|

Hegemonya, İstikrar ve Sonrası
Murat Kirişçi
1.
HEGEMONYA
Hegemonya kelimesi Grekçeden gelmektedir. Klasik Grekçede
"Hegemonya", konfederatif bir yönetim biçiminde bir devletin liderliği
yürütmesi anlamında kullanılmaktadır(1). Peloponez Savaşı'ndan sonra
şartsız olarak Isparta'da Atina'ya teslim olunca artık Atina Grek şehir
devletleri arasında karşı gelinemez en güçlü devlet olmuştur.
Donanmaları ve imparatorlukları ortadan kalktıktan sonra Isparta, çok
kolayca Atina'nın, politik kontrolü altındaki birçok şehrinden birisi
olmuştur. Grek tarihinde bu devir, Isparta Hegemonyası olarak
anılmıştır(2).
Günümüzde kullanılan en geniş anlamıyla tanımı ise; bir kişi, elit veya
grup insanın, kendi şahsi arzu, fikir, ideoloji veya herhangi bir
felsefe sistemine göre, çoğu zaman yetki alanlarının genişliği
nispetinde, rızaları olup olmadığına bakılmaksızın diğer insan ve
grupların davranışlarını tayin ve kontrol edebilme ve
gerektiğinde(itaatsizlik, muhalif olma gibi durumlarda) toplumu
oluşturan fertler üzerinde cebir kullanma imkânı ve kapasitesidir(3).
Marksist bir sosyolog olan Antonio Gramsci(1891-1937) 1920 lerle 1930
lar arasında bir tartışma başlatarak hegemonyanın, baskın sınıfın boyun
eğenlerin izniyle gücü kazanması olduğundan bahsetmiştir. Bir sosyal
grup, diğer bir grubun ideolojisini(kültürel, sosyal ve ahlaki) kabul
etmeye zorlanmış ya da ikna edilmişse bu durumda baskın grup tarafından
diğer grup ya da gruplar üzerinde hegemonya kurulmuş demektir. Bu
takdirde, baskın olan ve diğer grupların kontrolünü eline geçiren gruba
da hegemonik grup denilir. Hegemonya ya zorla ya da uygun bir yöntem ve
ikna metoduyla kabul ettirilir ki uygun yöntem genel olarak "konsensüs"
olarak nitelendirilmektedir(4). Gramsci' ye göre hegemonya, kapitalizmin
kurumları ve kapitalist bazı gruplar tarafından uygulanmaktadır.
Gramsci, hegemonyayı siyasi otoriteyle halk arasında bir güç mücadelesi
olarak tanımlarken, İngiliz Kültür araştırmacısı Stuart Hall, hegemonya
kavramını genişletmiştir. Hall'e göre hegemonya, sosyal ve kültürel
hayatın tamamıyla kuşatılması anlamına gelmektedir. Hall ayrıca,
hegemonik baskınlığın belirsiz olduğunu ve kendi içinde muhalefeti
doğurabileceğini inanmaktadır(5).
Marksist sosyal tarihçi E.P.Thompson, on sekizinci yüzyılda İngiliz orta
sınıfının popüler kültüre karşı halk kültürüne/folklora sarıldığını ve
popüler kültüre ciddi bir muhalefetle karşılık verdiğini yazmaktadır.
Orta sınıf, popüler kültürü sabun köpüğüne benzetmiş ve bu kültürün suni
olduğu için ortaya çıktığı gibi kaybolacağına inanmışlardır(6).
Thompson'un ifade ettiği popüler kültürün hegemonik bir vasıta olması,
Gramsci'nin siyasi otoriteye başkaldırısının aynı düzlemde ifadesidir.
Thompson ve Gramsci'ye göre halk kültürünün direnişi, hegemonyanın
çöküşüdür.
Gökçen Alpkaya, hegemonya kavramının en az üç farklı şekilde
tanımlandığını ifade etmektedir. Alpkaya'ya göre bu kullanımlar
şöyledir:
Birincisi, bir devletin diğerleri üzerindeki gücünü ifade etmeye yönelik
basit, gündelik kullanımdır ki bu bazen "emperyalizm" kavramıyla içiçe
geçmektedir. Örneğin ABD hegemonyası, ABD emperyalizmi yerine
kullanılabiliyor.
