|

“Zaten Papa’nın
Ziyaretinde En Ufak Bir Falso Yok”
Mehmed Durmuş
Meğer
'öfkelerimiz' ne kadar iğretiymiş; meğer tepkilerimiz ne kadar pamuk
ipliğine bağlıymış. Meğer Papa 16. Benediktus'a kızmalarımız, bir iğne
batımına dayanamayan balon misali, ne kadar da yalancıktan imiş. Papa
Türkiye'ye 28 kasım-1 aralık 2006 tarihlerinde -zannediyorum- büyük
kaygılarla geldi ve fakat büyük mutluluklarla ayrıldı. Eski
dargınlıklardan hiç eser kalmadı. Meğer Papa 16. Benediktus ile
Türkiye'deki 'müslüman' sevenleri arasında ne kadar gizli muhabbet
varmış da, kimse haberdar değilmiş…
Papa 16. Benediktus, 11 Eylül'ün hemen ertesi demek olan 12 Eylül 2006
günü Almanya'nın Bavyera eyaletinde, Regensburg şehrinde yaptığı
konuşmada, "Bana Muhammed'in yeni diye getirdiği nedir, sadece onu
gösterin. Burada sadece şer ve insanlık dışı şeyler bulursunuz. Tıpkı
kendi inancını kılıçla yayma yönetiminde olduğu gibi."(1) şeklinde
sözler sarfetmişti. Papa, İslam'ı şiddet içeren bir din olarak niteliyor
ve şöyle devam ediyordu konuşmasına: "İslam'daki cihat fikrinin içerdiği
şiddet, mantığa ve Tanrının planına aykırıdır."(2) Papa'nın bu konuşması
üzerine adeta kıyamet kopmuş, Müslümanlar müthiş bir infiale kapılmıştı!
Az sayıdaki insanlardan biri olarak biz de bu sayfalarda bu şiddetli
öfkeli kalabalıklara, biraz daha yavaş tecelli etmeleri doğrultusunda
birkaç kelamı kibar etmiştik… Müslüman yığınların o günkü öfkeleri
görülmeye değerdi… Halbuki bu sözler bir Hristiyan din adamından sadır
olan ilk küfürler değildi.
Henüz, olay konuşmasının üzerinden üç ay bile geçmeden Türkiye'ye gelen
16. Benediktus, öfkeleri tamamen dindirdi, tepkileri övgülere
dönüştürdü; kalabalıkların "gelme! germe!" tepkilerine rağmen geldi ve
gerginliklerini aldı, geride kalbinin de yarısını bırakarak, belki de
üzerinde yıllarca konuşulacak, belki adına toplantılar düzenlenecek bir
iz bırakarak gitti.
Büyük bir İslam aliminin dediğine göre, milyarlarca dolar harcasak,
böylesine, ülkeyi tanıtma, güzel imaj ve İslam propagandası" sonuçlarını
elde edemezdik!
Papa'nın Jestleri
Papa'nın dört günlük Türkiye gezisindeki birçok etkinlik, tutum ve
davranışı, çok az sayıdaki ulusalcı mahfilin dışında, 'çok büyük
jestler' olarak nitelendi. "Türk ve Müslüman kamuoyu" hem şaşırdı, hem
de büyük bir memnuniyet duydu. Papa'nın, "bu büyük jestleri" nelerdi?
• Papa hem Anıtkabiri, hem de Cumhurbaşkanını ziyareti esnasında haçını
gizledi. Bu, ziyaret ettiği makamlara olan saygısına yoruldu.
• Efes'te Meryem Ana makamı olduğu iddia edilen kilisede bir ayin yaptı
ve orada Türk bayrağı salladı ve Türkçe sözler söyledi.
• Ayasofyayı ziyaret etti ama dua etmedi. İstavroz çıkartmadı.
• Bunun aksine, Sultanahmet camiini ziyaret etti ve camide İstanbul
müftüsü Mustafa Çağırıcı'nın (önceden planlı) daveti ile kıbleye
yönelerek dua etti. Ama yine istavroz çıkartmadı. Çünkü Türklere ve
Müslümanlara saygısı vardı!
