Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 336 | Aralık  2006

                   

 

 


                           

“Zaten Papa’nın Ziyaretinde En Ufak Bir Falso Yok”

                                                                                                                 

Mehmed Durmuş

Meğer 'öfkelerimiz' ne kadar iğretiymiş; meğer tepkilerimiz ne kadar pamuk ipliğine bağlıymış. Meğer Papa 16. Benediktus'a kızmalarımız, bir iğne batımına dayanamayan balon misali, ne kadar da yalancıktan imiş. Papa Türkiye'ye 28 kasım-1 aralık 2006 tarihlerinde -zannediyorum- büyük kaygılarla geldi ve fakat büyük mutluluklarla ayrıldı. Eski dargınlıklardan hiç eser kalmadı. Meğer Papa 16. Benediktus ile Türkiye'deki 'müslüman' sevenleri arasında ne kadar gizli muhabbet varmış da, kimse haberdar değilmiş…
Papa 16. Benediktus, 11 Eylül'ün hemen ertesi demek olan 12 Eylül 2006 günü Almanya'nın Bavyera eyaletinde, Regensburg şehrinde yaptığı konuşmada, "Bana Muhammed'in yeni diye getirdiği nedir, sadece onu gösterin. Burada sadece şer ve insanlık dışı şeyler bulursunuz. Tıpkı kendi inancını kılıçla yayma yönetiminde olduğu gibi."(1) şeklinde sözler sarfetmişti. Papa, İslam'ı şiddet içeren bir din olarak niteliyor ve şöyle devam ediyordu konuşmasına: "İslam'daki cihat fikrinin içerdiği şiddet, mantığa ve Tanrının planına aykırıdır."(2) Papa'nın bu konuşması üzerine adeta kıyamet kopmuş, Müslümanlar müthiş bir infiale kapılmıştı! Az sayıdaki insanlardan biri olarak biz de bu sayfalarda bu şiddetli öfkeli kalabalıklara, biraz daha yavaş tecelli etmeleri doğrultusunda birkaç kelamı kibar etmiştik… Müslüman yığınların o günkü öfkeleri görülmeye değerdi… Halbuki bu sözler bir Hristiyan din adamından sadır olan ilk küfürler değildi.
Henüz, olay konuşmasının üzerinden üç ay bile geçmeden Türkiye'ye gelen 16. Benediktus, öfkeleri tamamen dindirdi, tepkileri övgülere dönüştürdü; kalabalıkların "gelme! germe!" tepkilerine rağmen geldi ve gerginliklerini aldı, geride kalbinin de yarısını bırakarak, belki de üzerinde yıllarca konuşulacak, belki adına toplantılar düzenlenecek bir iz bırakarak gitti.
Büyük bir İslam aliminin dediğine göre, milyarlarca dolar harcasak, böylesine, ülkeyi tanıtma, güzel imaj ve İslam propagandası" sonuçlarını elde edemezdik!
Papa'nın Jestleri
Papa'nın dört günlük Türkiye gezisindeki birçok etkinlik, tutum ve davranışı, çok az sayıdaki ulusalcı mahfilin dışında, 'çok büyük jestler' olarak nitelendi. "Türk ve Müslüman kamuoyu" hem şaşırdı, hem de büyük bir memnuniyet duydu. Papa'nın, "bu büyük jestleri" nelerdi?
• Papa hem Anıtkabiri, hem de Cumhurbaşkanını ziyareti esnasında haçını gizledi. Bu, ziyaret ettiği makamlara olan saygısına yoruldu.
• Efes'te Meryem Ana makamı olduğu iddia edilen kilisede bir ayin yaptı ve orada Türk bayrağı salladı ve Türkçe sözler söyledi.
• Ayasofyayı ziyaret etti ama dua etmedi. İstavroz çıkartmadı.
• Bunun aksine, Sultanahmet camiini ziyaret etti ve camide İstanbul müftüsü Mustafa Çağırıcı'nın (önceden planlı) daveti ile kıbleye yönelerek dua etti. Ama yine istavroz çıkartmadı. Çünkü Türklere ve Müslümanlara saygısı vardı!