İkincisi, bir devletin uluslararası sistemde başat güç olması anlamında
kullanılmaktadır. 15. yüzyılda Portekiz, 16. yüzyılda İspanya, 17.
yüzyılda Fransa ve 18-19. yüzyıllarda İngiltere, 20. yüzyılda da ABD
"hegemon güç" olarak tanımlanıyor. Bu kullanım Gramsci'nin "hegemonya"
kavramının uluslararası ilişkiler disiplinine aktarılmasını ve
aktarılırken de bu disiplinin Gramsci'nin düşündüğü gibi salt
devletlerarası ilişkilere indirgenmesini ifade etmektedir.
Üçüncüsü ise, kavramın, bütün zenginliği ve karmaşıklığıyla,
devletlerarası siyasal sistemi değil ama ekonomik, siyasal, toplumsal,
kültürel, ideolojik bir bütünlük oluşturan dünya sistemini açıklamak
üzere kullanılmasıdır(7).
Hegemonya, bir toplumsal sınıfın, sadece zor yoluyla değil ama daha
önemlisi, diğer toplumsal sınıfların rızası ile devlet ve sivil toplum
üzerinde egemen olması diye tanımlanabilir. Diğer toplumsal sınıfların
rızasının sağlanması, hegemonik sınıfın, kendi varlığını ve çıkarlarını,
evrensel terimlerle ifade ettiği bir ideoloji ile bunu taşıyan ve yayan
kurumlar ve mekanizmalar aracılığıyla korumasından kaynaklanır(8).
Mustafa Özel'e göre hegemonya aşağıdaki gibidir:
Hegemonya, öteki(özellikle yenik) güçlerin arzusuyla oluşan durumdur. Bu
anlamda hegemonların ömrü, yenik veya yeni meydan okuyanların ayağa
dikilmelerine kadardır. Kapitalist sistemde hiçbir hegemonun ömrü yarım
yüzyıldan fazla olmamıştır. Hegemonun tarihi varlığı elbette sürüp
gider, fakat hegemon vasfıyla ömrü kısadır. Kapitalist hegemonlar
rakiplerine "öncülük" ederler; dolayısıyla onlara er geç hegemona
"yetişme" imkanı verirler. Her hegemonya, devletlerden birinin bir tür
"sermaye birikim vadisi"ne dönüştüğü, yaygın bir savaş döneminin
ardından ortaya çıkar. Savaş, hegemon için iyi bir fırsata dönüşür: Otuz
Yıl Savaşları(1618-1648) Flemenk hegemonyasına, Devrim ve Napolyon
Savaşları(1792-1814) İngiliz hegemonyasına, iki devreli bir otuz yıl
savaşı oluşturan I. ve II. Dünya Savaşları(1914-1944) Amerikan
hegemonyasına açılan kapılar oldu(9).
Galip gücün hegemonik duruma gelebilmesi savaş sonrasında meydana gelmiş
bulunan muazzam kudret farkına rağmen, kendi gücünü sınırlayabilme
yeteneğine bağlıdır. Hegemonik güç, kendini frenleyebilmiş güçtür. Fren
sistemini oluşturansa, gün geçtikçe daha fazla "uluslar arası" bir
nitelik kazanan "devlet-üstü" kurumsal yapıdır(10).
Bu tanımlardan yola çıkarak küresel hegemonyayı da tanımlayabiliriz:
Küresel hegemonya bir devletin -ki bu devlet günümüzde ABD'dir- ikna ve
baskı yoluyla diğer ülkeler üzerinde kurduğu üstünlükten çok daha
fazlası demektir.
Hegemon güç olmanın esaslı iki durumu vardır: Birincisi ikna edici,
belirleyici, etkileyici olabilmek, ikincisi bu etkileyici, belirleyici
olabilecek organizasyon ve akla sahip olmak gerekmektedir. Yani,
hegemonun, kendi koyduğu kuralları uygulatabilecek yeteneği(11) ve
koyduğu kuralları gerçekleştirebilecek azim ve güce de sahip olmalıdır.
Bugün küresel ölçekte yaşanan olaylar, hegemonya biçiminin bu iki
özelliğinin nasıl kullanıldığını göstermektedir.
