamuoyu tarafından çok nadir anlaşılmaktadır."
Fakat Avrupanın birleşmesine giden yol taşlıydı. 1952 yılında Avrupa ve
ABD arasındaki gerilimler büyüyordu. ABD'ye karşı şüpheler yayılmaktaydı
ve ulusal ya da izolasyonist görüşler daha sesli ifade edilmeye
başlanıyordu, benzeri şeyler ABD tarafında da dile getirilmekteydi.
Retinger bu tandansların ta baştan giderilmemesi durumunda Batının
felaketvari bir zayıflamasıyla sonuçlanacağını gören nadir adamlardan
birisiydi. Retinger harekete geçme kararı aldı ve Avrupai Hareketin
Genel Sekreterliği'nden istifa etti. "Retinger hep kamuoyunun, nüfuzlu
kişiliklerin öncülüğüne tabi olduğu görüşündeydi. O, özenle seçilmiş
kişiler üzerinden kamuoyunu etkileyecek şekilde çalışmayı tercih
ediyordu." Ve Retinger birçok nüfuz sahibi insanı dostları arasında
sayıyordu.
O, dönemin OEEC'nin başkanı olan eski Belçikalı Başbakanı Paul van
Zeeland'a ve o dönemde Unilever'in Başkanı ve Londra'daki Hollanda'nın
sürgün hükümetinin danışmanlığını da yapmış olan Paul Rykens'e danıştı.
Her ikisi de Retinger'in mülahazalarına katıldılar, fakat her ülke ve
parti bir taraf durumunda oldukları için, herhangi bir tarafın hareketi
önemli bir ülkenin ya da siyasi partinin inisiyatifi olarak
gözükeceğinden şüpheyle karşılanma problemi mevzubahisti. İşin zorluğu
herhangi bir kuşkuya mahal bırakmadan kimin liderlik rolünü
üstleneceğinin tespit edilmesinde yatıyordu. Retinger Hollanda Prensi
Bernhard'ı istiyordu; o siyasete ilgi duyuyor, Avrupanın birleşme
sürecini destekliyor, her tarafta değerli görülüyordu ve ABD'de çok
popülerdi.
Her ne kadar prens olarak resmi statüsü eylem hürriyetini kısıtlamış
olsa bile, önemli gördüğü her işte destek vermeye hazırdı. Prense çok
yakın olan Rykens ilk buluşmayı ayarlamıştı. Retingerin planı Amerika ve
Avrupa'nın barışması için, en önemli Avrupalı devletlerinin görüş
liderlerini Amerikalılarla ilgili hangi noktalarda yanlış bir
değerlendirme yapmış olabilecekleriyle ilgili bir istişarede
bulunmalarını sağlamak ve akabinde iki kıtanın zirve insanlarıyla
tamamen özel bir buluşmada serbest bir konuşma atmosferinde bu eleştiri
noktalarını aktarmak ve Amerikalılara bu konularla ilgili kendilerini
savunma imkanı tanımaktı.
En önemli Avrupalı devletlerden hem muhafazakar hem de liberal açıyı
ortaya koymak için iki kişi bulma düşüncesi vardı. Bernhard'ın konumu ve
Retinger'in bağlantılarıyla kısa zamanda on kişi bulundu.
Antoine Pinay (Başbakan/Fransa), Panayotis Pipinelis (eski Dışişleri
Bakanı/Yunanistan), Alcide de Gasperi (Başbakan/İtalya), Sir Colin
Gubbins (Tümgeneral/Britanya), Hugh Gaitskell (Meclis Üyesi/Britanya),
Pietro Quaroni (Fransa'da İtalya'nın Elçisi), Ole Bjorn Kraft (Dışişleri
Bakanı/Danimarka), Guy Mollet (Meclis Üyesi/Fransa), Max Brauer
(Belediye Başkanı, Hamburg), Rudolf Mueller (Avukat/Almanya).
Avrupalı devletlerin ABD'ye karşı itirazları ve çekincelerinin hangi
konularda olduğu Avrupai çekirdeğin 25 Eylül 1952 yılındaki ilk
konferansında tartışılıp tespit edildi. Bunun bir özeti Amerikalılara
iletilecekti. Bu görevi Prens Bernhard üstlendi.
Güvenilir yoldan bu doküman ABD'ye götürüldü, fakat 1952 yılındaki
Başkanlık seçimlerinin kargaşası içinde Prens Bernhard'ın teşebbüsü için
bir boş alan yoktu, böylece seçimler sonrası bir yeniden teşebbüs
anlamlı olarak görüldü. Fakat yine Bernhard, Bedell Smith'e başvuramadan
bu fikir geri çevrildi. Smith o dönemde CIA direktörüydü. O kendi
tarafından konuyla ilgili C.D. Jackson'u (Başkanın Özel Asistanı)
bilgilendirdi ve ancak şimdi "Bilderberg" girişimi hareketlilik kazandı.
