Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 332 | Ağustos  2006

                   

 

 


                                                                    Bizim Özel Günlerimiz(!)

                                                                                                     Mustafa Bozacıoğlu

Batı dünyasının icat ettiği ve bize de ihraç ettiği gün ve gecelerin birer felsefesinin, arka planının olduğu ve bunlardan hareketle bir semere, ürün ve sonuç devşirdikleri, çıkar sağladıkları bir gerçektir. Maalesef, bizi de bu batağa, çekmeyi başarmışlardır. Suç ise fifti-fifti aslında... Biz çanak tutmasak, onlar doldurabilirler mi?
Gelelim bizim kendi icatlarımıza; bu icatların felsefesi, batının icadı özel günlerinkilerle yüzde yüz aynı olmasa da benzerlikleri azımsanmayacak kadar fazladır. Hele sonuçları düşünüldüğünde; mal tüketme ile dinî tüketme takdir edersiniz ki kıyas bile edilemeyecek kadar farklı fecaatlerdir. Bizdekiler her ne kadar iyi niyetle(!) yapılmış olsalar da sonuçları itibariyle "kaş yapayım derken göz çıkarma" ameliyesine dönüşmüştür... İnsanları öyle veya böyle kazanma, uzaklaştırmama, kuru bir imanı yeterli görme anlayışları ucuzcu, beleşçi, sığınmacı, şefaati güya garantiye almış, Kuran'ın mesajından ve Hz.Muhammed'in sahih sünnetinden uzak tipler oluşmasına neden olmuştur.
Burada hümanizmin, tasavvuf kültürünün etkilerinden de söz edilebilir. Batıda gerçek Kur'an İslamı'nın 'İ'sine bile tahammül gösterilmezken; bu tarz, tövbe bozma temalı, Allah Teala'nın sadece affının öne çıkarıldığı, soft ve light kültürel söylemin kabul edilişinin ve adeta teşvik edilmesinin altında bir bit yeniği aranması gerekmez mi?
Hal böyle olunca; bizdeki gün ve geceler daha fazla eleştiriyi hak etmektedirler. Dahası eleştiri az gelebilir; reddi gerektirecek, en azından içlerinin tamamen temizlenip, yeniden sahih anlam yüklemelere ihtiyaç duyulacak haldedirler. Pansumanla geçiştirilemeyecek ameliyatlık vak'a durumundadırlar. Batılılar bir ''tüketme'' kültürü ile bunu yaparlarken ve bu, onların dünya görüşleri, inançları açısından normal bir olgu iken, bizler de dini tüketenler durumuna düşmüşüz!.. Onlar açısından kaybedilecek bir şey yok; zaten her şeyleri dünyaya matuf... Konu 'din' olunca, 'üretme' ve 'tüketme' konularında çok titizlenmesi gereken bizlerin içine düştüğü durum 'az gülüp, çok ağlamak' gereken bir durumdur. Din konusunda çok daha fazla titizlenmek, sapla samanı karıştırmamak gerekiyor... Durumun uhrevî boyutu olduğu için kayıpların ve yanlışların telafisi de mümkün değil. Kaş yapayım derken, gözümüzü çıkartmayalım!..
Kutlanacak bir doğum varsa, bu elbette Hz. Muhammed'in doğumudur, ancak; "O, ölür veya öldürülürse topuklarınızın üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?" ilahî hitabına gerçek manada muhatap olabilecek kifayetsizlik ve niteliksizliği sergileyenler ve o doğumu, ilahî mesajın ışığında, cahiliyeden ve karanlıklardan aydınlığa, kendi doğumlarına (hidayetlerine) vesile kılamayanlar için Mevlid Kandili'nin; Kur'an'ın kadrini bilmeyenler ve onun mesajının aydınlığına sığınmayanlar, o gece ile beraber imanî ve zihnî dönüşümünü sağlayamayanlar ve hayatının hiç bir anında Kur'an ve ahkamına yer vermeyenler için Kadir Gecesi'nin; İslam'a bütünüyle rağbet etmeyenler, sorumluluktan kaçanlar için Regaib Kandili'nin; beraat etmek için hiç bir çaba ve sa'y göstermeyen, amelden soyutlanmış, kuru bir iman iddiasında bulunan beleşçiler için Beraat Kandili'nin ne getirisi vardır, götürdükleri yanında... Kur'an'ın; "...Allah emretmediği halde ruhbanlık ihdas edip ona da hakkıyla uymadılar!" hitabı, ne de güzel ifade ediyor meramımızı...