Hegemonya, ekonomik, siyasi ve askeri güç mekanizmaları üzerindeki
kontrole dayandığı kadar, devamlılığı açısından paylaşılan çıkar ve
değerler doğrultusunda inşa edilmiş arzu edilir bir liderlik pozisyonuna
da ihtiyaç duymaktadır(12). Küresel sistemde içinde, ikna ve baskı
birlikteliğine dayanan hegemonya, sisteme dâhil olan ülkelerin içindeki
egemen grupların aktif rızasıyla işlerlik kazanmaktadır. Hegemon,
çıkarlarını diğerlerinin çıkarlarına tercüme ederek, liderliğini arzu
edilir kılmaktadır(13). Bu tür bir tercüme faaliyeti hegemon güç için
kazanmak istediği güce ait olan maliyeti azaltır ve gücün
sürdürülebilirliğini arttırır. Böylece gücün aşınması konusunda gönüllü
telafi ediciler ortaya çıkmaktadır.
2. HEGEMONİK İSTİKRAR
Günümüzde hegemonyadan bahsedildiğinde aklımıza ABD hegemonyası
gelmektedir. Tüm dünya sathına yayılmış yeryüzünün gardiyanlığını
yaptığını iddia eden ABD, Antarktika dışındaki her kıtada çok geniş bir
askeri yığınak örgüsüne sahiptir. Ayrıca dünyanın ekonomik dengelerine
müdahale eden çeşitli kurumları ve tüm ülkelerin yönetim biçimine
müdahale etmeye çalışan siyasi bir hareketliliği de söz konusudur.
İkna ve baskıya dayanan hegemonyanın bu çift taraflı bakış açısı, bugün
ABD'nin siyasi, askeri ve ekonomik gücüyle oluşturduğu hegemonyayı
açıklamaktadır. Bu hegemonyanın sürekli olması ABD'nin bu güçlerini
etkin kullanabilmesinden kaynaklanmaktadır. Siyasi, ekonomik ve askeri
zinciriyle tüm dünyada hâkim güç olması ve bu kurumlarını yerkürenin her
yerinde yapısallaştırması bu etkinliğinin göstergesidir.
II. Dünya savaşından bu yana hızlı bir ivme ile yükselen ABD hegemonyası
ara kriz dönemleri yaşamıştır. Watergate gibi iç krizler ve Vietnam
savaşı gibi siyasi, askeri ve ekonomik krizler "hegemonyanın çöküşü"
türünden ciddi tartışmalara yol açmış; iktidar gücünün halkın elinden
alındığı iddia edilmiş; ancak bunlar bile yeryüzünün her bölgesinde ABD
hegemonyasının ilerleyişine engel olamamıştır(14). Bu hegemonyanın
kamuoyunda işlerlik kazanması için, Amerikan halkına yalancı bir gurur
anlatılmıştır: "ABD, Sovyetler Birliği'nin çöküşüne neden oldu ve bu
nedenle de Soğuk Savaşı kazandı". Bu sonucu üreten kafa yapısı, bu
ifadelerle ABD hegemonyasına ciddi ve gerçekçi bir zemin sağlamaktadır.
Yani ABD hegemonyası gerçekler(!) vasıtasıyla meşrulaştırılmakta ve
"çöküş" ifadesinin yanlışlığı ispatlanmaya çalışılmaktadır.
Böyle tartışmaların ve ispatlama çalışmalarının merkezine özellikle
Kindleberger'in "Hegomonik İstikrar Teorisi" yerleşmektedir.
Kindleberger'e göre, hegemon bir ülke, diğer ülkeler arasındaki uyum ve
eşgüdümü sağladığında tüm ülkelerin kendilerini güven içinde hissederek
piyasalarını açtıklarını ve "komşunu iflas ettir" politikalarından
kaçındıklarını söylemektedir. Özel' e göre; Kindleberger'den başka
Keohane, Gilpin ve Ruggie'nin de öncülük ettikleri "hegemonik istikrar"
teorisinde, ekonomik bir hegemonun varlığı, işlemlerin onun para
birimiyle yapıldığı "liberal" bir uluslararası ekonomik düzene yol açar.
Kindleberger, dünya ekonomisi ancak son mercii makamındaki bir tek büyük
borçveren tarafından stabilize edilebilir, diyor. Gilpin'in analizi
biraz daha ince: Bir tek hâkim gücün varlığı, istikrarlı bir
uluslararası para sistemine dayalı açık bir dünya pazar ekonomisinin
gelişimi için gerekli fakat yetersiz bir şarttır. Yeterli şart, uygun
kurumsal yapıdır; yetenekli ve güvenilir para piyasaları ve
bankalar(15).
