Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 336 | Aralık  2006

                   

 

 


Çin’in Küresel Bir Güç Olma Çabası, Dünya Barışını Tehtid Ediyor mu?

 

Kaynak: Helmut Peters* www.unikassel.de/fb5/frieden/rat/2005/peters.html

21. yüzyılın akışında uluslararası güç ilişkileri derinden değişecek gibi gözüküyor. Görünen o ki, gelişmeler, şimdiye kadar ekonomik globalleşmeyi belirleyen neo-emperyalist güçlerin aleyhine seyrediyor. Bu bağlamda manidar bir tarihsel karşılaştırma yapılabilir: 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında kapitalizmde gerçekleşen ikinci Sanayi Devrimi ve bununla paralel yürüyen sömürgeciliğin yeni yapısı sayesinde, kapitalist dünyanın uçlarında bulunan Çin, Hindistan ve Güney Doğu Asya'daki ülkeler gibi güçler bir daha geri dönülemez şekilde uluslararası ekonomi ve siyasetin içine itildiler.
Bugün, bilimsel-teknik devrim sürecinde gelişmekte olan ülkeler arasında-her ne şekilde olursa olsun- dünyaya kendi eşit katılımları için mevcut ekonomik ve siyasi uluslararası düzeni sorgulayan bazı güçler şekillenmektedir. Bugün Latin Amerika'daki Amerikan politikalarına karşı yürütülen mücadeleler gibi hadiseler çeşitli yüzleriyle nihai olarak durdurulamayacak tarihi bir akımın geliştiğini göstermektedir. Bu akım diğer bütün gelişmekte olan ülkelerden daha çok Çin Halk Cumhuriyeti tarafından belirlenmektedir.
Bu ülkenin birinci dereceden bir dünya gücü olma konusunda yol aldığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Buna göre, Çin dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturmaktadır. Tek başına bu veri bile, modern bir Çin'in yükselişinin dünyadaki ekonomik ve ekolojik durumu hangi ölçüde etkileyeceğini ve bugünkü kapitalizm tarafından şekillenmiş üretim ve hayat şeklini temelden değiştirme konusundaki baskıyı güçlendireceğini gözler önüne sermektedir.
Tabii ki burada soru şu: Çin'in bu beklenen gelişimi uluslararası barış sorununa hangi etkiyi yapacak? Dünya sonuçta daha emniyetli ve adil mi olacak ya da mevcut uluslararası güç ilişkisine sadece yeni bir dünya gücünün aktör olarak girmesi mi gerçekleşecek? Bu soruların cevaplanmasından uluslararası barış hareketinin Çin'e ve onun gelişimine karşı tutumu ortaya çıkmalıdır.
Bu, barış hareketinin Çin sorunuyla ilgili kendi pozisyonunu takınmasını ve karşıt değerlendirmelere objektif-eleştirel yaklaşmasını gerektiriyor. Bu mesela herkesten önce Pentagon tarafından ısrarlı bir şekilde yaygınlaştırılmaya çalışılan bir anlayışla ilgilidir. Buna göre Çin'in yürüttüğü askeri modernleşme Asya'daki diğer ülkeleri gitgide daha fazla tehdit etmektedir.(1) Donald Rumsfeld son zamanlarda bu tezi yaymak için her fırsatı değerlendirmektedir. Örnek olarak Güney Kore ziyareti esnasında ve ondan önce Şubat 2005'de Japon meslektaşı ile birlikte yaptığı açıklamada olduğu gibi. Japonya daha önce 12 Aralık 2004'te "Ulusal Savunma Direktiflerik"ni (terörizm ve Kuzey Kore'nin yanısıra) doğrudan Çin silahlı kuvvetlerinin modernleştirilmesi ve Pekin'in deniz aktivitelerinin genişletilmesiyle gerekçelendirmişti.(2) Sorun, Asya'da gerçekten kimin kimi tehdit ettiğidir.
"Sosyalist Modernleşme" Sürecinde Çin
Tarihi açıdan Çin yarım asırdan fazla bir zamandan beri Komünist Parti (KP)'nin yönetimindedir ve tarihi süreç itibariyle, kapitalist toplum aşamasını atlayarak, Ortaçağ tarım toplumundan doğrudan modern sosyalist topluma geçişte bulunmaktadır.
Modern kavramı KP'nin bugünkü anlayışında ülkenin sanayileşmesi, bilimsel-teknik devrimin sonuçlarını geniş çaplı kullanması ve Fransız Devriminden itibaren insanlık medeniyetinin ilerlemelerini kendine adapte etmesidir ("telafi edici gelişim"). İlk iki stratejik çıkışın kesintiye uğraması ya da başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra ülke 1970'li yılların sonundan beri bu geçiş dönemi için üçüncü stratejik çıkışın uygulanması içerisindedir, ki bu politika, genel olarak reformların ve ülkenin dışarıya açılması olarak bilinmektedir.
Geride kalan çeyrek asır içinde Çin, modernleşmesinde en önemli ilerlemeleri kaydetmiş durumdadır. Ekonominin her yıl ortalama % 9'un üstünde büyümesiyle birlikte, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) dörde katlandı; özellikle Doğu Çin'de modern bir altyapı oluştu, yeni ekonomik ve sosyal yapılar gelişti, genel hayat seviyesi oldukça iyileşti ve ülke dünya ekonomisi için bir lokomotif haline geldi.(3)
Bugün Çin dünyadaki Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)'daki ve uluslararası ticaretteki payı açısından dünyanın ilk altı lider ülkelerinden birisi olmuştur. Bu sonuçlar daha çok ülkenin uluslararası büyük sermayeye geniş çaplı açılımı, piyasa ekonomisine geçiş, yerel kapitalizmin geliştirilmesi ve Çin ekonomisinin dünya ekonomisi ile çok yakından bağlantılandırılması sayesinde oluşmuştur. Buradan benim birinci tezim çıkıyor: Ülkenin modernleşmesinin dünya ekonomisine güçlü bağımlılığı objektif olarak barışçıl bir çevreyi emniyete alma ve güçlendirmeyi gerektiriyor. Bu uluslararası kaynaklara barışçıl bir şekilde ulaşılması ve işletilmesini gerektiriyor.