Öte yandan; bu gibi gün ve geceleri toptan reddetmeli miyiz? Ya da ıslah etmeye mi çalışmalıyız? Bu anlam kaymasını tümden değiştirebilecek bir etki mümkün müdür? Bu az bir çabayla olacak gibi görünmüyor. Zira, köprülerin altından çok sular akmış, yanlışların üzerine yanlışlar eklenmiştir. Bir yanlışı düzeltmenin, bir doğruyu ikame etmekten çok zor olduğu bilinen bir gerçektir. Bu uzun süreçli bir eğitim işidir. Bu eğitim seferberliğinde herkes elini taşın altına koymak, Hoca Nasıreddin'nin dediği gibi; "Bilenler bilmeyenlere anlatmak, bilmeyenler öğrenip gelmek ve bilenlere sormak" zorundadır.
Kaynağın başında oturanlar, suyu istedikleri oranda bulandırmaya devam edeceklerdir. Bu, onların işi... Kaynağın hadimliği ise bir cehd işidir. Buradan sızlanarak, söylenerek elde edeceğimiz hiç bir şey yoktur. Olamaz da... Bizim işimiz; "karanlığa küfretmektense, kalkıp bir mum yakmak" olmalıdır... Olaylara bir bütün olarak bakmayı ihmal etmemeli, ayrıntılarda boğulmamalıyız.
Bugünkü haliyle, bu gün ve geceler İslam'ın aslında olmayan ucuzcu, bedavacı, beleşçi bir söylemi haizdirler. Sorumluluktan uzak, eyyamcı tiplere hitap etmektedirler. Çalışmadan, emek sarfetmeden kazanmak, maddî anlamda faizdir, nemadır, tefedir!.. Bu anlamda, manevî olarak ahirette kazanmak da çaba ve sa'y (emek) gerektirmektedir. Ekmeden biçmek yok! İslam'ı vicdanlara indirgeyeceksin, kalp temizliğinden (arielle yıkanmış!) bahsedeceksin, ibadetlerini ve hukukunu görmezden geleceksin, işine geleni, işine geldiği zaman ve işine geldiği kadar yapacaksın... sonra da bir gün veya gecede cennet umacaksın!.. Öyle yağma yok!
"...şeytan sizi Allah diyerek kandırmasın!", "...yoksa siz kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?", "...ona indirilene gündüzün bir vakti inanıp, gece inkar edin!" ilahî ikazları ne ifade etmektedir. Yine; "...siz içinizden iman edenlerle cihad edenler belli olmadan cennete girivereceğinizi mi zannediyorsunuz?", "..insan için ancak sa'yinin karşılığı vardır.", "...tüm nimetlerden sual edileceksiniz.", "...Allah onlardan malları ve canları karşılığında cenneti satın almıştır.", "...herkes önceden elleriyle ne hazırlayıp gönderdiğine baksın.", "...sizden öncekilere öyle yokluk, öyle darlık dokundu ki, peygamber ve beraberindekiler (Allah'ın yardımı ne zaman?) diyecek kadar darlandılar." vb. ayetler kime ve niçin indirilmiştir? Kime hitap etmektedirler?
Allah yolunda öldürülenler, sürülenler, sıkıntılara yokluklara düşenler, yardan-serden vazgeçenler bu kolaycılığı bilmiyorlar mı(ydı)? Hayatını Allah'ın boyası ile boyayanlar, ibadet ve imanında tutarlı davrananlar bu konuyu anlamamış veya yanlış mı anlamışlar(dı)? İleri geçenler ve orta yolcular... Ne mutlu onlara... Hareketi, yola koyulmayı aklının ucundan bile geçirmeyenler bekleyedursun bir gün ve gecede, torpil ile beleşten onlara kavuşmayı/ulaşmayı!...
