|

Makyavelist Maceralar
Atasoy Müftüoğlu
Günümüz
dünyasında emperyalist gündem,"demokrasi" maskesi altında uygulamaya
konuluyor. "Demokrasiyi yayma" retoriği, yeni sömürgeciliğin en
kullanışlı maskesidir. Bugünün dünyasında gerçek olan, askeri ve
endüstriyel bir düzenin egemenliğidir, her ülkede güvenlik politikaları
adına, insan hakları gözden çıkarılmaktadır. Yine her ülkede ahlaktan,
merhametten, bilgelikten, kültür ve uygarlıktan nasibi olmayan,
rasyonalist ve ekonomist düşünceler gündemi belirlemektedir. Rasyonalist
ve ekonomist düşünceler, ahlaki ilişkilerin değil, ekonomik ilişkilerin
üstünlüğünü temsil ediyor. Rasyonalist ve ekonomist düşünce, insanı,
insan olmaktan çıkarıyor, her yerde insan'a, "müşteri" muamelesi yapılan
bir ortam oluşturuyor. Piyasa kapitalizmi militarist yöntemlerle
destekleniyor. Haçlı ideolojisi militarist çerçevelerle yayılıyor,
küresel ilişkiler ve küresel gündem askeri yöntemlerle düzenleniyor.
İdeolojik ve ırkçı fırtınalar bütün toplumları bir belirsizliğe
sürüklüyor. İnsanlığın birliğine ve insan hayatına saygısı bulunmayan
ırkçı düşünceler ayrımcılıkları derinleştiriyor. Her ırkçılık ve her
ideolojik çerçeve Öteki üretiyor. Irkçılıkları hayatın ruhunu kalbini
teşkil eden, karşılıklı anlayışı, inceliği, nezaketi, saygı ve sevgiyi,
yardımlaşma, feragat ve fedakarlık duygularını yok ediyor. Irkçılıklar,
başkalarını anlayabilme yeteneğine ve ahlakına sahip olma erdemini
tanımıyor.
Bugün, uluslararası hukuk işlevsiz hale gelmiştir, çökmüştür. Türkiye'de
yaşandığı üzere, ufuksuz, yerel, bağnaz otoriter siyaset geleneği
yeniden sahneye konulmaktadır. Dokunulmazlık kazandırılmış, kutsanmış,
sorgulanamayan devletlerin yaptıkları her şey, her akılsızlık, her
kirlilik meşru sayılabiliyor. Akıldışı uluslararası siyaset bir
bataklığa dönüşüyor. Avrupa, milliyetçi/ırkçı içgüdülerinden bir türlü
kurtulamıyor. Batı'nın ekonomi ve tüketim modelinin küreselleştirilmesi,
küresel eşitsizliklere ve istikrarsızlıklara neden oluyor. Batı tüketim
modelinin akıldışı ve ahlakdışı bir model olduğunu belirtmek gerekiyor.
Yeni uluslararası sistem, İslami hareketleri, mücadeleleri, siyaseti,
direnişi birinci sorun olarak görüyor. Bu nedenle özellikle İslami
siyasal mücadeleler etkisiz/başarısız kılınmaya çalışılıyor.
Bugünün dünyasını, barbarlığın ihtirasları, barbarlığın egemenliği
belirliyor. Bu barbarlık modernlikler adına sürdürülmekte olan bir
barbarlıktır. Barbarlık, vahşet, işkence, soykırım süreklilik arz eden
bir gerçekliğe dönüştürülmektedir. Filistin yüz yıllık bir trajedi ve
yüz yıllık bir yalnızlık içerisindedir. İdeolojik akıl, ırkçı akıl,
pragmatik ve ekonomik akıl, şiddetin mantığına teslim olmuş durumdadır.
Filistin bütünüyle bir harabeye dönüştürülmüştür, bütün Filistin halkı
Siyonist cinnet tarafından rehin alınmıştır, İsrail, Soğuk Savaş sonrası
dönemde güçlü bir stratejik konum kazanmış, aynı dönemde maalesef
Filistin büyük bir yalnızlığa itilmiştir. İsrailli bir askerin esir
edilmesi üzerine, Amerika ve İsrail'in talimatıyla diplomatik bir
seferberlik başlatan ülkeler, İsrail hapishanelerini dolduran binlerce
masum Filistinli ile ilgili hiç bir kaygı ve hiç bir sorumluluk
taşımıyor. Rehin alınan Filistinli milletvekilleri/bakanlarla ilgili
olarak hiç bir diplomatik girişimde bulunulmuyor. İsrail, Filistin'de
eksiksiz bir Hitler rejimi uyguluyor, ırkçı bir soykırım uyguluyor.