• Papa Sultanahmet camiini ziyaret ederken ünlü Prada marka kırmızı ayakkabılarını bile çıkarttı.
• Türkiye'ye gelirken uçakta, laisizmden yakınıcı sözler sarfetti ve laikliğin yeniden tanımlanması temennisinde bulundu.
• 2004 Yılında Kardinal Ratzinger'ken beyan ettiğinin aksine, Türkiye'nin AB'ne girmesi doğrultusunda irade beyan etti.
• Ve tabi ki, Papa olup da atlanması mümkün olmayan bir konuyu, dinlerarası diyaloğu yeteri kadar telaffuz etti.
• Türklerin dini İslam'ı övücü sözler söylemeyi ihmal etmedi.
Kısacası, yukarıda başlık yaptığımız sözünde eski Diyanet işleri başkanı M. Sait Yazıcıoğlu'nun belirttiği gibi, "zaten Papa'nın ziyaretinde en ufak bir falso yoktu." Papa formundaydı ve dersine iyi çalışmıştı.
Papa'nın Jestleri Neyi Hedefliyordu?
Halkını küstürdüğünü iyi bilen bir ülkeye ziyarete gelen bir Papa, elinde Türk bayrağını sallamasının bu halkı, daha doğrusu halkın, büyük İslam amillerinin de içinde bulunduğu entelektüellerini bu kadar sevindireceğini bilseydi, sanırım, o meşhur 12 Eylül konuşmasını da, elinde bir Türk bayrağı ve onu sallarken yapardı. Neyse ki gecikmeli de olsa, işin püf noktasını anlamış oldu. Türkiye'de iken haçını gizlerken, acaba başka hiçbir yerinden onun Hristiyan Katolik aleminin lideri olduğu anlaşılmıyor muydu? Kaldı ki, Papa'nın haçından kim rahatsız oluyor ki? Belki de onu bu tavrından dolayı kınamış 'müslüman' alim ve aydınları bile vardır.
Ayasofya'yı ziyareti esnasında dua etseydi, istavroz çıkartsaydı ne olacaktı? Bunu yapmaması, tamamen politik bir anlayış gereği değil midir?
Sultanahmet camiindeki duasına gelince, bu 'jest', birazcık fazla su götürmektedir.
İstanbul müftüsü M. Çağırıcı'nın beyanına göre, dışişleri yetkilileri ile birlikte 30-40 saniye kadar bir 'huzur duruşu'(?) planlamışlar. Papa da bundan haberdarmış. Papa herhalde sırtını kıbleye doğru dönmezdi. İlk defa bir Papa kıbleye dönmüş, ilk defa kıyama durup, namazın şartlarından biri olan kıyamı yerine getiriyormuş. (Diyanet işleri eski başkanı M. Nuri Yılmaz).
Papa'ya "hoş geldin kardeş!"(3) diyecek kadar olağandışı bir muhabbet izhar eden Prof. Hüseyin Hatemî kendisini, Papa'nın yanında bulunmak ve ona 'hoş geldin' dediği için eleştirenleri, "kalb-i selîm yerine kalb-i habîs sahibi olmuşuz" sözleriyle tepki vermekte(4) ve Papa Ayasofya'da değil de Sultanahmet'te dua ettiği için (aksine telkinlere rağmen), kazandığını ileri sürmektedir. Hatemi'nin, "doğu da batı da Allah’ındır; nereye dönerseniz Allah'ın vechi oradadır" gerçeğine Papa'nın davranışı uygun düşmüştür tespiti doğrusu, Papa'nın ziyareti esnasında gösterilen İslamî(!) reflekse tıpatıp uygun düştü.