Ülke için barışık bir çevre oluşturma vazifesi uzun vadeli bir tabiata sahip. Çin Bilimler Akademisi'nin değerlendirmelerine göre Çin, modernizasyonun karmaşık derecesine göre 2002 yılında 108 ülkenin arasında 68. sırayı aldı. Çin ancak bu yüzyılın sonunda dünya ekonomisinin ileri düzeyini yakalayabilirmiş ve ilk on ülkenin arasında yer alabilirmiş.(4)
Son 25 yıl içinde elde edilen sonuçlar için ödenen bedel yüksekti, daha doğrusu çok yüksekti. Çin toplumsal krizin eşiğine gelmişti. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın hızlı bir şekilde geliştirilmesine yönelik tek taraflı odaklanma Çin toplumunda ağır tenasüpsüzlüklere yol açmıştı. Bundan en çok etkilenen kesim halk ekonomisinin en geri sektörü olan tarımdı (yani nüfusun çoğunluğunu oluşturan çiftçilerdi). Şehir ve köylerin gelişimi konusundaki farklılıklar aşırı ölçülere ulaşmıştı. Doğu Çin gelişirken, ülkenin diğer bölgeleri git gide geride kaldılar.
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın itici bir gücü olarak tüketimcilik zayıflamış, ülkenin dış ekonomiye bağımlılığı % 70'in üzerine çıkarak düşündürücü noktalara kavuşmuştu. Yabancı sermayenin kullanımıyla en ileri bilim ve tekniği koruma ümidi gerçekleşmemişti.(5)
Kamusal sosyal kurumların geri kalması veya onların piyasa ekonomisine eklemlenmemesi halkın büyük bir çoğunluğu için ciddi sorunlara yol açmıştı, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinden istifade noktasında. Sosyal adalet prensibinin ihmali ve zengin ve fakir arasındaki aşırı sosyal kutuplaşma reform için gerekli olan itici güçlerin gelişmesinin temelini daraltıyor ve sosyal gerilimleri keskinleştiriyordu. Çok şiddetli yürütülen şümullü ekonomik büyüme merkezi hükümetin ekolojik politikasını ayaklar altına alıp daha önce hiç görülmemiş çevre kirliliklerine yol açmıştı.(6) Devletin Çevre Koruma Dairesi'nin müdür yardımcısı Zhang Lijun'un değerlendirmelerine göre çevre kirliliği Çin'de gelecek 15 yıl içinde nüfusun artması ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın dörde katlanmasının hedeflenmesiyle yeniden dört-beş kat artacaktır.(7)
Buna göre Çin bu alanda kişi başına hesaplandığında ABD'ye 2020 yılında yetişmiş ve mutlak çap açısından oldukça geride bırakmış olacaktır! Dünyadaki hayatın korunması bizden, Çin ile işbirliği yaparak bu ülkenin dev nüfusuyla dünyanın bir numaralı çevre kirleticisi haline gelmesini engellemeyi gerektiriyor.
2002/03 yılında Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafında görev başına gelen yeni Çin yönetimi selefleri gibi ülkenin sömürgeci baskı dönemi tarihinden ders çıkardıklarını gizlemiyorlar. Onlar açısından Çin ulusal bağımsızlığını ve hürriyetini sadece sosyalist, güçlü, refahlı ve dünyaya açık haliyle koruyabilir. Hükümet ülkenin krizli gelişimi dolayısıyla stratejisini ve politikasını değiştirdi (Hu-Wen-politikası). Bir önceki "GSYİH için GSYİH'in geliştirilmesi" politikasından farklı olarak parti bugün "Gelişme hakkında bilimsel anlayış"ı uygulamaya çalışıyor. O, insanı menfaatleri ve her yönüyle gelişme zorunluluğu ile politikanın merkezine yerleştiriyor; tarihi yasalarla uyumlu hareket etmeyi talep ediyor ve insan ve doğa arasındaki ilişkiyi olduğu gibi ülkenin iç ve dış gelişimi arasındaki ilişkiyi de içine alan toplumun çok yönlü, koordineli ve istikrarlı bir gelişimine yöneliyor.
Bu politikanın somut uygulaması için veciz bir örnek KP'nin ülkenin önümüzdeki beş sene içerisindeki (2006-2010) toplumsal gelişimi ile ilgili en yeni teklifleridir. Yoğun bir şekilde genişletilmiş bir üretim ve yeniden üretime (ağırlık: kalitenin ve etkililiğin artırılması) ve piyasanın gerçekten de kaynakları paylaştırdığı bir piyasa ekonomisine geçiş hızlandırılacak. Böylece "tasarruflu bir şekilde kaynakları tüketen ve doğayı kirletmeyen bir toplum" oluşması (birim başına GSYİH'in yaklaşık yüzde 20 azaltılması, 'yeşil GSYİH') amaçlanıyor.
Planda halk ekonomisinin bilim ve eğitim temelinde ve kendine özgü bilimsel-teknik başarılara dayanarak % 8,5 büyümesi, hızlı kentleşmenin devam ettirilmesi, çevreyi korumanın konumunun büyük oranda yükseltilmesi(8), geri kalmış köyün geliştirilmesine konsantre olma ve yeni işyerlerinin oluşturulması, düşük ve orta gelirlerin belirgin bir şekilde yükseltilmesi, kamusal sosyal kurumların genişletilmesi (özellikle eğitim, sağlık ve kültür(9)) ve bunların halkın çoğunluğu tarafından kullanılması, GSYİH'den tüketimin oldukça yükseltilmesi, halkın çıkarları için kanunlara karşı sorumlu "demokratik bir politika"nın geliştirilmesi ve şu anki hükümetin piyasa ekonomisine uygun yapıda olan "hizmet tipinde bir hükümete" doğru reforme edilmesi var.
