|

Tek
Tip Siyaset Bilimi
Gülay Göktürk/ 22.11.2006/ Bugün
Gazi
Üniversitesi Rektörü, Atilla Yayla'nın ders vermekten men edildiğini
açıkladı.
Anayasa ve yasalar üniversiteler de "Atatürk ilkelerine bağlı öğrenci
yetiştirilmesini öngördüğü" için, Kemalizm'i eleştiren bir siyaset
bilimi hocasının öğrencileri zehirlemesine müsaade edemezlermiş!
Üstelik de Atilla Yayla'nın sözleri Gazi Üniversitesi camiasında o kadar
büyük infial yaratmış ki, bu infial de ders verdirmeme kararlarında
etkili olmuş. Atatürk'e "adam" diyecek kadar terbiye yoksunu birine
öğrenci emanet edemezlermiş. Söyledikleri kabaca böyle... Böylece Atilla
Yayla'nın bir cümlesiyle başlayan "Kemalizm Krizi" nde farklı bir
aşamaya geçmiş bulunuyoruz. Şu anda en önemli şey; bir üniversitenin,
bir siyaset bilimi hocasını, Kemalizm konusundaki fikirlerinden dolayı
ders vermekten men etme kararıdır. Rektörün gerekçesinin neresinden
tutacağımı şaşırmış durumdayım.
Bir kere, bu nasıl bir üniversite ki, siyaset bilimi kürsüsünde Kemalizm
eleştirisi yasak. Siz bir üniversitenin psikiyatri bölümünde, Davranışçı
Ekol'ün yasaklandığını, sadece psikanalizin öğretilmesine izin
verildiğini düşünebiliyor musunuz? Ya da, bir fizik bölümünde, "ışık
dalga mıdır; yoksa tanecik mi?" tartışmasında bir görüşün savunulmasının
yasaklandığını? Benim Gazi Üniversitesi rektörüne kısa yoldan çözüm
önerim, eğer Kemalizm'in tartışılmasından korkuyorsa, Atilla Yayla'ya
ders verdirmemekle yetinmeyip, siyaset bilimi bölümünü hatta bütün
sosyal bilimler bölümlerini tez elden kapatmasıdır.
Çünkü zaten, eğer yasalar sadece tek tip siyaset öğrenimi yapılmasını
dayatıyorsa, siyaset bilimi diye bir dal da kalmıyor demektir. Olmayan
bir bilimin fakültesi mi olur? Yayla'nın sözlerinin Gazi Üniversitesi
camiasında "infial" yaratmasına gelince... Tabu haline getirilmiş
fikirlerin sarsılması her zaman infial yaratabilir; öncü fikirler her
zaman provokatif olabilir. Ama üniversiteler tam da bunun için vardır.
Üniversitelerdeki bilimsel özerklik sayesinde en provokatif fikirler de
serbestçe ortaya konulabilir, araştırılabilir. Üniversitelerin
toplumların fikir hayatına öncülük edebilmesi de bu sayede olur.
Üniversite yönetimleri, infial yaratan her fikrin sahibini ders
vermekten men edecek olsa, ders verdirecek hoca bulamaz. Daha doğrusu,
adam gibi üniversitelerde bulamaz. Ben doğal olarak, Gazi Üniversitesi
öğretim üyelerinin ne kadarının Rektör'ün söylediği gibi infial içinde
olduğunu bilmiyorum. Ama diyorum ki, bence o üniversitenin öğretim
üyelerinin asıl şimdi, Rektörlük'ün bu kararı karşısında infial
duymaları gerekir. Eğer duymuyorlarsa, ne fikir özgürlüğünden, ne
araştırma özgürlüğünden ne de üniversitenin bilimsel özerkliğinden
hiçbir şey anlamıyorlar demektir.
Rektörün gerekçeleriyle tartışmayı şu "terbiye yoksunluğu" konusuyla
bitirelim: Atilla Yayla'nın Atatürk'ten "adam" diye bahsetmesinin doğru
olmadığını ben de yazdım. Ama bunu yazarken asıl eleştirim onun kitle
psikolojisini gözetmemesi, Atatürk putlaştırmasının had safhada olduğu
böyle bir toplumda daha dikkatli olması noktasındaydı. Yoksa, eğer
Türkiye normal bir ülke olsaydı; Atatürk de böyle "yarı-tanrı" konumuna
getirilmemiş olsaydı; ulusal bir kahramana "adam" dedi diye bir
profesörün derslerini elinden almak kimsenin aklından geçmezdi. Nitekim
geçmiyor.
Fransa'nın milli kahramanı de Gaulle, Amerika'nın milli kahramanı
Lincoln hakkında her gün çok daha ağır laflar ediliyor. Mesela, Thomas
diLorenzo diye bir adam kalkıp "Lincoln'un Maskesini İndirmek" isimli
bir kitap yazıyor; kitabında Lincoln için "tiran" diyor, kimsenin aklına
Lincoln'e hakaretten suç duyurusunda bulunmak gelmiyor. Zaten orada
Lincoln'u Koruma Kanunu diye bir kanun da bulunmuyor...
Olayın vahim yanlarından biri de AK Parti İzmir İl yöneticilerinin
tepkilerin ortaya çıkmasından sonra aldıkları tutum... Elbette bir parti
panelinde yapılan konuşmalar partiyi değil, konuşmacıları bağlar.
Elbette ki Yayla'nın sözlerinin hesabı AK Parti'den sorulamaz. AK Parti
İzmir İl yöneticilerinden beklenen, o sözlere değil ama o sözlerin fikir
özgürlüğüne inanan bir partinin yarattığı bir platformda ifade
edilebilme hakkına sahip çıkmalarıydı. Apaçık ki, AK Parti demokrasi
mücadelesi verecekse, daha cesur yöneticilere ihtiyacı var.
Konferansta elini sıkıp tebrik ettikleri kişi saldırı altında kalınca
"Ben de konuşmasından dehşete düştüm, salonu terk ettim" diye
açıklamalar yapacak kadar siyasi cesaretten yoksun insanlara değil. Bu
nokta Atilla Yayla için pek önemli değil belki ama, AK Parti'nin kendisi
için önemli. |