|

"Papa’nın Haçlı Seferi”
Çev.: Kamil Cengiz
Justus Leicht / 22.09.2006, www.wsws.org/de
Josef Ratzinger'in XVI.
Benedikt olarak Bavyera ziyareti bağlamında Regensburg Üniversitesi'nde
yaptığı konuşma İslam dünyasında şiddetli protestolara yol açtıktan
sonra, Vatikan olayı geçiştirmeye çalışıyor. Papa "konuşmanın bazı
pasajlarına karşı reaksiyonlar"dan dolayı üzüntü duyduğunu belirtti,
fakat pasajlardan üzüntü duymadı. Ve basın da -özellikle Alman basını-
tepkileri bir yanlış anlamanın sonucu olarak göstermeye çalıştı.
Hakikatte ise durum hiç de öyle değil. Papa'nın 11 Eylül terör
saldırılarının beşinci yıldönümünden bir gün sonra yaptığı konuşmasının
etkilerini kestiremediğine inanmak fazlasıyla safdillik olur.
Bavyera-gezisinde hiçbir şey tesadüfe bırakılmamıştı. Her jest
hazırlanmıştı, her kelime itinalı bir şekilde koordine edilmişti. En
nihayetinde Vatikan diğer dinlere muamele konusunda 2000 senelik bir
tecrübeye sahip.
Ratzingerin konuşması Ortadoğu'nun kolonyal boyunduruk altına
sokulmasının git gide ideolojik olarak meşrulaştırıldığı bir zamana
tekabül ediyor. "Teröre karşı savaş" olarak başlayan şey, "şiddet
yanlısı İslamcılığa" "İslam-faşizmine" karşı ve "Hıristiyan dünyasının
savunulması" için bir mücadeleye doğru genişliyor.
Bunun dışında konuşma eski Ratzinger-ifadeleri ile bir paralellik ve
süreklilik arz etmektedir - geçmiş tarihlerde ortaya attığı Türkiye'nin
AB üyeliğine karşı ifadeler ya da Avrupa anayasasında Avrupa'yı saf
Hıristiyan teşekkül olarak tanımlayacak şekilde Tanrı'ya atıfta
bulunulmasına dair ifadeleri örnek olarak verilebilir.
Elbette bir Papa bir George W. Bush ya da bir Bavyera Eyalet Başkanı
gibi hoyratça İslam'a karşı tahrikte bulunamaz. Nihayet dünya çapındaki
bir milyar Katoliğin bir çoğu daha çok müslüman ülkelerde
yaşamaktadırlar. Bu nedenle mesajını inanç ve akıl üzerine bir konuşma
içerisinde saklıyor ve bunu 14./15. yüzyıldaki bir Bizanslı Kayzerin
ağzından ulaştırıyor. Yine de mesaj çok açık ve net idi: "Hıristiyanlık
barışçıl ve akıllıdır, İslam ise şiddet yanlısı ve gayri aklidir." Ve bu
mesaj -Papa bunu da biliyordu- eğer bilahare "üzüntü" duysa bile
silinmeyip yapışık kalacaktı.
Sadece birçok müslüman değil, George W. Bush bile Ratzinger'in mesajını
anlamakta zorlanmadılar. O Papa'yı koruma altına aldı ve konuşmasını
kendi "teröre karşı savaşı" ile bağlantılandırdı. CNN ile yapılmış bir
söyleşide "bu mücadele dinlerle ilgili bir mücadele değil" diyordu. "Bu
dini öldürmek için kullanan insanlar ile barış için olan insanlar
arasındaki mücadeledir." Bu bir kültürlerarası savaş değilmiş, fakat
"kültür için bir savaş"mış.
Batı kültürünü Amerikan bombaları ve işgal terörü olarak yaşayan Irak
halkı bu sözleri hakkıyla takdir edecektir.