Gelecek yılın Mart ayında Ulusal Halk Kongresi bu konuda karar verecek. Çok zorlu beş sene olacak ve yeni bir gelişim modeline geçişin gerçekten başarılı olup olmayacağını bilemiyoruz; zira bu önce ekonomik büyüme tarzı modelinin temelden değiştirilmesini gerektiriyor ve ikinci olarak çeşitli sınıfların, sosyal dilimlerin ve gurupların çıkarlarını dengeleyerek toplumsal çelişkileri asgariye indirmeye bağlı. ("harmonik sosyalist toplum"(10)).
Bütün veriler, mevcut ekonomik ve sosyal çelişkilerin Çin toplumunda yıllar boyunca devam edeceğine ve hatta daha da sivrileşeceğine işaret etmektedir. Vilayet düzeyindeki lider kadroların yerel ve şahsi menfaatlerinin, hedeflenen vilayetlerin dışında ülke ekonomisine bölgesel entegrasyonunun sağlanması konusunda başarılı olunup olunamayacağı da ayrı bir konu. Fakat bütün bunlar yeni "Hu-Wen-Politikasına" bakışı engelleyemez. Bu nedenle benim ikinci tezim şu: Hu Jintao ve Wen Jiabao etrafındaki yeni toplumsal strateji ve politikası dünya güçlerinin birinci sırasına Çin'in yükselebilmesi için en önemli temel olarak ülkenin modernleşmesine konsantre olmaya devam etmektedir. O halde bu özü itibariyle bir barış politikasıdır.
Çin'in "askeri modernizasyonu" sorunu
Şimdiki Çin yönetiminde dahi silahlı kuvvetlerin modernizasyonu sorununun en üst önceliğe sahip olduğu görmezlikten gelinemez. Fakat bu modernizasyonun hangi amaçlarla yapıldığı tam olarak belli değildir. Acaba bu durum, küresel kaynakların yeniden paylaşımı konusunda ülkenin savaş hazırlıkları içerisinde olduğunu ve başka ülkelere karşı saldırma niyeti taşıdığını mı gösteriyor yoksa bu modernizasyon çabaları, ülkenin savunması, ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak için mi yapılıyor?
Çin'in etrafında bulunan ülkelere şöyle bir göz gezdirmek bile bu soruya cevap bulmamıza hizmet edebilir. ABD ve onunla birlikte hareket eden NATO, Çin'in batısında yani Ortaasya'da uzun vadeli olarak askeri bakımdan konuşlandılar. Yine de Amerika'nın askeri stratejisinde, ağırlığın Çin'in doğusuna verildiği biliniyor. Bu bölgede hem ABD hem de Japonya, silahlı kuvvetlerini güçlendiriyor ve modernize ediyorlar ve siyasi-askeri birlikteliklerini yeniden düzenliyorlar. Bunun sonucunda Japonya, mesela askeri stratejisinin ağırlığını Kuzeybatı'dan Güneybatı'ya kaydırdı ve bu yıl Okinawa'da konuşlandırılmış Amerikan birliklerini sözde "terörist saldırılar"dan korumak maksadıyla, orada "acil bir askeri müdahele birliği" oluşturmaya başladı. Burada taarruzun yöneldiği temel hedef Çin'dir.
ABD ve Japonya, Tavyan'ı stratejik çıkarları açısından önemli bir bölge olarak deklare ettiler. Onlar uluslararası hukukta Çin'in bir parçası olan Tavyan'ı Çin'den gelebilecek bir saldırıya karşı korumak istediklerini ifade ediyorlar. Tayvan, ABD'nin Uzak Doğu'daki taarruz hedefi açısından özellikle Çin'e yönelik olan roketsavar sistemine de entegre edilecekmiş. 25 Eylül 2005 yılında Dünya Tayvan Kongresi tarafından düzenlenen uluslararası bir konferansta Başbakan yardımcısı Lu Hsiu-lien'in huzurunda Çin'den ayrılmak ve bağımsızlığa kavuşmayı isteyen güçler, Tayvan halkının çoğunluğu açıkça aksini istemesine rağmen, hedeflerini gerçekleştirmek için ABD ve Japonya ile (askeri işbirliğini de içine alacak şekilde) daha sıkı bir ortak çalışma yapma imkanlarını görüştüler. (11)
Çin'in pozisyonu, Ulusal Halk Kongresi'nde bölünmeyi reddeden kanunun kabul edilmesiyle de değişmedi. Bu kanunda, hedef olarak, Çin'in birbirinden ayrılmaz iki parçası kabul edilen Tayvan'ın (ve ona bağlı küçük adaların) ve Çin kıtasının, barışçıl yoldan tekrar birleşme rotasından şaşmamak ifadesi yer almaktadır.(12) Askeri müdahele ise, ayrılıkçı güçlerin Tayvan'ı Çin'den koparmaya çalışması ya da yabancı güçlerin bu anlamda Tayvan'da faaliyetlerde bulunması durumlarında öngörülmektedir.
Pekin'in politikası ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi ve muhalefette yer alan Guomindang ve Jinmin-Partisi (GMD-Partisinden kopmadır) ile işbirliği yaparak uzun vadede bu ulusal sorunun çözülmesine yöneliktir. Buradan hareketle şu üçüncü tezimi ileri sürüyorum: Batılı neo-emperyalist güçlerin Çin'in Tayvan Cumhuriyeti'ni tehdit ettiği ve şiddet yoluyla kendisine bağlamak istediği suçlaması temelden yoksun bir suçlamadır. Pekin daha çok bu ulusal sorunu bile cari uluslararası hukuka göre barışçıl yollardan çözme gayreti içerisindedir.
Bu bölümü, reel askeri güç dengelerine göz atarak bitirelim.
Çin Ulusal Halk Kongresi her yıl Mart ayında o yılın bütçesini onaylar ve bunun ardından kapitalist dünyanın medyası, Çin'in askeri bütçesinin, ilan edilen resmi büyüme oranlarının içerisinde aslında çok daha yüksek bir oranı bulduğunu iddia eder. Bu rakamlar dünyadaki genel askeri durumdan bağımsız olarak aktarıldığından dolayı okuyucuya bu şekilde bilinçaltından artan bir Çin tehlikesi düşüncesi aşılanmaya çalışılmaktadır. Evet doğrudur, Çin, askeri kapasitesinin modernizasyonuna hız vermektedir. Bunun için çoğu kez Rusya'dan silah alımı gerçekleştirmekte, bu arada İsrail ve diğer ülkelerden de silah satın almaktadır. Peki bu alımları gerçekleştiren Çin, bu durumda ABD ve Japonya için reel bir askeri tehdit haline mi gelmiş olmaktadır?
