|

Çin’in
Küresel Bir Güç Olma Çabası, Dünya Barışını Tehtid Ediyor mu?
Kaynak: Helmut Peters* www.unikassel.de/fb5/frieden/rat/2005/peters.html
21. yüzyılın akışında
uluslararası güç ilişkileri derinden değişecek gibi gözüküyor. Görünen o
ki, gelişmeler, şimdiye kadar ekonomik globalleşmeyi belirleyen
neo-emperyalist güçlerin aleyhine seyrediyor. Bu bağlamda manidar bir
tarihsel karşılaştırma yapılabilir: 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın
başında kapitalizmde gerçekleşen ikinci Sanayi Devrimi ve bununla
paralel yürüyen sömürgeciliğin yeni yapısı sayesinde, kapitalist
dünyanın uçlarında bulunan Çin, Hindistan ve Güney Doğu Asya'daki
ülkeler gibi güçler bir daha geri dönülemez şekilde uluslararası ekonomi
ve siyasetin içine itildiler.
Bugün, bilimsel-teknik devrim sürecinde gelişmekte olan ülkeler
arasında-her ne şekilde olursa olsun- dünyaya kendi eşit katılımları
için mevcut ekonomik ve siyasi uluslararası düzeni sorgulayan bazı
güçler şekillenmektedir. Bugün Latin Amerika'daki Amerikan
politikalarına karşı yürütülen mücadeleler gibi hadiseler çeşitli
yüzleriyle nihai olarak durdurulamayacak tarihi bir akımın geliştiğini
göstermektedir. Bu akım diğer bütün gelişmekte olan ülkelerden daha çok
Çin Halk Cumhuriyeti tarafından belirlenmektedir.
Bu ülkenin birinci dereceden bir dünya gücü olma konusunda yol aldığı
hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Buna göre, Çin dünya nüfusunun
yaklaşık yüzde 20'sini oluşturmaktadır. Tek başına bu veri bile, modern
bir Çin'in yükselişinin dünyadaki ekonomik ve ekolojik durumu hangi
ölçüde etkileyeceğini ve bugünkü kapitalizm tarafından şekillenmiş
üretim ve hayat şeklini temelden değiştirme konusundaki baskıyı
güçlendireceğini gözler önüne sermektedir.
Tabii ki burada soru şu: Çin'in bu beklenen gelişimi uluslararası barış
sorununa hangi etkiyi yapacak? Dünya sonuçta daha emniyetli ve adil mi
olacak ya da mevcut uluslararası güç ilişkisine sadece yeni bir dünya
gücünün aktör olarak girmesi mi gerçekleşecek? Bu soruların
cevaplanmasından uluslararası barış hareketinin Çin'e ve onun gelişimine
karşı tutumu ortaya çıkmalıdır.
Bu, barış hareketinin Çin sorunuyla ilgili kendi pozisyonunu takınmasını
ve karşıt değerlendirmelere objektif-eleştirel yaklaşmasını
gerektiriyor. Bu mesela herkesten önce Pentagon tarafından ısrarlı bir
şekilde yaygınlaştırılmaya çalışılan bir anlayışla ilgilidir. Buna göre
Çin'in yürüttüğü askeri modernleşme Asya'daki diğer ülkeleri gitgide
daha fazla tehdit etmektedir.(1) Donald Rumsfeld son zamanlarda bu tezi
yaymak için her fırsatı değerlendirmektedir. Örnek olarak Güney Kore
ziyareti esnasında ve ondan önce Şubat 2005'de Japon meslektaşı ile
birlikte yaptığı açıklamada olduğu gibi. Japonya daha önce 12 Aralık
2004'te "Ulusal Savunma Direktiflerik"ni (terörizm ve Kuzey Kore'nin
yanısıra) doğrudan Çin silahlı kuvvetlerinin modernleştirilmesi ve
Pekin'in deniz aktivitelerinin genişletilmesiyle gerekçelendirmişti.(2)
Sorun, Asya'da gerçekten kimin kimi tehdit ettiğidir.
"Sosyalist Modernleşme" Sürecinde Çin
Tarihi açıdan Çin yarım asırdan fazla bir zamandan beri Komünist Parti
(KP)'nin yönetimindedir ve tarihi süreç itibariyle, kapitalist toplum
aşamasını atlayarak, Ortaçağ tarım toplumundan doğrudan modern sosyalist
topluma geçişte bulunmaktadır.
Modern kavramı KP'nin bugünkü anlayışında ülkenin sanayileşmesi,
bilimsel-teknik devrimin sonuçlarını geniş çaplı kullanması ve Fransız
Devriminden itibaren insanlık medeniyetinin ilerlemelerini kendine
adapte etmesidir ("telafi edici gelişim"). İlk iki stratejik çıkışın
kesintiye uğraması ya da başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra ülke
1970'li yılların sonundan beri bu geçiş dönemi için üçüncü stratejik
çıkışın uygulanması içerisindedir, ki bu politika, genel olarak
reformların ve ülkenin dışarıya açılması olarak bilinmektedir.
Geride kalan çeyrek asır içinde Çin, modernleşmesinde en önemli
ilerlemeleri kaydetmiş durumdadır. Ekonominin her yıl ortalama % 9'un
üstünde büyümesiyle birlikte, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) dörde
katlandı; özellikle Doğu Çin'de modern bir altyapı oluştu, yeni ekonomik
ve sosyal yapılar gelişti, genel hayat seviyesi oldukça iyileşti ve ülke
dünya ekonomisi için bir lokomotif haline geldi.(3)
Bugün Çin dünyadaki Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)'daki ve
uluslararası ticaretteki payı açısından dünyanın ilk altı lider
ülkelerinden birisi olmuştur. Bu sonuçlar daha çok ülkenin uluslararası
büyük sermayeye geniş çaplı açılımı, piyasa ekonomisine geçiş, yerel
kapitalizmin geliştirilmesi ve Çin ekonomisinin dünya ekonomisi ile çok
yakından bağlantılandırılması sayesinde oluşmuştur. Buradan benim
birinci tezim çıkıyor: Ülkenin modernleşmesinin dünya ekonomisine güçlü
bağımlılığı objektif olarak barışçıl bir çevreyi emniyete alma ve
güçlendirmeyi gerektiriyor. Bu uluslararası kaynaklara barışçıl bir
şekilde ulaşılması ve işletilmesini gerektiriyor.