Hegemonik İstikrar teorisi özellikle ulus devletleşme modeli içinde güç
dağılımının belirleyici olduğunu düşünmekte ve bu düşüncesini dört ana
unsur üzerinde temellendirmektedir: Bunlardan bincisi, ulus devlet
modelinin uluslar arası ilişkilerde en temel aktör oluşudur. Yani devlet
olmadan istikrar üretmek bu arada hegemonun gücünü ispatlaması ve
yaygınlaştırması mümkün değildir. Kişiler, kurum ve yapılar ya da cemaat
türü örgütlenmeler böyle bir ilişki üretme imkânına sahip değildir.
İkinci olarak, hegemon olacak devletin güçlü olması istenmektedir. Çünkü
uluslar arası arenada oluşan tartışmalar ve anarşi-kaos ortamına
müdahale edebilecek, saldırganlıkları önleyerek anlaşmazlıkları
çözebilecek bir güç ancak hegemon devleti tanımlamaktadır. Üçüncü
olarak, naylon bir devlet olup karton aslan misali kükremesinin
istikrara ait bir nitelik kazandırmadığı göz önüne alınarak hegemon
devlet yapısında hegemonyal istekleri belirleyip yürütebilecek bir
yeteneğe sahip olması aranmaktadır. Dördüncü olarak, hegemon devletin
elde ettiği bu gücü ekonomik, siyasi ve askeri alanda en üst noktaya
çıkarması ve güvenlik ve strateji noktasında bu alanları çok profesyonel
bir biçimde kullanması beklenmektedir. Bu dört unsurun dünya
ekonomisinin, tek bir devletin hegemonyası altında iktisadi istikrara
kavuşacağı düşüncesine dayanan yaklaşımı ortaya koymaktadır.
Kısacası hegemonyal istikrar, uluslar arası arenada tek başına baskın
bir ulus devlet modeli ve bu devletin dünya ekonomisini stabilize edecek
tek düzenleyici güç olmasını ortaya koymaktadır. Bu ulus devlet, gücü
elinde bulundurmalı, uluslar arası ilişkileri düzenlerken bu gücü
kullanmalı, ilişkilerin düzenlenmesini de daima kendisinin belirleyip
devam ettirmesi gerekmektedir. Aksi halde ekonomik stabilizasyon mümkün
olmayacaktır.
Bu teori, içeriğinde hegemonun kendi çıkarını hesaplarken diğerlerinin
de çıkarlarını gözettiği uluslararası bir sistemden bahseder. Yani
hegemon, kamuya ait mal-hizmet üretir. Kamuya ait olarak üretilen bir
mal-hizmet herkesin kullanımına açık ve rakipsiz olduğu ölçüde sisteme
dâhil olmaktadır. Bu anlamda finansal güvenlik, küresel çapta kazanımlar
açısından önemlidir. Açlık ve fakirliğin kol gezdiği yerler ortadan
kalkmadan hegemonun kazanması ve dünyayı stabilize etmesi mümkün
değildir. Açlık ve fakirlik çeken coğrafyalarla daha stabil ve ferah
toplumları arasında etkileşim vardır. Ancak bu etkileşim vicdani
olmaktan öte küresel sistem içindeki kazançları adına ortaya
çıkmaktadır. Yani kazancın zarar görmemesi için çalışılıyor. Bu yüzden
mallardan-hizmetten yararlanacak her kişi bedelsiz kullanıcı olmayı
tercih edecek, maliyet başkalarına yüklenirken kârdan yararlanmaya devam
edilecektir. Çünkü hegemon bu mallardan-hizmetten en büyük faydayı
sağlayandır. Bu ekonomik sonuç hegemonik istikrar teorisini
desteklemektedir. Yani sistemin hegemonik ve bu hegemonyanın güçlü
olması için en önemli şart düzenli olmasıdır. Kaos ne kadar azalırsa
bunu elde etmek o kadar kolaylaşır. Anarşi ve güvenlik ikilemi
içerisinde istikrar kendine gerçekçi bir yer bulamayacaktır. Bunlar her
ne kadar olağanüstü durumlarmış gibi görünse de açlık, can ve mal
güvenliği ve kültürlerin yok edilmeye çalışılması ciddi bir kargaşaya,
kaosa ve sonuçları kestirilemeyecek bir anarşiye doğru sürüklenebilir.
