Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 336 | Aralık 2006

                   

 

 


                           

İdeolojik Ütopyacılık

Atasoy Müftüoğlu

Günümüze modernlik, ideolojik anlamda militan ve faşist bir misyonerliğe dönüştürülmüştür. Modern dünya, farkı kültürlere, hayat tarzlarına karşı büyük bir küstahlık ve kibir içerisindedir. Modernlikler adına, bütün toplumlar içi boş ideolojik sloganlarla, medya aracılığıyla manipüle ediliyor. Toplumlar, emperyalizm adına, faşizm adına, modern hayat tarzı adına, çok kirli pazarlama teknikleri adına, çok kirli pazarlama tekniklerine, çok kirli yöntemlere maruz bırakılıyor. Medya söylemi, dili ve yaklaşımı, bütün toplumların düşünme yeteneklerini, sorgulama yeteneklerini dumura uğratıyor. Medyatik dünya yapaylıkların ve çürümüşlüklerin dünyasıdır. En sefil, en bayağı imajlar medya imajlarıdır.
Emperyal siyasal kirlilik yayılıyor. Her yerde siyaset popülizmin baskısı altına giriyor. Türkiye'de olduğu gibi, pek çok ülkede de, siyaset teknokratik alanla kısıtlanıyor. Ne Amerika, ne de Avrupa kesinlikle evrensel değerleri temsil etmiyor. Yalnızca ırkçı değerleri temsil ediyor. Amerikan çağı, vahşet, katliam, işgal, işkence, soykırım şeklinde somutlaşıyor. Amerikan çağı, uluslararası ilişkilerin bütünüyle yok sayılabildiği, hukukun ayaklar altına alınabildiği, diplomasinin gündemden kaldırıldığı, faşist bir ideolojik çağ'dır. Günümüzde siyasal ilişkiler daha çok dayatmalar/tehditler yoluyla yürütüldüğü için, diplomasiye ihtiyaç duyulmuyor.
Kendi gündemiyle büyülenen Amerika, gerçek dünyanın ve insanlığın dışında, sanal bir gündeme ve sanal bir tehdide kilitlenmiş durumdadır. Gerek bireysel anlamda, gerek toplumsal anlamda, gerekse küresel anlamda kendi gündemleriyle büyülenenler, etraflarında ne olup bittiğini göremeyecek ölçüde büyük bir körlük içerisindedirler. Kendi gündemlerinin masalsı folklorüyle sarhoş olanlar, marazi bir durum içerisindedirler. Hem bireysel narsisizm, hem de toplumsal narsisizm bireyi de, toplumu da yalnızlaştırır, acınacak hale getirir.
Günümüz dünyasında egemen olan ideolojik iklimin, ideolojik ütopyacılıkla malûl olduğunu görüyoruz. İki Batı arasında, Amerika ile Avrupa arasında, İslam karşısında alınacak tavırlarla ilgili hiçbir farklılık olmadığını görüyoruz.
İdeolojik ütopyacılık, Ortadoğu petrolleri üzerindeki egemenlik tutkusunu, stratejik bir hedef haline getirmiştir. Modern jakobenler, Batı'nın ekonomik çıkarlarını diledikleri gibi sürdürebilmeleri için, Ortadoğu'daki bölünmeleri ve parçalanmaları çoğaltmaya çalışıyor. Küresel diktatörlerle, muhteşem bir işbirliği içerisinde olan, yerel diktatörler, Arap Ligi ülkelerini bir ülke olmaktan çıkararak, kültürel topluluklara dönüştürmüştür. Çünkü, bu ülkelerin kendilerine özgü siyasetleri, kendilerine özgü iradeleri yoktur. İdeolojik ütopyacılık adına, Afganistan'da, Irak'ta, Filistin'de halklar, toplumlar, kültürler imha ediliyor. Büyük uygarlıkların, büyük imparatorlukların, büyük kültürlerin beşiği Ortadoğu, işbirlikçi diktatörlerin, faşist kabile şeflerinin ihanetleri sebebiyle büyük bir boşluk ve belirsizlik içerisindedir.
İdeolojik efsanelerle desteklenen Amerika'nın hiçbir şey olduğunu direniş hareketleri kanıtlamışlardır.