Ülke için barışık bir çevre oluşturma vazifesi uzun vadeli bir tabiata
sahip. Çin Bilimler Akademisi'nin değerlendirmelerine göre Çin,
modernizasyonun karmaşık derecesine göre 2002 yılında 108 ülkenin
arasında 68. sırayı aldı. Çin ancak bu yüzyılın sonunda dünya
ekonomisinin ileri düzeyini yakalayabilirmiş ve ilk on ülkenin arasında
yer alabilirmiş.(4)
Son 25 yıl içinde elde edilen sonuçlar için ödenen bedel yüksekti, daha
doğrusu çok yüksekti. Çin toplumsal krizin eşiğine gelmişti. Gayri Safi
Yurtiçi Hasıla'nın hızlı bir şekilde geliştirilmesine yönelik tek
taraflı odaklanma Çin toplumunda ağır tenasüpsüzlüklere yol açmıştı.
Bundan en çok etkilenen kesim halk ekonomisinin en geri sektörü olan
tarımdı (yani nüfusun çoğunluğunu oluşturan çiftçilerdi). Şehir ve
köylerin gelişimi konusundaki farklılıklar aşırı ölçülere ulaşmıştı.
Doğu Çin gelişirken, ülkenin diğer bölgeleri git gide geride kaldılar.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın itici bir gücü olarak tüketimcilik
zayıflamış, ülkenin dış ekonomiye bağımlılığı % 70'in üzerine çıkarak
düşündürücü noktalara kavuşmuştu. Yabancı sermayenin kullanımıyla en
ileri bilim ve tekniği koruma ümidi gerçekleşmemişti.(5)
Kamusal sosyal kurumların geri kalması veya onların piyasa ekonomisine
eklemlenmemesi halkın büyük bir çoğunluğu için ciddi sorunlara yol
açmıştı, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinden istifade noktasında.
Sosyal adalet prensibinin ihmali ve zengin ve fakir arasındaki aşırı
sosyal kutuplaşma reform için gerekli olan itici güçlerin gelişmesinin
temelini daraltıyor ve sosyal gerilimleri keskinleştiriyordu. Çok
şiddetli yürütülen şümullü ekonomik büyüme merkezi hükümetin ekolojik
politikasını ayaklar altına alıp daha önce hiç görülmemiş çevre
kirliliklerine yol açmıştı.(6) Devletin Çevre Koruma Dairesi'nin müdür
yardımcısı Zhang Lijun'un değerlendirmelerine göre çevre kirliliği
Çin'de gelecek 15 yıl içinde nüfusun artması ve Gayri Safi Yurtiçi
Hasıla'nın dörde katlanmasının hedeflenmesiyle yeniden dört-beş kat
artacaktır.(7)
Buna göre Çin bu alanda kişi başına hesaplandığında ABD'ye 2020 yılında
yetişmiş ve mutlak çap açısından oldukça geride bırakmış olacaktır!
Dünyadaki hayatın korunması bizden, Çin ile işbirliği yaparak bu ülkenin
dev nüfusuyla dünyanın bir numaralı çevre kirleticisi haline gelmesini
engellemeyi gerektiriyor.
2002/03 yılında Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafında görev başına gelen
yeni Çin yönetimi selefleri gibi ülkenin sömürgeci baskı dönemi
tarihinden ders çıkardıklarını gizlemiyorlar. Onlar açısından Çin ulusal
bağımsızlığını ve hürriyetini sadece sosyalist, güçlü, refahlı ve
dünyaya açık haliyle koruyabilir. Hükümet ülkenin krizli gelişimi
dolayısıyla stratejisini ve politikasını değiştirdi (Hu-Wen-politikası).
Bir önceki "GSYİH için GSYİH'in geliştirilmesi" politikasından farklı
olarak parti bugün "Gelişme hakkında bilimsel anlayış"ı uygulamaya
çalışıyor. O, insanı menfaatleri ve her yönüyle gelişme zorunluluğu ile
politikanın merkezine yerleştiriyor; tarihi yasalarla uyumlu hareket
etmeyi talep ediyor ve insan ve doğa arasındaki ilişkiyi olduğu gibi
ülkenin iç ve dış gelişimi arasındaki ilişkiyi de içine alan toplumun
çok yönlü, koordineli ve istikrarlı bir gelişimine yöneliyor.
Bu politikanın somut uygulaması için veciz bir örnek KP'nin ülkenin
önümüzdeki beş sene içerisindeki (2006-2010) toplumsal gelişimi ile
ilgili en yeni teklifleridir. Yoğun bir şekilde genişletilmiş bir üretim
ve yeniden üretime (ağırlık: kalitenin ve etkililiğin artırılması) ve
piyasanın gerçekten de kaynakları paylaştırdığı bir piyasa ekonomisine
geçiş hızlandırılacak. Böylece "tasarruflu bir şekilde kaynakları
tüketen ve doğayı kirletmeyen bir toplum" oluşması (birim başına
GSYİH'in yaklaşık yüzde 20 azaltılması, 'yeşil GSYİH') amaçlanıyor.
Planda halk ekonomisinin bilim ve eğitim temelinde ve kendine özgü
bilimsel-teknik başarılara dayanarak % 8,5 büyümesi, hızlı kentleşmenin
devam ettirilmesi, çevreyi korumanın konumunun büyük oranda
yükseltilmesi(8), geri kalmış köyün geliştirilmesine konsantre olma ve
yeni işyerlerinin oluşturulması, düşük ve orta gelirlerin belirgin bir
şekilde yükseltilmesi, kamusal sosyal kurumların genişletilmesi
(özellikle eğitim, sağlık ve kültür(9)) ve bunların halkın çoğunluğu
tarafından kullanılması, GSYİH'den tüketimin oldukça yükseltilmesi,
halkın çıkarları için kanunlara karşı sorumlu "demokratik bir
politika"nın geliştirilmesi ve şu anki hükümetin piyasa ekonomisine
uygun yapıda olan "hizmet tipinde bir hükümete" doğru reforme edilmesi
var.
Gelecek yılın Mart ayında Ulusal Halk Kongresi bu konuda karar verecek.