2004 yılında Beyaz Saray tarafından görevlendirilen bağımsız bir komisyon, raporunda Çin ve ABD'nin askeri potansiyellerini karşılaştırdı. Bu komisyon Çin'in bu alanda ABD'nin 20 yıl gerisinde olduğu sonucuna varmıştı. Önümüzdeki 20 yıl içinde de "ABD ve Çin arasındaki denge, hem küresel ölçekte hem de Asya'da muhtemelen güçlü bir şekilde yine ABD'nin lehinde olacaktır."(13)
Japonya'nın benimsediği yeni resmi askeri doktrin, özellikle Çin'in okyanustaki faaliyetlerine dayanarak gerekçelendirdiğinden bağımsız çevrelerden şu değerlendirmenin yapıldığı da not edilmelidir: Çin donanması Japon donanmasından sayı bakımından üstündür, fakat teçhizatı büyük çapta eskidir ve hatta kısmen 1960'lı yılların standartlarına sahiptir. "Eğer modern savaş gemileri söz konusu ise, Çin sayısal açıdan geridedir. Okyanus'ta ve Senkaku Adaları'nın [14] hava sahasındaki muhtemel bir fiili çatışmada Japonya yalnız kalsa bile, daha avantajlı olacaktır."(15)
Son olarak, savunma masraflarını da karşılaştıralım. Weissbuch "Çin'in 2004 yılındaki Ülke Savunması"nda Çin'in bu alandaki masraflarının Amerika'nın masraflarının yüzde 5,69'unu ve Japonya'nın masraflarının sadece yüzde 56,78'ini oluşturduğu vurgulanmaktadır. [16] Bu veriler sadece önemsiz boyutta Stokholm Barış Araştırmaları Enstitüsü'nden ayrılmaktadır:
Uluslararası Askeri Harcamalar 2003 (17)
ABD            417,4 Milyar Dolar
Japonya      46,9 Milyar Dolar
İngiltere      37,1 Milyar Dolar
Fransa         35,0 Milyar Dolar
Çin                32,8 Milyar Dolar
Almanya      27,2 Milyar Dolar
Bu verileri esas aldığımızda Çin'in askeri bütçesinin Amerika'nın bütçesinin yüzde 7,88'ini ve Japonyanın bütçesinin yüzde 69,9'unu oluşturduğu ortaya çıkar. 3. tablo, savunma bütçesini adam başı hesabına göre yaptığımızda daha belirgin hale geliyor:
ABD            1 468 US-Dollar
Japonya        368 US-Dollar
Çin                    28 US-Dollar
Buradan yola çıkarak da dördüncü tezimi öne sürüyorum: Çin'in askeri modernizasyonu başka halklar ve devletlerin ezilmesi ve sömürülmesini hedeflememekte, fakat görüldüğü kadarıyla ulusal egemenliğin savunulması ve dışarıdan gelebilecek muhtemel müdahaleler ve saldırılara karşı toprak bütünlüğünü korumayı hedeflemektedir.
Dünya gücü olma yolunda "barışçıl bir yükseliş" için dış politika açısından temel prensipler
Hu Jingtao ve Wen Jiabao altındaki Çin yönetiminin dış politikadaki siyasal ilkesi Çin'i "barışçıl bir yükseliş" (heping jueqi) ile birinci dünya gücü haline getirmektir. Bu ilk sefer Başbakan Wen'in ABD'ye gerçekleştirdiği 10 Aralık 2004 tarihindeki ziyarette duyuruldu. (18) Bu tesadüfi olmadı, zira Çin'deki bu yönetim için de ABD'yle ilişkilerin yüksek önceliği vardır.
O tarihe kadar Çin dış politikasının temel prensiplerini bir nevi barışçıl bir şekilde birarada yaşama prensiplerinin pragmatik bir şekilde uygulanması olarak tarif etmek mümkündü. Pragmatik ile neyi kasdediyorum? Çin'in modernize edilmesi için uluslararası büyük sermayenin geniş çaplı kullanılmasına dair ilgi temelde kapitalist dünya ile ilişkilerdeki sınıfsal yaklaşımın objektif olarak az veya çok müstakbel bir dünya gücünün spesifik çıkarları lehine dışlanmasına yol açtı.
"Barışçıl yükseliş" akidesi ile "sosyalist" Çin'in kapitalist ülkelerle birlikte gelişmesinin ön plana çıkarılmasını yeni dış politikanın önemli bir anı olarak görmekteyim. Bu durum, halen sürdürülen barışçıl bir şekilde yan yana yaşama prensibine belirli bir yeni nüans getirmektedir. Ulusal egemenliğin ve toprak bütünlüğünün korunması, iç işlere karışılmaması, karşılıklı çıkar için eşit haklara dayalı işbirliği ve çatışmaların barışçıl yollardan çözülmesi gibi…
"Birlikte gelişim" vurgusu nasıl açıklanabilir? Bu konuyla ilgili iki tane değerlendirme yapmak istiyorum:
1. Teorik olarak bu prensip kapitalizmin tandansiyel gelişimi ile ilgili değerlendirmelere dayandırılabilir ki, uluslararası sorunlarla ilgili Çinli birçok araştırmada bunun örneklerini görüyoruz. Bu tür çalışmalarda kapitalist ekonominin içinde sosyalist unsurların birikmesinden bahsedilmektedir. Paylaşım, işbirliği ve bütünleşme ekonomik küreselleşmenin şartları altında iki sistemin arasındaki ilişkilerde ana akım olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Batılı ülkelerle -çatışmayı dışlayan ve fakat "birlikte gelişmeyi" içeren ve kapitalizmdeki "sosyalist" unsurları güçlendirmeyi hedefleyen bir "iyi niyetli muamele" modelinin uygulanması taleb edilmektedir. (19) Bu "modern" sosyalizmi "Sosyalizm ve Kapitalizmin Birleşimi" olarak karakterize eden görüşlerle uyuşmaktadır. (20) Çin bilim adamları arasındaki bu görüşler ile kapitalist ülkelerle "birlikte gelişim"in öne çıkarılması politikası arasında bir bağlantı olabilir, fakat şimdiye kadar doğrudan bu kanıtlanamadı.