Peki gerçekte Papa Sultanahmet'te ne yaptı? Her şeyden önce papa camide dua yapmadı. (Yanlış anlaşılmasını istemem: "dua yapmalıydı" gibi bir kanaatim yoktur). Papa'nın dudaklarının da kımıldadığı bütün dünyaya iletilmesine rağmen, Papa'nın dua yapmadığı, bunun bir meditasyon olduğu, bizzat Vatikan yetkililerince kısa sürede açıklandı. Kaldıki, her ne etmişse etmiştir ama bu, kırdığını düşündüğü insanların ülkesine gelen bir Papa'nın yapacağı en doğal bir kurnazlık, bir 'takiyye' olarak algılanmalıdır. Onun Türk versiyonları gibi, Papa'ya da takiyye yakışır hani. Nitekim mesela The Times dergisi bu olayı "Papa'nın Müslümanlarla uzlaşma kampanyasında bir adım" ve Almanya konuşmasından sonra Müslümanları kucaklama isteğinin yansıması olarak nitelemiştir. Associated Press ajansı, Papa'nın bu hareketini, Müslümanlarla uzlaşma umudu; Reuters, "Eylül ayındaki sözleriyle Müslümanları kızdıran Papa, programına son anda Sultanahmet Camii'ni de ekleyerek İslam dünyasına jesti yaptı."; BBC, "Papa, Türkiye'nin en ünlü camilerinden birinde, Müslümanlarla ilişkileri tamir etmeye çalıştı" sözleriyle değerlendirmişlerdir.(5) Vatikan'a döndükten sonra Türkiye gezisini değerlendiren Papa, Türklere teşekkür etti ve Vatikan yetkilileri, artık Papa'nın Türk Müslümanlar için sevimli bir kişiliğe dönüştüğünü belirttiler.(6)
1986'da Papa II. Jean Paul'un topladığı bir çok-dinli dua-ayini, "Bir felaketti. İnsanlar birlikte dua ediyorlardı ama kimse kime dua ettiğini bilmiyordu!" sözleriyle değerlendiren; İslamiyeti 'Din' saymayan, kültür olarak adlandıran(7) 16. Benediktus, yirmi yol sonra bir müftü eşliğinde 'dua' (meditasyon) yaparken sizce, kim kimin neye ve ne diyerek dua ettiğini anlamış olabilir mi? Olabilir. Kim bilir, belki de Papa bir 'gizli müslüman'dır…
Papa ve Laiklik
Papa'nın laiklikle ilgili beyanları, gerçek anlamının ötesinde yorumlara konu olmuştur. Papa, 'sağlıklı laiklik' ve 'laisizm' arasındaki farka dikkat çekerek, 'geleneksel değerlerin kamu alanından dışlanmasının doğru olmadığını' vurgulamıştır. Papa 16. Benedict, uçakta gazetecilerin bir sorusu üzerine, öncelikle Atatürk'ün modern Türkiye'yi kurarken model olarak Fransız Anayasası'nı aldığını hatırlatarak cevap vermiş. "Modern Türkiye'nin orijininde Avrupa aklı, düşüncesi ve yaşam stili ile diyalogun" varlığına dikkat çeken Papa, Avrupa ve Türkiye arasındaki din ve tarihi bağlar farkına da dikkat çekmiştir. Papa, laiklikle laisizm arasını ayırmakta, "Laisizm, kamu hayatını geleneklerin her birinden dışlayan bir anlayış, çıkışı olmayan bir sokaktır" demektedir. Bunun yanında, laikliğin temelinde dini değerlerin olması gerektiğini savunmaktadır.(8) İşte, Müslümanların çok iyi tefrik etmesi gereken de tam bu noktadır. Papa'nın bu bakışı, Türkiye'deki "laisizme hayır; laikliğe evet" diyen diyalogcu anlayış tarafından elbette büyük destek görecektir. Zaten Türkiye'de "laiklik yeniden tanımlanmalıdır" çıkışının arka planında da asıl bu uzlaşma kültürü yatmaktadır.
Papa ile Patrik Bartholomeos yaptıkları ortak deklarasyonda, özellikle Batı dünyasında olmak üzere sekülarizm, görececilik ve nihilizmin yükselişine dikkat çekmişler ve bütün bunların, dine çağrının yeniden ve güçlü biçimde tekrar yapılmasını gerektirdiğine değinmişlerdir. İşte diyaloğun temelinde de bu yatmaktadır. Yani Din, dün nasıl Komünizme karşı kullanıldı ise, şimdi de laisizme (katı laikçiliğe), modern insanı bunalıma düşüren değerlere karşı kullanılacak, ama aynı oranda da Din laikleştirilecektir.
