Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 334 | Ekim  2006

                   

 

 


"Papa’nın Haçlı Seferi”

 

Çev.: Kamil Cengiz

Justus Leicht / 22.09.2006, www.wsws.org/de

Josef Ratzinger'in XVI. Benedikt olarak Bavyera ziyareti bağlamında Regensburg Üniversitesi'nde yaptığı konuşma İslam dünyasında şiddetli protestolara yol açtıktan sonra, Vatikan olayı geçiştirmeye çalışıyor. Papa "konuşmanın bazı pasajlarına karşı reaksiyonlar"dan dolayı üzüntü duyduğunu belirtti, fakat pasajlardan üzüntü duymadı. Ve basın da -özellikle Alman basını- tepkileri bir yanlış anlamanın sonucu olarak göstermeye çalıştı.
Hakikatte ise durum hiç de öyle değil. Papa'nın 11 Eylül terör saldırılarının beşinci yıldönümünden bir gün sonra yaptığı konuşmasının etkilerini kestiremediğine inanmak fazlasıyla safdillik olur. Bavyera-gezisinde hiçbir şey tesadüfe bırakılmamıştı. Her jest hazırlanmıştı, her kelime itinalı bir şekilde koordine edilmişti. En nihayetinde Vatikan diğer dinlere muamele konusunda 2000 senelik bir tecrübeye sahip.
Ratzingerin konuşması Ortadoğu'nun kolonyal boyunduruk altına sokulmasının git gide ideolojik olarak meşrulaştırıldığı bir zamana tekabül ediyor. "Teröre karşı savaş" olarak başlayan şey, "şiddet yanlısı İslamcılığa" "İslam-faşizmine" karşı ve "Hıristiyan dünyasının savunulması" için bir mücadeleye doğru genişliyor.
Bunun dışında konuşma eski Ratzinger-ifadeleri ile bir paralellik ve süreklilik arz etmektedir - geçmiş tarihlerde ortaya attığı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı ifadeler ya da Avrupa anayasasında Avrupa'yı saf Hıristiyan teşekkül olarak tanımlayacak şekilde Tanrı'ya atıfta bulunulmasına dair ifadeleri örnek olarak verilebilir.
Elbette bir Papa bir George W. Bush ya da bir Bavyera Eyalet Başkanı gibi hoyratça İslam'a karşı tahrikte bulunamaz. Nihayet dünya çapındaki bir milyar Katoliğin bir çoğu daha çok müslüman ülkelerde yaşamaktadırlar. Bu nedenle mesajını inanç ve akıl üzerine bir konuşma içerisinde saklıyor ve bunu 14./15. yüzyıldaki bir Bizanslı Kayzerin ağzından ulaştırıyor. Yine de mesaj çok açık ve net idi: "Hıristiyanlık barışçıl ve akıllıdır, İslam ise şiddet yanlısı ve gayri aklidir." Ve bu mesaj -Papa bunu da biliyordu- eğer bilahare "üzüntü" duysa bile silinmeyip yapışık kalacaktı.
Sadece birçok müslüman değil, George W. Bush bile Ratzinger'in mesajını anlamakta zorlanmadılar. O Papa'yı koruma altına aldı ve konuşmasını kendi "teröre karşı savaşı" ile bağlantılandırdı. CNN ile yapılmış bir söyleşide "bu mücadele dinlerle ilgili bir mücadele değil" diyordu. "Bu dini öldürmek için kullanan insanlar ile barış için olan insanlar arasındaki mücadeledir." Bu bir kültürlerarası savaş değilmiş, fakat "kültür için bir savaş"mış.
Batı kültürünü Amerikan bombaları ve işgal terörü olarak yaşayan Irak halkı bu sözleri hakkıyla takdir edecektir.
Tarihin saptırılması
Ratzinger'in Regensburg konuşması Alman medyası tarafından oldukça entellektüel bir konuşma olarak görüldü ve bir hayli övüldü. Hakikatte ise beceriksiz, dürüst olmayan ve kötü niyetli bir tarih saptırmasından başka bir şey değildi.
Papa'nın - daha sonra kendisi ve Kardinal-devlet sekreterinin iddia ettikleri gibi- "nereden gelirse gelsin din motifli şiddetin açık bir reddi" için Bizans kayzeri II. Manuel Palaeologos'dan iktibasda bulunması bile - eşi benzeri olmayan tarihi bir utanmazlıktan başka bir şey değildir.
II. Manuel "kutsal savaşı" kesinlikle genel olarak reddetmiyordu. Onun Bizans İmparatorluğu 14. yüzyılda o kadar çöküş içindeydi ki, Osmanlı İmparatorluğu’na paralı asker hizmetleri sunuyordu, sonunda onlarla da ilişkilerini kesip Osmanlılara karşı Haçlı Seferleri düzenlenmesi için çalışmalara başlamıştı. Sonunda Müslüman Timur Lenk altındaki birinci Osmanlı İmparatorluğunu çok vahşice harap eden Moğol hücumu onun kurtuluşu olmuştu. II. Manuel Osmanlılar üzerindeki Ankara'daki zaferinden sonra Timur Lenk'e hediyeler göndermişti.
Ratzinger Hıristiyanlığın barışçıl ve akli karakterine şahit olsun diye işte bu adama referansta bulunuyor. "Kültürlü bir Farslı" ile yapılan bir konuşmada II. Manuelin söylediği şu sözleri iktibas ediyor: 'Muhammed'in yeni getirdiği bir şeyi bana söylesene, sadece kötü ve gayri insani şeyler bulabilirsin, mesela inancını kılıç ile yayma emri gibi.'