2. Önde gelen kapitalist ülkelerle bile "birlikte gelişim" vurgusu aynı zamanda bugünkü ekonomik küreselleşme çağındaki ülkelerin arasındaki girift bağlantıların ve karşılıklı bağımlılıkların şartları altındaki ulusal güvenlik sorunundan da mantıki olarak çıkarılabilir. Böylece Çin "Soğuk Savaş sonrası güvenlik sorununu" yeni bir biçimde görmektedir. Bugün için güvenlikle alakalı uluslararası sorunların çözümünde öncü ideoloji ve değerler, karşılıklı güven, karşılıklı faydalanma, eşit haklar ve işbirliği imiş. Bu yeni güvenlik anlayışı karmaşık görülmektedir. O artık siyasi ve askeri alanla sınırlı değilmiş, fakat git gide daha fazla ve güçlü bir şekilde insan hayatının bütün alanlarını kuşatıyormuş. Bu mesela Asya'da başka büyük güçlerin bu bölgedeki "stratejik varlıkları" ve "stratejik çıkarlarını" gözönünde bulundurmayı ve dikkate almayı gerektiriyormuş. İşbirliği ve koordinasyon hedeflenmeli, buna karşın çatışmadan kaçınılmalıymış. (21)
Çin'in "barışçıl yükselişle" ile ilgili açıklaması başka bir sebepten dolayı da Çin'in dış politikasında yeni bir sayfanın açıldığının sinyalini vermektedir. Siyaset ve Ekonomi ülkenin dış politikasında büyümüş ekonomik gücün temelinde artık daha sıkı bir şekilde birbirine bağlanmaktadırlar. Bizim karşı karşıya kaldığımız şey bir ekonomi diplomasisidir. Ekonomik faktör belirli bölgeler ve ülkelerle diplomatik ilişkileri geliştirmek ve şekillendirmek için sürekli kullanılmalıymış. Bu yeni an, 2004 yılının sonundan itibaren özellikle Hu Jintao'un (Latin Amerika ve Avrupa'ya), Wen Jiabao'un (mesela Güneydoğu Asya'ya) ve diğer yüksek politikacıların yaptıkları devlet ziyaretlerinde görülmektedir. Artık onlara da çok defa Çin ekonomisinin ileri gelen temsilcileri eşlik etmektedirler.
Hu Jintao için bu ekonomi diplomasisi ülkenin stratejik yönden dışarıya açılması yönünden "içeri girişi" (hammaddelerin, tekniğin ve sermayenin vb. ithalatı) ve "dışarıya çıkışı" birbirine bağlayan, vazgeçilmez bir unsurdur. "Dışarıya çıkış" bugün, kendine özgü yenilikçi ürünlerle dünya piyasasında pozisyonlar fethetmek, güçlü ülkelerle stratejik ekonomik ve bilimsel-teknik işbirliğini geliştirmek, dünya kaynaklarının çıkarılması ve kullanılmasına kendi ekonomik ihtiyaçlarını garantiye almak için katılmak ve ekonomik yönden öncü olan kapitalist ülkelerle kendisi arasındaki mesafeyi daha hızlı kapatabilmek için uygun yabancı şirket ve piyasa ürünlerini satın almaktır.
Bugünkü Çin dış politikası için ileri gelen kapitalist ülkelerle ekonomik, bilimsel-teknik ve kültürel ilişkilerin genişletilmesinin yanısıra gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesi bir diğer ağırlık noktasıdır. Bunun için formüle edilen politika "karşılıklı saygı, eşit muamele, politika tarafından ekonominin geliştirilmesi, ekonomi ve politikanın bağlantısı, karşılıklı faydalanma ve çıkar sağlama, birlikte gelişim, şekillerin zenginliği, efektifliğin vurgulanması"(22) prensipleriyle ifade edilmektedir ve Çin'in dış ilişkilerini şekillendirmedeki genel yaklaşım tarzını belirlemektedir. Elbette, ihtiyaç hissedilen hammadde kaynaklarının kaçınılmaz bir şekilde garanti altına alınması Çin'in Üçüncü Dünya Ülkeleri'yle ilişkilerinde önemli bir saik teşkil etmektedir. Çin aynı zamanda kendisini dünyanın bu parçasının çıkarları için bir vekil olarak da hissetmektedir. Çin yönetimi gelişmekte olan ülkelerle olan ilişkilerinde neo-emperyalist güçlerin sömürü ve baskı politikalarına bir fark olarak kendi yeni polikasını gösterme ve gerçekleştirme konusuna ayrı bir önem vermektedir.
Somut bir örnek Çin'in BM'nin ve onun Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesi konusundaki gelişmekte olan ülkelerin pozisyonlarını güçlendirme ve genişletmeye yönelik teklifleridir. Bu politikada Çin'in hedeflediği yeni ekonomik ve siyasi dünya düzeninin çizgileri belirginleşmektedir. Beşinci tezim şöyledir: Çin dış politikasının temel prensipleri Asya'daki ve Dünyadaki barışın korunması ve güçlendirilmesine yöneliktir. Fakat bu prensipleri uygulamada Çin -kendi ulusal emniyetinin doğrudan bir tehdidle karşılaşması durumu hariç- ABD ve diğer neo-emperyalist merkezler ve ülkelerle tırmandırılmış ve kontrolsüz çatışmadan mutlaka kaçınacaktır. Yeni bir siyasi ve ekonomik dünya düzeni ile ilgili kendi tasavvurlarını en azından görülebilir bir zaman dilimi için sadece bu şartlar altında geçerli kılmaya çalışacaktır.