Papa'nın laiklikle ilgili çıkışı, Avrupa'da hem laikliğe hem de dini köktenciliğe karşı çıkan yeni bir dinsel Rönesans başlatmak olarak yorumlanmaktadır. Yani bu yoruma göre, Papa'nın ziyareti, Regensburg konuşmasının hasarını tamir etmekten ziyade, tam da o konuşmanın mantığının bir parçasıdır. Papa'nın, Avrupa'nın ortak siyasi projesinin başarısızlığını, Avrupa kültürünün artan laikleşmesine bağladığı ileri sürülmektedir.(9)
Benediktus laisizmi eleştirirken, teokratik mutlakçılık türünden bir dinî alternatif önermemektedir. Tam tersine, Papa laikliğin, yani kiliseyle devletin ayrılmasının katı bir savunucusudur. Papa kiliseyi devletten ayırmak istiyor, fakat dinin siyasetten boşanmasını da istemiyor, zira sadece devletin tahakkümünden özgürleşmiş bir din modern kültürü kendisinden koruyabilir. Bu yüzden Benediktus'un Türkiye'deki gerçek amacı, tektanrılı dinleri militan ve kendini bile bile yıkan laik kültüre karşı birleştirmek olarak da görülmektedir.(10)
Papa, Avrupa Birliği ve Türkiye
Papa 16. Benediktus'un, 2004 yılında Kardinal Ratzinger'ken Türkiye'nin AB'ne girmesine muhalifliği hatırlandığında, şimdi Türkiye'nin AB'ne girmesini istiyor oluşu çelişki gibi görünebilir. Papa 2004 yılında, "Tarihi ve kültürel açıdan bu ülkenin Avrupa'yla paylaştığı fazla şey yok" diyordu.(11) Lakin bugün, Almanya'daki konuşmasının yarattığı polemik Papa'yı, Türkiye'nin AB üyeliğini başka bir bakışla değerlendirmeye itmiştir. (12) Bu bir Vatikan diplomasisidir. Vatikan sözcüsü, yaptığı açıklamada, Papa'nın Türkiye'nin AB'ne girmesi hususunda devreye girecek ne gücü, ne de siyasî görevi olduğunu, ama kendisinin buna olumlu baktığını ve Türkiye'nin ortak değerler temelinde Avrupa Birliği'nde yer alması için diyalogu desteklediğini belirtmiştir.
Fener Rum Patrikhanesinde Yapılan Ortak Deklarasyon
Fener Rum Patrikhanesinde düzenlenen ayine Cem Uzan (hem de VİP davetlisi olarak), Rahmi Koç ve Besim Tibuk gibi isimlerin katılmış olması üzerinde durmak, kanaatimce çok gerekli değil. Bunun dışında, bu ayinden sonra Papa ile Patrik Bartholomeos'nun yaptığı ortak deklarasyonda, altı çizilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Yedi dilde yayınlanmasına rağmen, Türkçe çevirisi yayınlanmayan deklarasyonda, dünyanın başka bölgelerinde yaşayan Hristiyanlarla ilgili endişeler dile getirilmiş, bunların terör tehdidi altında oldukları iddia edilmiştir.