|

SELİM DEMİR/KAYSERİ
SORU : Sizlerden ricam namaz vakitleriyle ilgili Nur/58, Hud/114, Bakara
/238, İsra/78 ayetleri ışığında, günde kaç vakit namaz kılmamız
gerekiyor? İnsanlar arasında üç veya beş vakit tartışmasının sebebi
nedir?
CEVAP:
Namaz vakitleri ile ilgili ayetlere birlikte bakarak, bunları birinci
elden uygulayan ve bu uygulama ile ilgili Rabbinden herhangi bir ikaz
almayan, Peygamberimizin nasıl uyguladığına da bakarak sağlıklı bir
sonuca varmaya çalışalım.
"Ey örtünüp bürünen Resulüm! Gecenin bir kısmında kalk, yarısı kadar
veya biraz eksik biraz fazla bir zamanda üzerinde düşünerek Kur'an oku.
Muhakkak Biz sana taşınması ağır bir söz vahyedeceğiz."(73/1-5)
"Şüphesiz Rabbin senin ve seninle beraber olan bir topluluğun, gecenin
üçte ikisinden biraz az, yarısı veya üçte biri kadar bir vakit içinde
(ibadet için) ayakta durduğunuzu bilir. Gece ve gündüzün uzunluğunu
Allah takdir eder. Sizin bunu hesap edemeyeceğinizi bildiği için
tövbenizi kabul etmiştir. Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun…"
(73/20)
"(Ey Muhammed!), Onların söylediklerine sabret. Güneşin doğuşundan ve
batışından önce Rabbini överek tesbih et. Geceleyin secdelerin ardından
da O'nu tesbih et." (50/39-40)
"(Ey Muhammed!) Onların dediklerine sabret; güneşin doğuşundan ve
batışından önce Rabbini överek tesbih et. Gece saatleri ve gündüzün iki
ucunda da tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin."(20/130)
"(Ey Muhammed!) Güneşin batıya doğru meyletmesinden gecenin kararmasına
kadar belirlenen vakitler de namaz kıl; ve fecrin kur'anını da. Çünkü
fecrin kur'anı şahitlidir."(17/78)
"Gecenin bir vaktinde onun için kalk sana mahsus olarak fazladan olarak
namaz kıl. Umulur ki, Rabbin seni övgüye değer bir makama
yükseltir."(17/ 79)
Bu ayetlerin geliş sırasını da dikkate alarak anlamaya çalıştığımız da,
gece namazıyla başlayıp kemale doğru giden bir artışın olduğunu
görüyoruz. İlk gelen surelerden olan Müzzemmil'de "gecenin bir kısmında"
kılınması istenen namaz, Kaf suresi 39-40'da ise "güneşin doğmasından ve
batmasından önce" ibaresi ilave ediliyor. Taha 130' da da buna ek olarak
"gündüzün iki ucunda da" ifadesiyle bir ilave daha yapılıyor. Rum
17-18'de: "Akşamlarken sabahlarken, günün sonunda ve öğleye erdiğinizde"
ifadeleriyle de yeni bir boyut daha kazanıyor. Bu da bize namaz
ibadetinin birden beşe doğru artan bir süreç geçirdiğini gösteriyor.
İslam yirmi üç yıl gibi bir süreçte tamamlandığına göre bunun namaz
konusunda da azdan çoğa doğru bir seyir izlemesi gayet normaldir.
Esas bizi ilgilendiren ve bağlayıcı olan, bu ayetlerin ilk muhatabı olan
Peygamberimizin hayata nasıl uyguladığıdır. Ayetlerde geçen ifadelerin
neye tekabül ettiğini peygamberlik süresince yapıp yaşayarak ümmetine
bilfiil gösteren peygamberimizin uygulamaları en açık bir biçimde ortaya
koymaktadır.
Bunu yılın her ayı ve gününe tekabül eden gecesi, gündüzü, seferi ve
hazeri, savaş ve barışı, bayram ve ramazan geceleri de dahil olmak üzere
on yıllık Medine hayatında, ümmetin önünde yaptığı uygulama ile
göstermiştir.