Mevlamız, elbette ğafurdur, rahmandır, rahimdir, tövbeleri kabul edendir... Lakin O (c.c), kahhardır, cebbardır, azabı ve cezası çetin olandır da... Herşeyden önce ve öte, ahdinden dönmeyen, adil olan ve ahkem'ül-hakimîndir... Yoksa; "...büyüklerinden sakınırsanız, küçük günahlarınızı affedeceğim" ikazı kime, ne anlatmaktadır?
Bu gün ve geceleri, "Safa-Merve gibi, kurbanlıklar gibi şeairden sayabilir, eğitimimizin bir parçası kılabiliriz!" denilirse; o halde, gündeme eklemlenmeden, özgün ve ilkeli, alternatif programları gündeme taşımalıyız, gündemde tutmalıyız.. Lafı eğmeden, bükmeden, söylenmeyi bırakıp, en güzel bir yöntemle, taşı gediğine koyacak biçimde söyleyerek... Kaynağın dışına akan suyu, tekrar kaynağına taşıyarak, gereğinde bulanık olan suyu bizzat dışarı atarak; yanlışını doğrusuyla, çirkinini güzeliyle, zararlısını faydalısıyla, çürüğünü sağlamıyla, batılını hakkıyla değiştirerek... Asla; pragmatist, nemelazımcı, pazarlıkçı, uzlaşmacı, hurafeci ve eklektik davranmadan...
Konuyla bağlantılı olarak; 'cehennemden çıkış', 'şefaat', 'kabir azabı', 'mehdi/Hz.İsa'nın nüzûlü', 'iman-amel ilişkisi', 'Kur'an'ın anlaşılması meselesi', 'salavat', 'fırkai naciye ', 'ibadet', 'hatim ve anlamadan, Arapça'sından, sırf sevap kazanmak için ve de ölmüşlere ithafen Kur'an okuma', 'yatır/türbe ziyaretleri ve adaklar/beklentiler', 'israiliyyat ve mevzu hadis kaynaklı rivayet kültürü', 'tasavvuf külliyatı' vb. hususların acele ele alınıp tashih edilmeleri gerekmektedir. 'Minareyi çalanın kılıfı hazırlaması' ve karşılıklı olarak 'katalizör' işlevi gören bu meselelerin Kur'an süzgecinde elimine edilerek, yeni bir zihin inşasında bulunulması gerekmektedir.
"Köpeğe su vererek kurtuluşa eren gayri meşru bir hayat içindeki kadın", "kahvehanede kumar oynarken tv'nin sesini kısma", "boyunlarına (ALLAH) lafzını ve cevşenleri takan mankenler", "her türlü gayri meşru hayatı yaşayıp dindarlık söyleminde bulunan malum sosyete", "cuma ve bayram akşamları içki içmeme anlayışı", "ibadetleri belli yaşa ve emekliliğe hasretme", "namaz denilince, sadece Bayram Namazı ve nikahı düşmesin diye kılınan Cuma Namazı'nı anlama", "mecliste başörtülü vekîleye karşı tavrının yanında, aynı şahsın, misyonerlik tehlikesinden bahsetmesi", "benim dedem de hocaydı, ninem de başörtüsü takardı söylemi", "öyle veya böyle bir şeyhin eteğine tutunmuş olma", "tv dizilerinde imamın tesettüre riayet etmeyen eşi ve mafya liderinin rol gereği ölümü sonrası kılınan cenaze namazı, verilen taziye ilanı", "tv dizisinde peygamberlerin hayatından kıssalar anlatılmasına rağmen, sergilenen/örneklendirilen/özendirilen/dayatılan gayri ahlakî bir hayat tarzı" ve bunun gibi daha nice anlayış, İslam'ın ana karakterinden uzaklaştırılmış, mecrasından saptırılmış, türetilmiş, özel gün ve gecede kurtulma anlayışının, dejenere edilmiş bir din anlayışının yol açtığı zihinsel depremlerdir. Bilgi kirliliğinin ve acil zihin inkılabı ihtiyacının göstergeleridir. Eleştirilen bu yaklaşımların, Kur'an'ın 'atalar dini' diyerek tel'in ettiği anlayıştan ne farkı vardır?
Kimse, üzerine açılacağından emin olmadığı/olamayacağı paraşüt takıp da kendini güvende sanmasın!...
Sözlerimizi, sözlerin en güzeli/doğrusu ile noktalayalım; "EY İMAN EDENLER, İMAN EDİNİZ..."

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...