|

İdeolojik
Ütopyacılık
Atasoy Müftüoğlu
Günümüze
modernlik, ideolojik anlamda militan ve faşist bir misyonerliğe
dönüştürülmüştür. Modern dünya, farkı kültürlere, hayat tarzlarına karşı
büyük bir küstahlık ve kibir içerisindedir. Modernlikler adına, bütün
toplumlar içi boş ideolojik sloganlarla, medya aracılığıyla manipüle
ediliyor. Toplumlar, emperyalizm adına, faşizm adına, modern hayat tarzı
adına, çok kirli pazarlama teknikleri adına, çok kirli pazarlama
tekniklerine, çok kirli yöntemlere maruz bırakılıyor. Medya söylemi,
dili ve yaklaşımı, bütün toplumların düşünme yeteneklerini, sorgulama
yeteneklerini dumura uğratıyor. Medyatik dünya yapaylıkların ve
çürümüşlüklerin dünyasıdır. En sefil, en bayağı imajlar medya
imajlarıdır.
Emperyal siyasal kirlilik yayılıyor. Her yerde siyaset popülizmin
baskısı altına giriyor. Türkiye'de olduğu gibi, pek çok ülkede de,
siyaset teknokratik alanla kısıtlanıyor. Ne Amerika, ne de Avrupa
kesinlikle evrensel değerleri temsil etmiyor. Yalnızca ırkçı değerleri
temsil ediyor. Amerikan çağı, vahşet, katliam, işgal, işkence, soykırım
şeklinde somutlaşıyor. Amerikan çağı, uluslararası ilişkilerin bütünüyle
yok sayılabildiği, hukukun ayaklar altına alınabildiği, diplomasinin
gündemden kaldırıldığı, faşist bir ideolojik çağ'dır. Günümüzde siyasal
ilişkiler daha çok dayatmalar/tehditler yoluyla yürütüldüğü için,
diplomasiye ihtiyaç duyulmuyor.
Kendi gündemiyle büyülenen Amerika, gerçek dünyanın ve insanlığın
dışında, sanal bir gündeme ve sanal bir tehdide kilitlenmiş durumdadır.
Gerek bireysel anlamda, gerek toplumsal anlamda, gerekse küresel anlamda
kendi gündemleriyle büyülenenler, etraflarında ne olup bittiğini
göremeyecek ölçüde büyük bir körlük içerisindedirler. Kendi
gündemlerinin masalsı folklorüyle sarhoş olanlar, marazi bir durum
içerisindedirler. Hem bireysel narsisizm, hem de toplumsal narsisizm
bireyi de, toplumu da yalnızlaştırır, acınacak hale getirir.
Günümüz dünyasında egemen olan ideolojik iklimin, ideolojik
ütopyacılıkla malûl olduğunu görüyoruz. İki Batı arasında, Amerika ile
Avrupa arasında, İslam karşısında alınacak tavırlarla ilgili hiçbir
farklılık olmadığını görüyoruz.
İdeolojik ütopyacılık, Ortadoğu petrolleri üzerindeki egemenlik
tutkusunu, stratejik bir hedef haline getirmiştir. Modern jakobenler,
Batı'nın ekonomik çıkarlarını diledikleri gibi sürdürebilmeleri için,
Ortadoğu'daki bölünmeleri ve parçalanmaları çoğaltmaya çalışıyor.
Küresel diktatörlerle, muhteşem bir işbirliği içerisinde olan, yerel
diktatörler, Arap Ligi ülkelerini bir ülke olmaktan çıkararak, kültürel
topluluklara dönüştürmüştür. Çünkü, bu ülkelerin kendilerine özgü
siyasetleri, kendilerine özgü iradeleri yoktur. İdeolojik ütopyacılık
adına, Afganistan'da, Irak'ta, Filistin'de halklar, toplumlar, kültürler
imha ediliyor. Büyük uygarlıkların, büyük imparatorlukların, büyük
kültürlerin beşiği Ortadoğu, işbirlikçi diktatörlerin, faşist kabile
şeflerinin ihanetleri sebebiyle büyük bir boşluk ve belirsizlik
içerisindedir.
İdeolojik efsanelerle desteklenen Amerika'nın hiçbir şey olduğunu
direniş hareketleri kanıtlamışlardır.
