|

Gelin Bir İyilik
Yapalım
Aykut Akça
Hemen
hepimiz şahit olmuşuzdur; "a bakın ne efendi bir adam, bir namazı eksik"
ya da "ne kadar hanım hanımcık, ne edepli bayan, bir örtüsü eksik"
yakıştırmalarına. Bu gibi örnekleri çoğaltabiliriz ama hakikaten tek
eksik bunlar mı acaba? Hangi ölçüye göre eksik tespiti yaptık. Ne kadar
isabetli bir teşhiste (ve belki de yönlendirmede) bulunduk.
Düşünün ki bir Avrupa şehrindesiniz, insanlara bakıyorsunuz. O
insanların hareketlerini, diyaloglarını gözlemliyorsunuz. Bazıları çok
hoşunuza gidiyor mesela. Görünüşte ahlaki bir olumsuzluk da yok. Herkes
birbirine saygılı. Birbirlerinin haklarına hukukuna riayet ediyorlar.
Hani hayal kuruyorduk ya tüm olan biten çok güzel. O insanlara da tıpkı
kendi çevremizdeki insanlara bakışımızdaki duygusallıkla: "ya siz çok
işi insanlara benziyorsunuz; gelin MÜSLÜMAN olun, zaten bir namazınız
veya bir örtünüz eksik" diyebilir miyiz?! Şimdi kendi ortamımıza, kendi
çevremize, kendi insanlarımıza dönelim. Acaba iş bu şekilde mi ele
alınmalı idi. İnsanlar önce namaza, oruca, örtüye vs. mi (çağrılmalı)
başlamalı, yoksa insanlarımızı dine davet şeklimiz başka bir yolla mı
olmalı?!
Din; Allah ile Kul arasındaki ilişkinin (bizzat ALLAH tarafından) düzene
sokulmuş hali anlamına geldiğine göre, önce insanları kulluğa
çağırmalıyız. Hakkıyla kulluğun ilk şartı Kime kulluk edilecekse ilk
olarak onu tanımaktan geçtiğini; Kulluk edilecek olan Allah olduğuna
göre, Allah'ı (İlah, Rabb, Halık, Gaffar, Cebbar, Samed vs.
özellikleriyle) tanıyıp O'na layıkıyla kulluk etmemiz gerektiğini
anlatmalı değil miyiz? Bu noktadan sonra, insan kendisini muhtaç bir
varlık olarak fark edebilmeli. Sonrasında kendisinin her türlü
ihtiyacını doğrudan veya dolaylı olarak giderenin Allah olduğunu anlayıp
MABUD'unun muhteşemliğinde kendi acziyetini fark eden ABİD durumuna
gelebilmeli. Artık sıra Dinin muhatabı olan bizlerin, Dinin sahibinin
bizden öncelikle ne istediğini anlamaya geldi. Gelin kopya çekelim.
Nereden mi? Tabii ki (olması gerektiği gibi) Peygamberimizin döneminden.
İlk Mekke dönemine gidelim şimdi. O gün Müslüman oldum diyenler ne
yapıyorlardı da türlü işkencelere, zulümlere maruz kalıyorlardı? Hangi
ameli çok yaptılar diye cezalandırılıyorlardı? Yoksa o zulmün sebebi
başka bir şey miydi? Evet o dönemde daha namaz farz olmamış, cihad daha
telaffuz bile edilmemişti. Ama başka bir dine giriş, yani atalarının
dinini terk ediş anlamına gelen anahtar kelime Tevhid olgusu idi, ilk
Müslümanların cefasının sebebi. O zulümlere katlanıp ta ayakta kalanlara
ne de güzel yakıştı namaz, örtü vs. gibi ameller. Ne kadar da anlamlı
idi o ameller.
Onlar önce Dinin muradını, ruhunu kavradılar. Çünkü onlara önce Dinin
ruhu, muradı anlatıldı. Onlar da teslim oldular, sahiplendiler. Dini
anlama ve yaşama adına, Allah, Kur'an ve peygamber aracılığı ile ne
emretmişse hepsini baş tacı ettiler. Sonrasında, takdir edilen amelleri
de güçleri nisbetince en iyi şekilde yerine getirdiler.
Gelin insanlara bir iyilik yapalım. Onlara bir dine mensup olmak için
ilk yapılması gerekenler neler, onlardan bahsedelim. Müsaade edelim de
mensup oldukları Din kendilerine, neleri kabul edip neleri de
reddedecekleri baştan öğretsin. Öğretsin ki mazeretleri kalmasın. Neyi
kabul edip neyi reddettiklerini ta baştan bilsinler. Ona göre
duruşlarını ve aidiyetlerini net olarak ortaya koysunlar. Bizler de
kimseye bir şeyleri yakıştırma durumuna girmeyelim. Aksi halde
insanlarımıza "bir namazın/örtün eksik" diyerek iyilik değil, kötülük
yapmış olacağız. Gelin bir iyilik yapalım… |