Bugün Müslümanların genel olarak uyguladıkları, sabah, öğle, ikindi,
akşam ve yatsı olmak üzere farz olarak beş vakitte eda edilen namaz
vakitleri yukarıdaki ayetlerin beyanı peygamberimizin uygulamasıyla
müşahhas olarak ortaya konmuştur. Ümmete farz olan bu vakitlerin
haricinde nafile olarak 17/79'da Peygamberimizin kendine özgü gece
namazı ve diğer nafileler de aynen zamanımıza kadar intikal etmiştir.
Bugün üzerinde bazı anlayış sahiplerinin tartıştığı konu, Rasulullah'ın
belirlediği gibi beş vakit olan günlük namazı, yolculuk ve hac nedeniyle
seferde, bazı zamanlar da yolcu olmadığı halde: Öğle ile ikindiyi bir
vakitte, akşam ile yatsıyı da bir vakitte olmak üzere, beş vakti üç
vakitte kılmak ile alakalıdır. Buna namazları cem etmek denilmektedir.
(Bununla ilgili dayanılan deliller Buhari'nin Tecrid'inde 2/487, 8/375,
10/420 no'lu hadislerdir). Hacda ve seferde bunu peygamberimiz
yapmıştır. Seferde değilken de Medine’de bir defa uygulamış ve
göstermiştir. Ravi bunu naklettiği haberde: "Medine'de normal bir gündü.
Olağanüstü bir durum da yoktu. Rasulullah mescide geldi. Öğle ile
ikindiyi bir vakitte, akşamla yatsıyı da bir vakitte kıldırdı"
demektedir. Bu ve benzeri Peygamberimizin ameli uygulamalarını nesilden
nesile intikal eden uygulamalar olarak aynen alır ve hayatımızdaki
yerine koyarız.
Bizim niyetimiz "üzüm yemekse" bu olayların dışında namazlarını beş
vakitte kılan ve kıldıran Allah elçisine tabi olmaktır. Çünkü bu
uygulamanın sağlaması yapılmış ve vahiyle onaylanmıştır. Çünkü,
Peygamber (as)'ın hayatta iken yaptığı bir uygulama ilahi iradeye uygun
olmaz ise vahiyle düzeltilirdi. Böyle bir düzeltme olmadığına göre
yapılan iş Allah'ın rızasına uygun demektir. Yersiz tartışmaların
Müslüman'a hayırlı bir getirisi olmayacağından, "size selam" deyip bu
konudaki nebevi uygulamaya tabi oluruz.
SORU 2: Kur'an'da tutamadığımız oruçların kaza edilmesinden
bahsedilirken namazların kazasından bahsedilmemektedir. Fakat namazın
belli vakitlerde farz kılındığı ile ilgili bilgiler hem namaz
vakitlerini bildiren ayetlerde hem de Nisa 103. ayetinde
bildirilmektedir. Bugün vaktinde kılınmayan namazların kaza edilmesi
gerektiği söyleniyor. Eğer kaza kabul oluyorsa biz de namazları
biriktirir kılarız. Yok olmuyorsa ne diye kaza kılmamız isteniyor? Bunun
kitap ve sünnetteki yeri nedir?
CEVAP: Namazların kazasıyla ilgili Kur'ani bir malumatın olmayışını
tesadüfi bir sebebe bağlamak mümkün değildir. Namazı kılmamız konusunda
tanınan imkanlar çerçevesinde bakıldığında bunun nedenini görmek
mümkündür. Namazı terk edebileceğimiz bir mazeret söz konusu değildir.
Hasta olan kimseler imkanı ölçüsünde (ayakta, oturarak, yanı üzere
yatarak (3/191) ve 2/286. ayetine göre de gücü ne kadarına yetiyorsa o
kadarıyla sorumlu olduğunu bilmek ve) abdest konusunda su bulamayanların
veya suyu kullanma imkanı olmayan misafir ve yolcuların abdest ve gusül
için teyemmüm ederek kılma imkanı (5/6), can güvenliğinin olmadığı yerde
namazı kısaltarak (4/101-103); yolculuk esnasında tehlike varsa
yürüyerek veya hayvan üzerine binili halde yola devam ederken kılabilme
imkanı (2/239); uykuda veya unutarak kılınamayan namazları uyanınca veya
hatırlayınca kılmak (2/286) gibi ruhsat ve imkanlar verilmiştir ki her
halükarda kılınabilmesi için her türlü kolaylık sağlamıştır.
