Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 332 | Ağustos  2006

                   

 

 


 

60’lı Yıllarda Üç Şair: Karakoç, Özel ve Zarifoğlu*

 

Ali Ayçil

Kimi Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinde (Şili, Meksika, Fransa gibi) şairlerin toplum katında ciddiye alınır bir etkinlik gösterdikleri dönemler oldu. Fakat kitleler üzerindeki nüfuzları ve etkinlikleri açısından bakıldığında, şairler dünyanın hiçbir yerinde, Türk toplumunun ekseriyetini temsil eden muhafazakâr kitle üzerinde sahip oldukları etkinlik düzeyine ulaşamadılar. Tabiatı gereği âlimlerin, siyasetçilerin ve diğer toplumsal - politik önderlerin önayak olması gereken Müslüman halkın, bütün bunların yerine kendisini şairlerle ifade etmeye kalkması ve yer yer onları önder pozisyonuna çıkarması, üzerinde inceleme yapılması gereken bir durumdur. Bir üstat ve bir ideolojik önder vasfı bulunmasa da, kendiliğinden sessiz yığınların tercümanı olmuş Akif'in açtığı yol, 1940-1960 yılları arasında Necip Fazıl tarafından daha da genişletilip sarahate kavuşturulmuştur. Bu durum, geleceğin şair karakterini belirlemede örneklik teşkil ederken, şairlerin başka türden maceralara girmesinde tıkayıcı bir rol oynadı. (Sonraki dönemlerde şiir yazan Müslüman şairlerin, sadece "şair" kalmakla, "üstat-şair" olmak arasında az ya da çok bir gerilim yaşadıkları inkâr edilemez.) Necip Fazıl, iktidara olabildiğince yakın duran kültür çevrelerinde yıldızı parlamış bir şair olarak muhafazakârın cephesine katıldığında, yeri çoktan hazırdı zaten. Şairin, şiirinde apaçık bir kırılmaya sebep olacak bu keskin yer değiştirme, şiirle ideoloji arasındaki sınırları ikincisi lehine lağveden bir geleneğin de önünü açmış oldu. Sağ kültürün, milli-islami bir uyanış yaşamasında Necip Fazıl'ın etkisi tartışılmazdır. Ancak onun, milli tonunu zamanla daha da artıran söylemi, şiirinin direk takipçisi olmasa da şairliğinin halesi içerisinde bulunan genç kuşak tarafından tasvip görmedi. "Büyük Doğu"nun öncelediği iki unsurdan (millilik ve İslamilik) ikincisini merkeze alan, şiir kurmada ise "ikinci yeni" ile hareket eden Sezai Karakoç, 1950'li yılların ikinci yarısından sonra başlayan ve halen daha devam eden üstatlığının ilk adımlarını atmaya başladı. (Kuşkusuz "üstat"lığın tam olarak neye ve kime tekabül ettiği tartışılabilir. Aslında bu kavramın içini şimdiye kadar tam olarak doldurabilen tek şair Necip Fazıl oldu. Bir yanıyla "üstat" kelimesinin içi onun edası ve tavrıyla doldurulmuştur. N. Fazıl'a kıyasla sonraki şairlerin bir yarı üstat olduklarını söylemek daha doğru.) Sezai Karakoç'un evrensel bir İslami düşünüşü ön plana çıkarmasını, Necip Fazıl'dan keskin bir kopuş olarak niteleyemeyiz. Aynı evde oturulmaktan vazgeçilmiş, ancak aynı apartmanda kalınmaya devam edilmiştir. Onları bir yerde tutanın şairlikleri mi, yoksa davaları mı olduğu tartışmalı bir durumdur. Yine de etkinlik biçimlerine bakıldığında, ilkinin bir tanışma nedeni, ikincisinin de kopmadan süren akrabalıklarının kan bağı olduğunu söylemek akla daha yatkındır.
Sezai Karakoç'la başlayan ve etkisi seksenli yıllara kadar devam eden dönem, pek çok açıdan üzerinde durulması gereken bir dönemdir. Diriliş Dergisi'nin kültürel merkeze oturduğu bu dönemde, muhafazakârlığın bünyesinde ince bir damar olarak yer tutan İslamcılık, kendini muhafazakârlıktan ayrıştırarak evrensel - İslami bir renk kazanmış; hem şair sayısı hem de şiir bilgisi açısından şiirsel etkinlik artmış; dalgaları bu günkü genç kuşağa kadar ulaşan ciddi bir birikim vücuda getirilmiştir. Bunda, Karakoç dışında en az onun kadar etkili olmuş iki şairin daha önemli bir rolü vardır: İsmet Özel ve Cahit Zarifoğlu.