Çin’in dış politikadaki uygulamaları
Bu makalenin sınırlı çerçevesi dış politikadaki temel prensiplerin somut uygulanışını bazı ülkelerle ilişkileri örneğinde göstermeye yetmektedir. Bunun için ABD, Japonya ve ASEAN topluluğunu uygun örnekler olarak görüyorum.
Amerikan Başkanı G. Bush'un 19-20.11.05 tarihindeki Çin ziyareti arefesinde Çin-Amerikan ilişkileri Rumsfeld ve Bush'un provokatif çıkışlarıyla olumsuz etkilenmişlerdi. Bush'un ziyaretinin sonunda ise Çin basınındaki değerlendirmeler o nispette şaşırtıcıydı: "Bush'un Hu Jintao ve Wen Jiabao ile buluşması iyimser politikacılar tarafından yapılan‚ tarihi açıdan en iyi Amerikan-Çin ilişkileri' değerlendirmesini doğrulamaktadır."(23) Resmi Çin’de Amerikan Başkanı'nın Çin'e karşı tutumunda 2000 yılına nazaran oldukça olumlu bir değişme görmektedir. Bush Çin halkına muhteşem bir ülkede kendisini severek ziyaret ettiği bir zeki Başbakan ile yaşadıklarını söylemiş.
Anlaşılan her iki ülke de Bush'un ziyaretinin sonuçlarını kabullenmektedir. Müzakerelerin merkezinde ekonomik işbirliği ile ilgili tesadüfi sorunlar yer almadı. Çin için Amerikan piyasası gelişim stratejisinin uygulanması açısından büyük bir öneme sahip. ABD Çin'in ihracatında yüzde 21 ile ve Çin'in ithalatında yüzde 8'den fazla bir oranla katkısıyla Çin'in en büyük ticari partneridir. ABD'nin ekonomik devleri ta yüzyılın başında 30.000 yatırım projesiyle 20.000 yabancı sermaye ile Çin'de oluşturulmuş şirketlerde temsil ediliyorlardı. Çin sanayi üretiminin yüzde 20'si salt ABD ile işbirliğine bağlı. Buna karşın ABD için ise kendi ekonomilerini ayakta tutmak için Amerikan Devlet Bonolarına Çinlilerin yaklaşık 600 milyar dolar yatırması büyük bir önem arzetmektedir. Her iki ülke ekonomik ve ticari ilişkilerini genişletmeye devam etmek istemektedirler ve bunu yaparken zaman içinde daha dengeli bir ticareti hedeflemektedirler.
Bugün özellikle serbest ticaretin yayılmasıyla Çin'in liberalleşmesini hedefleyen Amerikan tarafı her iki tarafın piyasalarını hizmetler ve ürünler için açtıklarını ve entelektüel mülkiyetin korunmasını güçlendirmek istediklerini tatmin olmuş bir şekilde tespit etmektedir. Her iki taraf Çin'in Temmuz 2005'de verdiği para politikasını piyasanın temeline uydurma sözünü yerine getirebilmesi için işbirliği yapmaktadırlar. 70 adet B731-700/800 tipi uçakların satın alınması ve 80 tane daha satın alabilme opsiyonu ile birlikte Çin sivil hava taşımacılığı tarihindeki en önemli satış mukavelesini imzalamıştı. Amerikan tarafı Çin'in gelecek 20 yıl içinde sivil hava taşımacılığı için ihtiyaç hissedeceği 3000'den fazla uçak için de büyük paylar hesaplamaktadır. Karşılıklı uzun vadeli işbirliği başka alanlara da genişletilecekmiş (Nükleer enerji, mülkiyetin korunması için işbirliği, kültür, gençlerin karşılıklı ülke ziyaretleri vb.) Teröre karşı mücadeleye, Daha-Fazla-Yayılmama-Anlaşması'nın uygulanmasına (İran!) ve kuş gribine karşı mücadeleye yönelik işbirlikleri daha da güçlendirildi.
Bush tarafından taleb edilen demokrasinin, din hürriyetinin vb. geliştirilmesi konularında Çin tarafı misafirlerini soğukkanlı bir şekilde bu alanlardaki başarılı gelişmeler hakkında bilgilendirdiler. Onlar için ekonomik ve ticari alandaki işbirliğin yanısıra, ABD'nin kendi Çin Politikası'na bağlı kalmaya devam etmesi ve Çin'in uluslararası meselelerdeki büyüyen rolüne kendisini uydurmuş olması (Çin'in Kore sorununun çözülmesinde etkin rolü!) önemliydi. (24)
Çin tarafı Çin'in komşu ülkelerinde Amerika'nın askeri varlığının güçlenmesine ve Çin'i 'yaklaşarak' liberalleştirmeye yönelik gözden kaçmayan politikasına rağmen kendini dışa yönelik çok soğukkanlı gösterdi. Fakat yine de ABD ile ilişkilerindeki komplikeliğin ve ciddi zıtlıkların bilincindedir. O -ülkenin barışçıl şartlar altında hızlandırılmış bir modernizasyonuna yönelik çıkarından hareket ederek- bilinçli ve hedefli olarak Amerikan tarafının çıkarlarını dikkate alarak barışçıl ve eşit haklara dayalı bir işbirliğine konsantre olmaktadır - Washington'daki şahinlere Çin sorununda mümkün mertebe az alan bırakmak için de.
