|

Türk Siyasetinde Sınırlar: Değişim
ve Zihniyet
Ali Bayramoğlu/ 11.11.2006/ Yeni Şafak
Değişim bir
yönüyle somut sorunlara, somut sorunların çözüm yollarına endekslidir.
Ancak bu mantığı gerektiğinden fazla zorlar, somut sorunları değişimin
ivmesini, hızını, çapını belirleyen araç haline getirirseniz,
sapacağınız yol doğal olmaktan çıkar.
İçe kapalı, ideallerden kopuk; ilke, değer ve kuraldan yoksun, insani ve
toplumsal referansı olmayan bir yolda ilerler. Böylece sorunların
içinden konuşur, sorunların çözümünü sorunlara kilitler, çözümleri değil
görece adımları, ara yolları yüceltirsiniz...
Bu, "Bon pour I'Orient" (Ancak Doğu'da geçerli) bir değişim hattıdır ya
da değişim hattındaki baskın yöndür. Gazete sayfalarında, bu
sayfalardaki güç dengelerine dayalı tutumlarda, statükocu analizlerde,
bu tutum ve analizlerin ardındaki fiili ve sanal güçlerde gizlidir bu
baskın yön...
Bu durum, yaşanan ve yaşanması muhtemel bir değişimin niteliğine ve
sınırlarına ilişkin ipuçları da sunar. Değişimi sıcak güç ilişkileri
çerçevesinde algılama alışkanlığını bir yana iterseniz, daha doğrusu, bu
meseleleri "zihniyet haritamız" içinden okumaya çalışırsanız, değişim
denilen "şey"in sınırlarını da görürsünüz...
Bu haritanın sağcısından solcusuna, kentlisinden köylüsüne herkese
işlemiş iki özelliği vardır. İlki, rantçı ve ataerkil, yani
merkeziyetçi-cemaatçi bir siyaset kültürünün egemenliğidir.
Milliyetçilik, İslamcılık, vs. üzerinden gözleri sadece kendi
cemaatinin, yani ait olduğu, beslendiği grubun yaşam alanına ve bu
grubun devletle ilişkisine dikmeyi ifade eder, bu özellik.
Diğeri, Batı merkezlidir.
Kimimizin öykündüğü, kimimizin yerdiği Batı karşısında her türlü
rasyonaliteden uzak bir duruşa işaret eder. Sonuçta, farklı yollar ve
tutumlar aynı kapıya, olmazsa olmaz bir "Batı'sız bir batılılaşma"ya
çıkar. Asıl adı "Şarklı Batılılaşma" modelidir...
Model aslında devletten bireye değişmez bir şekilde "tehlike ve
tehlikeyi bertaraf etme" mantığı üzerine kuruludur.
Batı'ya benzemek yapısal bir benzemeyi ifade etmez bu modelde; sadece
siyasi bağ, siyasi garanti ve ilişki temeline oturur. Batı hep
fonksiyoneldir, çıkara, konuma ve duruma göre değerlendirilir,
kullanılır. Mesafeli tutulur, öyle olsun, öyle kalsın istenir. Her zora
düşen Batı'ya başvurur, Batı'ya gönderme yapar. Ancak Batı talepte
bulunursa hep birlikte, bir ağızdan Batı'ya çatılır. Bu aslında
ilkelerin değil, çıkarların genişletilmesini ifade eden, özünde otoriter
bir zihniyetten başka bir şey değildir.
Daha doğrusu, böyle bir desteğe ve meşruiyete sahip olmasa, İslami
hareketler ve Kürt kimliği başta olmak üzere, en önemli toplumsal
sorunlarını birer asayiş, ayaklanma, işgal meselesi haline getiren bir
sistem nasıl ayakta durabilir?
Ya da tersten bakılacak olursa, İslami kesim, Kürt hareketi demokrasi
kavramını salt kendi yaşam alanını genişletmek, bu alanın değerlerini
tartışmasız ve mutlak değerler ilan etmek için nasıl
işlevselleştirebilir ya da nasıl cemaat faydacılığının aracı haline
getirebilir?
Değişim haritası zihniyet haritasından bağımsız değildir...
Neden ve nasıl olsun ki! |