Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 332 | Ağustos  2006

                   

 

 


Zalime karşı mazlumdan yana, onurlu bir duruş

Ruşen Çakır/31.07.2006/Vatan

Bir ülke bir savaşta sivilleri neden öldürür?
1) Kazayla;
2) Karşı tarafı dehşete düşürüp teslim olmasını sağlamak için;
3) Kazanamayacağını veya kaybettiğini anlayınca öfkeden.
İsrail, Lübnan'da sivillere yönelik saldırılarını hep "kaza" diye geçiştirmeye çalışıyor. Nasıl olsa ABD'nin kayıtsız şartsız desteğine, otoriter ve totaliter Arap rejimlerinin onayına sahip ve uluslararası kamuoyu da şaşırtıcı bir şekilde ilgisiz.
İsrail başlangıçta sivillere saldırarak Lübnan halkıyla Hizbullah'ın arasını açmak, hatta mümkünse bir iç savaş çıkartmak istedi. Ama sivillere yönelik son katliamlar israil'in gücünü değil çaresizliğini gösteriyor. İsrail belli bir strateji gereği değil, intikam duygularıyla hareket ediyor.
Dünün tezkerecileri
İsrail, elindeki ve arkasındaki onca güce rağmen bir kez daha Lübnan batağına saplanmak istemiyor. Bu nedenle kendi savaşını bir süre sonra başkalarına devretmek arzusunda. Ve gözler Türkiye'ye çevriliyor.
Tıpkı İkinci Tezkere arifesini yaşıyoruz. Dünün tezkerecileri, kısa süre öncesine kadar Ankara'nın Ortadoğu'da arabuluculuğa soyunmasına "Ne işimiz var!" veya "Boyumuzu aşar" diye karşı çıkıyorlardı. Bugünse "Güney Lübnan'a Türk ordusu" sloganı atıyorlar. Bu sefer nasıl "bir koyup üç alacaklar" ve hangi "masaya oturacaklar"; meçhul. Zaten kendi içlerinde ikiye ayrılıyorlar:
1) "Hem Lübnan'a hem Kuzey Irak'a gidelim" diyenler;
2) "Lübnan'a gidersek Kuzey Irak'a gitmemize de gerek kalmaz" diyenler.
Birinci grupta ABD'den pek hoşlanmayan, hatta ondan nefret eden ama Türkiye'nin Washington'a mecbur olduğunu düşünenler yer alıyor. Irak'ta bir Kürt oluşumuna şiddetle karşılar. Türkiye'nin, ABD ile birlikte hareket etmesi halinde Kuzey Irak'ı denetleyebileceğine inanıyorlar.
İkinci grupsa katıksız Amerikancılardan oluşuyor. Bunlar Irak'ta güçlü bir Kürt oluşumun varlığını savunuyor, hatta bağımsız bir Kürt devletinin de pekala olabileceğini düşünüyorlar.
Hizbullah'a rağmen olmaz
Dün tezkereye karşı çıkanlar geniş bir koalisyon oluşturuyordu: Solcular, İslamcılar, milliyetçiler, ulusalcılar ve sadece insani nedenlerle hareket edenler. Bugün de Ortadoğu'da ABD ve İsrail politikalarına uzak durulmasını isteyenler geniş bir yelpaze oluşturuyor. İçlerinde İsrail devletinin, hatta ABD'nin bile yok olmasını isteyenler; Hizbullah ve Hamas'ın her terör eyleminden büyük keyif alanlar; Suriye'de Baas rejiminin zulümlerine gözlerini kapayanlar; İran'daki İslami otokrasiyi alkışlayanlar; Kürt olan herşeye alerji duyanlar olduğu bir gerçek. Hatta "Lübnan yerine Kuzey Irak'a girelim; gerekirse ABD ile de çatışalım" diyecek ölçüde gözleri dönmüşler bulunduğu da bir sır değil.
Ama çoğunluğu bu kesimler değil, İsrail devletinin de varolma hakkını savunan; Türkiye'nin Ortadoğu'da kalıcı bir barış için bağımsız politikalar geliştirmesini isteyen; Kürt ve/veya Arap düşmanlığından uzak durmaya çalışanlar oluşturuyor.
Dün tezkere karşıtlarının hepsine birden "Saddamcı" damgası vuranlar, bugün kendileri gibi düşünmeyenleri "Hizbullahçı" veya "Hamasçı" olarak nitelemeye başladılar bile.
Halbuki karşı çıkılan, Hizbullah'a rağmen ve ona karşı Lübnan'a asker gönderilmesidir. İsrail ve ABD'nin yıllar boyunca halledemedikleri bir sorunu bizlere çözdürmeye çalışmalarıdır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...