John S. Coleman ve "Commitee for a National Trade Policy" ile işbirliği
yapılarak bir cevabi yazı formüle edildi. Başka kişiler de işin içine
çekildi, örnek olarak Joseph E. Johnson (Carnegie Endowment for
International Peace), Dean Rusk (Rockefeller Vakfının direktörü) David
Rockefeller ve H.J. Heinz II.. Yine de organizeyle ilgili bütün
sorunların halledilmesi 1954 yılına kadar sürdü.
Max Brauer ve Rudolf Müller "herhangi bir organizasyon olmayacak ya da
Avrupai Hareket ya da devletler üstü bir organizasyonla muhalif
bulunmayacak" bu "özel oturum" için Almanya'dan yedi katılımcı belirleme
görevini üstlendiler. 1954 yılının Mayıs ayının başında kişilerin
belirlenmesiyle ilgili sorunlar çözülebildiğinden, buluşmadan önceki son
haftalar içerik olarak daha yoğun hazırlanma işi için kullanıldı. 28
Mayıs ikindi vakti grupun mensupları Soestdyke Palace'da son
toplantıları için biraraya geldiler.
Konferans ertesi sabah saat 10.00'da başkanlığı yürüten Prens Bernhard
tarafından açıldığında ABD'nin Avrupa'daki popülaritesi en düşük noktada
bulunuyordu. Kişisel olarak büyük itibar gören Amerikan Başkanı
Eisenhower bile bu tablonun gözükmesine engel olamıyordu. Batı Avrupa
açısından Beyaz Saray'da onunla birlikte en militanı olmasa bile, bir
asker oturuyordu. Sonra ABD hükümeti 20 yıldan sonra ilk sefer
muhafazakar Cumhuriyetçilerin eline geçmişti ve en kötüsü, senatör
Joseph McCarthy bütün ABD'de komünist avına düşmüştü. Bu şartlar altında
Otel de Bilderberg'de ateşli oturumlar beklenmekteydi. Toplantıda
"Komünizm ve Sovyetler Birliği", "Koloniler ve onların halkları",
"Ekonomik politikalar ve bunlarla ilgili sorunlar", artı "Avrupai
entegrasyon ve Avrupai Savunma topluluğu" konularıyla ilgili görüşler
tartışıldı. Bunlar sonraki yılların toplantılarında da ağırlığı
oluşturan siyasi alanlardı.
Bu konular için "çözümler bulunmayacaktı", fakat "study the effect which
these problems have on public opinion, and the ways in which it can be
favourably influenced". Kamu düşencesi üzerinde bu problemlerin etkisi
ve bu etkinin uygun yolla yapılması üzerine çalışılacaktı.
Zira "demokratik devletler ülkelerinin düşüncelerine önderlik
yapabilirler fakat aynı trendleri takip etmeleri gerekir, ve bu yüzden
bugün inanıyoruz ki batı devletleri tarafından birliğin korunması
gerektiğinde, bireyler açısından uygulanacak en makul yöntem kendi
ülkelerindeki kamu düşüncesini batılı ortakların halklarının sahip
olduğu düşüncelere olabildiğince yakınlaştırmaya çalışmaktır. "
Oturumların konuları önceden belirlendiği halde, Avrupalılar konferans
esnasında sürekli senatör Joseph McCarthy konusunu açtılar. Bazıları
onun eylemlerinde ABD'nin "Faşist bir diktatörlük yönünde ilerleme"
tehlikesini görüyorlardı. Böylece Prens Bernhard üçüncü oturum gününde
C.D. Jackson'a Amerika'nın bu noktaya nasıl baktığını ondan dinlemek
için başvurdu. Jackson Avrupa tarafını rahatlattı, Amerikan hükümet
sisteminin kısa bir açıklamasını yaptı ve "biz bu aşırı durumlar ve
zaman zaman oluşan garip heyecanlar konusunda çok eminiz" diyerek
dikkatleri çekti.
"Eğer bir Amerikan senatörü kudurma nöbeti geçirirse parti disiplini
artık yoktur ve onu frenlemek için de imkan bulunmamaktadır." Gerçi
Avrupalılara bu konuyla ilgilenmelerine hak vermişti, fakat McCarthy'nin
kesinlikle faşist bir devlet için ilk adım olmadığını vurgulamaktaydı.
