Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 336 | Aralık  2006

                   

 

 


                           

Gelin Bir İyilik Yapalım

                                                                                                                 

Aykut Akça

Hemen hepimiz şahit olmuşuzdur; "a bakın ne efendi bir adam, bir namazı eksik" ya da "ne kadar hanım hanımcık, ne edepli bayan, bir örtüsü eksik" yakıştırmalarına. Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz ama hakikaten tek eksik bunlar mı acaba? Hangi ölçüye göre eksik tespiti yaptık. Ne kadar isabetli bir teşhiste (ve belki de yönlendirmede) bulunduk.
Düşünün ki bir Avrupa şehrindesiniz, insanlara bakıyorsunuz. O insanların hareketlerini, diyaloglarını gözlemliyorsunuz. Bazıları çok hoşunuza gidiyor mesela. Görünüşte ahlaki bir olumsuzluk da yok. Herkes birbirine saygılı. Birbirlerinin haklarına hukukuna riayet ediyorlar. Hani hayal kuruyorduk ya tüm olan biten çok güzel. O insanlara da tıpkı kendi çevremizdeki insanlara bakışımızdaki duygusallıkla: "ya siz çok işi insanlara benziyorsunuz; gelin MÜSLÜMAN olun, zaten bir namazınız veya bir örtünüz eksik" diyebilir miyiz?! Şimdi kendi ortamımıza, kendi çevremize, kendi insanlarımıza dönelim. Acaba iş bu şekilde mi ele alınmalı idi. İnsanlar önce namaza, oruca, örtüye vs. mi (çağrılmalı) başlamalı, yoksa insanlarımızı dine davet şeklimiz başka bir yolla mı olmalı?!
Din; Allah ile Kul arasındaki ilişkinin (bizzat ALLAH tarafından) düzene sokulmuş hali anlamına geldiğine göre, önce insanları kulluğa çağırmalıyız. Hakkıyla kulluğun ilk şartı Kime kulluk edilecekse ilk olarak onu tanımaktan geçtiğini; Kulluk edilecek olan Allah olduğuna göre, Allah'ı (İlah, Rabb, Halık, Gaffar, Cebbar, Samed vs. özellikleriyle) tanıyıp O'na layıkıyla kulluk etmemiz gerektiğini anlatmalı değil miyiz? Bu noktadan sonra, insan kendisini muhtaç bir varlık olarak fark edebilmeli. Sonrasında kendisinin her türlü ihtiyacını doğrudan veya dolaylı olarak giderenin Allah olduğunu anlayıp MABUD'unun muhteşemliğinde kendi acziyetini fark eden ABİD durumuna gelebilmeli. Artık sıra Dinin muhatabı olan bizlerin, Dinin sahibinin bizden öncelikle ne istediğini anlamaya geldi. Gelin kopya çekelim. Nereden mi? Tabii ki (olması gerektiği gibi) Peygamberimizin döneminden. İlk Mekke dönemine gidelim şimdi. O gün Müslüman oldum diyenler ne yapıyorlardı da türlü işkencelere, zulümlere maruz kalıyorlardı? Hangi ameli çok yaptılar diye cezalandırılıyorlardı? Yoksa o zulmün sebebi başka bir şey miydi? Evet o dönemde daha namaz farz olmamış, cihad daha telaffuz bile edilmemişti. Ama başka bir dine giriş, yani atalarının dinini terk ediş anlamına gelen anahtar kelime Tevhid olgusu idi, ilk Müslümanların cefasının sebebi. O zulümlere katlanıp ta ayakta kalanlara ne de güzel yakıştı namaz, örtü vs. gibi ameller. Ne kadar da anlamlı idi o ameller.
Onlar önce Dinin muradını, ruhunu kavradılar. Çünkü onlara önce Dinin ruhu, muradı anlatıldı. Onlar da teslim oldular, sahiplendiler. Dini anlama ve yaşama adına, Allah, Kur'an ve peygamber aracılığı ile ne emretmişse hepsini baş tacı ettiler. Sonrasında, takdir edilen amelleri de güçleri nisbetince en iyi şekilde yerine getirdiler.
Gelin insanlara bir iyilik yapalım. Onlara bir dine mensup olmak için ilk yapılması gerekenler neler, onlardan bahsedelim. Müsaade edelim de mensup oldukları Din kendilerine, neleri kabul edip neleri de reddedecekleri baştan öğretsin. Öğretsin ki mazeretleri kalmasın. Neyi kabul edip neyi reddettiklerini ta baştan bilsinler. Ona göre duruşlarını ve aidiyetlerini net olarak ortaya koysunlar. Bizler de kimseye bir şeyleri yakıştırma durumuna girmeyelim. Aksi halde insanlarımıza "bir namazın/örtün eksik" diyerek iyilik değil, kötülük yapmış olacağız. Gelin bir iyilik yapalım…

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...