|

İsrail ve Dünya Kamuoyu
Murat Belge/25.07.2006/Radikal
80'lerde
dünyadaki siyasi eğilim veya kümelenmelere baktığımda İsrail ile Güney
Afrika'yı bir arada düşünme ve ele alma gereğini duyardım. Çünkü
ikisinde de, ülkeye sonradan gitmiş ama buna rağmen egemen olmuş, Batı
kökenli bir halk vardı. Batı kökenliydiler ama Hindistan'da İngilizler,
Endonezya'da Hollandalılar, Cezayir'de Fransızlar gibi, geri dönüş yolu
açık değildi bu insanların. Sonradan geldikleri yer artık anayurtları
olmuştu. Ama onlardan önce orayı anayurt olarak benimsemiş yerli halklar
da vardı. Şimdi burası kimin anayurdu olacaktı?
Batı'dan gelen halk Batı'nın genel demokratik değerlerinden haberdardı.
Bunlara saygılı yaşamayı da tercih edebilirdi -'yerli' halkla sorunu
olmasa. Bu konum 'şizoid' bir bölünme yaratıyordu, kendi içinde
demokrat, öteki halka karşı ırkçı ve faşist.
Bu 'şizoid' durumun da dünyada nasıl karşılandığı ve değerlendirildiği,
bir başka önemli sorundu. Göçmen halk, kendi derdini çözme uğraşında,
'Kim ne derse desin!' havasında görünüyordu, ama aslında dünya
kamuoyunun ağırlığını hissediyordu.
Yerli halka gelince, onların tabii 'Batı demokrasisi' gibi şeylerden
doğrudan haberi yoktu. Kendi geleneklerinden çıkardıkları, bir
'demokratik siyasi kültür' de yoktu. Buna karşılık, her bakımdan,
'mazlum' durumundaydılar. Kendilerine zulmedenlere, Batı'nın demokrat
kesiminin gösterdiği tepki, onların da elinde bir 'siyasi araç'
olabilirdi.
Bunları düşündüğüm ve yazdığım sıralarda İsrail'de 'intifada' başlamış
ve yayılmış ve İsrail sonunda bir Filistin devleti kurulmasını kabul
etmek zorunda kalmıştı. Bugün olduğundan çok daha yakında gibi
görünüyordu barış. Güney Afrika'da Hollanda kökenli beyazlar hâlâ işleri
sertlikle çözmekten yana tedbirler alıyorlardı, ama onlar da barutu
tüketiyordu yavaş yavaş.
90'larda İsrail gene gerisin geri giderken Afrika düze çıkmaya başladı.
1990'da Nelson Mandela hapisten çıkıp harekâtın başına geçince, yerli
halk yalnızca 'siyasi önderlik' değil, dünyayı bilen ve dünyanın
demokratik değerlerini sindirmiş bir önderliğe kavuştu.
O zaman Afrika'da olanın dünyada sivil toplumun, yani sivil ve
demokratik değerlere bağlı 'uluslararası topluluk'un zaferi olduğunu
iddia eden yazılar yazdım. Londra'da, GAC elçiliği önünde yıllarca
kesintisiz devam eden protesto gösterisinden, uluslararası spor
karşılaşmalarında Güney Afrika'nın yer almamasına, oradan 'made in'
Güney Afrika malların boykotuna, dünya demokratik kamuoyunun baskısı,
siyah direnişiyle birleşti ve kansız bir dönüşümle Güney Afrika
Cumhuriyeti utanç cephesinden çıktı, demokrasi cephesine katıldı.
İsrail ise utanç cephesinde kaldı ve oraya gittikçe daha derinlemesine
yerleşiyor. Neden? Nasıl oluyor bu?
Yönetim için bir şey söylemeyeceğim. Herhangi bir ırkçı-faşist
yönetimden farkı yok. Ama uluslararası topluluk burada daha hoşgörülü ve
bunda en çok Amerikan desteğinin rolü var. Tabii Batı toplumlarında
Yahudi varlığının ciddi etkisini de unutmamalı.
Ama unutulmayacak bir başka etken de zulüm görenlerin tepkileri.
Buradaki 'mazlumlar', Afrika'dakinin tersine, güç dengesi değiştiği anda
'zalim' rolünü seve seve üstlenmeyeceklerine dair inandırıcı bir işaret
vermiyorlar. Mandela, Batı'ya, kendi demokratik eksikleri konusunda ders
verebilecek bir dünya demokratıydı. Filistin'de böyle bir şey görmüyoruz
-Filistin ve çevre ülkelerde.
Bu, İsrail'in davranış biçimini onaylamanın ve hoşgörmenin gerekçesi
olmamalı. Kötülük yapan, 'yapılan'ın bunu hak ettiğine etmediğine
bakılmaksızın, yaptığının karşılığını görmelidir. Dünya kamuoyu,
demokratik kamuoyu, İsrail'i kayırmaya devam ettikçe Ortadoğu faciasının
sonu gelmez. Onun için, dört dünya aydınının önceki günkü Radikal'de
yayımlanan çağrısına hepimizin kulak vermesi gerekiyor. |