Sonuç olarak Jackson şunları ifade ediyordu: "Ya McCarthy bir
suikastçının kurşunuyla ölür ya da o alışık Amerikan yoluyla, kamburları
siyasetin vücudundan uzaklaştırma ile ölecek. Ben gelecek toplantımıza
kadar Amerikan sahnesini terkedeceği kehanetinde bulunuyorum." McCarthy
kısa bir zaman sonra Senato tarafından büyük bir çoğunlukla meslek
tekdiri -çok nadir bir tedbir- aldığında Avrupalılar ABD hakkında
duyduklarının hakikat olduğunu hissettiler.
Ve Amerikan Dışişleri Bakanlığından McGhee bu durumu şöyle yorumluyor:
"Avrupalılar ve Amerikalılar arasındaki gerçekten problemli olan yanlış
anlamalar ilk Bilderberg toplantısında giderilmişti. O gün bugündür
bizimle Avrupalılar arasında bir açık bölünme olmadı."
Ta başından beri Bilderberg küçük bir çekirdek grup tarafından organize
edildi. 1956 yılında Prens Bernhard'a gelecekteki Bilderberg
Konferanslarını hazırlamada destekçi olması amacıyla "Yönlendirici
Kurul" -'Inner Circle' adıyla meşhur- oluşturuldu. Gerçi bu komisyon
seçilmiş bir kurul değil, üyeleri Konferansın başkanı tarafından
belirleniyor. Bu üyelerle görüştükten sonra yapılacak olan Konferansın
katılımcıları tespit edilmektedir. Yönlendirici Kurulun üyeleri
Bilderberg gurubu haricinde mesleklerini de icra ettiklerinden dolayı
senelik büyük Bilderberg Konferansları arasında sadece önemli durumlarda
Inner Circle buluşmasını tertip etmektedirler. Daimi çekirdek grup
Konferans'ın Başkanı, gönüllü Amerikan Genel Sekreteri, gönüllü Avrupa
Genel Sekreteri ve Kanada Genel Sekreteri, Avrupa ve Amerikan
Sekreterliği ve finansların gönüllü yöneticisinden oluşmaktadır.
Retinger'e gore "Apaçık ki, senelik yapılacak Bilderberg
Konferansları'na katılacak olanlar nüfuz sahibi ve genel olarak saygın
kişilikler olmalı ve özel bilgi ya da zengin tecrübe sahibi olmalılar
ki, kişisel ilişkileriyle ve ulusal ya da uluslararası çevrelerde
nüfuzlarını kullanarak Bilderberg tarafından konulan hedeflere
ulaşabilsinler" Katılımcılar büyük bir açıklık içinde olmalı, ulusal
kanaatleri temsil etmemeli, önyargı içinde olmamalı ve Batılı kültürel
ve etik değerleri paylaşmalılar. Bu şekilde çok çeşitli çevrelerden
mümkün mertebe çok insana ulaşabilmek hedefine uygun davranılmış mümkün.
Organizatörler parti politikası açısından da bir denge kurmaya
çalışıyorlar, zira "Bu Konferans çerçevesinde bile tartışmaların
'kutupsal' olarak sürdürülmesi zarar vermez." Her buluşmanın terkibi
için Retinger'e göre mümkün mertebe ilgili ülkenin belirlenmiş konularla
ilgili hakim görüşünü yansıtacak bir denge hedefleniyor.
Katılımcıların üçte biri siyasetçi ve devlet adamlarıdır, "dörtte biri
ila beşte biri iş adamları, geri kalanları uzmanlar, entellektüeller,
sendikacılar, diplomatlar ve kanaat liderlerinden -mesela medya
temsilcileri- oluşmaktadır. "
Egon Bahr (Almanya eski Başbakanı Willy Brandt'ın danışmanı) "Zu meiner
Zeit/Benim Zamanımda" isimli otobiyografisinde terkibi daha realist bir
şekilde tasvir ediyor: "Eğer binlerce milyar dolar kantarlarla
hesaplanmış olsaydı, kendi konumları ya da beyinleri sayesinde
Rockefeller, Giovanni Agnelli, Ford, Rothschild, Heinz, Wolff von
Amerongen gibi daha küçük milyonerler, bankaların efendileri, bakanlar,
başbakanlar ve cumhurbaşkanları ve diğer otorite sahiplerinin yürüdüğü
zemin çökme tehlikesi ile karşı karşıya kalırdı."