• Papa Sultanahmet camiini ziyaret ederken ünlü Prada marka kırmızı
ayakkabılarını bile çıkarttı.
• Türkiye'ye gelirken uçakta, laisizmden yakınıcı sözler sarfetti ve
laikliğin yeniden tanımlanması temennisinde bulundu.
• 2004 Yılında Kardinal Ratzinger'ken beyan ettiğinin aksine,
Türkiye'nin AB'ne girmesi doğrultusunda irade beyan etti.
• Ve tabi ki, Papa olup da atlanması mümkün olmayan bir konuyu,
dinlerarası diyaloğu yeteri kadar telaffuz etti.
• Türklerin dini İslam'ı övücü sözler söylemeyi ihmal etmedi.
Kısacası, yukarıda başlık yaptığımız sözünde eski Diyanet işleri başkanı
M. Sait Yazıcıoğlu'nun belirttiği gibi, "zaten Papa'nın ziyaretinde en
ufak bir falso yoktu." Papa formundaydı ve dersine iyi çalışmıştı.
Papa'nın Jestleri Neyi Hedefliyordu?
Halkını küstürdüğünü iyi bilen bir ülkeye ziyarete gelen bir Papa,
elinde Türk bayrağını sallamasının bu halkı, daha doğrusu halkın, büyük
İslam amillerinin de içinde bulunduğu entelektüellerini bu kadar
sevindireceğini bilseydi, sanırım, o meşhur 12 Eylül konuşmasını da,
elinde bir Türk bayrağı ve onu sallarken yapardı. Neyse ki gecikmeli de
olsa, işin püf noktasını anlamış oldu. Türkiye'de iken haçını gizlerken,
acaba başka hiçbir yerinden onun Hristiyan Katolik aleminin lideri
olduğu anlaşılmıyor muydu? Kaldı ki, Papa'nın haçından kim rahatsız
oluyor ki? Belki de onu bu tavrından dolayı kınamış 'müslüman' alim ve
aydınları bile vardır.
Ayasofya'yı ziyareti esnasında dua etseydi, istavroz çıkartsaydı ne
olacaktı? Bunu yapmaması, tamamen politik bir anlayış gereği değil
midir?
Sultanahmet camiindeki duasına gelince, bu 'jest', birazcık fazla su
götürmektedir.
İstanbul müftüsü M. Çağırıcı'nın beyanına göre, dışişleri yetkilileri
ile birlikte 30-40 saniye kadar bir 'huzur duruşu'(?) planlamışlar. Papa
da bundan haberdarmış. Papa herhalde sırtını kıbleye doğru dönmezdi. İlk
defa bir Papa kıbleye dönmüş, ilk defa kıyama durup, namazın
şartlarından biri olan kıyamı yerine getiriyormuş. (Diyanet işleri eski
başkanı M. Nuri Yılmaz).
Papa'ya "hoş geldin kardeş!"(3) diyecek kadar olağandışı bir muhabbet
izhar eden Prof. Hüseyin Hatemî kendisini, Papa'nın yanında bulunmak ve
ona 'hoş geldin' dediği için eleştirenleri, "kalb-i selîm yerine kalb-i
habîs sahibi olmuşuz" sözleriyle tepki vermekte(4) ve Papa Ayasofya'da
değil de Sultanahmet'te dua ettiği için (aksine telkinlere rağmen),
kazandığını ileri sürmektedir. Hatemi'nin, "doğu da batı da Allah’ındır;
nereye dönerseniz Allah'ın vechi oradadır" gerçeğine Papa'nın davranışı
uygun düşmüştür tespiti doğrusu, Papa'nın ziyareti esnasında gösterilen
İslamî(!) reflekse tıpatıp uygun düştü.
