Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 332 | Ağustos  2006

                   

 

 


                                                        Hizbullah - Nasrullah: Va’dullah

                                                                                                           Mehmed Durmuş

Her ne kadar, peygamberler katili bir kavmin Ortadoğu'daki, bebek katili siyasi şebekesi Filistin'i ve Lübnan'ı kan gölüne çevirse de, yine hayırlı gelişmeler olmaktadır. Hizbullah'ın İsrail'e karşı basiretli mücadelesi, bütün dünya çapında Müslümanlara cesaret veriyor, müthiş bir heyecan uyandırıyor. Bu heyecanın kendime göre olan sebeplerini açıklamaya çalışayım.
Uzun süredir, sadece seyretmekle yetindiğimiz İsrail, ilk defa karşısında sert bir kaya buldu. Olanca askeri gücü, dünyanın en gelişmiş savaş teknolojisine rağmen İsrail, karşısında, öyle kolayca ezip geçemeyeceği bir güç buldu. Bu güç herkesin bildiği gibi, Hizbullah gücüdür. 'Hizbullah' ve 'Nasrallah' tamamen bizim bahçemize ait, bizim bahçıvanımızın bize tilavet ettiği kelimelerdir. Batı'nın ve onun beslemesi İsrail'in bugüne kadar en gelişmiş haberalma teknikleri, bütün dünyayı kontrolleri altında tutan gizli servisleri, ajan ağları, haddi hesabı bilinmeyen paraları vardı; uydudan, dünyanın her bir yerindeki siyah bir taşın üstünde yürüyen siyah karıncayı bile gördüğünü iddia ettikleri iletişim araçları vardı. Akıllı-akılsız bombaları, füzeleri, akla hayale gelmedik savaş makinaları vardı. Kısacası, batının ve İsrail'in koca bir savaş endüstrisi vardı. Hep diyorduk, bizim ise, övünmemize değecek bir tek kelime-i tevhidimiz vardı: Allah'dan başka ilah yoktur! Bu kelime-i tevhidin uzunca şerhi demek olan Kur'anımız vardı elimizde. Bu Kur'an bizim oldukça, Allah düşmanı hiçbir güçten korkmamıza bir gerek yoktu. Ama ne yazık ki, Kur'an'la bağını keseli yüzyıllar olmuş bir toplum, elbette Allah'dan değil, savaş makinalarından korkuyordu.
Kur'an niçin bu kadar önemlidir? Çünkü Kur'an'ı olmayan bir toplumun hiçbir şeyi yoktur. Kur'an'dan bağını kopartmış bir toplumu, dünyanın şer güçleri çok kolay mankurtlaştırırlar da ondan.
Kendilerini İslam'a nisbet eden toplumlar ne yazık ki teknolojiyi gözlerinde büyütmektedirler. Halbuki teknoloji, Samiri'nin buzağısı gibidir, yeter ki onu ateşe atıp eritecek bir Musâ bulunsun, o bir hiçtir. Yahut, Firavun'un sihirbazlarının iplerine benzetebiliriz. Yine bir Musâ gerek ki, Allah'ın her an burnumuzun ucunda bulunan yardımı sayesinde o iplerin 'ip'liğini pazara çıkarsın ve hem o iplerle insanları oyalayan sihirbazlar iman etsinler, hem de mü'minler korkuyu atsınlar.
Hizbullahın haysiyetli mücadelesi, Allah'ın, 20 mü'minin 200 kafire galip geleceğini vaat etmesinin (8/65) bir tezahürüdür. Demek ki savaşları silah ve asker sayısı değil, iman, azim ve cesaret kazanmaktadır. Kaldı ki mü'minlerin, uzun yıllardır kaybettikleri bu iman ve cesareti yeniden kazanmaları vakti çoktan gelmiştir.
Evet işte 'Hizbullah' ve 'Nasrallah', bu korkuyu gidermede iyi bir fırsat oldu. 'Hizbullah', Allah'ın hizbi, Allah'ın partisi anlamına geliyor. Zıddı ise 'hizbuşşeytan': şeytanın hizbi, şeytanın partisi. 'Nasrallah' (Nasrullah) ise Allah'ın yardımı demektir. Her ikisi de güzel isimler. Yüzde yüz bize ait. Nasrallah'ın, hizbi ile birlikte Lübnan halkının bu kadar güvenini kazanmış olması gerçekten çok duygulandırıcı. Şu ana kadar verdikleri mücadele ise hiç de küçümsenmeyecek cinsten.
Her iki ismin de, tamamen Kur'an kaynaklı olması, önüne ardına bir ek almaması güzel bir başlangıç. Ama asıl önemli olan, bundan sonrasında, başta Hizbullah olmak üzere, bütün Müslümanların, sadece 'hizbullah' olmaları, 'hizbullah' kalmaları, hizbuşşeytanın hiçbir oyununa gelmemeye, hizbuşşeytanın hiçbir eniği, hiçbir sıpası tarafından aldatılmamaya, kandırılmamaya, yoldan çıkarılmamaya bütün varlığı ile gayret göstermesidir. Bu gayret hepimiz için gereklidir. Hepimiz son nefesimizi verince kadar hizbuşşeytanın fitnesinden emin olmak için zihnen, fikren, imanen diri kalmak zorundayız. Bu diriliği ise kesinlikle bize kitabımız Kur'an verecektir.