Tarihin saptırılması
Ratzinger'in Regensburg konuşması Alman medyası tarafından oldukça
entellektüel bir konuşma olarak görüldü ve bir hayli övüldü. Hakikatte
ise beceriksiz, dürüst olmayan ve kötü niyetli bir tarih saptırmasından
başka bir şey değildi.
Papa'nın - daha sonra kendisi ve Kardinal-devlet sekreterinin iddia
ettikleri gibi- "nereden gelirse gelsin din motifli şiddetin açık bir
reddi" için Bizans kayzeri II. Manuel Palaeologos'dan iktibasda
bulunması bile - eşi benzeri olmayan tarihi bir utanmazlıktan başka bir
şey değildir.
II. Manuel "kutsal savaşı" kesinlikle genel olarak reddetmiyordu. Onun
Bizans İmparatorluğu 14. yüzyılda o kadar çöküş içindeydi ki, Osmanlı
İmparatorluğu’na paralı asker hizmetleri sunuyordu, sonunda onlarla da
ilişkilerini kesip Osmanlılara karşı Haçlı Seferleri düzenlenmesi için
çalışmalara başlamıştı. Sonunda Müslüman Timur Lenk altındaki birinci
Osmanlı İmparatorluğunu çok vahşice harap eden Moğol hücumu onun
kurtuluşu olmuştu. II. Manuel Osmanlılar üzerindeki Ankara'daki
zaferinden sonra Timur Lenk'e hediyeler göndermişti.
Ratzinger Hıristiyanlığın barışçıl ve akli karakterine şahit olsun diye
işte bu adama referansta bulunuyor. "Kültürlü bir Farslı" ile yapılan
bir konuşmada II. Manuelin söylediği şu sözleri iktibas ediyor:
'Muhammed'in yeni getirdiği bir şeyi bana söylesene, sadece kötü ve
gayri insani şeyler bulabilirsin, mesela inancını kılıç ile yayma emri
gibi.'
Her ne kadar Papa sadece Ortaçağ'a ait bir metinden içeriğini kendine
mal etmeden iktibas yaptığını iddia etse bile, bütün konuşması boyunca
bir kere bile bu iktibasın içeriğinden ictinap etmiyor. Tam tersine,
İslam'a sürekli şiddeti meşrulaştırdığı ve başka inanç mensuplarına
baskı uyguladığını isnat ediyor.
Eğer Ratzinger'in hakiki niyeti bütün şekilleriyle din motifli şiddeti
reddetmek olsaydı İslam'ı örnek olarak getirmek için zahmet etmesine hiç
gerek yoktu. Kendi Kilisesinin tarihinde inancın kılıç ile yayılması
konusunda sayısız örnek mevcut.
Muhammed doğmadan üç yüz yıl önce Katolik kilisesinde aziz olarak
kutsanan Hippolu Augustinus adil savaşla ilgili öğretiyi -"bellum
iustum"- geliştirmişti. Hıristiyanlık o zamanlarda Roma İmparatorluğu
içinde devlet dini olmuştu, Roma ordusunda artık sadece Hıristiyanlar
hizmet verebiliyorlardı.
İslam'ın daha sonraki yayılmalarına karşı da XVI. Benedikt'in selefleri
teolojik tartışmalarla tepki vermemişlerdi: 1095 yılında Papa II. Urban
ilk Haçlı Seferini başlatmıştı ve sonraki yıllarda da Hıristiyan şövalye
orduları Ortadoğu üzerine sürekli katliamlar yaparak ve bölgeyi ateşe
vererek saldırmışlardı.
Müslüman İspanya'yı tekrar Hıristiyan hakimiyeti altına getiren
Reconquista'nın vahşiliği sayısız edebi yapıtlarla belgelenmiştir.
Hıristiyan imha öfkesinden kurtulan tek tük binalar, bugün İslam
kültürünün üstünlüğüne şehadet ediyorlar. Reconquista'nın koruyucu azizi
olan "Müslüman Kasabı Jakob" diye bilinen zatın bugün bile halen Katolik
kilisesinin İspanya'yı himayesine almış azizi olarak kutsandığını
hatırlatmaya gerek yok sanırım.