Bu güvenlik algısı istenilen hegemonyayı ve istikrarı ortadan
kaldırarak, salt askeri gücün kullanıldığı bir yapıyı meydana getirir.
Hegemonyanın sağlanabilmesi için gerekli olan düzenin sağlanabilmesinde,
bu düzeni oluşturacak ve küre düzeyinde bu düzeni devam ettirecek devasa
kurumlar ve sosyal imkânlar oluşturmak gerekmektedir. Örneğin, parasal
düzenlemeler ve dünyadaki ekonomik hareketlerin tek bir elde toplanması
için Dünya Bankası, IMF gibi kurumlar üretilmiştir; Yine askeri düzen
oluşturabilmek için NATO; Siyasi benzerlikler oluşturmak ve siyasi
yapıları kontrol edebilmek için uluslar arası rejimler
oluşturulmaktadır. Bu arada Avrupa Birliği' de bu hegemonik istikrar
teorisinin siyasi bölümüne iyi bir örnektir. Yine Serbest Pazar
ekonomisi özellikle ABD için gerçek anlamda bir belirleme, düzenleme
stratejisidir ve bu ekonomik model ABD' yi dünya çapında bir hegemon
yapmıştır.
Küresel anlamda güvenlik algısı, üretime katılım, finans konularında
ortaya çıkan yapılaşmış güç, -yukarıda verilen örneklerle
birleştirildiğinde- hegemonyanın temel kuralların belirlenmesi ve
sürdürülmesini ifade etmektedir. İstikrar tanımı ise, hegemonyanın
tanımına göre değişmekte, asli anlamından uzaklaşmaktadır. Yani küresel
anlamda istikrar göreceli olarak kullanılmakta ve ABD liderliğinde bir
dünya hâkimiyet sisteminin kurucu maddesi haline gelmektedir.
3. HEGEMONİK İSTİKRARDAN SONRASI
1920'lerde kurulmaya başlanan ve 1945 yılından itibaren
kurumsallaşan ABD hegemonyasının 1980'lerden sonra düşüşe geçtiği
tartışılmaya başlandı. İstikrar modeli ise özellikle 11 Eylül sonrasında
değişmeye başladı. Şu anda ABD için bir hegemonyadan ve istikrardan söz
etmek mümkün değildir. ABD dünyaya doğrudan ve tek yönlü müdahale etmeye
çalışıyor, tamamen kendi projesine uygun yapılar inşa etmek istiyor.
ABD'nin bu arzusu ve çabası hegemonyanın ve istikrarın çok ötesinde tek
taraflı belirleyiciliğe dayanan bir imparatorluk kurma çabasıdır. Çünkü
küreselleşmeyle birlikte bir yönetim ya da yönetişim boşluğu ortaya
çıktı. Bu boşluğun nasıl doldurulacağı belli değildi ve soru
işaretleriyle doluydu. ABD ise bu soru işaretlerini dağıttı ve bunun
cevabını verdi. Tüm dünya bu cevabı kabullenmekle karşı kaşıya kaldı ve
şu anda bu cevap dayatılmaktadır. 11 Eylül'e kadar ise bu cevabın
bulunduğu ve dayatılıyor olduğu dünya kamuoyu tarafından fark
edilemiyordu. Artık Hegemonyadan İmparatorluğa doğru bir gidiş
vardı(16). Çünkü hegemonik güç rakiplerine öncülük etmektedir. Rakipler
hegemon güce yetişebileceklerdir. Ancak durumlar eşitlenmeye
başladığında savaş da ortaya çıkmaktadır. Savaş hegemon için çok
elverişlidir. Bugün dünyanın neresine bakılırsa bakılsın sürekli
savaşlar ve kaos göze çarpmaktadır. Özellikle Ortadoğu'da yaşanan
gelişmeler ve İsrail'in saldırganlıkları BOP merkezli bir imparatorluk
için hazırlanan karışıklıklardır. Tıpkı Roma'nın askeri zaferler yoluyla
kurduğu imparatorluk gibi(17).