Peki gerçekte Papa Sultanahmet'te ne yaptı? Her şeyden önce papa camide
dua yapmadı. (Yanlış anlaşılmasını istemem: "dua yapmalıydı" gibi bir
kanaatim yoktur). Papa'nın dudaklarının da kımıldadığı bütün dünyaya
iletilmesine rağmen, Papa'nın dua yapmadığı, bunun bir meditasyon
olduğu, bizzat Vatikan yetkililerince kısa sürede açıklandı. Kaldıki,
her ne etmişse etmiştir ama bu, kırdığını düşündüğü insanların ülkesine
gelen bir Papa'nın yapacağı en doğal bir kurnazlık, bir 'takiyye' olarak
algılanmalıdır. Onun Türk versiyonları gibi, Papa'ya da takiyye yakışır
hani. Nitekim mesela The Times dergisi bu olayı "Papa'nın Müslümanlarla
uzlaşma kampanyasında bir adım" ve Almanya konuşmasından sonra
Müslümanları kucaklama isteğinin yansıması olarak nitelemiştir.
Associated Press ajansı, Papa'nın bu hareketini, Müslümanlarla uzlaşma
umudu; Reuters, "Eylül ayındaki sözleriyle Müslümanları kızdıran Papa,
programına son anda Sultanahmet Camii'ni de ekleyerek İslam dünyasına
jesti yaptı."; BBC, "Papa, Türkiye'nin en ünlü camilerinden birinde,
Müslümanlarla ilişkileri tamir etmeye çalıştı" sözleriyle
değerlendirmişlerdir.(5) Vatikan'a döndükten sonra Türkiye gezisini
değerlendiren Papa, Türklere teşekkür etti ve Vatikan yetkilileri, artık
Papa'nın Türk Müslümanlar için sevimli bir kişiliğe dönüştüğünü
belirttiler.(6)
1986'da Papa II. Jean Paul'un topladığı bir çok-dinli dua-ayini, "Bir
felaketti. İnsanlar birlikte dua ediyorlardı ama kimse kime dua ettiğini
bilmiyordu!" sözleriyle değerlendiren; İslamiyeti 'Din' saymayan, kültür
olarak adlandıran(7) 16. Benediktus, yirmi yol sonra bir müftü eşliğinde
'dua' (meditasyon) yaparken sizce, kim kimin neye ve ne diyerek dua
ettiğini anlamış olabilir mi? Olabilir. Kim bilir, belki de Papa bir
'gizli müslüman'dır…
Papa ve Laiklik
Papa'nın laiklikle ilgili beyanları, gerçek anlamının ötesinde
yorumlara konu olmuştur. Papa, 'sağlıklı laiklik' ve 'laisizm'
arasındaki farka dikkat çekerek, 'geleneksel değerlerin kamu alanından
dışlanmasının doğru olmadığını' vurgulamıştır. Papa 16. Benedict, uçakta
gazetecilerin bir sorusu üzerine, öncelikle Atatürk'ün modern Türkiye'yi
kurarken model olarak Fransız Anayasası'nı aldığını hatırlatarak cevap
vermiş. "Modern Türkiye'nin orijininde Avrupa aklı, düşüncesi ve yaşam
stili ile diyalogun" varlığına dikkat çeken Papa, Avrupa ve Türkiye
arasındaki din ve tarihi bağlar farkına da dikkat çekmiştir. Papa,
laiklikle laisizm arasını ayırmakta, "Laisizm, kamu hayatını
geleneklerin her birinden dışlayan bir anlayış, çıkışı olmayan bir
sokaktır" demektedir. Bunun yanında, laikliğin temelinde dini değerlerin
olması gerektiğini savunmaktadır.(8) İşte, Müslümanların çok iyi tefrik
etmesi gereken de tam bu noktadır. Papa'nın bu bakışı, Türkiye'deki
"laisizme hayır; laikliğe evet" diyen diyalogcu anlayış tarafından
elbette büyük destek görecektir. Zaten Türkiye'de "laiklik yeniden
tanımlanmalıdır" çıkışının arka planında da asıl bu uzlaşma kültürü
yatmaktadır.
Papa ile Patrik Bartholomeos yaptıkları ortak deklarasyonda, özellikle
Batı dünyasında olmak üzere sekülarizm, görececilik ve nihilizmin
yükselişine dikkat çekmişler ve bütün bunların, dine çağrının yeniden ve
güçlü biçimde tekrar yapılmasını gerektirdiğine değinmişlerdir. İşte
diyaloğun temelinde de bu yatmaktadır. Yani Din, dün nasıl Komünizme
karşı kullanıldı ise, şimdi de laisizme (katı laikçiliğe), modern insanı
bunalıma düşüren değerlere karşı kullanılacak, ama aynı oranda da Din
laikleştirilecektir.