Aynı zamanda Kur'an'ın bir tek ayetinde bile "şu haldeyken namaz
kılmayabilirsiniz" ifadesi yoktur. "…Namaz inananlara belirli vakitlerde
farz kılınmıştır" (4/103) emri gereğince düşünülmesi gerekir. Sayılan bu
mazeretler dışında namazlarını kasden terk eden kimselerin ve ömrünün
belli bir döneminde bu işlere bakmayanların namazlarının kazası söz
konusu değildir. Bunlar için Allah'a samimiyetle tövbe ederek yanlış
yaptığının farkına vardığı andan itibaren ibadetlerini yerinde ve
zamanında yerine getirmeye söz vererek azim ve kararlılıkla ibadetlerine
devem etmesi gerekir. Umulur ki, Allah tövbesini kabul eder günahlarını
bağışlar.
Ayrıca namaz ibadetinin belirli vakitlerde tekrar edilmesinin
hikmetinin, insanın fıtratıyla yakından alakalı olduğunu düşünüyoruz.
İnsan namazla sürekli Rabbine karşı konumunu hatırlayarak her türlü
aşırılık ve kötülükten kendisini çekebilme şansını elde etmektedir. Bu
durumu Allah: "Namaz insanı aşırılıktan ve kötülüklerden uzak tutar"
(29/45) beyanıyla ifade etmektedir. İnsanın, içinde bulunduğu nimetin
sahibine şükrünü eda etmediği zaman, kendini müstağni görerek azacağı
96/6-8'da belirtilmiştir.
İşte vaktinde kılınan namaz, kılanını bu tehlikelerden uzaklaştırıp
Allah'a yaklaştırırken; geçmişte yapmamız gerekeni yapmamışsak zaten o
zamanı boşa geçirmişiz demektir ve bunun hesabını Allah soracaktır.
Mesele sadece kılınmayan namazları kılmakla bitmiyor. Namazdan uzak
olmanın sonucu dünyevileşip azgınlaşarak geldiğimiz bir yer, yaptığımız
uygunsuz işler de vardır. Bunların da hesabı sorulacaktır.
Bunu fiziken beslenmek için her gün belli vakitlerde yemek zorunda
olduğumuz gıdalara benzetebiliriz. Biri fiziki yapımızı diğeri de fikri
yapımızı beslemektedir. Zamanında yapılması gereken doğru beslenme
olmayınca, bünyenin sağlığı bozulduğu gibi, zamanında yapılmayan
ibadetlerin de, bizde meydana getireceği eksiklik nedeniyle olaylar
karşısında doğru düşünüp uygun olanı yapma şansına sahip olamayız. Bu
nedenle kasden terk ettiğimiz namazları bilahare toptan kılmakla bu
kayıpları telafi etmemiz söz konusu değildir. Bunun için, bir daha
dönmemek üzere tövbe etmek ve bundan sonra namazlarımızı zamanında
aksatmadan kılmaya çalışmaktır. Allah'ın tövbemizi kabul edip bizi
bağışlaması için "yalvarıp yakararak gizlice" dua edip bağışlanmayı
dilemektir.
Peygamberimizin sünnetinde kaza namazıyla ilgili bir örnek yoktur.
Sadece bir sefer dönüşü sabah namazını ordu ve peygamberimiz uyuyarak
geçirdikleri için, güneşin doğmasından sonra topluca eda etmişlerdir.
Bunun üzerinden bir vakit geçmemiş olması nedeniyle edaen kılmışlardır.
Yalnız farzların dışında gündüz ve gece de her fırsat bulunduğunda
dileyen dilediği kadar nafile namaz kılabilir. Allah kimseye bu konuda
bir engel koymamıştır. Bu, günlük olarak kulun nefsini tezkiyesi ile
ilgilidir ki, bunun örnekleri peygamberimizde çoktur: Farzlardan önce ve
sonra kılınan nafilelerle gece namazı gibi. |