Bir cumhuriyet veya farklı bir düzenden imparatorluğa geçişi engelleyen
tarihi bi yasa yoktur. Tam aksine, özellikle belli bir büyüme trendi
yakalayan ülkelerin emperyal düşüncelerle zorba ve zalimlerin eline
geçtiği görülmektedir. Bugün ABD için de süreç bu şekle işlemektedir.
İlk Roma imparatorları gibi ABD başkanı Bush da ne zaman ve nerede
kiminle savaşa girileceğine kendisi karar vermektedir. Roma senatosunun
imparatorun yaptıklarını sadece onaylamaktan başka bir fonksiyonu
kalmadıysa bugünkü ABD senatosu da bu şekilde işlemektedir. Özellikle
bugünün ABD si Roma'da Sezar ve Oktavyan zamanlarına çok benzerlik
göstermektedir(18).
Tarihteki tüm imparatorluklar gibi ABD de sömürge valilerine ve askeri
güçlere sahip. Hatta bu askerlerin bulundukları ülkelerde işledikleri
suçlar hiçbir şekilde yargılanamıyor ve cezalandırılamıyor. Ancak ABD bu
askerleri gerek gördüğü taktirde sadece ABD'de yargılıyor ve çok bariz
suçlulara komik ve uygulanamaz cezalar veriyor. Bulunulan ülkelerde
askerlerin dokunulmazlıklarını yüksek rütbeli ABD subayları sağlıyor ve
subaylar bulunulan ülkelerin hükümetlerine bu durumu zorla kabul
ettiriyorlar. Bu şekliyle bakıldığında ABD ciddi bir askeri
imparatorluk, ancak aynı zamanda amerikan şirketlerini, üniversitelerini
ve cemaatlerini de birbirine bağlayarak sömürülen bu ülkelere taşıyan
ekonomik ve siyasi bir çıkar ağı(19).
Monroe doktrini ile ve izolasyonist bir mantıkla başlayan ABD
politikası, Truman doktrini ile müdahaleciliğe, Soğuk savaştan sonra
uluslar arası sistemde adına küresel düzensizlik denilen ve baba Bush
tarafından Yeni Dünya Düzeni olarak adlandırılan döneme kadar ABD
hegemonyal istikrarı sağlamada ciddi yol almıştır(20). 11 Eylül sonrası
ortaya çıkan ve oğul Bush'un 1 Haziran 2002 tarihinde West Point'te
yaptığı konuşmayla ortaya koyduğu "önleyici savaş" stratejisi artık
imparatorluğa doğru hızlı adımlarla ilerlenmeye başladığını ve bu
gidişin karşısında kimsenin duramayacağını ifade ederek dünyada çılgın
ve vahşi bir diplomasi dönemini açmıştır. Uygulamalarla da görülmeye
başlanmıştır ki, ABD'de Dışişleri Bakanlığı yerini Savunma Bakanlığının
dış politika yapımı ve uygulamasına terk etmek zorunda kalmıştır.
"Önleyici Savaş" ve "Önceden Saldırı" kavramları çerçevesinde düzenlenen
bu imparatorluğa geçiş doktrini ile Irak'ı işgal eden ABD, hiçbir yasal
dayanağı bulunmadığı, hakkında hiçbir BM kararı olmadığı; Fransa,
Almanya Çin ve Rusya başta olmak üzere pek çok ülke müdahaleye karşı
çıktığı halde işgalden vazgeçmemiş ve kendi inisiyatifine bağlı olarak
belirlediği hedef ülkelere saldırıda bulunacağını belirtmekten de geri
durmamıştır(21). ABD, bu tavrıyla kolektif hareket etme konusuna bir
zorunluluk olarak bakmadığını, öncelikle Amerikan güvenlik çıkarlarını
temel aldığını(22), yani ABD imparatorluğuna kimsenin karışamayacağını
ortaya koymuştur.