Papa'nın laiklikle ilgili çıkışı, Avrupa'da hem laikliğe hem de dini
köktenciliğe karşı çıkan yeni bir dinsel Rönesans başlatmak olarak
yorumlanmaktadır. Yani bu yoruma göre, Papa'nın ziyareti, Regensburg
konuşmasının hasarını tamir etmekten ziyade, tam da o konuşmanın
mantığının bir parçasıdır. Papa'nın, Avrupa'nın ortak siyasi projesinin
başarısızlığını, Avrupa kültürünün artan laikleşmesine bağladığı ileri
sürülmektedir.(9)
Benediktus laisizmi eleştirirken, teokratik mutlakçılık türünden bir
dinî alternatif önermemektedir. Tam tersine, Papa laikliğin, yani
kiliseyle devletin ayrılmasının katı bir savunucusudur. Papa kiliseyi
devletten ayırmak istiyor, fakat dinin siyasetten boşanmasını da
istemiyor, zira sadece devletin tahakkümünden özgürleşmiş bir din modern
kültürü kendisinden koruyabilir. Bu yüzden Benediktus'un Türkiye'deki
gerçek amacı, tektanrılı dinleri militan ve kendini bile bile yıkan laik
kültüre karşı birleştirmek olarak da görülmektedir.(10)
Papa, Avrupa Birliği ve Türkiye
Papa 16. Benediktus'un, 2004 yılında Kardinal Ratzinger'ken
Türkiye'nin AB'ne girmesine muhalifliği hatırlandığında, şimdi
Türkiye'nin AB'ne girmesini istiyor oluşu çelişki gibi görünebilir. Papa
2004 yılında, "Tarihi ve kültürel açıdan bu ülkenin Avrupa'yla
paylaştığı fazla şey yok" diyordu.(11) Lakin bugün, Almanya'daki
konuşmasının yarattığı polemik Papa'yı, Türkiye'nin AB üyeliğini başka
bir bakışla değerlendirmeye itmiştir. (12) Bu bir Vatikan
diplomasisidir. Vatikan sözcüsü, yaptığı açıklamada, Papa'nın
Türkiye'nin AB'ne girmesi hususunda devreye girecek ne gücü, ne de
siyasî görevi olduğunu, ama kendisinin buna olumlu baktığını ve
Türkiye'nin ortak değerler temelinde Avrupa Birliği'nde yer alması için
diyalogu desteklediğini belirtmiştir.
Fener Rum Patrikhanesinde Yapılan Ortak Deklarasyon
Fener Rum Patrikhanesinde düzenlenen ayine Cem Uzan (hem de VİP
davetlisi olarak), Rahmi Koç ve Besim Tibuk gibi isimlerin katılmış
olması üzerinde durmak, kanaatimce çok gerekli değil. Bunun dışında, bu
ayinden sonra Papa ile Patrik Bartholomeos'nun yaptığı ortak
deklarasyonda, altı çizilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Yedi dilde
yayınlanmasına rağmen, Türkçe çevirisi yayınlanmayan deklarasyonda,
dünyanın başka bölgelerinde yaşayan Hristiyanlarla ilgili endişeler dile
getirilmiş, bunların terör tehdidi altında oldukları iddia
edilmiştir.(13) İsa'nın vatanı olan Ortadoğu'da sadece "barışı ummakla"
yetinen Papa ve Bartholomeos, "Tanrı'nın adına masum insanların