Katoliklik ve Akıl
Ratzinger'in konuşmasının geri kalan bölümleri de en kötü tarzda
yapılmış sahte tarih üretimidir.
Hıristiyan inancın ta başından beri Yunan Felsefesiyle "aynı potada
eridikleri" ve bu nedenle özünde akli olduğu iddiası gibi. İslam için
ise Tanrı'nın iradesi "bizim sahip olduğumuz kategorilerden hiçbirine
bağlı değildir, bu isterse makuliyet kategorisi olsun."
Ratzinger devamında şunları iddia ediyor: Hıristiyanlık "Doğu'daki
kökeni ve önemli açılımlarına rağmen tarihi bakımdan belirleyici şeklini
Avrupa'da almıştır. Biz tersinden de söyleyebiliriz: Bu karşılaşma
[Hıristiyanlık ve Yunan Felsefesi arasında] ki bunun üzerine Roma'nın
mirası da geliyor, Avrupa'yı oluşturdu ve haklı olarak Avrupa denen
şeyin temeli kalacaktır."
Bu tamamen saçmadır. Yunan Felsefesini koruyup Avrupa'ya getiren
Hıristiyanlıktan çok İslam'dı. İslam'ın tarihiyle ilgili temel bir
yapıtta, Yunan Felsefesinin ve bilimin keşfedilmesi "İslam üzerine o
derece etki yaptı ki, bazen kendi fikri dünyasının orijinalliğini
reddetmeyi bile akla getirebildi." deniyor. Aslında İslam'a "Avrupa'nın
kendisinden yabancılaştığı antik mirası yeniden keşfedip yeniden
canlandırdığı için" teşekkür edilmesi lazım.
Ve tam Ratzinger'in iddia ettiklerinin zıddı olarak orada şunlar
yazıyor: "Bu düşünce Hıristiyanlığın içine çok zor girebildiği halde,
bir müslüman için inanç ve akıl prensip itibariyle çelişkili şeyler
değildi. " [Fischer Weltgeschichte: Der Islam I., Başından Osmanlı
İmparatorluğuna Kadar S. 127 f.)]
Modern Avrupa Hıristiyanlık tarafından değil, Hıristiyanlığa ve
özellikle Katolik Kilisesine karşı savaş ile ortaya çıktı. Katolik
Kilisesi ise, farklı inançlılara, aydınlanmaya ve hümanizme, tabanda
gelişen sosyal hareketlere karşı ateş ve kılıçla karşı geldi.
Ortaçağ'a ait en sonuncu, kelimenin tam anlamıyla mutlakiyetçi hükümdar
Papa'nın ta kendisidir. Vatikan'ın anayasasında birinci maddede:
"Vatikan devletinin başı olarak Papa yargı, yürütme ve yasamanın bütün
gücünü zatında barındırır." Ve kanonik hukukun kodeksinde Can. 331'de
"Mesih'in temsilcisi ve yeryüzünde kilisenin çobanıdır; bu nedenle
kilisedeki bulunduğu konumdan dolayı en üstün, tam, doğrudan ve evrensel
düzenleyici dilediği gibi kullanabileceği kuvvete sahiptir".
Engizisyonun Mirası
XVI. Benedikt göreve başlamadan önce Kutsal Engizisyon'un direk
halefi olan Ruhaniler Meclisinin başkanıydı. O pratikte Katolik
Kilisesi'nin "Yunan Felsefesi ile Hıristiyanlık inancının aynı potada
erimeleri" konusunda, akıl ve din konusunda ne anladıklarını
gösteriyordu: Neyin doğru ve yanlış olduğunu her bakımdan Kilise
belirler.
Hıristiyan Kilisenin inançsızlar, farklı inançlılar, "zındıklar",
"cadılar" ile yürüttüğü Sokrat tarzı diyaloglar işkence odalarında
sürdürülüyor ve yakılarak ya da zindanlarda çürütülerek bitiyordu.
