Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 332 | Ağustos  2006

                   

 

 


                                                                          Makyavelist Maceralar

                                                                                                              Atasoy Müftüoğlu

Günümüz dünyasında emperyalist gündem,"demokrasi" maskesi altında uygulamaya konuluyor. "Demokrasiyi yayma" retoriği, yeni sömürgeciliğin en kullanışlı maskesidir. Bugünün dünyasında gerçek olan, askeri ve endüstriyel bir düzenin egemenliğidir, her ülkede güvenlik politikaları adına, insan hakları gözden çıkarılmaktadır. Yine her ülkede ahlaktan, merhametten, bilgelikten, kültür ve uygarlıktan nasibi olmayan, rasyonalist ve ekonomist düşünceler gündemi belirlemektedir. Rasyonalist ve ekonomist düşünceler, ahlaki ilişkilerin değil, ekonomik ilişkilerin üstünlüğünü temsil ediyor. Rasyonalist ve ekonomist düşünce, insanı, insan olmaktan çıkarıyor, her yerde insan'a, "müşteri" muamelesi yapılan bir ortam oluşturuyor. Piyasa kapitalizmi militarist yöntemlerle destekleniyor. Haçlı ideolojisi militarist çerçevelerle yayılıyor, küresel ilişkiler ve küresel gündem askeri yöntemlerle düzenleniyor.
İdeolojik ve ırkçı fırtınalar bütün toplumları bir belirsizliğe sürüklüyor. İnsanlığın birliğine ve insan hayatına saygısı bulunmayan ırkçı düşünceler ayrımcılıkları derinleştiriyor. Her ırkçılık ve her ideolojik çerçeve Öteki üretiyor. Irkçılıkları hayatın ruhunu kalbini teşkil eden, karşılıklı anlayışı, inceliği, nezaketi, saygı ve sevgiyi, yardımlaşma, feragat ve fedakarlık duygularını yok ediyor. Irkçılıklar, başkalarını anlayabilme yeteneğine ve ahlakına sahip olma erdemini tanımıyor.
Bugün, uluslararası hukuk işlevsiz hale gelmiştir, çökmüştür. Türkiye'de yaşandığı üzere, ufuksuz, yerel, bağnaz otoriter siyaset geleneği yeniden sahneye konulmaktadır. Dokunulmazlık kazandırılmış, kutsanmış, sorgulanamayan devletlerin yaptıkları her şey, her akılsızlık, her kirlilik meşru sayılabiliyor. Akıldışı uluslararası siyaset bir bataklığa dönüşüyor. Avrupa, milliyetçi/ırkçı içgüdülerinden bir türlü kurtulamıyor. Batı'nın ekonomi ve tüketim modelinin küreselleştirilmesi, küresel eşitsizliklere ve istikrarsızlıklara neden oluyor. Batı tüketim modelinin akıldışı ve ahlakdışı bir model olduğunu belirtmek gerekiyor. Yeni uluslararası sistem, İslami hareketleri, mücadeleleri, siyaseti, direnişi birinci sorun olarak görüyor. Bu nedenle özellikle İslami siyasal mücadeleler etkisiz/başarısız kılınmaya çalışılıyor.
Bugünün dünyasını, barbarlığın ihtirasları, barbarlığın egemenliği belirliyor. Bu barbarlık modernlikler adına sürdürülmekte olan bir barbarlıktır. Barbarlık, vahşet, işkence, soykırım süreklilik arz eden bir gerçekliğe dönüştürülmektedir. Filistin yüz yıllık bir trajedi ve yüz yıllık bir yalnızlık içerisindedir. İdeolojik akıl, ırkçı akıl, pragmatik ve ekonomik akıl, şiddetin mantığına teslim olmuş durumdadır. Filistin bütünüyle bir harabeye dönüştürülmüştür, bütün Filistin halkı Siyonist cinnet tarafından rehin alınmıştır, İsrail, Soğuk Savaş sonrası dönemde güçlü bir stratejik konum kazanmış, aynı dönemde maalesef Filistin büyük bir yalnızlığa itilmiştir. İsrailli bir askerin esir edilmesi üzerine, Amerika ve İsrail'in talimatıyla diplomatik bir seferberlik başlatan ülkeler, İsrail hapishanelerini dolduran binlerce masum Filistinli ile ilgili hiç bir kaygı ve hiç bir sorumluluk taşımıyor. Rehin alınan Filistinli milletvekilleri/bakanlarla ilgili olarak hiç bir diplomatik girişimde bulunulmuyor. İsrail, Filistin'de eksiksiz bir Hitler rejimi uyguluyor, ırkçı bir soykırım uyguluyor.