Direniş hareketleri olmasaydı, insanlık onuru yok olacaktı.
Direniş hareketleri tarihin yenilenerek sürdüğünü, tarihsel çabalar ve umutlar üreterek kanıtlamaya devam ediyor.
İslam toplumları, katliam, soykırım, işgal ve istila, işkence süreçlerine iki türlü tepki verdiler. Kuşkusuz en soylu ve en şanlı tepki direnişçilerin tepkisidir. Bir diğer tepki biçimi ise, tepkisizlik şeklinde biçimlenmiştir. Zamanın bütün diktatörleri ve diktatörlükleriyle engin bir hoşgörü ilişkisi içerisinde olan kimi akımlar, sürece, politik bir tepki bir yana, ahlaki bir tepki bile göstermemiş, gösterememişlerdir. Tarih boyunca eylemsizliği, tepkisizliği, tavırsızlığı seçen bütün akımlar, cemaatler, bu eylemsizliklerini, tepkisizliklerini, tavırsızlıklarını, kimi temelsiz maslahatlar üreterek meşrulaştırmaya çalışmışlardır.
Günümüzde ideolojik sapkınlıkların, politik ve ekonomik sapkınlıkların bedelini, yoksul/mazlum/masum/mahzun halklar çok büyük acılar çekerek ölüyor. Bütün bir insanlık, yalnızca askeri güçle tarih inşa edilemeyeceğini, askeri güçle ancak tarihin kirletildiğini görüyor ve yaşıyor.
Bugün, Amerika'nın yenilmezlik gururu çok zelil bir biçimde yerlerde sürünüyor.
Müslümanlar olarak hepimiz tüm modern aldatmacalara karşı çok duyarlı olmak zorundayız. Hollywood bütün dünyaya insanlık dışı bir kültür ihraç ediyor. Paranın, şiddetin, şehvetin, uyuşturucunun, her türlü müptezelliğin ve her türlü edepsizliğin bir kültüre dönüştürüldüğü hayvani bir dünya oluşuyor. Manevi yoksunluk içerisinde bulunan çağdaş insan için depresyon bir hayat tarzı haline geliyor. İnsanın sınırsız ihtiraslarının hizmetine giren çılgın bireycilik, insanı güvensizliğin ve yalnızlığın uçurumuna sürüklüyor.
Tarihe yeniden hayat vermek için insani dünyaları en güzel şekilde temsil etmek gibi çok ağır, çok anlamlı sorumluluklarımız var. Aziz İslam bir din olduğu kadar, bir toplumsal düzen ve bir medeniyettir. İslam'ı temsil etmek bu bütünlüğü temsil etmek anlamına gelir. İslam'ı romantik bir nostaljiye dönüştüremeyiz. Düşünsel hayatımızın, dava hayatımızın çölleşmesine seyirci kalamayız.
Allah Tebarek Teala Hazretlerinin, tevbe edenleri, temizlenenleri, tevekkül edenleri, sabredenleri, şükredenleri, tasadduk edenleri, iyilik yapanları, kötülükten sakındıranları, kendi yolunda cihat edenleri sevdiğini, gururlanıp şımaranları, kendini beğenenleri, yabancılaşanları, sorumluluk ve dava alanlarını terk edenleri zulmedenleri, müsrifleri, münkir ve mülhidleri, kötülük yapanları, haksız yere saldıranları sevmediğini hatırlamalı ve kendimizi yeniden sorumluluklara hazırlamalıyız.
Bencillikler, bağnazlıklar, bedevilikler/köylülükler nedeniyle, İslami anlam ve amaçlar bir bütünlük içerisinde temsil edilemiyor. Kentli/kültürlü toplumlarımız, köylü/kültürsüz toplumlara dönüşüyor. Müslümanlar bugün maalesef, birbirlerini Allah için seven, birbirlerine adalet ve merhametle davranan, Allah için bir araya gelen, birlikte hareket eden kardeşler topluluğu değiller. Hepimize düşen, bütün bu soruların nedenlerini anlamak üzere çaba harcamak olmalı, karşı karşıya bulunduğumuz sorunların bilincine varmalıyız.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...