Çok zorlu beş sene olacak ve yeni bir gelişim modeline geçişin gerçekten
başarılı olup olmayacağını bilemiyoruz; zira bu önce ekonomik büyüme
tarzı modelinin temelden değiştirilmesini gerektiriyor ve ikinci olarak
çeşitli sınıfların, sosyal dilimlerin ve gurupların çıkarlarını
dengeleyerek toplumsal çelişkileri asgariye indirmeye bağlı. ("harmonik
sosyalist toplum"(10)).
Bütün veriler, mevcut ekonomik ve sosyal çelişkilerin Çin toplumunda
yıllar boyunca devam edeceğine ve hatta daha da sivrileşeceğine işaret
etmektedir. Vilayet düzeyindeki lider kadroların yerel ve şahsi
menfaatlerinin, hedeflenen vilayetlerin dışında ülke ekonomisine
bölgesel entegrasyonunun sağlanması konusunda başarılı olunup
olunamayacağı da ayrı bir konu. Fakat bütün bunlar yeni
"Hu-Wen-Politikasına" bakışı engelleyemez. Bu nedenle benim ikinci tezim
şu: Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafındaki yeni toplumsal strateji ve
politikası dünya güçlerinin birinci sırasına Çin'in yükselebilmesi için
en önemli temel olarak ülkenin modernleşmesine konsantre olmaya devam
etmektedir. O halde bu özü itibariyle bir barış politikasıdır.
Çin'in "askeri modernizasyonu" sorunu
Şimdiki Çin yönetiminde dahi silahlı kuvvetlerin modernizasyonu
sorununun en üst önceliğe sahip olduğu görmezlikten gelinemez. Fakat bu
modernizasyonun hangi amaçlarla yapıldığı tam olarak belli değildir.
Acaba bu durum, küresel kaynakların yeniden paylaşımı konusunda ülkenin
savaş hazırlıkları içerisinde olduğunu ve başka ülkelere karşı saldırma
niyeti taşıdığını mı gösteriyor yoksa bu modernizasyon çabaları, ülkenin
savunması, ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak için mi
yapılıyor?
Çin'in etrafında bulunan ülkelere şöyle bir göz gezdirmek bile bu soruya
cevap bulmamıza hizmet edebilir. ABD ve onunla birlikte hareket eden
NATO, Çin'in batısında yani Ortaasya'da uzun vadeli olarak askeri
bakımdan konuşlandılar. Yine de Amerika'nın askeri stratejisinde,
ağırlığın Çin'in doğusuna verildiği biliniyor. Bu bölgede hem ABD hem de
Japonya, silahlı kuvvetlerini güçlendiriyor ve modernize ediyorlar ve
siyasi-askeri birlikteliklerini yeniden düzenliyorlar. Bunun sonucunda
Japonya, mesela askeri stratejisinin ağırlığını Kuzeybatı'dan
Güneybatı'ya kaydırdı ve bu yıl Okinawa'da konuşlandırılmış Amerikan
birliklerini sözde "terörist saldırılar"dan korumak maksadıyla, orada
"acil bir askeri müdahele birliği" oluşturmaya başladı. Burada taarruzun
yöneldiği temel hedef Çin'dir.
ABD ve Japonya, Tavyan'ı stratejik çıkarları açısından önemli bir bölge
olarak deklare ettiler. Onlar uluslararası hukukta Çin'in bir parçası
olan Tavyan'ı Çin'den gelebilecek bir saldırıya karşı korumak
istediklerini ifade ediyorlar. Tayvan, ABD'nin Uzak Doğu'daki taarruz
hedefi açısından özellikle Çin'e yönelik olan roketsavar sistemine de
entegre edilecekmiş. 25 Eylül 2005 yılında Dünya Tayvan Kongresi
tarafından düzenlenen uluslararası bir konferansta Başbakan yardımcısı
Lu Hsiu-lien'in huzurunda Çin'den ayrılmak ve bağımsızlığa kavuşmayı
isteyen güçler, Tayvan halkının çoğunluğu açıkça aksini istemesine
rağmen, hedeflerini gerçekleştirmek için ABD ve Japonya ile (askeri
işbirliğini de içine alacak şekilde) daha sıkı bir ortak çalışma yapma
imkanlarını görüştüler. (11)
Çin'in pozisyonu, Ulusal Halk Kongresi'nde bölünmeyi reddeden kanunun
kabul edilmesiyle de değişmedi. Bu kanunda, hedef olarak, Çin'in
birbirinden ayrılmaz iki parçası kabul edilen Tayvan'ın (ve ona bağlı
küçük adaların) ve Çin kıtasının, barışçıl yoldan tekrar birleşme
rotasından şaşmamak ifadesi yer almaktadır.(12) Askeri müdahele ise,
ayrılıkçı güçlerin Tayvan'ı Çin'den koparmaya çalışması ya da yabancı
güçlerin bu anlamda Tayvan'da faaliyetlerde bulunması durumlarında
öngörülmektedir.
Pekin'in politikası ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve
muhalefette yer alan Guomindang ve Jinmin-Partisi (GMD-Partisinden
kopmadır) ile işbirliği yaparak uzun vadede bu ulusal sorunun
çözülmesine yöneliktir. Buradan hareketle şu üçüncü tezimi ileri
sürüyorum: Batılı neo-emperyalist güçlerin Çin'in Tayvan Cumhuriyeti'ni
tehdit ettiği ve şiddet yoluyla kendisine bağlamak istediği suçlaması
temelden yoksun bir suçlamadır. Pekin daha çok bu ulusal sorunu bile
cari uluslararası hukuka göre barışçıl yollardan çözme gayreti
içerisindedir.
Bu bölümü, reel askeri güç dengelerine göz atarak bitirelim.
Çin Ulusal Halk Kongresi her yıl Mart ayında o yılın bütçesini onaylar
ve bunun ardından kapitalist dünyanın medyası, Çin'in askeri bütçesinin,
ilan edilen resmi büyüme oranlarının içerisinde aslında çok daha yüksek
bir oranı bulduğunu iddia eder. Bu rakamlar dünyadaki genel askeri
durumdan bağımsız olarak aktarıldığından dolayı okuyucuya bu şekilde
bilinçaltından artan bir Çin tehlikesi düşüncesi aşılanmaya
çalışılmaktadır. Evet doğrudur, Çin, askeri kapasitesinin
modernizasyonuna hız vermektedir. Bunun için çoğu kez Rusya'dan silah
alımı gerçekleştirmekte, bu arada İsrail ve diğer ülkelerden de silah
satın almaktadır. Peki bu alımları gerçekleştiren Çin, bu durumda ABD ve
Japonya için reel bir askeri tehdit haline mi gelmiş olmaktadır?