İlk şiirlerinden başlayarak, Türk Şiirinde büyük bir yankı uyandıran İsmet Özel'in "sol"dan koparak İslami kesime katılması bir taraf için ne denli hayal kırıklığı oluşturduysa, aralarına katıldığı çevre açısından o denli güç ve imkân sağladı. Ancak İsmet Özel'deki kesin dönüş yetmişli yılların başında olmuştur. Özel, altmışlı yıllar boyunca devrimciler arasında bulunmuş bir şairdir. Bulundukları kültürel - ideolojik zemini terk ederek dünya görüşlerini değiştiren iki şairden Necip Fazıl ile İsmet Özel arasındaki fark, ilkinin şiirinin de bir dönüşüm geçirmesi, ikincisinde ise, malzemede kimi değişiklikler dışında şiirinde ciddi bir değiştirmeye gitmemiş olmasıdır. Cahit Zarifoğlu'nun şiir serüveni ise, Karakoç ve Özel ile kıyaslandığında daha farklı bir seyir takip etmiştir. Zarifoğlu, "İkinci Yeni"yle fiili bir irtibatta bulunmadan, "içeriden birisi olarak" boy atmış ve Modern Türk Şiiri'nin imkânlarını genişletilebilen şiir dili kurmayı başarabilmiştir. (Şairin uzun süre idareciliğini yaptığı "Mavera Dergisi"nin, genç şairlerin yetiştiği bir ocak işlevi gördüğünü ve bu yanıyla bugünün Müslüman şairlerinde önemli izler bıraktığını da gözden kaçırmamak gerekir.) Bu dönemin hemen sonrasında öne çıkan şairlerden birisi de Ebubekir Eroğlu'ydu. Eroğlu, hem şiirleri, hem de şiir üzerine kurduğu metinlerle, Türk Şiiri'nin siyasete elverişli olmayan bir tarafının bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir. Buraya kadar Karakoç. Özel ve Zarifoğlu üçlüsünü iç içe anmamızın sebebi, kurdukları şiirin akrabalığı ile ilgili bir durum değildir. Her ne kadar şiirleri arasında kimi ortak paydalar bulunsa da, bu üç şairin asıl akrabalığı, toplumsal temsiliyetlerinin aynı adreste buluşmuş olmasından dolayıdır. Akıldan çıkarılmaması gereken bir diğer ortak payda da, yine bu üç şairin, kendilerini takip edecek sonraki kuşaklara Modern Türk Şiiri'nin kapılarını aralayacak bir bilinç kazandırmalarıdır. Bunu yapmakla "dava adamı - şair" geleneğinin iki öncüsü Akif ve Fazıl'dan ayrıldıkları söylenebilir. İlk ikisinin (M. Akif - N. Fazıl) etkinliği toplumsal bir dava etrafında yoğunlaşırken, Karakoç, Özel ve Zarifoğlu, hem toplumsal bir dava gütmüşler hem de şiirin "bizzat şiir olarak" davasını sürdürmeyi ihmal etmemişlerdir. Sadece bu da değil: Karakoç, Özel ve Zarifoğlu sayesinde Müslüman camianın okumuşları, modernliğin kendisinden önce modern şiirle tanışmışlardır. Bu, henüz toplum modernleşmeden modern şiir kurmayı başarmış "İkinci Yeni"nin çabalarıyla paralel bir durumdur. Altmışlı yıllardan sonra kentleşmeyle beraber okullaşmanın da artması, bu üç şairi (Fazıl ile beraber) muhafazakar halkın okumuşlarının kültürel zemini haline getirdi denilebilir. Bu kültürel zemin, yaklaşık otuz yıl sonra iktidara gelen İslami düşüncenin taşıyıcılarını dolaysız bir şekilde etkilemiştir. Ancak ekilmek istenenle biçilen arasında ciddi bir fark olduğunu söylememiz gerekiyor. Mahsul, her üç şairin de umduğu gibi çıkmamıştır. Çıkmamıştır çünkü, İslami kimliğini ön planda tutan siyasetçiler, yerliliğin dünya düzenine dâhil edilmesi için bir şekilde paravan olarak kullanılmışlar, kendilerini terbiye eden zemini kendi elleriyle yok etme yoluna girmişlerdir. Kendi döneminde, Müslüman genç kuşakların ağabeyliğini yapan Cahit Zarifoğlu bugün yaşamıyor. Karakoç, Diriliş Partisi deneyiminden sonra bir anlamda kendi kabuğuna çekildi. İsmet Özel ise, Türkiye ve Türklük merkezli yeni bir düşünce zemininin oluşması için çaba sarf ediyor.

• kaynak: üç nokta, temmuz-eylül 2006

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...