Bugünün dünyası insani kaygıları bulunmayan bir dünyadır.
Makyavelist maceralar, kapitalist ve Siyonist faşizm küresel kamuoyuna
meydan okumaktadır.
Uluslararası siyasetin ahlakileştirilmesi bugünün en önemli konuları
arasında değerlendirilmelidir. Adaletsizliklerle mücadele temelinde
geliştirilecek politik uygulamalarla, her türlü şiddetin önüne
geçilebileceğini unutmamak gerekir.
Müslüman halkların maruz bırakıldıkları inanılmaz vahşet eylemleri
karşısında, iliştirilmiş Hocaefendiler, şeyh Efendiler, akademisyenler,
gazeteciler, onurlarını ve karakterlerini yitirme pahasına emperyalist
mantığa hizmet etmeye devam edebiliyor. Evrensel insanlık vicdanına
karşı pervasızca islenen suçlar ve ağır insanlık felaketleri karşısında
bu iliştirilmiş çevreler derin bir biçimde susuyor. Haçlı mantığı,
Siyonist mantık, doğal olarak cihad/mücahid, direniş/direnişçi/eylemci
gibi kavramlardan nefret ediyor. Bu durum anlaşılabilir bir durumdur.
Ancak Neonurculuk gibi iliştirilmiş akımların bu kavramlardan bu ölçüde
rahatsız olması anlaşılabilir bir durum değildir. Aziz İslam Ümmeti'nin
ırz ve namusu açıkça payımal edilirken; Irak'ta, Afganistan'da,
Filistin'de hayat Müslümanlar için korkunç bir cehenneme çevrilmişken',
güllük gülistanlık bir dünyada yaşıyormuşcasına sürdürülen "hoşgörü",
"diyalog" söylemi asla kabul edilemez.
Neonurculuk ve benzeri akımlar içerisinde bulunduğumuz mevcut tarihsel
durumla hiç ilgilenmiyor, yalnızca kendi hizip çıkarlarını ve hizip
söylemlerini mutlaklaştırmak üzere her yolu mubah sayarak sadece
propaganda yapıyor.
Küreselleşmenin dayattığı sorunlar, algılar, çerçeveler karşısında,
Müslümanlar olarak yeni bir yol ayrımındayız. Bu durumda toplumlarımızın
bilincini ve vicdanını harekete geçirebilecek etkinlikleri
yoğunlaştırmamız gerekir. Konjonktürel dalgalanmalar karşısında ütopik
içeriklere ve duygusal yoğunluklara sığınamayız. Küresel gelişmeler
karşısında İslam dünyası politik bir iradeye sahip değildir. Yalnızca
İran politik bir direnişi sürdürmekte ve bölgesel bir projeksiyon ortaya
koymaktadır. Küresel gelişmeler karşısında paniğe kapılmamalı,
gelişmelere yeni bir gözle bakmalı ve bu yönde bir karar oluşturma
iradesi göstermeliyiz.
Bilincimizi, algılarımızı ve ruhumuzu özgürleştirmeliyiz.
Bir iradeyi yansıtmayan soyut bir kamuoyu, soyut bir muhalefet,
görüleceği üzere hiç bir şey ifade etmiyor.
Savrulmaları, kırılmaları, çürüme ve yozlaşmayı, dejenerasyonu yansıtan,
teslimiyetçi/köleleştirici yaklaşımlar karşısında dikkatli olmalıyız.
Aklımızın ve duygularımızın dilini bütünleştirmeliyiz.
Yüreğimizle inanmadığımız bir şeye, inanıyormuş gibi davranmamalıyız.
Hepimiz her yerde, her şartta ahlaki güveni hak etmeliyiz.
Kendimizi her durumda haklı çıkarmaya çalışmamalıyız, kendi
gerçekliğimizi abartmamalıyız.
Ahlaki yoğunlukları, ahlaki nitelikleri, yalnızlaşmayı göze alarak
sürdürmeliyiz. |