2004 yılında Beyaz Saray tarafından görevlendirilen bağımsız bir
komisyon, raporunda Çin ve ABD'nin askeri potansiyellerini
karşılaştırdı. Bu komisyon Çin'in bu alanda ABD'nin 20 yıl gerisinde
olduğu sonucuna varmıştı. Önümüzdeki 20 yıl içinde de "ABD ve Çin
arasındaki denge, hem küresel ölçekte hem de Asya'da muhtemelen güçlü
bir şekilde yine ABD'nin lehinde olacaktır."(13)
Japonya'nın benimsediği yeni resmi askeri doktrin, özellikle Çin'in
okyanustaki faaliyetlerine dayanarak gerekçelendirdiğinden bağımsız
çevrelerden şu değerlendirmenin yapıldığı da not edilmelidir: Çin
donanması Japon donanmasından sayı bakımından üstündür, fakat teçhizatı
büyük çapta eskidir ve hatta kısmen 1960'lı yılların standartlarına
sahiptir. "Eğer modern savaş gemileri söz konusu ise, Çin sayısal açıdan
geridedir. Okyanus'ta ve Senkaku Adaları'nın [14] hava sahasındaki
muhtemel bir fiili çatışmada Japonya yalnız kalsa bile, daha avantajlı
olacaktır."(15)
Son olarak, savunma masraflarını da karşılaştıralım. Weissbuch "Çin'in
2004 yılındaki Ülke Savunması"nda Çin'in bu alandaki masraflarının
Amerika'nın masraflarının yüzde 5,69'unu ve Japonya'nın masraflarının
sadece yüzde 56,78'ini oluşturduğu vurgulanmaktadır. [16] Bu veriler
sadece önemsiz boyutta Stokholm Barış Araştırmaları Enstitüsü'nden
ayrılmaktadır:
Uluslararası Askeri Harcamalar 2003 (17)
ABD
417,4 Milyar Dolar
Japonya 46,9 Milyar Dolar
İngiltere 37,1 Milyar Dolar
Fransa 35,0 Milyar Dolar
Çin
32,8 Milyar Dolar
Almanya 27,2 Milyar Dolar
Bu verileri esas aldığımızda Çin'in askeri bütçesinin Amerika'nın
bütçesinin yüzde 7,88'ini ve Japonyanın bütçesinin yüzde 69,9'unu
oluşturduğu ortaya çıkar. 3. tablo, savunma bütçesini adam başı hesabına
göre yaptığımızda daha belirgin hale geliyor:
ABD
1 468 US-Dollar
Japonya 368 US-Dollar
Çin
28 US-Dollar
Buradan yola çıkarak da dördüncü tezimi öne sürüyorum: Çin'in askeri
modernizasyonu başka halklar ve devletlerin ezilmesi ve sömürülmesini
hedeflememekte, fakat görüldüğü kadarıyla ulusal egemenliğin savunulması
ve dışarıdan gelebilecek muhtemel müdahaleler ve saldırılara karşı
toprak bütünlüğünü korumayı hedeflemektedir.
Dünya gücü olma yolunda "barışçıl bir yükseliş" için dış politika
açısından temel prensipler
Hu Jingtao ve Wen Jiabao altındaki Çin yönetiminin dış politikadaki
siyasal ilkesi Çin'i "barışçıl bir yükseliş" (heping jueqi) ile birinci
dünya gücü haline getirmektir. Bu ilk sefer Başbakan Wen'in ABD'ye
gerçekleştirdiği 10 Aralık 2004 tarihindeki ziyarette duyuruldu. (18) Bu
tesadüfi olmadı, zira Çin'deki bu yönetim için de ABD'yle ilişkilerin
yüksek önceliği vardır.
O tarihe kadar Çin dış politikasının temel prensiplerini bir nevi
barışçıl bir şekilde birarada yaşama prensiplerinin pragmatik bir
şekilde uygulanması olarak tarif etmek mümkündü. Pragmatik ile neyi
kasdediyorum? Çin'in modernize edilmesi için uluslararası büyük
sermayenin geniş çaplı kullanılmasına dair ilgi temelde kapitalist dünya
ile ilişkilerdeki sınıfsal yaklaşımın objektif olarak az veya çok
müstakbel bir dünya gücünün spesifik çıkarları lehine dışlanmasına yol
açtı.
"Barışçıl yükseliş" akidesi ile "sosyalist" Çin'in kapitalist ülkelerle
birlikte gelişmesinin ön plana çıkarılmasını yeni dış politikanın önemli
bir anı olarak görmekteyim. Bu durum, halen sürdürülen barışçıl bir
şekilde yan yana yaşama prensibine belirli bir yeni nüans getirmektedir.
Ulusal egemenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması, iç işlere
karışılmaması, karşılıklı çıkar için eşit haklara dayalı işbirliği ve
çatışmaların barışçıl yollardan çözülmesi gibi…
"Birlikte gelişim" vurgusu nasıl açıklanabilir? Bu konuyla ilgili iki
tane değerlendirme yapmak istiyorum:
1. Teorik olarak bu prensip kapitalizmin tandansiyel gelişimi ile ilgili
değerlendirmelere dayandırılabilir ki, uluslararası sorunlarla ilgili
Çinli birçok araştırmada bunun örneklerini görüyoruz. Bu tür
çalışmalarda kapitalist ekonominin içinde sosyalist unsurların
birikmesinden bahsedilmektedir. Paylaşım, işbirliği ve bütünleşme
ekonomik küreselleşmenin şartları altında iki sistemin arasındaki
ilişkilerde ana akım olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Batılı
ülkelerle -çatışmayı dışlayan ve fakat "birlikte gelişmeyi" içeren ve
kapitalizmdeki "sosyalist" unsurları güçlendirmeyi hedefleyen bir "iyi
niyetli muamele" modelinin uygulanması taleb edilmektedir. (19) Bu
"modern" sosyalizmi "Sosyalizm ve Kapitalizmin Birleşimi" olarak
karakterize eden görüşlerle uyuşmaktadır. (20) Çin bilim adamları
arasındaki bu görüşler ile kapitalist ülkelerle "birlikte gelişim"in öne
çıkarılması politikası arasında bir bağlantı olabilir, fakat şimdiye
kadar doğrudan bu kanıtlanamadı.
