|

İsrail
'Tanrı'nın İşini Görüyormuş!
Ceyda Karan/24.07.2006/Radikal
Amerika'daki
etkili neocon'lardan Larry Kudlow'a bakılırsa İsrail ordusu, Filistinli
ve Lübnanlı sivillerin katledildiği bombardımanlarıyla 'Tanrı'nın işini
görüyor.' Yine etkili neocon David Horowitz'e göre İsrail, 'Medenileşmiş
dünyanın yapması gereken işi yapıyor.'
İsrail'e destek için 19 Temmuz'da Washington'da düzenlenen mitinge
katılan konuşmacılar, savaşın ardındaki dinamiği ve ideolojik
perspektifi gözler önüne seriyor. Washington Post'tan öğreniyoruz ki,
senatörler ve Maryland valisi Robert L. Ehlich'in de katıldığı mitingde,
İsrail Büyükelçisi Daniel Ayalon "Bu sadece İsrail'le ilgili değil.
Dünyamızın neresi olacağı, kaderi ve güvenliğiyle ilgili. İsrail ön
cephede. İran'ın bu küçük dallarını budayacağız" demiş. San Antonio
merkezli Conrenstone Kilisesi'yle Amerika'da onbinlerce müride sahip
Evanjelist Rahip John C. Hagee'ye gelince... O da İncil'den alıntılarla
ABD'nin Tanrı'nın İsrail ve Batı için planlarını yerine getirmek için
İran'a karşı önleyici askeri saldırıda bulunması gerektiğini anlatmış.
Zira Mesih'in yeryüzüne inebilmesi için İran'la bir çatışma gerekliymiş!
Kendisi bu mitinge katılmamış, lakin namlı neocon'lardan olan ABD'nin BM
Daimi Temsilcisi John Bolton, Ortadoğu'da yaşanan insani dramdan
bahsederken, ahret meselelerine girmiyor. Ona göre, öldürülen İsrailli
ve Lübnanlı siviller arasında ahlaki açıdan eşit karşılaştırma
yapılamaz: "Masum sivilleri hedeflemek, onların ölümlerini arzulamak,
roketler ateşlemek, patlayıcılar kullanmak yahut adam kaçırmalara
başvurmakla, kendi kendini savunmanın üzücü ve talihsiz sonuçlarının
aynı şey olduğu söylenemez." Hem İsrail Başbakanı Ehud Olmert, 'Dünyanın
en ahlaki ordusu bizimkisi' demiyor mu? İsrail bombardımanlarında evleri
başlarına yıkılan, okulları, hastaneleri, elektrik santralları, su
tesisleri, otoyolları, havaalanları vurulan Lübnanlı siviller, İsrail'in
'kendi kendini savunuyor olmasının' talihsiz kurbanları, o kadar!
Yıllardır toprakları Yahudi devleti tarafından çalınan, evleri ve
zeytinlikleri tahrip edilen, çocukları sokak ortasında öldürülen,
gettolara tıkılan, tarla, okul, hastanelerine ulaşmaları engellenen
Filistinliler için de aynı şey geçerli. Köyleri 'Buraları bize tanrı
verdi, zaten 3 bin yıl önce de bizimdi' diyen Siyonist yerleşimciler
tarafından zapt edilen, adil olmayan bir barış dayatılan, işgale
direnince 'terörist' etiketi yapıştırılan Filistinliler... Ama işte
bunlar başlarına İsrail 'kendi kendini savunduğu için' geliyor!
Yaşananlara ırk ve din ayrımı yapmadan bakıp gördüklerinden
hoşlanmayanlar da anti-Semitik olmak zorunda! Yahudi asıllı Fransız
yazar Alain Finkielkraut 1998'de Le Monde'da yayımlanan makalesinde ne
güzel söylemiş: "Oh, 20. yüzyılın sonunda Yahudi olmak ne kadar güzel!
Bizler artık tarihin suçladıkları değil, sevgilileriyiz. Zamanın ruhu
bizleri seviyor, onurlandırıyor ve koruyor, çıkarlarımızı gözetiyor.
Hatta bizim onayımıza ihtiyacı var..."
Neocon Bush yönetiminin desteğini arkasına almış İsrail'in, Gazze'den
başlattığı ve Lübnan kanalıyla bölgeye yayacak gibi göründüğü bu
savaşın, kaçırılan birkaç askeri karşılığı hapiste tuttuğu 9 bin 600
Filistinli esirden kadın ve çocuklardan oluşan 400 kadarını bırakmasıyla
ilgisi olmasa gerek! Zira daha önce de BM kararlarıyla yasadışı olduğu
sabit işgal gücüne mensup İsrail askerleri kaçırıldı. Hepsinde esir
değiş tokuşu yapıldı.
ABD ve İsrail yönetimlerinin derdi günü, 11 Eylül sonrası, militarist
politikalarıyla radikalleşmeye ittikleri İslamiyet. Suriye'yi filan boş
verin! Amerikan parası ve korumasına muhtaç Mısır, Ürdün, Suudi
Arabistan ve diğer petrol emirliklerindeki Sünni rejimler kıllarını
kıpırdatmazken, İslamiyet'in bayraktarı konumuna sokulan Şii İran asıl
hedefleri. Hizbullah da İran'ın 'ilk budanacak kolu'. Uluslararası
yasaları ya çiğneyerek yahut da eğip bükerek Irak savaşına giriştiler.
Ama nükleer yetkinliğine ulaşması önünde engel görünmeyen İran'a öyle
aynı nakaratlarla dokunulamayacağı anlaşılalı beri taktik değiştirdiler.
11 Eylül sonrası çekinmeden 4. Dünya Savaşı çağrısı yapan (zira
üçüncüsünü Soğuk Savaş'a sayıyor) neocon'ların ağababası Norman
Podhoretz, hedefi açıkça ilan etmişti: 'İslamiyet'i Ortadoğu'dan
kazımak' ve salt 'seküler bir ritüele' indirgemek. Lakin İsrail ve
Amerikan bombaları bunu sağlar mı, işte orası şüpheli. Kıyamet güçleri,
nafile bir kumar oynuyor. Militarizm ve işgalin sonu ya neocon'ların pek
arzuladığı Armageddon yahut da İslami kâbus olabilir ancak... Benim
merak ettiğim şu ki, acaba hangisi daha fundamentalist? Hizbullah ve
İran mı, yoksa İsrafil'in borusunu öttürmeye meraklı Eski Ahitçi
neocon'lar mı? |