Gelinen noktada bir zamanlar ekonomik siyasi ve askeri tüm çabalar
hegemonyal bir düzeni hedef alırken artık bu çabaların sadece
imparatorluğa giden bir yoldan başka bir şey olmadığı görüldü. ABD
merkezli bu bakış, hegemonya ile dünyanın tüm düzenini kendine benzetip
dünyadaki farklı kültür ve medeniyetleri yok sayıp yaşanılan hayatları
ilkele bağlayarak kendi yaşam tarzını empoze etti. İnsanlığı tek bir
kültüre ve değere indirgemeye çalıştı. Tüketim kölelerini her coğrafyada
oluşturup konformist ve hedonist bir felakete doğru iten ABD, bu şekilde
yaşama alışanlar üzerinde kolayca hakimiyet kurabileceğini düşünerek
oluşturduğu hegemonyal istikrar düzenini imparatorluğa doğru
dönüştürmeye başladı. Bu ben merkezci megaloman yapı, "medeniyetleri
çatıştırdı", "tarihin sonunu" getirdi, "büyük satranç tahtasını" çizdi,
"geleceği şokladı", "enformatik savaş" başlattı ve "genişleme ve
çevreleme ikilemi" oluşturdu(23). Artık bu konuya son noktayı koymak
gerekiyordu: ABD İmparatorluğu.
Görünen o ki, var olan bu imparatorluk salt bir barbarlıktır;
militarist, ölüm yağdıran ve sonunda öldürdüğü insanlara demokrasi,
liberalizm özgürlük ve insan hakları getiren süslü bir barbarlık.
Dipnotlar
1-http://www.indigogroup.co.uk/foamycustard/ fc027.htm
2-http://www.wsu.edu/~dee/GREECE/SPARHEGE.HTM
3-Ali, Seyyar, Türkçe-İngilizce-Almanca Açıklamalı Sosyal Sözlük,
Sakarya Ünv. Bsmv. 2001
4-J, JOLL, Gramsci, Fontana Publ., 1997
5-John STOREY, , Cultural Consumption and Everyday Life, Arnold Publ.
1999
6-Edward P., THOMPSON, Custom and Culture, New Pres Publ. 1993
7-Gökçen Alpkaya, http://politics.ankara.edu.tr/~alpkaya/izmir.htm
8-Alpkaya, aynı yer.
9-Küresel Güçler, "Kapitalist Hegemonyadan Küresel İmparatorluğa",
Mustafa Özel, Küre Yay. , 2005
10-Küresel Güçler, "Kapitalist Hegemonyadan Küresel İmparatorluğa",
Mustafa Özel, Küre Yay. , 2005
11-Burada "yetenek", içerik olarak; büyük ve giderek daha da büyüyecek
bir ekonomik yapıya sahip olmak, teknolojik ve iktisadi sektörlerde
hâkimiyet ve askeri güçle desteklenen askeri politik gücü ifade
etmektedir.
12-Mehmet Ali Okur; "İmparatorluk(un Merkezileştirilmesi) Girişimi:
ABD'nin Küreselleşmeyle Savaşı"; Siyaset Ve Toplum; Bahar 2005, s.124
13-William I. Robinson; "Globalization, The World System and Democracy
Promotion in US Foreign Policy"; Theory and Society, 1996, sayı 25,
s.628
14-C. Johnson; "Amerikan Emperyalizmin Sonbaharı", Küre Yay., 2005, s.3
15-Mustafa Özel, "Hegemonik istikrar ne demektir?",
http://www.islamisite.com/modules.php?name=News&file=article&sid=510
16-Küresel Güçler, "Kapitalist Hegemonyadan Küresel İmparatorluğa",
Mustafa Özel, Küre Yay. , 2005
17-Hatırlanacağı üzere M.Ö. 1 yüzyılda Roma, Yunanistan'ı,
Bulgaristan'ı, İberya'nın büyük bir kısmını Kuzey Afrika sahillerinin ve
Anadolu topraklarının bir kısmını ele geçirmişti.
18-Manuel Miles, "The USA is not an Empire",
www.strike-the-root.com/miles14.html
19-C. Johnson; "Amerikan Emperyalizmin Sonbaharı", Küre Yay., 2005, s.5
20-Murat Kirişci, "Dış Politikada Yeni Bir Dönem: Postmodern Diplomasi",
Kudüs, sayı 6, s.135-144
21-Murat Kirişci, "Dış Politikada Yeni Bir Dönem: Postmodern Diplomasi",
Kudüs, sayı 6, s.135-144
22-Tayyar Arı, "İran, Irak ve ABD-Önleyici savaş, petrol ve hegemonya",
İst. 2004, s.496
23-Medeniyetler Çatışması - Huntington; Tarihin Sonu - Fukuyama; Büyük
Satranç Tahtası - Brzezinsky; Gelecek Şoku - Toffler; Enformasyon Savaşı
- Toffler; Genişleme ve Çevreleme İkilemi - Lake. |