(13) İsa'nın vatanı olan Ortadoğu'da sadece "barışı ummakla" yetinen Papa ve Bartholomeos, "Tanrı'nın adına masum insanların öldürülmesi Tanrı'ya ve insan onuruna hakarettir" sözüyle de, "cihadcı İslam" etiketiyle mahkum ettikleri ve fundamentalizm olarak gördükleri birtakım İslamî direnişleri hedef tahtasına oturtmaktadır. Çünkü Yahudi-Hristiyan ortak yapımı medya terörü, yeryüzünde sadece Müslümanların kan akıttığını, fakat Yahudiler ve Hristiyanların kesinlikle böyle bir kötülük yapmadıklarını yaymaktadır. Zaten bu sözler, Regensburg'daki Papa'nın İstanbul'daki Papa'yla aynı olduğunu pekala göstermektedir, ama görene…
Diyalog
Papa Benediktus, 20 Ağustos 2005'te Köln'de Müslüman temsilcilere hitaben yaptığı konuşmada, dinlerarası ve kültürlerarası diyaloğu iyimserlik ve ümitle sürdürmenin gereğine değinmekte, bunun sadece bir seçenek olamayıp, hayatî bir ihtiyaç olduğunu belirtmekte ve "geleceğimiz büyük ölçüde buna bağlıdır" demektedir. Müslümanların, onları 'kendileri' yapan bütün değerlerinden kuşkuya düşürme ve her türlü İslam dışı siyasetlerle tam bir uzlaşma kültürü oluşturma çabası demek olan diyalog, elbette ki Papa'nın Türkiye ziyaretinin önemli bir ayağı idi. Yeri geldiğinde utanmadan, Hıristiyanlar ve Müslümanların İbrahim'e bağlı tek Allah'a inanan ailenin fertleri olduğunu söyleyen Papa, kendisine nasıl olup da, o İbrahim'in devamı olan Muhammed'i (sav) şeytanla aynı gördüklerini kimsenin sormamasının rahatlığı içinde konuşmaktadır. II. Vatikan Konsili'nden bu yana, 'İbrahimî dinler' yaftası altında, İbrahim'den ziyade, bizim mabedlerimizde İbrahim'in kırdığı putları dikmenin gayreti güdülmektedir. Bu uğurda lazım olan 'iç' desteği ise, haddinden fazlasıyla bulmaktadırlar. Her geçen gün 'kardeşleri' safına bir yenileri eklenmektedir. "Biz imanlılar, her tür önyargıyı aşmak ve Allah'a olan güçlü imanımızın ortak tanıklığını sunmak için kuvvetli duada bulunuyoruz"(14) diyor. Onların bu duasına inanacak bir tek İbrahimî Müslüman bulunacağını zannetmiyorum.
Papa Türkiye'den ayrılırken, ziyaretinin dinlerarası diyaloğu güçlendirmesi isteğini belirtmiş. Vatikan Sözcüsü Lombardi, "Tüm çabamız din ve kültürlerarası diyalog için" demiş.(15) Bilinmelidir ki, Vatikan'ın diyaloğu, şeytanî tuzaklarla doludur. Amr İbnül As'ın, Hz. Ali'nin hakemini ofsayta düşürmesi misali, sabırla bekliyorlar ve sürekli işliyorlar ki, Müslümanlar ellerindeki Kur'an'ı atsınlar, Kur'an'ın kendilerine totaliter/baskıcı/tepeden inmeci, terörist bir din anlayışı telkin ettiğini kabul ve itiraf etsinler, sonra da kendileri onun yerine, kendi Hristiyan medeniyetlerini diktiklerini ilan etsinler! İşte diyaloğun özeti budur.