2. Önde gelen kapitalist ülkelerle bile "birlikte gelişim" vurgusu aynı
zamanda bugünkü ekonomik küreselleşme çağındaki ülkelerin arasındaki
girift bağlantıların ve karşılıklı bağımlılıkların şartları altındaki
ulusal güvenlik sorunundan da mantıki olarak çıkarılabilir. Böylece Çin
"Soğuk Savaş sonrası güvenlik sorununu" yeni bir biçimde görmektedir.
Bugün için güvenlikle alakalı uluslararası sorunların çözümünde öncü
ideoloji ve değerler, karşılıklı güven, karşılıklı faydalanma, eşit
haklar ve işbirliği imiş. Bu yeni güvenlik anlayışı karmaşık
görülmektedir. O artık siyasi ve askeri alanla sınırlı değilmiş, fakat
git gide daha fazla ve güçlü bir şekilde insan hayatının bütün
alanlarını kuşatıyormuş. Bu mesela Asya'da başka büyük güçlerin bu
bölgedeki "stratejik varlıkları" ve "stratejik çıkarlarını" gözönünde
bulundurmayı ve dikkate almayı gerektiriyormuş. İşbirliği ve
koordinasyon hedeflenmeli, buna karşın çatışmadan kaçınılmalıymış. (21)
Çin'in "barışçıl yükselişle" ile ilgili açıklaması başka bir sebepten
dolayı da Çin'in dış politikasında yeni bir sayfanın açıldığının
sinyalini vermektedir. Siyaset ve Ekonomi ülkenin dış politikasında
büyümüş ekonomik gücün temelinde artık daha sıkı bir şekilde birbirine
bağlanmaktadırlar. Bizim karşı karşıya kaldığımız şey bir ekonomi
diplomasisidir. Ekonomik faktör belirli bölgeler ve ülkelerle diplomatik
ilişkileri geliştirmek ve şekillendirmek için sürekli kullanılmalıymış.
Bu yeni an, 2004 yılının sonundan itibaren özellikle Hu Jintao'un (Latin
Amerika ve Avrupa'ya), Wen Jiabao'un (mesela Güneydoğu Asya'ya) ve diğer
yüksek politikacıların yaptıkları devlet ziyaretlerinde görülmektedir.
Artık onlara da çok defa Çin ekonomisinin ileri gelen temsilcileri eşlik
etmektedirler.
Hu Jintao için bu ekonomi diplomasisi ülkenin stratejik yönden dışarıya
açılması yönünden "içeri girişi" (hammaddelerin, tekniğin ve sermayenin
vb. ithalatı) ve "dışarıya çıkışı" birbirine bağlayan, vazgeçilmez bir
unsurdur. "Dışarıya çıkış" bugün, kendine özgü yenilikçi ürünlerle dünya
piyasasında pozisyonlar fethetmek, güçlü ülkelerle stratejik ekonomik ve
bilimsel-teknik işbirliğini geliştirmek, dünya kaynaklarının çıkarılması
ve kullanılmasına kendi ekonomik ihtiyaçlarını garantiye almak için
katılmak ve ekonomik yönden öncü olan kapitalist ülkelerle kendisi
arasındaki mesafeyi daha hızlı kapatabilmek için uygun yabancı şirket ve
piyasa ürünlerini satın almaktır.
Bugünkü Çin dış politikası için ileri gelen kapitalist ülkelerle
ekonomik, bilimsel-teknik ve kültürel ilişkilerin genişletilmesinin
yanısıra gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesi bir diğer
ağırlık noktasıdır. Bunun için formüle edilen politika "karşılıklı
saygı, eşit muamele, politika tarafından ekonominin geliştirilmesi,
ekonomi ve politikanın bağlantısı, karşılıklı faydalanma ve çıkar
sağlama, birlikte gelişim, şekillerin zenginliği, efektifliğin
vurgulanması"(22) prensipleriyle ifade edilmektedir ve Çin'in dış
ilişkilerini şekillendirmedeki genel yaklaşım tarzını belirlemektedir.
Elbette, ihtiyaç hissedilen hammadde kaynaklarının kaçınılmaz bir
şekilde garanti altına alınması Çin'in Üçüncü Dünya Ülkeleri'yle
ilişkilerinde önemli bir saik teşkil etmektedir. Çin aynı zamanda
kendisini dünyanın bu parçasının çıkarları için bir vekil olarak da
hissetmektedir. Çin yönetimi gelişmekte olan ülkelerle olan
ilişkilerinde neo-emperyalist güçlerin sömürü ve baskı politikalarına
bir fark olarak kendi yeni polikasını gösterme ve gerçekleştirme
konusuna ayrı bir önem vermektedir.
Somut bir örnek Çin'in BM'nin ve onun Güvenlik Konseyi'nin reforme
edilmesi konusundaki gelişmekte olan ülkelerin pozisyonlarını
güçlendirme ve genişletmeye yönelik teklifleridir. Bu politikada Çin'in
hedeflediği yeni ekonomik ve siyasi dünya düzeninin çizgileri
belirginleşmektedir. Beşinci tezim şöyledir: Çin dış politikasının temel
prensipleri Asya'daki ve Dünyadaki barışın korunması ve
güçlendirilmesine yöneliktir. Fakat bu prensipleri uygulamada Çin -kendi
ulusal emniyetinin doğrudan bir tehdidle karşılaşması durumu hariç- ABD
ve diğer neo-emperyalist merkezler ve ülkelerle tırmandırılmış ve
kontrolsüz çatışmadan mutlaka kaçınacaktır. Yeni bir siyasi ve ekonomik
dünya düzeni ile ilgili kendi tasavvurlarını en azından görülebilir bir
zaman dilimi için sadece bu şartlar altında geçerli kılmaya
çalışacaktır.