öldürülmesi Tanrı'ya ve insan onuruna hakarettir" sözüyle de, "cihadcı
İslam" etiketiyle mahkum ettikleri ve fundamentalizm olarak gördükleri
birtakım İslamî direnişleri hedef tahtasına oturtmaktadır. Çünkü
Yahudi-Hristiyan ortak yapımı medya terörü, yeryüzünde sadece
Müslümanların kan akıttığını, fakat Yahudiler ve Hristiyanların
kesinlikle böyle bir kötülük yapmadıklarını yaymaktadır. Zaten bu
sözler, Regensburg'daki Papa'nın İstanbul'daki Papa'yla aynı olduğunu
pekala göstermektedir, ama görene…
Diyalog
Papa Benediktus, 20 Ağustos 2005'te Köln'de Müslüman temsilcilere
hitaben yaptığı konuşmada, dinlerarası ve kültürlerarası diyaloğu
iyimserlik ve ümitle sürdürmenin gereğine değinmekte, bunun sadece bir
seçenek olamayıp, hayatî bir ihtiyaç olduğunu belirtmekte ve
"geleceğimiz büyük ölçüde buna bağlıdır" demektedir. Müslümanların,
onları 'kendileri' yapan bütün değerlerinden kuşkuya düşürme ve her
türlü İslam dışı siyasetlerle tam bir uzlaşma kültürü oluşturma çabası
demek olan diyalog, elbette ki Papa'nın Türkiye ziyaretinin önemli bir
ayağı idi. Yeri geldiğinde utanmadan, Hıristiyanlar ve Müslümanların
İbrahim'e bağlı tek Allah'a inanan ailenin fertleri olduğunu söyleyen
Papa, kendisine nasıl olup da, o İbrahim'in devamı olan Muhammed'i (sav)
şeytanla aynı gördüklerini kimsenin sormamasının rahatlığı içinde
konuşmaktadır. II. Vatikan Konsili'nden bu yana, 'İbrahimî dinler'
yaftası altında, İbrahim'den ziyade, bizim mabedlerimizde İbrahim'in
kırdığı putları dikmenin gayreti güdülmektedir. Bu uğurda lazım olan
'iç' desteği ise, haddinden fazlasıyla bulmaktadırlar. Her geçen gün
'kardeşleri' safına bir yenileri eklenmektedir. "Biz imanlılar, her tür
önyargıyı aşmak ve Allah'a olan güçlü imanımızın ortak tanıklığını
sunmak için kuvvetli duada bulunuyoruz"(14) diyor. Onların bu duasına
inanacak bir tek İbrahimî Müslüman bulunacağını zannetmiyorum.
Papa Türkiye'den ayrılırken, ziyaretinin dinlerarası diyaloğu
güçlendirmesi isteğini belirtmiş. Vatikan Sözcüsü Lombardi, "Tüm çabamız
din ve kültürlerarası diyalog için" demiş.(15) Bilinmelidir ki,
Vatikan'ın diyaloğu, şeytanî tuzaklarla doludur. Amr İbnül As'ın, Hz.
Ali'nin hakemini ofsayta düşürmesi misali, sabırla bekliyorlar ve
sürekli işliyorlar ki, Müslümanlar ellerindeki Kur'an'ı atsınlar,
Kur'an'ın kendilerine totaliter/baskıcı/tepeden inmeci, terörist bir din
anlayışı telkin ettiğini kabul ve itiraf etsinler, sonra da kendileri
onun yerine, kendi Hristiyan medeniyetlerini diktiklerini ilan etsinler!
İşte diyaloğun özeti budur.