Direniş hareketleri olmasaydı, insanlık onuru yok olacaktı.
Direniş hareketleri tarihin yenilenerek sürdüğünü, tarihsel çabalar ve
umutlar üreterek kanıtlamaya devam ediyor.
İslam toplumları, katliam, soykırım, işgal ve istila, işkence
süreçlerine iki türlü tepki verdiler. Kuşkusuz en soylu ve en şanlı
tepki direnişçilerin tepkisidir. Bir diğer tepki biçimi ise, tepkisizlik
şeklinde biçimlenmiştir. Zamanın bütün diktatörleri ve
diktatörlükleriyle engin bir hoşgörü ilişkisi içerisinde olan kimi
akımlar, sürece, politik bir tepki bir yana, ahlaki bir tepki bile
göstermemiş, gösterememişlerdir. Tarih boyunca eylemsizliği,
tepkisizliği, tavırsızlığı seçen bütün akımlar, cemaatler, bu
eylemsizliklerini, tepkisizliklerini, tavırsızlıklarını, kimi temelsiz
maslahatlar üreterek meşrulaştırmaya çalışmışlardır.
Günümüzde ideolojik sapkınlıkların, politik ve ekonomik sapkınlıkların
bedelini, yoksul/mazlum/masum/mahzun halklar çok büyük acılar çekerek
ölüyor. Bütün bir insanlık, yalnızca askeri güçle tarih inşa
edilemeyeceğini, askeri güçle ancak tarihin kirletildiğini görüyor ve
yaşıyor.
Bugün, Amerika'nın yenilmezlik gururu çok zelil bir biçimde yerlerde
sürünüyor.
Müslümanlar olarak hepimiz tüm modern aldatmacalara karşı çok duyarlı
olmak zorundayız. Hollywood bütün dünyaya insanlık dışı bir kültür ihraç
ediyor. Paranın, şiddetin, şehvetin, uyuşturucunun, her türlü
müptezelliğin ve her türlü edepsizliğin bir kültüre dönüştürüldüğü
hayvani bir dünya oluşuyor. Manevi yoksunluk içerisinde bulunan çağdaş
insan için depresyon bir hayat tarzı haline geliyor. İnsanın sınırsız
ihtiraslarının hizmetine giren çılgın bireycilik, insanı güvensizliğin
ve yalnızlığın uçurumuna sürüklüyor.
Tarihe yeniden hayat vermek için insani dünyaları en güzel şekilde
temsil etmek gibi çok ağır, çok anlamlı sorumluluklarımız var. Aziz
İslam bir din olduğu kadar, bir toplumsal düzen ve bir medeniyettir.
İslam'ı temsil etmek bu bütünlüğü temsil etmek anlamına gelir. İslam'ı
romantik bir nostaljiye dönüştüremeyiz. Düşünsel hayatımızın, dava
hayatımızın çölleşmesine seyirci kalamayız.
Allah Tebarek Teala Hazretlerinin, tevbe edenleri, temizlenenleri,
tevekkül edenleri, sabredenleri, şükredenleri, tasadduk edenleri, iyilik
yapanları, kötülükten sakındıranları, kendi yolunda cihat edenleri
sevdiğini, gururlanıp şımaranları, kendini beğenenleri,
yabancılaşanları, sorumluluk ve dava alanlarını terk edenleri
zulmedenleri, müsrifleri, münkir ve mülhidleri, kötülük yapanları,
haksız yere saldıranları sevmediğini hatırlamalı ve kendimizi yeniden
sorumluluklara hazırlamalıyız.
Bencillikler, bağnazlıklar, bedevilikler/köylülükler nedeniyle, İslami
anlam ve amaçlar bir bütünlük içerisinde temsil edilemiyor.
Kentli/kültürlü toplumlarımız, köylü/kültürsüz toplumlara dönüşüyor.
Müslümanlar bugün maalesef, birbirlerini Allah için seven, birbirlerine
adalet ve merhametle davranan, Allah için bir araya gelen, birlikte
hareket eden kardeşler topluluğu değiller. Hepimize düşen, bütün bu
soruların nedenlerini anlamak üzere çaba harcamak olmalı, karşı karşıya
bulunduğumuz sorunların bilincine varmalıyız. |