Çin’in dış politikadaki uygulamaları
Bu makalenin sınırlı çerçevesi dış politikadaki temel prensiplerin somut
uygulanışını bazı ülkelerle ilişkileri örneğinde göstermeye yetmektedir.
Bunun için ABD, Japonya ve ASEAN topluluğunu uygun örnekler olarak
görüyorum.
Amerikan Başkanı G. Bush'un 19-20.11.05 tarihindeki Çin ziyareti
arefesinde Çin-Amerikan ilişkileri Rumsfeld ve Bush'un provokatif
çıkışlarıyla olumsuz etkilenmişlerdi. Bush'un ziyaretinin sonunda ise
Çin basınındaki değerlendirmeler o nispette şaşırtıcıydı: "Bush'un Hu
Jintao ve Wen Jiabao ile buluşması iyimser politikacılar tarafından
yapılan‚ tarihi açıdan en iyi Amerikan-Çin ilişkileri' değerlendirmesini
doğrulamaktadır."(23) Resmi Çin’de Amerikan Başkanı'nın Çin'e karşı
tutumunda 2000 yılına nazaran oldukça olumlu bir değişme görmektedir.
Bush Çin halkına muhteşem bir ülkede kendisini severek ziyaret ettiği
bir zeki Başbakan ile yaşadıklarını söylemiş.
Anlaşılan her iki ülke de Bush'un ziyaretinin sonuçlarını
kabullenmektedir. Müzakerelerin merkezinde ekonomik işbirliği ile ilgili
tesadüfi sorunlar yer almadı. Çin için Amerikan piyasası gelişim
stratejisinin uygulanması açısından büyük bir öneme sahip. ABD Çin'in
ihracatında yüzde 21 ile ve Çin'in ithalatında yüzde 8'den fazla bir
oranla katkısıyla Çin'in en büyük ticari partneridir. ABD'nin ekonomik
devleri ta yüzyılın başında 30.000 yatırım projesiyle 20.000 yabancı
sermaye ile Çin'de oluşturulmuş şirketlerde temsil ediliyorlardı. Çin
sanayi üretiminin yüzde 20'si salt ABD ile işbirliğine bağlı. Buna
karşın ABD için ise kendi ekonomilerini ayakta tutmak için Amerikan
Devlet Bonolarına Çinlilerin yaklaşık 600 milyar dolar yatırması büyük
bir önem arzetmektedir. Her iki ülke ekonomik ve ticari ilişkilerini
genişletmeye devam etmek istemektedirler ve bunu yaparken zaman içinde
daha dengeli bir ticareti hedeflemektedirler.
Bugün özellikle serbest ticaretin yayılmasıyla Çin'in liberalleşmesini
hedefleyen Amerikan tarafı her iki tarafın piyasalarını hizmetler ve
ürünler için açtıklarını ve entelektüel mülkiyetin korunmasını
güçlendirmek istediklerini tatmin olmuş bir şekilde tespit etmektedir.
Her iki taraf Çin'in Temmuz 2005'de verdiği para politikasını piyasanın
temeline uydurma sözünü yerine getirebilmesi için işbirliği
yapmaktadırlar. 70 adet B731-700/800 tipi uçakların satın alınması ve 80
tane daha satın alabilme opsiyonu ile birlikte Çin sivil hava
taşımacılığı tarihindeki en önemli satış mukavelesini imzalamıştı.
Amerikan tarafı Çin'in gelecek 20 yıl içinde sivil hava taşımacılığı
için ihtiyaç hissedeceği 3000'den fazla uçak için de büyük paylar
hesaplamaktadır. Karşılıklı uzun vadeli işbirliği başka alanlara da
genişletilecekmiş (Nükleer enerji, mülkiyetin korunması için işbirliği,
kültür, gençlerin karşılıklı ülke ziyaretleri vb.) Teröre karşı
mücadeleye, Daha-Fazla-Yayılmama-Anlaşması'nın uygulanmasına (İran!) ve
kuş gribine karşı mücadeleye yönelik işbirlikleri daha da güçlendirildi.
Bush tarafından taleb edilen demokrasinin, din hürriyetinin vb.
geliştirilmesi konularında Çin tarafı misafirlerini soğukkanlı bir
şekilde bu alanlardaki başarılı gelişmeler hakkında bilgilendirdiler.
Onlar için ekonomik ve ticari alandaki işbirliğin yanısıra, ABD'nin
kendi Çin Politikası'na bağlı kalmaya devam etmesi ve Çin'in
uluslararası meselelerdeki büyüyen rolüne kendisini uydurmuş olması
(Çin'in Kore sorununun çözülmesinde etkin rolü!) önemliydi. (24)
Çin tarafı Çin'in komşu ülkelerinde Amerika'nın askeri varlığının
güçlenmesine ve Çin'i 'yaklaşarak' liberalleştirmeye yönelik gözden
kaçmayan politikasına rağmen kendini dışa yönelik çok soğukkanlı
gösterdi. Fakat yine de ABD ile ilişkilerindeki komplikeliğin ve ciddi
zıtlıkların bilincindedir. O -ülkenin barışçıl şartlar altında
hızlandırılmış bir modernizasyonuna yönelik çıkarından hareket ederek-
bilinçli ve hedefli olarak Amerikan tarafının çıkarlarını dikkate alarak
barışçıl ve eşit haklara dayalı bir işbirliğine konsantre olmaktadır -
Washington'daki şahinlere Çin sorununda mümkün mertebe az alan bırakmak
için de.
