Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 336 | Aralık  2006

                   

 

 


SELİM  DEMİR/KAYSERİ

SORU : Sizlerden ricam namaz vakitleriyle ilgili Nur/58, Hud/114, Bakara /238, İsra/78 ayetleri ışığında, günde kaç vakit namaz kılmamız gerekiyor? İnsanlar arasında üç veya beş vakit tartışmasının sebebi nedir?

CEVAP: Namaz vakitleri ile ilgili ayetlere birlikte bakarak, bunları birinci elden uygulayan ve bu uygulama ile ilgili Rabbinden herhangi bir ikaz almayan, Peygamberimizin nasıl uyguladığına da bakarak sağlıklı bir sonuca varmaya çalışalım.
"Ey örtünüp bürünen Resulüm! Gecenin bir kısmında kalk, yarısı kadar veya biraz eksik biraz fazla bir zamanda üzerinde düşünerek Kur'an oku. Muhakkak Biz sana taşınması ağır bir söz vahyedeceğiz."(73/1-5)
"Şüphesiz Rabbin senin ve seninle beraber olan bir topluluğun, gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı veya üçte biri kadar bir vakit içinde (ibadet için) ayakta durduğunuzu bilir. Gece ve gündüzün uzunluğunu Allah takdir eder. Sizin bunu hesap edemeyeceğinizi bildiği için tövbenizi kabul etmiştir. Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun…" (73/20)
"(Ey Muhammed!), Onların söylediklerine sabret. Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini överek tesbih et. Geceleyin secdelerin ardından da O'nu tesbih et." (50/39-40)
"(Ey Muhammed!) Onların dediklerine sabret; güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini överek tesbih et. Gece saatleri ve gündüzün iki ucunda da tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin."(20/130)
"(Ey Muhammed!) Güneşin batıya doğru meyletmesinden gecenin kararmasına kadar belirlenen vakitler de namaz kıl; ve fecrin kur'anını da. Çünkü fecrin kur'anı şahitlidir."(17/78)
"Gecenin bir vaktinde onun için kalk sana mahsus olarak fazladan olarak namaz kıl. Umulur ki, Rabbin seni övgüye değer bir makama yükseltir."(17/ 79)
Bu ayetlerin geliş sırasını da dikkate alarak anlamaya çalıştığımız da, gece namazıyla başlayıp kemale doğru giden bir artışın olduğunu görüyoruz. İlk gelen surelerden olan Müzzemmil'de "gecenin bir kısmında" kılınması istenen namaz, Kaf suresi 39-40'da ise "güneşin doğmasından ve batmasından önce" ibaresi ilave ediliyor. Taha 130' da da buna ek olarak "gündüzün iki ucunda da" ifadesiyle bir ilave daha yapılıyor. Rum 17-18'de: "Akşamlarken sabahlarken, günün sonunda ve öğleye erdiğinizde" ifadeleriyle de yeni bir boyut daha kazanıyor. Bu da bize namaz ibadetinin birden beşe doğru artan bir süreç geçirdiğini gösteriyor. İslam yirmi üç yıl gibi bir süreçte tamamlandığına göre bunun namaz konusunda da azdan çoğa doğru bir seyir izlemesi gayet normaldir.
Esas bizi ilgilendiren ve bağlayıcı olan, bu ayetlerin ilk muhatabı olan Peygamberimizin hayata nasıl uyguladığıdır. Ayetlerde geçen ifadelerin neye tekabül ettiğini peygamberlik süresince yapıp yaşayarak ümmetine bilfiil gösteren peygamberimizin uygulamaları en açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Bunu yılın her ayı ve gününe tekabül eden gecesi, gündüzü, seferi ve hazeri, savaş ve barışı, bayram ve ramazan geceleri de dahil olmak üzere on yıllık Medine hayatında, ümmetin önünde yaptığı uygulama ile göstermiştir.
