|

60’lı
Yıllarda Üç Şair: Karakoç, Özel ve Zarifoğlu*
Ali Ayçil
Kimi Latin Amerika ve
Avrupa ülkelerinde (Şili, Meksika, Fransa gibi) şairlerin toplum katında
ciddiye alınır bir etkinlik gösterdikleri dönemler oldu. Fakat kitleler
üzerindeki nüfuzları ve etkinlikleri açısından bakıldığında, şairler
dünyanın hiçbir yerinde, Türk toplumunun ekseriyetini temsil eden
muhafazakâr kitle üzerinde sahip oldukları etkinlik düzeyine
ulaşamadılar. Tabiatı gereği âlimlerin, siyasetçilerin ve diğer
toplumsal - politik önderlerin önayak olması gereken Müslüman halkın,
bütün bunların yerine kendisini şairlerle ifade etmeye kalkması ve yer
yer onları önder pozisyonuna çıkarması, üzerinde inceleme yapılması
gereken bir durumdur. Bir üstat ve bir ideolojik önder vasfı bulunmasa
da, kendiliğinden sessiz yığınların tercümanı olmuş Akif'in açtığı yol,
1940-1960 yılları arasında Necip Fazıl tarafından daha da genişletilip
sarahate kavuşturulmuştur. Bu durum, geleceğin şair karakterini
belirlemede örneklik teşkil ederken, şairlerin başka türden maceralara
girmesinde tıkayıcı bir rol oynadı. (Sonraki dönemlerde şiir yazan
Müslüman şairlerin, sadece "şair" kalmakla, "üstat-şair" olmak arasında
az ya da çok bir gerilim yaşadıkları inkâr edilemez.) Necip Fazıl,
iktidara olabildiğince yakın duran kültür çevrelerinde yıldızı parlamış
bir şair olarak muhafazakârın cephesine katıldığında, yeri çoktan
hazırdı zaten. Şairin, şiirinde apaçık bir kırılmaya sebep olacak bu
keskin yer değiştirme, şiirle ideoloji arasındaki sınırları ikincisi
lehine lağveden bir geleneğin de önünü açmış oldu. Sağ kültürün,
milli-islami bir uyanış yaşamasında Necip Fazıl'ın etkisi tartışılmazdır.
Ancak onun, milli tonunu zamanla daha da artıran söylemi, şiirinin direk
takipçisi olmasa da şairliğinin halesi içerisinde bulunan genç kuşak
tarafından tasvip görmedi. "Büyük Doğu"nun öncelediği iki unsurdan (millilik
ve İslamilik) ikincisini merkeze alan, şiir kurmada ise "ikinci yeni"
ile hareket eden Sezai Karakoç, 1950'li yılların ikinci yarısından sonra
başlayan ve halen daha devam eden üstatlığının ilk adımlarını atmaya
başladı. (Kuşkusuz "üstat"lığın tam olarak neye ve kime tekabül ettiği
tartışılabilir. Aslında bu kavramın içini şimdiye kadar tam olarak
doldurabilen tek şair Necip Fazıl oldu. Bir yanıyla "üstat" kelimesinin
içi onun edası ve tavrıyla doldurulmuştur. N. Fazıl'a kıyasla sonraki
şairlerin bir yarı üstat olduklarını söylemek daha doğru.) Sezai
Karakoç'un evrensel bir İslami düşünüşü ön plana çıkarmasını, Necip
Fazıl'dan keskin bir kopuş olarak niteleyemeyiz. Aynı evde oturulmaktan
vazgeçilmiş, ancak aynı apartmanda kalınmaya devam edilmiştir. Onları
bir yerde tutanın şairlikleri mi, yoksa davaları mı olduğu tartışmalı
bir durumdur. Yine de etkinlik biçimlerine bakıldığında, ilkinin bir
tanışma nedeni, ikincisinin de kopmadan süren akrabalıklarının kan bağı
olduğunu söylemek akla daha yatkındır.
Sezai Karakoç'la başlayan ve etkisi seksenli yıllara kadar devam eden
dönem, pek çok açıdan üzerinde durulması gereken bir dönemdir. Diriliş
Dergisi'nin kültürel merkeze oturduğu bu dönemde, muhafazakârlığın
bünyesinde ince bir damar olarak yer tutan İslamcılık, kendini
muhafazakârlıktan ayrıştırarak evrensel - İslami bir renk kazanmış; hem
şair sayısı hem de şiir bilgisi açısından şiirsel etkinlik artmış;
dalgaları bu günkü genç kuşağa kadar ulaşan ciddi bir birikim vücuda
getirilmiştir. Bunda, Karakoç dışında en az onun kadar etkili olmuş iki
şairin daha önemli bir rolü vardır: İsmet Özel ve Cahit Zarifoğlu.