Bugünün dünyası insani kaygıları bulunmayan bir dünyadır.
Makyavelist maceralar, kapitalist ve Siyonist faşizm küresel kamuoyuna meydan okumaktadır.
Uluslararası siyasetin ahlakileştirilmesi bugünün en önemli konuları arasında değerlendirilmelidir. Adaletsizliklerle mücadele temelinde geliştirilecek politik uygulamalarla, her türlü şiddetin önüne geçilebileceğini unutmamak gerekir.
Müslüman halkların maruz bırakıldıkları inanılmaz vahşet eylemleri karşısında, iliştirilmiş Hocaefendiler, şeyh Efendiler, akademisyenler, gazeteciler, onurlarını ve karakterlerini yitirme pahasına emperyalist mantığa hizmet etmeye devam edebiliyor. Evrensel insanlık vicdanına karşı pervasızca islenen suçlar ve ağır insanlık felaketleri karşısında bu iliştirilmiş çevreler derin bir biçimde susuyor. Haçlı mantığı, Siyonist mantık, doğal olarak cihad/mücahid, direniş/direnişçi/eylemci gibi kavramlardan nefret ediyor. Bu durum anlaşılabilir bir durumdur. Ancak Neonurculuk gibi iliştirilmiş akımların bu kavramlardan bu ölçüde rahatsız olması anlaşılabilir bir durum değildir. Aziz İslam Ümmeti'nin ırz ve namusu açıkça payımal edilirken; Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de hayat Müslümanlar için korkunç bir cehenneme çevrilmişken', güllük gülistanlık bir dünyada yaşıyormuşcasına sürdürülen "hoşgörü", "diyalog" söylemi asla kabul edilemez.
Neonurculuk ve benzeri akımlar içerisinde bulunduğumuz mevcut tarihsel durumla hiç ilgilenmiyor, yalnızca kendi hizip çıkarlarını ve hizip söylemlerini mutlaklaştırmak üzere her yolu mubah sayarak sadece propaganda yapıyor.
Küreselleşmenin dayattığı sorunlar, algılar, çerçeveler karşısında, Müslümanlar olarak yeni bir yol ayrımındayız. Bu durumda toplumlarımızın bilincini ve vicdanını harekete geçirebilecek etkinlikleri yoğunlaştırmamız gerekir. Konjonktürel dalgalanmalar karşısında ütopik içeriklere ve duygusal yoğunluklara sığınamayız. Küresel gelişmeler karşısında İslam dünyası politik bir iradeye sahip değildir. Yalnızca İran politik bir direnişi sürdürmekte ve bölgesel bir projeksiyon ortaya koymaktadır. Küresel gelişmeler karşısında paniğe kapılmamalı, gelişmelere yeni bir gözle bakmalı ve bu yönde bir karar oluşturma iradesi göstermeliyiz.
Bilincimizi, algılarımızı ve ruhumuzu özgürleştirmeliyiz.
Bir iradeyi yansıtmayan soyut bir kamuoyu, soyut bir muhalefet, görüleceği üzere hiç bir şey ifade etmiyor.
Savrulmaları, kırılmaları, çürüme ve yozlaşmayı, dejenerasyonu yansıtan, teslimiyetçi/köleleştirici yaklaşımlar karşısında dikkatli olmalıyız.
Aklımızın ve duygularımızın dilini bütünleştirmeliyiz.
Yüreğimizle inanmadığımız bir şeye, inanıyormuş gibi davranmamalıyız.
Hepimiz her yerde, her şartta ahlaki güveni hak etmeliyiz.
Kendimizi her durumda haklı çıkarmaya çalışmamalıyız, kendi gerçekliğimizi abartmamalıyız.
Ahlaki yoğunlukları, ahlaki nitelikleri, yalnızlaşmayı göze alarak sürdürmeliyiz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...