|

SELAM
İLE...
Kıymetli okuyucularımız,
Geçtiğimiz ayın gündemini, Papa 16. Benedikt'in Türkiye'ye gelişiyle
birlikte başlayan tartışmalar işgal etti. Biz de bu konuyu YORUM
bölümünde değerlendirdik ve Papa'nın, Medeniyetler Çatışması tezini
destekleyen önceki konuşmalarının aksine, Medeniyetler İttifakı
projesine katkıda bulunacak bir program takip etmesinin anlamı üzerinde
durduk. Öyle anlaşılıyor ki, birileri Papa'nın kulağını çekmişti ve
kendisine 'nerede durması gerektiğini' hatırlatmıştı. Papalık kurumu da,
başlangıçtan beri edindiği refleksin gereği olarak, küresel iktidarın
sahiplerinin arzusunu yerine getirmişti. İşte bu geziyi bu şekilde
özetlemenin mümkün olduğuna inanıyoruz. Ayrıca Papa'nın daha önceki
açıklamalarından dolayı özür dilemesi gerektiği yönünde bazı kesimlerce
dillendirilen taleplerin ciddi bir temelinin olmadığını düşünüyoruz ve
gerçek bir özrün öncelikle Allah'tan dilenmesi gerektiğine, yani bütün
Hıristiyanlık tarihi boyunca Teslis akidesi çerçevesinde işlenen şirk
cürmünden dolayı, Papa'nın ve aynı akideyi paylaşan diğer Hıristiyan
mezheplerinin Allah'tan özür dilemesi gerektiğine inanıyoruz. Bundan
sonra da, Allah'ın oğlu olduğu iftirasını attıkları Hz. İsa'dan ve
peygamberliğini inkar ettikleri Hz. Muhammed'ten özür dilemeleri
durumunda, bu özrün kabul edilmeye daha çok layık olduğunu düşünüyoruz.
KAVRAM bölümünde, gündeme uygunluğu nedeniyle, 'hoşgörü' kavramını
yeniden yayınlamayı uygun gördük. Şirke ve küfre karşı tepkisizliği,
hatta şirki ve küfrü içselleştirmeyi beraberinde getiren bu kavramın,
Müslümanların zeminlerini kaydırmak için kullanıldığının altını çizdik
ve Müslümanların kulağa hoş gelen bu tür kavramlara karşı uyanık
olmaları gerektiğine dikkat çektik. DÜŞÜNCE bölümünde, Mehmed Durmuş,
Papa'nın Türkiye'ye gelişini değerlendirdi ve geziden önceki
Papalık-karşıtı söylemin bir anda dostluk ve hoşgörü mesajlarına
dönüşmesinin, Müslümanların yeniden Müslümanlaşması gerektiği gerçeğini
öğrettiğini belirtti. Atasoy Müftüoğlu, günümüz dünyasında egemen olan
ideolojik iklimi ideolojik ütopyacılık olarak nitelediği yazısında,
efsanelere dayalı bu ideolojik ütopyaların, Müslümanların
sorumluluklarının bilincine varmalarıyla birlikte, silinip yok olacağını
ifade etti. Aykut Akça, günümüz insanında yaygın olan bir yanlış
anlayışa dikkatleri çekti ve görünüşteki uygarlık emarelerinin, bir
değer taşımadığına, kişilerin ancak Tevhid'in aslına vakıf olmaları ve
İslam'ın ruhunu kavramaları durumunda kurtuluşa erebileceklerine vurguda
bulundu. Ahya Aras ise, Ecevit'in ölümünün ardından basında çıkan haber
ve yorumları derlediği yazısında, Ecevit hakkında 'yorum' yapmayı mümkün
kılacak alıntılar yaptı. ÇEVİRİ bölümünde, geçtiğimiz sayıda
yayınladığımız ve yükselen bir güç olarak Çin'in değerlendirildiği
Helmut Peters yazısının devamını bu sayıda bulabilirsiniz. LOKAL
ETKİNLİKLERİ bölümünde, daha önceki yıllarda uyguladığımız yöntemden
farklı olarak, bu dönemde, lokalimizde verilen konferansların kısa
özetlerini vermeyi uygun gördük. Böylece okuyucularımızın da, lokal
etkinlikleri çerçevesinde konuşulup tartışılan konulardan haberdar
olmalarını istedik. Bu bağlamda, ilk konferansları, dergimizin yayın
kurulu üyelerinden M. Kürşad Atalar, Erhan Aktaş ve Hüseyin Bülbül
verdiler. Bir sonraki ayın konuşmacıları ve bildiri başlıklarına ilişkin
duyuruyu da zaten dergimizin arka iç kapak sayfasında yayınlıyoruz.
SANAT-EDEBİYAT bölümünde ise, Murat Kirişçi, Francis Fukuyama'nın
"Tarihin Sonu ve Son İnsan" adlı kitabını değerlendirdi. Ayrıca bu
bölümde, M. Önal Mengüşoğlu'nun 'Güz Halkı' ve Alaaddin Özdenören'in
'Visal' adlı şiirlerini bulabilirsiniz. MEKTUPLAR bölümünde, vakit
namazların sayısı, namazların cem'i, kaza namazı, kabirlerde Kur'an
okunması, musibet ve Allah'ın takdiri, altına düşen nisab miktarı
konularındaki sorularınızı cevapladık. GÜNDEM bölümünde ise, geçtiğimiz
ayın olayları ile ilgili önemli haber ve yorumları sizler için seçtik.
Umuyoruz ki beğeneceksiniz.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere hepinizi Allah'a emanet ediyoruz. |