Ve uzun yıllar Retinger'in sekreterliğini yapmış olan John Pomian
şunları tespit etmektedir: "İlk üç, dört senedeki katılımcıların herşeyi
belirleyen seçimi en hassas ve zor bir görevdi. Bu özellikle
siyasetçiler için geçerliydi. Yüksek pozisyondaki insanları katılıma
ikna etmek kolay değildi… Fakat Retinger büyük bir maharet sergiledi ve
birkaç yıl sonra ülkelerinde zirve pozisyonlara gelecek olan kişileri
seçmede ürkütücü bir kabiliyet ortaya koydu.. Bugün Atlantik'in her iki
tarafında hükümetlerin içinde toplantılara en azından bir kere
katılmamış olan çok az kişi bulunmaktadır.. Her katılımcı bir davetiye
almakla hoşnut olmaktadır."
Fritz Erler dönemin Avusturya Başbakan Yardımcısı olan Bruno Pitterman'a
gönderdiği davetiyede bir Bilderberg Konferansı'nın nasıl organize
edildiği ve kullanıldığını şöyle formüle ediyordu: "Steering Committee
(Yönlendirici Kurul) Roma'daki son toplantısında, oraya ben de
katılmıştım, Avusturya'nın sadece teklif edilen muhabiri Portitsch ile
temsil edilmesinin doğru olmadığı görüşüne vardı. Bu nedenle bana seni
aleni olmayan ve tamamen kişisel bir karekteri bulunan ve böylece
tamamen baskısız ve bundan dolayı da değerli ifadeleri garanti altına
alan bu toplantıya davet etmem istendi. Senin katılımının devletsel ve
siyasi fonksiyonundan dolayı Konferans için oldukça önemli olduğu
konusunda oybirliğine varılmıştı. Yine de bu toplantıya katılmakla ne
kendi Sosyal Demokrat Parti'ni ne de Avusturya Cumhuriyeti'ni temsil
edersin, fakat sadece kendi kişisel görüşünü söylersin. Hiç kimsenin
orada söyledikleri dışarıda iktibas edilmiyor. Bu gelenek faydasından
dolayı oldukça yerleşti. Sınırlı katılımcı sayısında Avusturya'nın bir
tane temsilci göndereceğinden yola çıkılmıştı (Federal Almanya beş
tane). Şimdi ikinci bir Avusturyalı katılımcıyı senin şahsında diğer
ülkelere tanınan kontenjanı yükseltmeksizin davet edebilmek için, seni
Sosyalist Enternasyonal'in Başkanı sıfatıyla davet etmem isteniliyor.
Bilderberg Konferansları'nın, uluslararası alandan özel tecrübelerinden
dolayı, belli bir ülkenin temsilcisi olarak sayılmayan kişilikleri davet
etmek daimi bir pratiğidir.
Avrupa Topluluğu/AB içinde Bilderbergliler anahtar roller oynadılar.
Örnek olarak, bugün 1959'da kurulmuş olan Bilderberg Grubu'nun Danışma
Kurulu üyesi "uluslararası" olarak tasnif edilerek asıl söz sahipleri
arasında yerini alan Max Kohnstamm. Danışma Kurulu "zorunlu görülürse"
biraraya geliyor ve bugün sekiz üyeden oluşmaktadır. AET (Avrupa
Ekonomik Topluluğu)nin ilk Başkanı Walter Hallstein da Bilderberg
içindeydi. Ve Prens Bernhardın biyografı eski Steering Committee
(Yönlendirici Kurul) üyesi George McGhee'ye Bilderberg Konferanları'nın
gücü hakkında sorduğunda aldığı şu cevap şaşırtıcı değildir: "Ben
inanıyorum ki, siz, 1957 yılındaki Ortak Pazarı başlatan Roma
Anlaşmaları'nın bu toplantılarda doğduğunu söyleyebilirsiniz. "
"Elit"lerin Trilateral Komisyonu, "Council on Foreign Relations" ve
diğer kurumları gibi Bilderberg de Kapitalist Dünyanın kendisini karşı
karşıya gördüğü sorunları araştırıp çözmeye çalışıyor, hangi tarzda
yapıyor olursa olsun.
Retinger bunu şöyle formüle etmişti: "Sevkedici aktivitelerde bulunmak
hiçbir zaman hedeflenmemişti, fakat Bilderberg'de geliştirilen bazı
fikirler somut aksiyonlara götürdü, bunlardan hiçbiri Bilderberg'le
direk bağlı değillerdir. ABD'nin, Kanada ve Batı Avrupa'nın sorunları
hakkında karar veren kişilerin, bu sorumlu kişilerin kesinkes
Bilderberg'in güvenilir ve dostça atmosferini anımsadıklarını ve
katıldıkları tartışmaların tesirinde kaldıkları tahmin edilebilir." |