|

Hizbullah - Nasrullah: Va’dullah
Mehmed Durmuş
Her ne
kadar, peygamberler katili bir kavmin Ortadoğu'daki, bebek katili siyasi
şebekesi Filistin'i ve Lübnan'ı kan gölüne çevirse de, yine hayırlı
gelişmeler olmaktadır. Hizbullah'ın İsrail'e karşı basiretli mücadelesi,
bütün dünya çapında Müslümanlara cesaret veriyor, müthiş bir heyecan
uyandırıyor. Bu heyecanın kendime göre olan sebeplerini açıklamaya
çalışayım.
Uzun süredir, sadece seyretmekle yetindiğimiz İsrail, ilk defa
karşısında sert bir kaya buldu. Olanca askeri gücü, dünyanın en gelişmiş
savaş teknolojisine rağmen İsrail, karşısında, öyle kolayca ezip
geçemeyeceği bir güç buldu. Bu güç herkesin bildiği gibi, Hizbullah
gücüdür. 'Hizbullah' ve 'Nasrallah' tamamen bizim bahçemize ait, bizim
bahçıvanımızın bize tilavet ettiği kelimelerdir. Batı'nın ve onun
beslemesi İsrail'in bugüne kadar en gelişmiş haberalma teknikleri, bütün
dünyayı kontrolleri altında tutan gizli servisleri, ajan ağları, haddi
hesabı bilinmeyen paraları vardı; uydudan, dünyanın her bir yerindeki
siyah bir taşın üstünde yürüyen siyah karıncayı bile gördüğünü iddia
ettikleri iletişim araçları vardı. Akıllı-akılsız bombaları, füzeleri,
akla hayale gelmedik savaş makinaları vardı. Kısacası, batının ve
İsrail'in koca bir savaş endüstrisi vardı. Hep diyorduk, bizim ise,
övünmemize değecek bir tek kelime-i tevhidimiz vardı: Allah'dan başka
ilah yoktur! Bu kelime-i tevhidin uzunca şerhi demek olan Kur'anımız
vardı elimizde. Bu Kur'an bizim oldukça, Allah düşmanı hiçbir güçten
korkmamıza bir gerek yoktu. Ama ne yazık ki, Kur'an'la bağını keseli
yüzyıllar olmuş bir toplum, elbette Allah'dan değil, savaş
makinalarından korkuyordu.
Kur'an niçin bu kadar önemlidir? Çünkü Kur'an'ı olmayan bir toplumun
hiçbir şeyi yoktur. Kur'an'dan bağını kopartmış bir toplumu, dünyanın
şer güçleri çok kolay mankurtlaştırırlar da ondan.
Kendilerini İslam'a nisbet eden toplumlar ne yazık ki teknolojiyi
gözlerinde büyütmektedirler. Halbuki teknoloji, Samiri'nin buzağısı
gibidir, yeter ki onu ateşe atıp eritecek bir Musâ bulunsun, o bir
hiçtir. Yahut, Firavun'un sihirbazlarının iplerine benzetebiliriz. Yine
bir Musâ gerek ki, Allah'ın her an burnumuzun ucunda bulunan yardımı
sayesinde o iplerin 'ip'liğini pazara çıkarsın ve hem o iplerle
insanları oyalayan sihirbazlar iman etsinler, hem de mü'minler korkuyu
atsınlar.
Hizbullahın haysiyetli mücadelesi, Allah'ın, 20 mü'minin 200 kafire
galip geleceğini vaat etmesinin (8/65) bir tezahürüdür. Demek ki
savaşları silah ve asker sayısı değil, iman, azim ve cesaret
kazanmaktadır. Kaldı ki mü'minlerin, uzun yıllardır kaybettikleri bu
iman ve cesareti yeniden kazanmaları vakti çoktan gelmiştir.
Evet işte 'Hizbullah' ve 'Nasrallah', bu korkuyu gidermede iyi bir
fırsat oldu. 'Hizbullah', Allah'ın hizbi, Allah'ın partisi anlamına
geliyor. Zıddı ise 'hizbuşşeytan': şeytanın hizbi, şeytanın partisi.
'Nasrallah' (Nasrullah) ise Allah'ın yardımı demektir. Her ikisi de
güzel isimler. Yüzde yüz bize ait. Nasrallah'ın, hizbi ile birlikte
Lübnan halkının bu kadar güvenini kazanmış olması gerçekten çok
duygulandırıcı. Şu ana kadar verdikleri mücadele ise hiç de
küçümsenmeyecek cinsten.
Her iki ismin de, tamamen Kur'an kaynaklı olması, önüne ardına bir ek
almaması güzel bir başlangıç. Ama asıl önemli olan, bundan sonrasında,
başta Hizbullah olmak üzere, bütün Müslümanların, sadece 'hizbullah'
olmaları, 'hizbullah' kalmaları, hizbuşşeytanın hiçbir oyununa
gelmemeye, hizbuşşeytanın hiçbir eniği, hiçbir sıpası tarafından
aldatılmamaya, kandırılmamaya, yoldan çıkarılmamaya bütün varlığı ile
gayret göstermesidir. Bu gayret hepimiz için gereklidir. Hepimiz son
nefesimizi verince kadar hizbuşşeytanın fitnesinden emin olmak için
zihnen, fikren, imanen diri kalmak zorundayız. Bu diriliği ise
kesinlikle bize kitabımız Kur'an verecektir.