Bununla birlikte, Çin'in ABD ile ulusal ilişkilerinin geliştirilmesi için Beyaz Saray'ın neo-emperyalist politikalarına karşı ve böylece barışın korunması konusunda bazı tavizler verdiği de gözden kaçmamaktadır (örn.: BM Güvenlik Konseyi'nde)
Çin-Japon ilişkileri en düşük noktada bulunmaktadır. Bu ekonomik ilişkiler için de böyle. Çin tarafı bunun için iki önemli sebep ileri sürmektedir. 1. Yasukumi yapıtının Japon Başbakanı Koizumi ve diğer hükümet üyeleri tarafından ziyareti ve böylece Japon savaş suçlarının sahiplenilmesi. Bu ziyaret haklı olarak Japon tecavüz savaşlarının şerli ruhunu tasdiklemek olarak değerlendiriliyor. (25) 2. Yer altı gaz rezervleri olan Diaoyütai Adaları (Japonca Senkaku Adaları) konusundaki sorunda Japonya'nın tek taraflı hareket etmesi. (26)
Fakat Japon-Çin ilişkilerinin kötüleşmesi daha temelden kaynaklanmaktadır. Koizumi ABD ile girdiği sıkı ittifak ile neo-militarist bir rota çiziyor. Japon Anayasası'ndaki 9. maddenin değiştirilmesiyle modern techizatlarla donatılmış Japon silahlı kuvvetlerinin özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki ABD'nin saldırgan politikalarına sınırsız bir katılımını sağlayabilmek için yol açmak istemektedir. Bu güçler, Japonya'nın Çin'le, Güney Kore'yle ve diğer Asya ülkeleriyle olan ilişkilerinin ancak bu yolla iyileştirilebileceğini ileri sürmektedirler. Bunun üstüne Tayvan'daki ayrılıkçı güçleri pratikte desteklemeye başlamaları da gelmektedir.
Şimdi enteresan olan Çin tarafının resmi reaksiyonudur. O bir taraftan prensip olarak ve keskin bir şekilde Japonya'nın tarihinde yaptığı tecavüz savaşlarının meşrulaştırılması ve o dönemin militarist ruhunun yeniden kültürleştirilmesi çabalarını eleştirmektedir. Diğer taraftan karşılıklı ilişkilerin, diplomatik ilişkilerin yeniden başlatıldığı tarihten itibaren üç tane ortak Çin-Japon açıklamalarında dile getirilen, "barış içinde yan yana yaşamak, dostluk çağı, karşılıklı faydalanma ve birlikte gelişme" temelinde yeniden iyileştirilmesi için kapıyı açık tutmaktadır.
Çin devleti barış içinde eşit haklara dayalı olarak iki ülkenin karşılıklı yarar için sadece Doğu Denizi'nde değil, fakat Asya'nın da geliştirilmesi yolunda işbirliği yapma konusunda düşünceler üretip bunları Japon devletine sunmaktadır. Resmi yayın Beijing de facto Doğu Asya'daki güvenliği tehdit eden Japon-Amerikan ittifakını iki devletin bir problemi olarak görmekte "başka devletlere yönelmediği sürece." (27)
Çin yönetiminin Japonya'yla yerde sürünen ilişkilerine rağmen bununla bağlantılı problemlere çok objektif ve ayrıştırıcı yaklaştığını, kendisini Japonya ve ABD'nin arasındaki sıkı askeri ittifaktan ortaya çıkan tehdit edici tehlikelerden dışta tuttuğunu ve Japonya'ya karşı politikasının ağırlık merkezini değiştirmeksizin iki devletin barışçıl bir şekilde işbirliğinin yeniden başlatılmasına yönelttiğini görmekteyiz.
Başka bir ifadeyle, Çin ABD'yi dikkate alarak, Japonya'nın ulusal çıkarlarını gözeterek problemlerin barışçıl yoldan çözülmesi için uğraşmaktadır. Problem, Çin'in hesabının tutup tutmayacağıdır.
Çin ile ASEAN arasındaki ilişkiler Çin'in gelişmekte olan ülkelerle olan ilişkisine bir örnektir
Güneydoğu Asya'da bu ilişkiler ABD, AB ve Çin arasındaki kıyasıya rekabet şartları altında gelişmektedirler. 13 yıllık bir partnerlikten sonra Çin ve ASEAN ülkeleri Kasım 2004'de serbest ticaret bölgesi oluşturmakla işe başladılar. Çin bu bağlamda ASEAN'ın bölgedeki öncü rolüne destek vereceğini açıklamakla yetinmedi. O tartışmalı uluslararası sorunların çözümü için de bir örnek sundu. Başbakan Wen "Çin ülkelerle, 'kavgayı birlikte gelişim yolunda bir tarafa bırakma' prensibine göre ve karşılıklı saygı, eşitlik ve karşılıklı faydalanma temelinde Güney Çin Denizi'ndeki(28) tartışmalı sular konusunda yeni uygun yol ve araçlar bulmaya hazırdır" diye toplantıda açıklamıştı.
Çin ile ASEAN ülkeleri arasındaki ticari ilişkilerin genişletilmesi sonuncular için bilançoda müsbet yönde gelişti. Buna rağmen birtakım daha ciddi sorunlar görmezlikten gelinemez. Böyle bir problem Çin ile ticaretin ülkelerin gelişmesine etkisi ile ilgili, zira buralarda henüz bir bölgesel piyasa bulunmamaktadır ve ortak bir gelişim stratejisi ve demokrasiden yoksunlar. Çin kendi ticaretini şimdiye kadar tek tek ülkelerle gerçekleştirmektedir. Bunların içinde sadece Tayland ve Malezya görece olarak gelişmişler. Ülkelerin çoğu çok az sanayileşmiş. Ticaretin çoğunun bölgesel hammaddelerin ucuz Çin sanayi ürünleri karşılığında yapılması, Güneydoğu Asya ülkelerinin sanayileşmesi için teşvik edici olmaktan çok engelleyici olmaktadır. ABD'yi baş düşman olarak gören Dünya Sosyal Forumu'nun bu bölgelerdeki temsilcileri bu bağlamda "Çin Teknokratlarını" eleştirmektedirler, zira bunlar "bölge için neyin iyi olduğunu düşünmüyorlar. Onlar sadece Çin'i düşünüyorlar." Onlar bu nedenle Çin ile eleştirel bir diyaloğun sürdürülmesinden yanalar. Özellikle Çin ile ticari ilişkilerin ASEAN ülkelerinin lehine şekillendirilmesi ve bölgede "devamlı bir gelişimin" yaşanması için gayret göstermektedirler.(29)
Bütün bunlar Çin'in, ilan ettiği temel ilkeleri, uluslararası ilişkilerin somut olarak şekillendirilmesinde uygulayabilmesi için daha büyük gayretler göstermesi gerektiğini ortaya çıkarmaktadır.