Bununla birlikte, Çin'in ABD ile ulusal ilişkilerinin geliştirilmesi
için Beyaz Saray'ın neo-emperyalist politikalarına karşı ve böylece
barışın korunması konusunda bazı tavizler verdiği de gözden
kaçmamaktadır (örn.: BM Güvenlik Konseyi'nde)
Çin-Japon ilişkileri en düşük noktada bulunmaktadır. Bu ekonomik
ilişkiler için de böyle. Çin tarafı bunun için iki önemli sebep ileri
sürmektedir. 1. Yasukumi yapıtının Japon Başbakanı Koizumi ve diğer
hükümet üyeleri tarafından ziyareti ve böylece Japon savaş suçlarının
sahiplenilmesi. Bu ziyaret haklı olarak Japon tecavüz savaşlarının şerli
ruhunu tasdiklemek olarak değerlendiriliyor. (25) 2. Yer altı gaz
rezervleri olan Diaoyütai Adaları (Japonca Senkaku Adaları) konusundaki
sorunda Japonya'nın tek taraflı hareket etmesi. (26)
Fakat Japon-Çin ilişkilerinin kötüleşmesi daha temelden
kaynaklanmaktadır. Koizumi ABD ile girdiği sıkı ittifak ile
neo-militarist bir rota çiziyor. Japon Anayasası'ndaki 9. maddenin
değiştirilmesiyle modern techizatlarla donatılmış Japon silahlı
kuvvetlerinin özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ABD'nin saldırgan
politikalarına sınırsız bir katılımını sağlayabilmek için yol açmak
istemektedir. Bu güçler, Japonya'nın Çin'le, Güney Kore'yle ve diğer
Asya ülkeleriyle olan ilişkilerinin ancak bu yolla
iyileştirilebileceğini ileri sürmektedirler. Bunun üstüne Tayvan'daki
ayrılıkçı güçleri pratikte desteklemeye başlamaları da gelmektedir.
Şimdi enteresan olan Çin tarafının resmi reaksiyonudur. O bir taraftan
prensip olarak ve keskin bir şekilde Japonya'nın tarihinde yaptığı
tecavüz savaşlarının meşrulaştırılması ve o dönemin militarist ruhunun
yeniden kültürleştirilmesi çabalarını eleştirmektedir. Diğer taraftan
karşılıklı ilişkilerin, diplomatik ilişkilerin yeniden başlatıldığı
tarihten itibaren üç tane ortak Çin-Japon açıklamalarında dile
getirilen, "barış içinde yan yana yaşamak, dostluk çağı, karşılıklı
faydalanma ve birlikte gelişme" temelinde yeniden iyileştirilmesi için
kapıyı açık tutmaktadır.
Çin devleti barış içinde eşit haklara dayalı olarak iki ülkenin
karşılıklı yarar için sadece Doğu Denizi'nde değil, fakat Asya'nın da
geliştirilmesi yolunda işbirliği yapma konusunda düşünceler üretip
bunları Japon devletine sunmaktadır. Resmi yayın Beijing de facto Doğu
Asya'daki güvenliği tehdit eden Japon-Amerikan ittifakını iki devletin
bir problemi olarak görmekte "başka devletlere yönelmediği sürece." (27)
Çin yönetiminin Japonya'yla yerde sürünen ilişkilerine rağmen bununla
bağlantılı problemlere çok objektif ve ayrıştırıcı yaklaştığını,
kendisini Japonya ve ABD'nin arasındaki sıkı askeri ittifaktan ortaya
çıkan tehdit edici tehlikelerden dışta tuttuğunu ve Japonya'ya karşı
politikasının ağırlık merkezini değiştirmeksizin iki devletin barışçıl
bir şekilde işbirliğinin yeniden başlatılmasına yönelttiğini
görmekteyiz.
Başka bir ifadeyle, Çin ABD'yi dikkate alarak, Japonya'nın ulusal
çıkarlarını gözeterek problemlerin barışçıl yoldan çözülmesi için
uğraşmaktadır. Problem, Çin'in hesabının tutup tutmayacağıdır.
Çin ile ASEAN arasındaki ilişkiler Çin'in gelişmekte olan ülkelerle olan
ilişkisine bir örnektir
Güneydoğu Asya'da bu ilişkiler ABD, AB ve Çin arasındaki kıyasıya
rekabet şartları altında gelişmektedirler. 13 yıllık bir partnerlikten
sonra Çin ve ASEAN ülkeleri Kasım 2004'de serbest ticaret bölgesi
oluşturmakla işe başladılar. Çin bu bağlamda ASEAN'ın bölgedeki öncü
rolüne destek vereceğini açıklamakla yetinmedi. O tartışmalı
uluslararası sorunların çözümü için de bir örnek sundu. Başbakan Wen
"Çin ülkelerle, 'kavgayı birlikte gelişim yolunda bir tarafa bırakma'
prensibine göre ve karşılıklı saygı, eşitlik ve karşılıklı faydalanma
temelinde Güney Çin Denizi'ndeki(28) tartışmalı sular konusunda yeni
uygun yol ve araçlar bulmaya hazırdır" diye toplantıda açıklamıştı.
Çin ile ASEAN ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerin genişletilmesi
sonuncular için bilançoda müsbet yönde gelişti. Buna rağmen birtakım
daha ciddi sorunlar görmezlikten gelinemez. Böyle bir problem Çin ile
ticaretin ülkelerin gelişmesine etkisi ile ilgili, zira buralarda henüz
bir bölgesel piyasa bulunmamaktadır ve ortak bir gelişim stratejisi ve
demokrasiden yoksunlar. Çin kendi ticaretini şimdiye kadar tek tek
ülkelerle gerçekleştirmektedir. Bunların içinde sadece Tayland ve
Malezya görece olarak gelişmişler. Ülkelerin çoğu çok az sanayileşmiş.
Ticaretin çoğunun bölgesel hammaddelerin ucuz Çin sanayi ürünleri
karşılığında yapılması, Güneydoğu Asya ülkelerinin sanayileşmesi için
teşvik edici olmaktan çok engelleyici olmaktadır. ABD'yi baş düşman
olarak gören Dünya Sosyal Forumu'nun bu bölgelerdeki temsilcileri bu
bağlamda "Çin Teknokratlarını" eleştirmektedirler, zira bunlar "bölge
için neyin iyi olduğunu düşünmüyorlar. Onlar sadece Çin'i düşünüyorlar."
Onlar bu nedenle Çin ile eleştirel bir diyaloğun sürdürülmesinden
yanalar. Özellikle Çin ile ticari ilişkilerin ASEAN ülkelerinin lehine
şekillendirilmesi ve bölgede "devamlı bir gelişimin" yaşanması için
gayret göstermektedirler.(29)
Bütün bunlar Çin'in, ilan ettiği temel ilkeleri, uluslararası
ilişkilerin somut olarak şekillendirilmesinde uygulayabilmesi için daha
büyük gayretler göstermesi gerektiğini ortaya çıkarmaktadır.