Hizbullah'ın askerî alandaki yiğitliği, siyasi alanda ve fikir düzeyinde de devam etmelidir. Bunun için rabbimize dua ederek işe koyulmalı ve kendi alanımızda, yapmamız gerekenleri hızlandırarak yapmaya koyulmalıyız. Ben kendi adıma, aceleci olmayı, niteliksiz işlere girişmeyi düşlemiyorum. Ama nitelikli işler cümlesinden olup da, yapmadığımız, ihmal ettiğimiz, gaflet içinde geçiştirdiğimiz görevlerimizi hatırlamayı arzu ediyorum.
Evvelde de, ahirde de, işimizin başı hiç şüphesiz Kur'an'ı bilmektir. Yeryüzünde, kendini İslam'a nisbet eden bütün kavimlerin, hiziplerin, fırkaların kendilerini Kur'anla eğitmeleri, İslam'ın kriterlerine uymayan eksiklik ve fazlalıklarını Kur'an'la tashih etmeleri şarttır. Kur'an eğitimi ile ancak, Allah'ın vermediği isimlerle kendimizi adlandırmak ve bu kuru isimlere dayanarak birbirimizi düşmanlaştırmak hastalığından kurtulabiliriz. Öte yandan, dünya siyasetini elinde bulunduran rejimlerin think-tank kuruluşları, Müslümanları imanlarında, Kur'an'a bağlılıklarında, haramlardan kaçınmalarında, namus anlayışlarında v.d. kuşkuya düşürmek için vardırlar. Bunun için icra-yı faaliyet yapmaktadırlar. Kendi dinlerini Kur'an'dan öğrenmeyen 'müslümanları', 'hizbuşşeytan' nitelikli bu tür kuruluşların ve onların yerli versiyonlarının tuzağa düşürmeleri işten bile değildir. Ama bilinmelidir ki, hala 'hizbuşşeytan'ı tanıma hususundaki bu kadar atalet ve aymazlık, Filistin'de ölen yavrular için ne kadar ağlasa da, bir işe yaramayacaktır.
Bizler kul olarak üzerimize düşeni seviyeli, nitelikli biçimde yapmayıp da, işi tamamen Rabbimize havale edersek bu, Allah'ın kabul etmeyeceği bir şeydir. 'Nasrullah' Allah'ın yardımıdır. Allah elbette yardımını gönderecektir, Allah gibi vaadinde başka kim durur? Bundan hiç şüphemiz olmamalı. Zaten Rabbimiz, Allah'dan umudunu ancak kafirlerin keseceğini haber vermekte değil midir?
Yalnız şu var ki, hiçbir konforundan taviz vermeksizin, yalnızca TV'den olan bitenleri izlemekte iken bir an duygulanıp, "gavurların bir hesabı varsa, Allah'ın da bir hesabı vardır elbet" diyerek, işi yine kolayca Allah'a havale eden, kendisi tere yağından sıyrılan kıl gibi 'iş'den sıyrılıp çıkan, kıymetli parmağını hiçbir taşın altına sokmak istemeyen kimselere Allah'ın bir hesabı olduğuna inanmıyorum. Daha doğrusu, elbette Allah'ın bir hesabı var da, bu, ahirette Allah'ın ona soracağı hesaptır. Bu tür kimselerin hiçbiri için, Allah'ın yardım hesabı/planı/mekri olduğunu düşünemiyorum. Olsaydı zaten Allah ilk başta, içinde yaşadığımız toplumda yardımını (gadre uğrayanlara) gönderirdi.
'Nasrullah'ı elde edebilmemiz, bir sözleşmeye bağlıdır. Sözleşmenin şartlarını Rabbimiz belirlemiştir. Bu şartları en kestirme biçimde, Ra'd suresinin 11. ve Enfal suresinin 53. ayetinde okuyabiliriz. Bakara suresinin 214. ayetinde 'nasrullah'ın şartlarını daha yakından tanıyabiliriz. Bilinmelidir ki, 'nasrullah' çok yakındır, Allah her zaman bize nusretini göndermeye hâzır ve nâzırdır. 'Nasrallah'lar hiçbir zaman eksik olmayacaktır, yeter ki biz Allah'ın yardımına layık olalım.
Bu babda bir de şu hususu belirtmeden geçmek istemiyorum. Asırlardır gözlerini, ufuklardan, ya da semadan gelecek ucube bir 'mehdi' ya da 'mesih'e dikenler, hala anlamadılar mı ki, işte arzu ettikleri 'kurtarıcı' kendi içlerinden biri olacaktır. Tırnak içindeki bu 'kurtarıcı'yı tamamen kelime anlamında kullanıyorum. Bunun dışında ıstılahi olarak bir kurtarıcı yoktur ve olmayacaktır. Eğer bizim verecek canımız ve Allah yolunda harcayacak malımız varsa, Allah içimizden nice 'Nasrallah'lar çıkartacaktır. Öyleyse bu toplumları hala mehdi/Mesih usturesi ile oyalayan bilgisizlere inanmamanın tam zamanıdır. Onların hilelerini artık anlayalım ve yüzlerine çarpalım. Kurtarıcı, elimizdeki Kur'an'la kalbimizi ve zihnimizi aydınlattıktan sonra, omzumuzdaki silahımız olacaktır.
Filistin'de ve Lübnan'da öldürülen ufacık bedenlerine hiç birimiz dayanamamaktadır. Kendilerine Yahudi askerinin niçin kurşun sıktığını bile bilemeden, simsiyah kavrulan minnacık bedenleri, cennetin kapısında düzenlenen bir şöleni andırmaktadır. Fakat işin doğrusu ben, o masum kelebeklerden ziyade, kendi sorumluluğumu düşünüp gözyaşı dökmem gerekir diye düşünüyorum.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...