|

İngiliz İmparatorluğunun Vahşet Öyküsü Bugün de Sürüyor
Richard Gott/24.07.2006/ The Guardian
Bugün dünyada meydana bulan çatışmaların çoğu İngiltere'nin, İkinci
Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda tükettiği, yoksullaştırdığı ve terk
ettiği eski sömürge topraklarında vuku buluyor.
Bu feci sömürgeci miras ziyadesiyle görülebiliyor hâlâ ve İngiliz
imparatorluğunun böylesi sert tartışmaları provoke etmesinin
nedenlerinden biri de budur. Eğer İngiltere, kolonilerinde bir başarı
elde etmiş olsaydı, bu yerlerin çoğu yarım yüzyıl sonra böylesine
korkunç bir karmaşa ve şiddetin içinde, huzursuzluğun temel kaynakları
durumunda olur muydu?
Listenin başında, İngiltere'nin yerli halkın üzerine çoğu Avrupalı olan
yerleşimcileri zorla yüklediği -emperyal yönetimin tipik özelliklerinden
biri olarak- ve 1947'de terk ettiği Filistin var. Ne yazık ki, emperyal
yönetimin çöküş devrinde ülkeye gelen yerleşimcilerin, İngiliz fethini
ve Avustralya yerleşimini tanımlayan şekliyle, yerli halkın kökünü
kurutacak ya da soykırıma girişerek tümüyle ezmeyi başarmak için yeterli
zamanları bulunmamaktaydı.
Darbe yemiş ve cesareti kırılmış Avustralya'nın yerli halkı, küçük
kasabalarda ya da kendilerine ayrılmış arazilerde hayatta kalmayı
başarırken, Filistin'dekilerin böylesi bir kadere karşı mücadele etme
kapasiteleri bulunmaktaydı, yerleşimcilere karşı sürekli bir direnişi
organize ettiler, kendi dinlerinden ilham aldılar ve geniş Arap
hinterlandından yararlandılar. Avustralyalı yerleşimciler ise suçlu bir
vicdandan çok daha azı ile karşı karşıyaydı. Ancak işgalcilerin -tıpkı
yıkılmış kaleleri Doğu Akdeniz'in çehresine hükmeden ortaçağ haçlıları
gibi- devletleri bir yüzyıldan fazla sürerse şanslı sayılacaklardır.
Şüphesiz çoğu umutsuzluk içinde gemiyi terk edip gidecektir.
İngilizler kaoslara zemin hazırladı
Benzer bir emperyal sıkıntı yeri Sierra Leone'dir, burada da İngilizler
çoğunluğu Hıristiyan olan, İngiltere ve Kanada'dan getirilen siyah
yabancı bir nüfusu yerleşimci koloni olarak yerli halkın üzerine zorla
yerleştirdi. İlk koloninin tarihi 18. yüzyıla kadar uzanır; ancak
ülkenin büyük bir bölümü enerjik bir direnişin var olduğu 19'uncu
yüzyılda askeri bir fetihle ele geçirilmişti. İngiliz askerlerinin geri
dönüşü ile boğulan bir iç savaşın yeniden canlanması sürekli bir ihtimal
olarak durmaktadır.
Çözülmemiş sorunlarıyla imparatorluk günlerinden bugüne kalan yerleşimci
kolonilerin diğer kurbanları arasında Güney Afrika, Zimbabwe ve Kenya
bulunmaktadır ve elbette Kuzey İrlanda da bunlara dahildir. Bu
ülkelerde, yerleşimcilerin tümü, şimdi sosyal geleneklerde ve yerleşim
toplumunun haklarını korumak için oluşturulmuş hükümetlerde hep geri
planda, sayıca azınlıkta ve hareket kabiliyetleri kısıtlı-sömürgeci
rejimin öldürücü mirası. Bitirilmemiş pek çok iş ortalıkta duruyor.
Yerleşimci kolonilerden en marjinal olanı Ceylon'da (şimdiki Sri Lanka)
ve Fiji'de kuruldu, kurbanların sıkıntıları devam ediyor. Her iki adaya
da 19. yüzyılda beyazların sahip olduğu fabrikalarda çalışmaları için
Hindistan'dan gelen işçiler yerleştirildi ve asla çözülemeyecek sonsuz
bir iç savaş zemini yaratıldı. Burada da başka yerlerde olduğu gibi,
yerel şiddet ve çatışmanın, İngiliz imparatorluğunun devam eden
mirasının kalıntısı olduğu kanıtlandı.
Hindistan'ın kendisinde, İngiltere'nin 1947 yılındaki hızlı ve felaket
getirici sıvışması İngiliz hakimiyetinin iki yüzyıldır bu alt kıtanın
birliğini sürdürme lakırdısının fiyaskosunun bir göstergesi olarak
bölünmeye ve "güve yemiş" Müslüman devleti Pakistan'ın yaratılmasına
neden oldu (ve nihayetinde Bangladeş'in). Keşmir devletinin geleceğine
dair üzerinde anlaşmaya varılan net bir durum belirlenmeden Hindistan'ın
terk edilişi, o günden bugüne süren Keşmir sorununun doğmasına neden
oldu.
Bir diğer sorunlu sömürge ileri karakol mevkii, sıklıkla unutulan ve
şimdi Lübnan'dan gelen mülteciler nedeniyle geçici bir süreliğine
gündeme gelen Kıbrıs'tır. Bu ada da Hindistan gibi bedbaht bir biçimde,
sömürgeci kötü yönetimin bir sonucu olarak bölündü ve bugün iki "egemen"
üsler aracılığıyla hâlâ İngiliz askeri nezareti altında.
Diğerleri ise Nijerya ve Somali'dir. Nijerya, sömürgeci rahatlık için
yapay yollarla birbirine yamanmış üniter bir devletten oluşurken,
ikincisi yani Somali stratejik nedenlerden ötürü işgal ve terk edildi.
Her ikisi de şimdilerde sobanın üzerinde ağır ağır kaynıyor.
Nihayet Irak ve Afganistan'a gelirsek, kökleri imparatorluk deneyimine
dayanan iki modern felakettir bu ülkeler. Irak, İngiliz imparatorluğunun
askerî üslerinin 1950'lere kadar sökülmemesine rağmen, ilk çıktığı ve
sonradan yeniden girdiği bir yerdir. İngilizlerin 50 yıl sonra geri
dönüşünün ardından, İngiliz askerleri Birinci Dünya Savaşı boyunca
İngiltere'nin adına ülkeye müdahale eden Hindistan askerlerinin yerini
alıyor. İngilizler, 1930'da aceleyle ayrılmışlardı ve yine aynı şeyi
yapacaklardır.
Sözde bağımsız olmasına, İngiliz'e karşı üç kez başarılı bir biçimde
direnmesine rağmen Afganistan, etkin bir biçimde sömürge kapsama alanı
içindedir. Dördüncü İngiliz-Afgan savaşı şimdi işler haldedir ve
öncekilerde olduğu gibi bunu bir Afgan zaferi takip edecektir.
Görünen o ki, imparatorluğun bu öyküsü yerkürenin büyük bir bölümünde
yeniden aktif hale geldi ve sömürgeci dönemi yeniden canlandırırcasına
büyük ölçekli bir şiddet ve yıkımı da beraberinde getirdi. İngiltere'de,
hiç durmaksızın petrolü ateşe akıtan bir hükümettense, gerçekte ne
olduğunu kabul eden, geçmişin yaralarını sarmaya yardımcı olan bir
hükümete sahip olduğumuz için ne kadar da şanslıyız!!! |