Misyonerlik
Papa'nın diyaloğu tamamen bir misyonerlik diyalogdur. Fener Rum
patrikhanesinde Bartholomeos'la birlikte yaptıkları ortak deklarasyonda
Papa mesela, en önemli görevlerinin tüm ulusları 'İsa'nın öğrencisi
yapmak' olduğunu söylemiştir. Papa, bunun da ancak köklü Hıristiyan
geleneklerine sahip Avrupa kültürleri tarafından
gerçekleştirilebileceğini belirtmiş, ancak 'sekülarizasyon sürecinin bu
geleneğin gücünü zayıflattığını' savunmuştur.(16)
Anadolu Ajansı'nın geçtiği habere göre Papa 16. Benediktus, Katoliklik
inancında dinler arası diyalogla Hristiyanlığı yayma amaçlı misyonerlik
faaliyetlerinin birbirinden tümüyle bağımsızmış gibi algılanamayacağını
söylemiştir. Benediktus, Katolik yetkililerin ve din adamlarının
Endonezya'nın Bali adasında o günlerde yaptıkları Pan-Asya Zirvesi’ne
gönderdiği mesajda, "Hristiyanlaştırma, kültürler ve dinler arasında,
karşılıklı açıklık ve sevgi temelinde, samimi ve gerçek bir diyalog
çalışması eşliğinde gerçekleştirilmelidir" sözlerine yer vermiş, günümüz
dünyasında Kilisenin misyonerlik coşkusunu arttırma gereksinimi içinde
bulunduğunu da eklemiştir. "Kilisenin, İsa'yı daha fazla tanıtan ve
sevdiren, misyonerlik tutkusundan esinlenen bir cemaate dönüşebilmesi
için Hrıstiyanlaştırma neşesini yeniden keşfetmesi gerekiyor" diyen
Papa, misyonerlerin Hristiyanlık inancını, çalıştıkları ülkelerin
kültürlerine harmanlarken dikkat etmeleri gereken önemli hususlarıysa şu
cümlelerle özetlemiştir: "Oralarda iman gerçekten kök saldığında,
misyonerlerin de İncil'i o yörenin kültürüne harmanlamaları gerekir. Bu
sayede dinin, oradaki yerel dillerde ve kültürlerde yaşanır hale gelmesi
sağlanmalıdır. Ama bu işlem, rölativizm ve senkretizmden hiçbir iz
taşımaksızın gerçekleştirilmelidir."(17)
Sonuç
12 Eylül 2006'da Müslümanların, uğruna canını feda etmekten
çekinmeyiz görüntüsü verdikleri Peygamberlerine (Peygamberimize) ve
İslam'ın tamamına, Katolikliğin süregelen İslam düşmanlığının bir gereği
olarak küfreden Papa 16. Benediktus'un 2006 yılı Kasım ayının son
günlerindeki Türkiye gezisi çok öğretici olmuştur. Mesela, İslam'ın
anahtar sözcüğü besmelenin nasıl kuşa benzetilebileceğini öğretmiştir bu
gezi. Bunca yaşına rağmen, en azından peygamberlerden bir Peygamber olan
Muhammed (sav)e saygı göstermesini bile bilmeyen bir adamın her bir
hareketinde bir keramet arayan bu keramet-severler, birazcık da kendi
peygamberlerine gerçekten değer verseler daha iyi olurdu. Öte yandan,
Allah Yahudilerden ve Hristiyanlardan dost olmayacağını acaba yeteri
kadar söylememiş midir ki, onların putperestlikten kokuşmuş yanlarında
izzet ve şeref aramaktadırlar!
Papa'nın ziyareti, 'müslümanların' yeniden Müslümanlaşması gerektiği
gerçeğini çok ciddi biçimde öğretmiştir.
Dipnotlar
(1) Bu Alıntı Çok Tartışılacak, Radikal, 14.09.2006
(2) Papa Radikal İslam'a Çattı, Hürriyet, 14.09.2006.
(3) Hüseyin Hatemi,Papa Hoş Geldi, Yeni Şafak, 30.11.2006.
(4) Hüseyin Hatemi, Seviyesizlik, Yeni Şafak, 03.12.2006.
(5) Radikal, 02.12.2006.
(6) Yeni Şafak, 04.12.2006.
(7) Aksiyon, S. 625, 27.11.2006.
(8) Yasemin Taşkın, Haçsız Sefer, Sabah, 30.11.2006.
(9) Phillip Blond-Adrian Pabst, Papa Dinsel Rönesansına Destek Arıyor,
Radikal, 01.12.2006.
(10) Phillip Blond-Adrian Pabst, Papa Dinsel Rönesansına Destek Arıyor,
Radikal, 01.12.2006.
(11) Papa Nasıl Bir Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor?, Radikal,
03.12.2006.
(12) Radikal, 02.12.2006.
(13) Star, 30.11.2006.
(14) Akşam, 01.12.2006.
(15) Viva Papa Sloganları Eşliğinde, Radikal, 03.12.2006.
(16) Ermeni Kilisesinde Kelam Ayini, Akşam, 01.12.2006.
(17) Papa'dan Misyonerlik Mesajı, Sabah, 01.12.2006. |