Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 332 | Ağustos  2006

                   

 

 


İngiliz İmparatorluğunun Vahşet Öyküsü Bugün de Sürüyor

Richard Gott/24.07.2006/ The Guardian

Bugün dünyada meydana bulan çatışmaların çoğu İngiltere'nin, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda tükettiği, yoksullaştırdığı ve terk ettiği eski sömürge topraklarında vuku buluyor.
Bu feci sömürgeci miras ziyadesiyle görülebiliyor hâlâ ve İngiliz imparatorluğunun böylesi sert tartışmaları provoke etmesinin nedenlerinden biri de budur. Eğer İngiltere, kolonilerinde bir başarı elde etmiş olsaydı, bu yerlerin çoğu yarım yüzyıl sonra böylesine korkunç bir karmaşa ve şiddetin içinde, huzursuzluğun temel kaynakları durumunda olur muydu?
Listenin başında, İngiltere'nin yerli halkın üzerine çoğu Avrupalı olan yerleşimcileri zorla yüklediği -emperyal yönetimin tipik özelliklerinden biri olarak- ve 1947'de terk ettiği Filistin var. Ne yazık ki, emperyal yönetimin çöküş devrinde ülkeye gelen yerleşimcilerin, İngiliz fethini ve Avustralya yerleşimini tanımlayan şekliyle, yerli halkın kökünü kurutacak ya da soykırıma girişerek tümüyle ezmeyi başarmak için yeterli zamanları bulunmamaktaydı.
Darbe yemiş ve cesareti kırılmış Avustralya'nın yerli halkı, küçük kasabalarda ya da kendilerine ayrılmış arazilerde hayatta kalmayı başarırken, Filistin'dekilerin böylesi bir kadere karşı mücadele etme kapasiteleri bulunmaktaydı, yerleşimcilere karşı sürekli bir direnişi organize ettiler, kendi dinlerinden ilham aldılar ve geniş Arap hinterlandından yararlandılar. Avustralyalı yerleşimciler ise suçlu bir vicdandan çok daha azı ile karşı karşıyaydı. Ancak işgalcilerin -tıpkı yıkılmış kaleleri Doğu Akdeniz'in çehresine hükmeden ortaçağ haçlıları gibi- devletleri bir yüzyıldan fazla sürerse şanslı sayılacaklardır. Şüphesiz çoğu umutsuzluk içinde gemiyi terk edip gidecektir.
İngilizler kaoslara zemin hazırladı
Benzer bir emperyal sıkıntı yeri Sierra Leone'dir, burada da İngilizler çoğunluğu Hıristiyan olan, İngiltere ve Kanada'dan getirilen siyah yabancı bir nüfusu yerleşimci koloni olarak yerli halkın üzerine zorla yerleştirdi. İlk koloninin tarihi 18. yüzyıla kadar uzanır; ancak ülkenin büyük bir bölümü enerjik bir direnişin var olduğu 19'uncu yüzyılda askeri bir fetihle ele geçirilmişti. İngiliz askerlerinin geri dönüşü ile boğulan bir iç savaşın yeniden canlanması sürekli bir ihtimal olarak durmaktadır.
Çözülmemiş sorunlarıyla imparatorluk günlerinden bugüne kalan yerleşimci kolonilerin diğer kurbanları arasında Güney Afrika, Zimbabwe ve Kenya bulunmaktadır ve elbette Kuzey İrlanda da bunlara dahildir. Bu ülkelerde, yerleşimcilerin tümü, şimdi sosyal geleneklerde ve yerleşim toplumunun haklarını korumak için oluşturulmuş hükümetlerde hep geri planda, sayıca azınlıkta ve hareket kabiliyetleri kısıtlı-sömürgeci rejimin öldürücü mirası. Bitirilmemiş pek çok iş ortalıkta duruyor. Yerleşimci kolonilerden en marjinal olanı Ceylon'da (şimdiki Sri Lanka) ve Fiji'de kuruldu, kurbanların sıkıntıları devam ediyor. Her iki adaya da 19. yüzyılda beyazların sahip olduğu fabrikalarda çalışmaları için Hindistan'dan gelen işçiler yerleştirildi ve asla çözülemeyecek sonsuz bir iç savaş zemini yaratıldı. Burada da başka yerlerde olduğu gibi, yerel şiddet ve çatışmanın, İngiliz imparatorluğunun devam eden mirasının kalıntısı olduğu kanıtlandı.
Hindistan'ın kendisinde, İngiltere'nin 1947 yılındaki hızlı ve felaket getirici sıvışması İngiliz hakimiyetinin iki yüzyıldır bu alt kıtanın birliğini sürdürme lakırdısının fiyaskosunun bir göstergesi olarak bölünmeye ve "güve yemiş" Müslüman devleti Pakistan'ın yaratılmasına neden oldu (ve nihayetinde Bangladeş'in). Keşmir devletinin geleceğine dair üzerinde anlaşmaya varılan net bir durum belirlenmeden Hindistan'ın terk edilişi, o günden bugüne süren Keşmir sorununun doğmasına neden oldu.
Bir diğer sorunlu sömürge ileri karakol mevkii, sıklıkla unutulan ve şimdi Lübnan'dan gelen mülteciler nedeniyle geçici bir süreliğine gündeme gelen Kıbrıs'tır. Bu ada da Hindistan gibi bedbaht bir biçimde, sömürgeci kötü yönetimin bir sonucu olarak bölündü ve bugün iki "egemen" üsler aracılığıyla hâlâ İngiliz askeri nezareti altında.
Diğerleri ise Nijerya ve Somali'dir. Nijerya, sömürgeci rahatlık için yapay yollarla birbirine yamanmış üniter bir devletten oluşurken, ikincisi yani Somali stratejik nedenlerden ötürü işgal ve terk edildi. Her ikisi de şimdilerde sobanın üzerinde ağır ağır kaynıyor.
Nihayet Irak ve Afganistan'a gelirsek, kökleri imparatorluk deneyimine dayanan iki modern felakettir bu ülkeler. Irak, İngiliz imparatorluğunun askerî üslerinin 1950'lere kadar sökülmemesine rağmen, ilk çıktığı ve sonradan yeniden girdiği bir yerdir. İngilizlerin 50 yıl sonra geri dönüşünün ardından, İngiliz askerleri Birinci Dünya Savaşı boyunca İngiltere'nin adına ülkeye müdahale eden Hindistan askerlerinin yerini alıyor. İngilizler, 1930'da aceleyle ayrılmışlardı ve yine aynı şeyi yapacaklardır.
Sözde bağımsız olmasına, İngiliz'e karşı üç kez başarılı bir biçimde direnmesine rağmen Afganistan, etkin bir biçimde sömürge kapsama alanı içindedir. Dördüncü İngiliz-Afgan savaşı şimdi işler haldedir ve öncekilerde olduğu gibi bunu bir Afgan zaferi takip edecektir.
Görünen o ki, imparatorluğun bu öyküsü yerkürenin büyük bir bölümünde yeniden aktif hale geldi ve sömürgeci dönemi yeniden canlandırırcasına büyük ölçekli bir şiddet ve yıkımı da beraberinde getirdi. İngiltere'de, hiç durmaksızın petrolü ateşe akıtan bir hükümettense, gerçekte ne olduğunu kabul eden, geçmişin yaralarını sarmaya yardımcı olan bir hükümete sahip olduğumuz için ne kadar da şanslıyız!!!

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...