Engizisyonun kurbanlarının sayısının milyonlara vardığına dair tahminler
bulunmaktadır. Bunun üzerine sayısız işkenceye uğramış ve eziyete maruz
kalmış kurbanlar geliyor.
Bugün Kilise inançsızları artık işkence aletleriyle dine döndürmüyor,
fakat işkence uygulayan diktatörler kilisenin desteğinden emin
olabilirler; tabii Katolik inancına bağlı olduklarını ifade etmek
şartıyla! Bu özellikle Latin Amerika için geçerli. Orada Ratzinger 1992
yılında bizzat kendisi kurtuluş teologu olarak fakirler ve baskı
görenler için çalıştığından dolayı meşhur rahip Leonardo Boff'u
görevinden atmıştı.
Avrupa'nın 20. yüzyılındaki faşist rejimler de Katolik Kilisesiyle çok
yakın bir şekilde birbirlerine bağlıydılar - İspanya'da, İtalya'da,
Polonya'da, Hırvatistan'da, Slovakya'da ve biraz daha az ölçüde,
Hitler'in iktidarı devralmasından altı ay sonra bugün için de geçerli
devlet- kilise anlaşmasının imzalandığı, Almanya'da.
Ratzinger'in konuşması dünyadan yabancı artık profesör olmadığını
unutmuş bir ilahiyatçının entellektüel bir üstten uçuşu değildir, fakat
hedefli bir provokasyondur. Bu konuşma çok ince düşünülmüş bir siyasi
perspektife sahip; Katolik Kilisesini "Hıristiyan Batı"nın içte bütün
özgürlükçü ve ilerici çabalara karşı ideolojik bir bastonu olarak ve
hammadde zengini İslam dünyasına karşı emperyalist bir Haçlı Seferi'nin
ideolojik öncüsü ve pişdarı olarak konuşlandırmayı hedeflemektedir.
Benedikt İslam'a karşı tutumunda, toplumsal siyasi olarak aynı şekilde
tepkici olan ve fakat dünya ölçeğinde büyük dinlerin işbirliğini savunan
selefi II. Johannes Paul'ün çizgisinin dışına çıktı.
Göreve gelir gelmez, diğer dinlerle diyalogdan sorumlu ve Vatikan'ın en
iyi İslam-tanıyıcısı olan başpiskopos Michael Fitzgerald'ı görevinden
azletti. Daha sonra birçok kere İslam'a saldıran ifadeleri duyuldu.
Geçen sene yazılarında İslam'a histerik bir şekilde saldıran İtalyan
muhabiri Oriana Fallaci ile de ayrıntılı bir söyleşi yapmıştı.
Ratzinger'in provokasyonu Avrupalı güçlerin Ortadoğu'da yoğun bir
şekilde angaje oldukları döneme rastlıyor. Onun konuşması Avrupa medyası
ve Avrupalı politikacılar tarafından da buna uygun olarak destek gördü.
Eski İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi bu konuşmayı "pozitif bir
provokasyon" olarak niteledi. Almanya'nın Hıristiyan Demokrat Başbakanı
Angela Merkel Avrupa Anayasası'nın Tanrı'ya atıfta bulunması konusunda
çalışma yapacağına söz verdi. Bavyera Eyaleti'nin Hıristiyan Sosyal
Birliği partisi öncü Türk politikacılarının Papa'ya yönelik
eleştirilerinden dolayı Türkiye'nin AB ile müzakere görüşmelerinin
durdurulmasını talep etti. Ve Hıristiyan Demokrat Birliği'nden İçişleri
Bakanı Schäuble Benedikt'in provokasyonunun arkasından kendisine ait
olanını ilave etti: Alman camilerinde sadece Almanca konuşulmalıymış. Ne
de olsa Katolikler de vaazlarını artık Latince yapmıyormuş. |