Son tezim şudur: Önümüzdeki onyıllarda Çin'in birinci dereceli dünya gücü olma yolundaki yükselişi bugünkü bakışla bir tehlike arzetmiyor, aksine dünya barışının korunması ve güçlendirilmesi için bir kazanım teşkil etmektedir.

Dipnotlar
1() Karşılaştır: Pentagonun Çinin silahlanması ile ilgili Temmuz 2005 yılındaki Beyaz Kitabı
(2) Japonya, Foreign Press Center'in mektubu (FPC) Nr. 0458, 13.12.2004
(3) Çin piyasasında 400den fazla multi-aktif. Bu dev piyasadaki ürünler sadece 2004 yılında 2 milyar dolar tutarındaydı.
(4) Çin Bilimler Akademisi: "2005 yılında Çinin modernleşmesi ile ilgili rapor", 18. Şubat 2005'de yayınlandı.
(5) 2004 yılında Çin ithalatının modern teçhizattaki payı cam teli üretiminde neredeyse % 100 idi, bilgisayar çiplerinin üretimi % 85, petro kimya sanayii için % 80, sayısal olarak yönetilen alet makinalarında % 70 ve tıbbi araçlarda % 95.
(6) Çin verilerine göre doğaya verilen zararlar sonucu oluşan ekonomik kayıplar yıllık Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)nın % 14ünü teşkil ediyor.
(7) Jinghua Shibao,17.09.05. Zhang'a göre Çin topraklarının % 30'u yağış azlığının tehdidi altında ve kent nüfusunun beşte biri çok fazla hava kirliliğine maruz kalıyor, büyük şehirler bu oran daha fazla. 600 şehirden 300'ünde su eksik, 160'dan fazlasında ciddi bir su eksikliği sorunu var. İçecek (yüzeydeki su) az olmayan belirli bölgelerde kirlenmiş.
(8) Buna su gücü, güneş enerjisi ve rüzgar gücü gibi yenilenebilen enerjilere güçlü bir yöneliş de dahildir.
(9) Bu alanların büyük oranda tekrar piyasa ekonomisinden çekilip gelişimi daha çok hükümetin görevleri arasına verildiği gözlemleniyor.
(10) Çin toplumunun ekonomik ve sosyal yapısını ben sosyalist bir yapı olarak görmüyorum. Bu yüzden Çin Komünist Partisinin sosyalist bir toplum kurmaya yönelmesini objektif olarak daha çok genel sosyal adaletli bir topluma kavuşma çabası olarak yorumluyorum.

(11) Taiwan Journal, Eylül 30, 2005, s.2. Başkan Chen Shui-bian ile yönetimde bulunan Demokratik İlerlemeci Parti 11.12.2004 Meclis seçimlerine Tayvan'ın bağımsızlığı, yani Çin'den tamamen kopması için çoğunluk elde etme hedefiyle girmişti. Seçmenlerin çoğu buna destek vermedi.
(12) Bu 1992de Beijin ve o dönemde Taype'de yöneten Guomindang arasındaki Çin'in iki parçasının barışçıl yollardan yeniden birleşmesini de içine alan bir anlaşmaya uymaktadır.
(13) Zitat: junge welt, 18 Kasım 2005
(14) Hem Çin hem de Japonya tarafından üzerinde hak iddia edilen zengin gaz rezervlerine sahip olan bir bölge
(15) Websayfası strategypage. 4 Ekim 2005
(16) Renmin Wang, 27.12.04
(17) Yearbook 2004, neşreden International Peace Research Institute, Stockholm.
(18) Genel Sekreter Hu bugünkü Çin dışpolitikasının bu öncü kaidesini Mao Zedong'un 26.12. 2004 tarihindeki 100. doğum yılı kutlamalarında konuşmasında pekiştirdi.
(19) Gu Weiwei, Komünist Partinin Merkez Komitesindeki Derleme ve Tercüme Dairesi'nde, Bugünkü Kapitalizmdeki değişimlerle ilgili yapılan araştırmalar hakkındaki konuşmalar için, bkz. Dangdai Shijie yu Shehuizhuyi (Bugünkü dünya ve sosyalizm), 2005, H.2, s.42.
(20) Wang Zhanyang, Yeni Demokrasi ve yeni Sosyalizm, Beijing 2004, s. 70.
(21) Çin'in, kompleks güvenliğin kaçınılmazlığı konusunda görüşü dış politika temsilcisi tarafından 4 Haziran 2005 yılında 3. Asyada Güvenlik Konferansı'nda ortaya kondu ve açıklandı. Çin yönetimine yakın olan haber ajansı Xin Hua She'ye bakınız (Renmin Wang, 4.6.2005)
(22) Başbakan Wen Jiabao 2004 yılında ulusal bir istişarede. (Zitat: Wen Xian, Çin Üst Tabakasının Yabancı Ülkelere Ziyaretlerine Bakış 2004, Renmin Wang, 25.12.04)
(23) Renmin Wang, 22.11.05
(24) Böylece ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Robert B. Zoellick, Bush'un ziyaretinin arefesinde ABD için Çin'le birlikte bütün önemli dünya forumlarında gelecek yıllarda dünyayı etkileyecek "masada yeni bir oyuncunun" bulunduğunu açıklamıştı.
(25) Eski Dışişleri Bakanı Takoe Hiranuma 1903 yılında Japonya'nın Rusya'ya savaş ilan etmesinin 100. yıl dönümü vesilesiyle yapıtı ziyaret ettiğinde "Biz bu ruh üzerinde yeniden düşünüp onu bugünkü zamana uygulamamız lazım" demişti.
(26) Karşılaştırma için, Çin elçisinin Japonya'daki konuşmaları, Renmin Wang v. 24.11.05
(27) Agy.
(28) Kasdedilen o zamana kadar Çin'in sırf kendi bölgesi olarak gördüğü Spratly Adaları'dır.
(29) "Bizim Çin ile diyaloğa ihtiyacımız vardır", Prof. Walden Bello ile konuşma, Manila. junge welt v.29./30./31. 10.05

* Prof. Dr. Helmut Peters, Berlin, Çin Bilimcisi. 3 Aralık 2005'te 12. Friedenspolitische Ratschlag toplantısında yaptığı konuşma.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...