İlk şiirlerinden başlayarak, Türk Şiirinde büyük bir yankı uyandıran
İsmet Özel'in "sol"dan koparak İslami kesime katılması bir taraf için ne
denli hayal kırıklığı oluşturduysa, aralarına katıldığı çevre açısından
o denli güç ve imkân sağladı. Ancak İsmet Özel'deki kesin dönüş yetmişli
yılların başında olmuştur. Özel, altmışlı yıllar boyunca devrimciler
arasında bulunmuş bir şairdir. Bulundukları kültürel - ideolojik zemini
terk ederek dünya görüşlerini değiştiren iki şairden Necip Fazıl ile
İsmet Özel arasındaki fark, ilkinin şiirinin de bir dönüşüm geçirmesi,
ikincisinde ise, malzemede kimi değişiklikler dışında şiirinde ciddi bir
değiştirmeye gitmemiş olmasıdır. Cahit Zarifoğlu'nun şiir serüveni ise,
Karakoç ve Özel ile kıyaslandığında daha farklı bir seyir takip etmiştir.
Zarifoğlu, "İkinci Yeni"yle fiili bir irtibatta bulunmadan, "içeriden
birisi olarak" boy atmış ve Modern Türk Şiiri'nin imkânlarını
genişletilebilen şiir dili kurmayı başarabilmiştir. (Şairin uzun süre
idareciliğini yaptığı "Mavera Dergisi"nin, genç şairlerin yetiştiği bir
ocak işlevi gördüğünü ve bu yanıyla bugünün Müslüman şairlerinde önemli
izler bıraktığını da gözden kaçırmamak gerekir.) Bu dönemin hemen
sonrasında öne çıkan şairlerden birisi de Ebubekir Eroğlu'ydu. Eroğlu,
hem şiirleri, hem de şiir üzerine kurduğu metinlerle, Türk Şiiri'nin
siyasete elverişli olmayan bir tarafının bulunduğunu göstermesi
açısından önemlidir. Buraya kadar Karakoç. Özel ve Zarifoğlu üçlüsünü iç
içe anmamızın sebebi, kurdukları şiirin akrabalığı ile ilgili bir durum
değildir. Her ne kadar şiirleri arasında kimi ortak paydalar bulunsa da,
bu üç şairin asıl akrabalığı, toplumsal temsiliyetlerinin aynı adreste
buluşmuş olmasından dolayıdır. Akıldan çıkarılmaması gereken bir diğer
ortak payda da, yine bu üç şairin, kendilerini takip edecek sonraki
kuşaklara Modern Türk Şiiri'nin kapılarını aralayacak bir bilinç
kazandırmalarıdır. Bunu yapmakla "dava adamı - şair" geleneğinin iki
öncüsü Akif ve Fazıl'dan ayrıldıkları söylenebilir. İlk ikisinin (M.
Akif - N. Fazıl) etkinliği toplumsal bir dava etrafında yoğunlaşırken,
Karakoç, Özel ve Zarifoğlu, hem toplumsal bir dava gütmüşler hem de
şiirin "bizzat şiir olarak" davasını sürdürmeyi ihmal etmemişlerdir.
Sadece bu da değil: Karakoç, Özel ve Zarifoğlu sayesinde Müslüman
camianın okumuşları, modernliğin kendisinden önce modern şiirle
tanışmışlardır. Bu, henüz toplum modernleşmeden modern şiir kurmayı
başarmış "İkinci Yeni"nin çabalarıyla paralel bir durumdur. Altmışlı
yıllardan sonra kentleşmeyle beraber okullaşmanın da artması, bu üç
şairi (Fazıl ile beraber) muhafazakar halkın okumuşlarının kültürel
zemini haline getirdi denilebilir. Bu kültürel zemin, yaklaşık otuz yıl
sonra iktidara gelen İslami düşüncenin taşıyıcılarını dolaysız bir
şekilde etkilemiştir. Ancak ekilmek istenenle biçilen arasında ciddi bir
fark olduğunu söylememiz gerekiyor. Mahsul, her üç şairin de umduğu gibi
çıkmamıştır. Çıkmamıştır çünkü, İslami kimliğini ön planda tutan
siyasetçiler, yerliliğin dünya düzenine dâhil edilmesi için bir şekilde
paravan olarak kullanılmışlar, kendilerini terbiye eden zemini kendi
elleriyle yok etme yoluna girmişlerdir. Kendi döneminde, Müslüman genç
kuşakların ağabeyliğini yapan Cahit Zarifoğlu bugün yaşamıyor. Karakoç,
Diriliş Partisi deneyiminden sonra bir anlamda kendi kabuğuna çekildi.
İsmet Özel ise, Türkiye ve Türklük merkezli yeni bir düşünce zemininin
oluşması için çaba sarf ediyor.
• kaynak: üç nokta, temmuz-eylül 2006 |