Misyonerlik
Papa'nın diyaloğu tamamen bir misyonerlik diyalogdur. Fener Rum patrikhanesinde Bartholomeos'la birlikte yaptıkları ortak deklarasyonda Papa mesela, en önemli görevlerinin tüm ulusları 'İsa'nın öğrencisi yapmak' olduğunu söylemiştir. Papa, bunun da ancak köklü Hıristiyan geleneklerine sahip Avrupa kültürleri tarafından gerçekleştirilebileceğini belirtmiş, ancak 'sekülarizasyon sürecinin bu geleneğin gücünü zayıflattığını' savunmuştur.(16)
Anadolu Ajansı'nın geçtiği habere göre Papa 16. Benediktus, Katoliklik inancında dinler arası diyalogla Hristiyanlığı yayma amaçlı misyonerlik faaliyetlerinin birbirinden tümüyle bağımsızmış gibi algılanamayacağını söylemiştir. Benediktus, Katolik yetkililerin ve din adamlarının Endonezya'nın Bali adasında o günlerde yaptıkları Pan-Asya Zirvesi’ne gönderdiği mesajda, "Hristiyanlaştırma, kültürler ve dinler arasında, karşılıklı açıklık ve sevgi temelinde, samimi ve gerçek bir diyalog çalışması eşliğinde gerçekleştirilmelidir" sözlerine yer vermiş, günümüz dünyasında Kilisenin misyonerlik coşkusunu arttırma gereksinimi içinde bulunduğunu da eklemiştir. "Kilisenin, İsa'yı daha fazla tanıtan ve sevdiren, misyonerlik tutkusundan esinlenen bir cemaate dönüşebilmesi için Hrıstiyanlaştırma neşesini yeniden keşfetmesi gerekiyor" diyen Papa, misyonerlerin Hristiyanlık inancını, çalıştıkları ülkelerin kültürlerine harmanlarken dikkat etmeleri gereken önemli hususlarıysa şu cümlelerle özetlemiştir: "Oralarda iman gerçekten kök saldığında, misyonerlerin de İncil'i o yörenin kültürüne harmanlamaları gerekir. Bu sayede dinin, oradaki yerel dillerde ve kültürlerde yaşanır hale gelmesi sağlanmalıdır. Ama bu işlem, rölativizm ve senkretizmden hiçbir iz taşımaksızın gerçekleştirilmelidir."(17)
Sonuç
12 Eylül 2006'da Müslümanların, uğruna canını feda etmekten çekinmeyiz görüntüsü verdikleri Peygamberlerine (Peygamberimize) ve İslam'ın tamamına, Katolikliğin süregelen İslam düşmanlığının bir gereği olarak küfreden Papa 16. Benediktus'un 2006 yılı Kasım ayının son günlerindeki Türkiye gezisi çok öğretici olmuştur. Mesela, İslam'ın anahtar sözcüğü besmelenin nasıl kuşa benzetilebileceğini öğretmiştir bu gezi. Bunca yaşına rağmen, en azından peygamberlerden bir Peygamber olan Muhammed (sav)e saygı göstermesini bile bilmeyen bir adamın her bir hareketinde bir keramet arayan bu keramet-severler, birazcık da kendi peygamberlerine gerçekten değer verseler daha iyi olurdu. Öte yandan, Allah Yahudilerden ve Hristiyanlardan dost olmayacağını acaba yeteri kadar söylememiş midir ki, onların putperestlikten kokuşmuş yanlarında izzet ve şeref aramaktadırlar!
Papa'nın ziyareti, 'müslümanların' yeniden Müslümanlaşması gerektiği gerçeğini çok ciddi biçimde öğretmiştir.

Dipnotlar
(1) Bu Alıntı Çok Tartışılacak, Radikal, 14.09.2006
(2) Papa Radikal İslam'a Çattı, Hürriyet, 14.09.2006.
(3) Hüseyin Hatemi,Papa Hoş Geldi, Yeni Şafak, 30.11.2006.
(4) Hüseyin Hatemi, Seviyesizlik, Yeni Şafak, 03.12.2006.
(5) Radikal, 02.12.2006.
(6) Yeni Şafak, 04.12.2006.
(7) Aksiyon, S. 625, 27.11.2006.
(8) Yasemin Taşkın, Haçsız Sefer, Sabah, 30.11.2006.
(9) Phillip Blond-Adrian Pabst, Papa Dinsel Rönesansına Destek Arıyor, Radikal, 01.12.2006.
(10) Phillip Blond-Adrian Pabst, Papa Dinsel Rönesansına Destek Arıyor, Radikal, 01.12.2006.
(11) Papa Nasıl Bir Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor?, Radikal, 03.12.2006.
(12) Radikal, 02.12.2006.
(13) Star, 30.11.2006.
(14) Akşam, 01.12.2006.
(15) Viva Papa Sloganları Eşliğinde, Radikal, 03.12.2006.
(16) Ermeni Kilisesinde Kelam Ayini, Akşam, 01.12.2006.
(17) Papa'dan Misyonerlik Mesajı, Sabah, 01.12.2006.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...