Bugün Müslümanların genel olarak uyguladıkları, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere farz olarak beş vakitte eda edilen namaz vakitleri yukarıdaki ayetlerin beyanı peygamberimizin uygulamasıyla müşahhas olarak ortaya konmuştur. Ümmete farz olan bu vakitlerin haricinde nafile olarak 17/79'da Peygamberimizin kendine özgü gece namazı ve diğer nafileler de aynen zamanımıza kadar intikal etmiştir.
Bugün üzerinde bazı anlayış sahiplerinin tartıştığı konu, Rasulullah'ın belirlediği gibi beş vakit olan günlük namazı, yolculuk ve hac nedeniyle seferde, bazı zamanlar da yolcu olmadığı halde: Öğle ile ikindiyi bir vakitte, akşam ile yatsıyı da bir vakitte olmak üzere, beş vakti üç vakitte kılmak ile alakalıdır. Buna namazları cem etmek denilmektedir. (Bununla ilgili dayanılan deliller Buhari'nin Tecrid'inde 2/487, 8/375, 10/420 no'lu hadislerdir). Hacda ve seferde bunu peygamberimiz yapmıştır. Seferde değilken de Medine’de bir defa uygulamış ve göstermiştir. Ravi bunu naklettiği haberde: "Medine'de normal bir gündü. Olağanüstü bir durum da yoktu. Rasulullah mescide geldi. Öğle ile ikindiyi bir vakitte, akşamla yatsıyı da bir vakitte kıldırdı" demektedir. Bu ve benzeri Peygamberimizin ameli uygulamalarını nesilden nesile intikal eden uygulamalar olarak aynen alır ve hayatımızdaki yerine koyarız.
Bizim niyetimiz "üzüm yemekse" bu olayların dışında namazlarını beş vakitte kılan ve kıldıran Allah elçisine tabi olmaktır. Çünkü bu uygulamanın sağlaması yapılmış ve vahiyle onaylanmıştır. Çünkü, Peygamber (as)'ın hayatta iken yaptığı bir uygulama ilahi iradeye uygun olmaz ise vahiyle düzeltilirdi. Böyle bir düzeltme olmadığına göre yapılan iş Allah'ın rızasına uygun demektir. Yersiz tartışmaların Müslüman'a hayırlı bir getirisi olmayacağından, "size selam" deyip bu konudaki nebevi uygulamaya tabi oluruz.
SORU 2: Kur'an'da tutamadığımız oruçların kaza edilmesinden bahsedilirken namazların kazasından bahsedilmemektedir. Fakat namazın belli vakitlerde farz kılındığı ile ilgili bilgiler hem namaz vakitlerini bildiren ayetlerde hem de Nisa 103. ayetinde bildirilmektedir. Bugün vaktinde kılınmayan namazların kaza edilmesi gerektiği söyleniyor. Eğer kaza kabul oluyorsa biz de namazları biriktirir kılarız. Yok olmuyorsa ne diye kaza kılmamız isteniyor? Bunun kitap ve sünnetteki yeri nedir?
CEVAP: Namazların kazasıyla ilgili Kur'ani bir malumatın olmayışını tesadüfi bir sebebe bağlamak mümkün değildir. Namazı kılmamız konusunda tanınan imkanlar çerçevesinde bakıldığında bunun nedenini görmek mümkündür. Namazı terk edebileceğimiz bir mazeret söz konusu değildir. Hasta olan kimseler imkanı ölçüsünde (ayakta, oturarak, yanı üzere yatarak (3/191) ve 2/286. ayetine göre de gücü ne kadarına yetiyorsa o kadarıyla sorumlu olduğunu bilmek ve) abdest konusunda su bulamayanların veya suyu kullanma imkanı olmayan misafir ve yolcuların abdest ve gusül için teyemmüm ederek kılma imkanı (5/6), can güvenliğinin olmadığı yerde namazı kısaltarak (4/101-103); yolculuk esnasında tehlike varsa yürüyerek veya hayvan üzerine binili halde yola devam ederken kılabilme imkanı (2/239); uykuda veya unutarak kılınamayan namazları uyanınca veya hatırlayınca kılmak (2/286) gibi ruhsat ve imkanlar verilmiştir ki her halükarda kılınabilmesi için her türlü kolaylık sağlamıştır.