Hizbullah'ın askerî alandaki yiğitliği, siyasi alanda ve fikir düzeyinde
de devam etmelidir. Bunun için rabbimize dua ederek işe koyulmalı ve
kendi alanımızda, yapmamız gerekenleri hızlandırarak yapmaya
koyulmalıyız. Ben kendi adıma, aceleci olmayı, niteliksiz işlere
girişmeyi düşlemiyorum. Ama nitelikli işler cümlesinden olup da,
yapmadığımız, ihmal ettiğimiz, gaflet içinde geçiştirdiğimiz
görevlerimizi hatırlamayı arzu ediyorum.
Evvelde de, ahirde de, işimizin başı hiç şüphesiz Kur'an'ı bilmektir.
Yeryüzünde, kendini İslam'a nisbet eden bütün kavimlerin, hiziplerin,
fırkaların kendilerini Kur'anla eğitmeleri, İslam'ın kriterlerine
uymayan eksiklik ve fazlalıklarını Kur'an'la tashih etmeleri şarttır.
Kur'an eğitimi ile ancak, Allah'ın vermediği isimlerle kendimizi
adlandırmak ve bu kuru isimlere dayanarak birbirimizi düşmanlaştırmak
hastalığından kurtulabiliriz. Öte yandan, dünya siyasetini elinde
bulunduran rejimlerin think-tank kuruluşları, Müslümanları imanlarında,
Kur'an'a bağlılıklarında, haramlardan kaçınmalarında, namus
anlayışlarında v.d. kuşkuya düşürmek için vardırlar. Bunun için icra-yı
faaliyet yapmaktadırlar. Kendi dinlerini Kur'an'dan öğrenmeyen
'müslümanları', 'hizbuşşeytan' nitelikli bu tür kuruluşların ve onların
yerli versiyonlarının tuzağa düşürmeleri işten bile değildir. Ama
bilinmelidir ki, hala 'hizbuşşeytan'ı tanıma hususundaki bu kadar atalet
ve aymazlık, Filistin'de ölen yavrular için ne kadar ağlasa da, bir işe
yaramayacaktır.
Bizler kul olarak üzerimize düşeni seviyeli, nitelikli biçimde yapmayıp
da, işi tamamen Rabbimize havale edersek bu, Allah'ın kabul etmeyeceği
bir şeydir. 'Nasrullah' Allah'ın yardımıdır. Allah elbette yardımını
gönderecektir, Allah gibi vaadinde başka kim durur? Bundan hiç şüphemiz
olmamalı. Zaten Rabbimiz, Allah'dan umudunu ancak kafirlerin keseceğini
haber vermekte değil midir?
Yalnız şu var ki, hiçbir konforundan taviz vermeksizin, yalnızca TV'den
olan bitenleri izlemekte iken bir an duygulanıp, "gavurların bir hesabı
varsa, Allah'ın da bir hesabı vardır elbet" diyerek, işi yine kolayca
Allah'a havale eden, kendisi tere yağından sıyrılan kıl gibi 'iş'den
sıyrılıp çıkan, kıymetli parmağını hiçbir taşın altına sokmak istemeyen
kimselere Allah'ın bir hesabı olduğuna inanmıyorum. Daha doğrusu,
elbette Allah'ın bir hesabı var da, bu, ahirette Allah'ın ona soracağı
hesaptır. Bu tür kimselerin hiçbiri için, Allah'ın yardım
hesabı/planı/mekri olduğunu düşünemiyorum. Olsaydı zaten Allah ilk
başta, içinde yaşadığımız toplumda yardımını (gadre uğrayanlara)
gönderirdi.
'Nasrullah'ı elde edebilmemiz, bir sözleşmeye bağlıdır. Sözleşmenin
şartlarını Rabbimiz belirlemiştir. Bu şartları en kestirme biçimde, Ra'd
suresinin 11. ve Enfal suresinin 53. ayetinde okuyabiliriz. Bakara
suresinin 214. ayetinde 'nasrullah'ın şartlarını daha yakından
tanıyabiliriz. Bilinmelidir ki, 'nasrullah' çok yakındır, Allah her
zaman bize nusretini göndermeye hâzır ve nâzırdır. 'Nasrallah'lar hiçbir
zaman eksik olmayacaktır, yeter ki biz Allah'ın yardımına layık olalım.
Bu babda bir de şu hususu belirtmeden geçmek istemiyorum. Asırlardır
gözlerini, ufuklardan, ya da semadan gelecek ucube bir 'mehdi' ya da
'mesih'e dikenler, hala anlamadılar mı ki, işte arzu ettikleri
'kurtarıcı' kendi içlerinden biri olacaktır. Tırnak içindeki bu
'kurtarıcı'yı tamamen kelime anlamında kullanıyorum. Bunun dışında
ıstılahi olarak bir kurtarıcı yoktur ve olmayacaktır. Eğer bizim verecek
canımız ve Allah yolunda harcayacak malımız varsa, Allah içimizden nice
'Nasrallah'lar çıkartacaktır. Öyleyse bu toplumları hala mehdi/Mesih
usturesi ile oyalayan bilgisizlere inanmamanın tam zamanıdır. Onların
hilelerini artık anlayalım ve yüzlerine çarpalım. Kurtarıcı, elimizdeki
Kur'an'la kalbimizi ve zihnimizi aydınlattıktan sonra, omzumuzdaki
silahımız olacaktır.
Filistin'de ve Lübnan'da öldürülen ufacık bedenlerine hiç birimiz
dayanamamaktadır. Kendilerine Yahudi askerinin niçin kurşun sıktığını
bile bilemeden, simsiyah kavrulan minnacık bedenleri, cennetin kapısında
düzenlenen bir şöleni andırmaktadır. Fakat işin doğrusu ben, o masum
kelebeklerden ziyade, kendi sorumluluğumu düşünüp gözyaşı dökmem gerekir
diye düşünüyorum. |