Son tezim şudur: Önümüzdeki onyıllarda Çin'in birinci dereceli dünya
gücü olma yolundaki yükselişi bugünkü bakışla bir tehlike arzetmiyor,
aksine dünya barışının korunması ve güçlendirilmesi için bir kazanım
teşkil etmektedir.
Dipnotlar
1() Karşılaştır: Pentagonun Çinin silahlanması ile ilgili Temmuz 2005
yılındaki Beyaz Kitabı
(2) Japonya, Foreign Press Center'in mektubu (FPC) Nr. 0458, 13.12.2004
(3) Çin piyasasında 400den fazla multi-aktif. Bu dev piyasadaki ürünler
sadece 2004 yılında 2 milyar dolar tutarındaydı.
(4) Çin Bilimler Akademisi: "2005 yılında Çinin modernleşmesi ile ilgili
rapor", 18. Şubat 2005'de yayınlandı.
(5) 2004 yılında Çin ithalatının modern teçhizattaki payı cam teli
üretiminde neredeyse % 100 idi, bilgisayar çiplerinin üretimi % 85,
petro kimya sanayii için % 80, sayısal olarak yönetilen alet
makinalarında % 70 ve tıbbi araçlarda % 95.
(6) Çin verilerine göre doğaya verilen zararlar sonucu oluşan ekonomik
kayıplar yıllık Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)nın % 14ünü teşkil ediyor.
(7) Jinghua Shibao,17.09.05. Zhang'a göre Çin topraklarının % 30'u yağış
azlığının tehdidi altında ve kent nüfusunun beşte biri çok fazla hava
kirliliğine maruz kalıyor, büyük şehirler bu oran daha fazla. 600
şehirden 300'ünde su eksik, 160'dan fazlasında ciddi bir su eksikliği
sorunu var. İçecek (yüzeydeki su) az olmayan belirli bölgelerde
kirlenmiş.
(8) Buna su gücü, güneş enerjisi ve rüzgar gücü gibi yenilenebilen
enerjilere güçlü bir yöneliş de dahildir.
(9) Bu alanların büyük oranda tekrar piyasa ekonomisinden çekilip
gelişimi daha çok hükümetin görevleri arasına verildiği gözlemleniyor.
(10) Çin toplumunun ekonomik ve sosyal yapısını ben sosyalist bir yapı
olarak görmüyorum. Bu yüzden Çin Komünist Partisinin sosyalist bir
toplum kurmaya yönelmesini objektif olarak daha çok genel sosyal
adaletli bir topluma kavuşma çabası olarak yorumluyorum.
(11) Taiwan Journal, Eylül
30, 2005, s.2. Başkan Chen Shui-bian ile yönetimde bulunan Demokratik
İlerlemeci Parti 11.12.2004 Meclis seçimlerine Tayvan'ın bağımsızlığı,
yani Çin'den tamamen kopması için çoğunluk elde etme hedefiyle girmişti.
Seçmenlerin çoğu buna destek vermedi.
(12) Bu 1992de Beijin ve o dönemde Taype'de yöneten Guomindang
arasındaki Çin'in iki parçasının barışçıl yollardan yeniden birleşmesini
de içine alan bir anlaşmaya uymaktadır.
(13) Zitat: junge welt, 18 Kasım 2005
(14) Hem Çin hem de Japonya tarafından üzerinde hak iddia edilen zengin
gaz rezervlerine sahip olan bir bölge
(15) Websayfası strategypage. 4 Ekim 2005
(16) Renmin Wang, 27.12.04
(17) Yearbook 2004, neşreden International Peace Research Institute,
Stockholm.
(18) Genel Sekreter Hu bugünkü Çin dışpolitikasının bu öncü kaidesini
Mao Zedong'un 26.12. 2004 tarihindeki 100. doğum yılı kutlamalarında
konuşmasında pekiştirdi.
(19) Gu Weiwei, Komünist Partinin Merkez Komitesindeki Derleme ve
Tercüme Dairesi'nde, Bugünkü Kapitalizmdeki değişimlerle ilgili yapılan
araştırmalar hakkındaki konuşmalar için, bkz. Dangdai Shijie yu
Shehuizhuyi (Bugünkü dünya ve sosyalizm), 2005, H.2, s.42.
(20) Wang Zhanyang, Yeni Demokrasi ve yeni Sosyalizm, Beijing 2004, s.
70.
(21) Çin'in, kompleks güvenliğin kaçınılmazlığı konusunda görüşü dış
politika temsilcisi tarafından 4 Haziran 2005 yılında 3. Asyada Güvenlik
Konferansı'nda ortaya kondu ve açıklandı. Çin yönetimine yakın olan
haber ajansı Xin Hua She'ye bakınız (Renmin Wang, 4.6.2005)
(22) Başbakan Wen Jiabao 2004 yılında ulusal bir istişarede. (Zitat: Wen
Xian, Çin Üst Tabakasının Yabancı Ülkelere Ziyaretlerine Bakış 2004,
Renmin Wang, 25.12.04)
(23) Renmin Wang, 22.11.05
(24) Böylece ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Robert B. Zoellick, Bush'un
ziyaretinin arefesinde ABD için Çin'le birlikte bütün önemli dünya
forumlarında gelecek yıllarda dünyayı etkileyecek "masada yeni bir
oyuncunun" bulunduğunu açıklamıştı.
(25) Eski Dışişleri Bakanı Takoe Hiranuma 1903 yılında Japonya'nın
Rusya'ya savaş ilan etmesinin 100. yıl dönümü vesilesiyle yapıtı ziyaret
ettiğinde "Biz bu ruh üzerinde yeniden düşünüp onu bugünkü zamana
uygulamamız lazım" demişti.
(26) Karşılaştırma için, Çin elçisinin Japonya'daki konuşmaları, Renmin
Wang v. 24.11.05
(27) Agy.
(28) Kasdedilen o zamana kadar Çin'in sırf kendi bölgesi olarak gördüğü
Spratly Adaları'dır.
(29) "Bizim Çin ile diyaloğa ihtiyacımız vardır", Prof. Walden Bello ile
konuşma, Manila. junge welt v.29./30./31. 10.05
* Prof. Dr. Helmut Peters, Berlin, Çin Bilimcisi. 3 Aralık 2005'te 12.
Friedenspolitische Ratschlag toplantısında yaptığı konuşma. |