Aynı zamanda Kur'an'ın bir tek ayetinde bile "şu haldeyken namaz kılmayabilirsiniz" ifadesi yoktur. "…Namaz inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır" (4/103) emri gereğince düşünülmesi gerekir. Sayılan bu mazeretler dışında namazlarını kasden terk eden kimselerin ve ömrünün belli bir döneminde bu işlere bakmayanların namazlarının kazası söz konusu değildir. Bunlar için Allah'a samimiyetle tövbe ederek yanlış yaptığının farkına vardığı andan itibaren ibadetlerini yerinde ve zamanında yerine getirmeye söz vererek azim ve kararlılıkla ibadetlerine devem etmesi gerekir. Umulur ki, Allah tövbesini kabul eder günahlarını bağışlar.
Ayrıca namaz ibadetinin belirli vakitlerde tekrar edilmesinin hikmetinin, insanın fıtratıyla yakından alakalı olduğunu düşünüyoruz. İnsan namazla sürekli Rabbine karşı konumunu hatırlayarak her türlü aşırılık ve kötülükten kendisini çekebilme şansını elde etmektedir. Bu durumu Allah: "Namaz insanı aşırılıktan ve kötülüklerden uzak tutar" (29/45) beyanıyla ifade etmektedir. İnsanın, içinde bulunduğu nimetin sahibine şükrünü eda etmediği zaman, kendini müstağni görerek azacağı 96/6-8'da belirtilmiştir.
İşte vaktinde kılınan namaz, kılanını bu tehlikelerden uzaklaştırıp Allah'a yaklaştırırken; geçmişte yapmamız gerekeni yapmamışsak zaten o zamanı boşa geçirmişiz demektir ve bunun hesabını Allah soracaktır. Mesele sadece kılınmayan namazları kılmakla bitmiyor. Namazdan uzak olmanın sonucu dünyevileşip azgınlaşarak geldiğimiz bir yer, yaptığımız uygunsuz işler de vardır. Bunların da hesabı sorulacaktır.
Bunu fiziken beslenmek için her gün belli vakitlerde yemek zorunda olduğumuz gıdalara benzetebiliriz. Biri fiziki yapımızı diğeri de fikri yapımızı beslemektedir. Zamanında yapılması gereken doğru beslenme olmayınca, bünyenin sağlığı bozulduğu gibi, zamanında yapılmayan ibadetlerin de, bizde meydana getireceği eksiklik nedeniyle olaylar karşısında doğru düşünüp uygun olanı yapma şansına sahip olamayız. Bu nedenle kasden terk ettiğimiz namazları bilahare toptan kılmakla bu kayıpları telafi etmemiz söz konusu değildir. Bunun için, bir daha dönmemek üzere tövbe etmek ve bundan sonra namazlarımızı zamanında aksatmadan kılmaya çalışmaktır. Allah'ın tövbemizi kabul edip bizi bağışlaması için "yalvarıp yakararak gizlice" dua edip bağışlanmayı dilemektir.
Peygamberimizin sünnetinde kaza namazıyla ilgili bir örnek yoktur. Sadece bir sefer dönüşü sabah namazını ordu ve peygamberimiz uyuyarak geçirdikleri için, güneşin doğmasından sonra topluca eda etmişlerdir. Bunun üzerinden bir vakit geçmemiş olması nedeniyle edaen kılmışlardır.
Yalnız farzların dışında gündüz ve gece de her fırsat bulunduğunda dileyen dilediği kadar nafile namaz kılabilir. Allah kimseye bu konuda bir engel koymamıştır. Bu, günlük olarak kulun nefsini tezkiyesi ile ilgilidir ki, bunun örnekleri peygamberimizde çoktur: Farzlardan önce ve sonra kılınan nafilelerle gece namazı gibi.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...