Her ne kadar Papa sadece Ortaçağ'a ait bir metinden içeriğini kendine mal etmeden iktibas yaptığını iddia etse bile, bütün konuşması boyunca bir kere bile bu iktibasın içeriğinden ictinap etmiyor. Tam tersine, İslam'a sürekli şiddeti meşrulaştırdığı ve başka inanç mensuplarına baskı uyguladığını isnat ediyor.
Eğer Ratzinger'in hakiki niyeti bütün şekilleriyle din motifli şiddeti reddetmek olsaydı İslam'ı örnek olarak getirmek için zahmet etmesine hiç gerek yoktu. Kendi Kilisesinin tarihinde inancın kılıç ile yayılması konusunda sayısız örnek mevcut.
Muhammed doğmadan üç yüz yıl önce Katolik kilisesinde aziz olarak kutsanan Hippolu Augustinus adil savaşla ilgili öğretiyi -"bellum iustum"- geliştirmişti. Hıristiyanlık o zamanlarda Roma İmparatorluğu içinde devlet dini olmuştu, Roma ordusunda artık sadece Hıristiyanlar hizmet verebiliyorlardı.
İslam'ın daha sonraki yayılmalarına karşı da XVI. Benedikt'in selefleri teolojik tartışmalarla tepki vermemişlerdi: 1095 yılında Papa II. Urban ilk Haçlı Seferini başlatmıştı ve sonraki yıllarda da Hıristiyan şövalye orduları Ortadoğu üzerine sürekli katliamlar yaparak ve bölgeyi ateşe vererek saldırmışlardı.
Müslüman İspanya'yı tekrar Hıristiyan hakimiyeti altına getiren Reconquista'nın vahşiliği sayısız edebi yapıtlarla belgelenmiştir. Hıristiyan imha öfkesinden kurtulan tek tük binalar, bugün İslam kültürünün üstünlüğüne şehadet ediyorlar. Reconquista'nın koruyucu azizi olan "Müslüman Kasabı Jakob" diye bilinen zatın bugün bile halen Katolik kilisesinin İspanya'yı himayesine almış azizi olarak kutsandığını hatırlatmaya gerek yok sanırım.
Katoliklik ve Akıl
Ratzinger'in konuşmasının geri kalan bölümleri de en kötü tarzda yapılmış sahte tarih üretimidir.
Hıristiyan inancın ta başından beri Yunan Felsefesiyle "aynı potada eridikleri" ve bu nedenle özünde akli olduğu iddiası gibi. İslam için ise Tanrı'nın iradesi "bizim sahip olduğumuz kategorilerden hiçbirine bağlı değildir, bu isterse makuliyet kategorisi olsun."
Ratzinger devamında şunları iddia ediyor: Hıristiyanlık "Doğu'daki kökeni ve önemli açılımlarına rağmen tarihi bakımdan belirleyici şeklini Avrupa'da almıştır. Biz tersinden de söyleyebiliriz: Bu karşılaşma [Hıristiyanlık ve Yunan Felsefesi arasında] ki bunun üzerine Roma'nın mirası da geliyor, Avrupa'yı oluşturdu ve haklı olarak Avrupa denen şeyin temeli kalacaktır."
Bu tamamen saçmadır. Yunan Felsefesini koruyup Avrupa'ya getiren Hıristiyanlıktan çok İslam'dı. İslam'ın tarihiyle ilgili temel bir yapıtta, Yunan Felsefesinin ve bilimin keşfedilmesi "İslam üzerine o derece etki yaptı ki, bazen kendi fikri dünyasının orijinalliğini reddetmeyi bile akla getirebildi." deniyor. Aslında İslam'a "Avrupa'nın kendisinden yabancılaştığı antik mirası yeniden keşfedip yeniden canlandırdığı için" teşekkür edilmesi lazım.
Ve tam Ratzinger'in iddia ettiklerinin zıddı olarak orada şunlar yazıyor: "Bu düşünce Hıristiyanlığın içine çok zor girebildiği halde, bir müslüman için inanç ve akıl prensip itibariyle çelişkili şeyler değildi. " [Fischer Weltgeschichte: Der Islam I., Başından Osmanlı İmparatorluğuna Kadar S. 127 f.)]
Modern Avrupa Hıristiyanlık tarafından değil, Hıristiyanlığa ve özellikle Katolik Kilisesine karşı savaş ile ortaya çıktı. Katolik Kilisesi ise, farklı inançlılara, aydınlanmaya ve hümanizme, tabanda gelişen sosyal hareketlere karşı ateş ve kılıçla karşı geldi.
Ortaçağ'a ait en sonuncu, kelimenin tam anlamıyla mutlakiyetçi hükümdar Papa'nın ta kendisidir. Vatikan'ın anayasasında birinci maddede: "Vatikan devletinin başı olarak Papa yargı, yürütme ve yasamanın bütün gücünü zatında barındırır." Ve kanonik hukukun kodeksinde Can. 331'de "Mesih'in temsilcisi ve yeryüzünde kilisenin çobanıdır; bu nedenle kilisedeki bulunduğu konumdan dolayı en üstün, tam, doğrudan ve evrensel düzenleyici dilediği gibi kullanabileceği kuvvete sahiptir".
Engizisyonun Mirası
XVI. Benedikt göreve başlamadan önce Kutsal Engizisyon'un direk halefi olan Ruhaniler Meclisinin başkanıydı. O pratikte Katolik Kilisesi'nin "Yunan Felsefesi ile Hıristiyanlık inancının aynı potada erimeleri" konusunda, akıl ve din konusunda ne anladıklarını gösteriyordu: Neyin doğru ve yanlış olduğunu her bakımdan Kilise belirler.
Hıristiyan Kilisenin inançsızlar, farklı inançlılar, "zındıklar", "cadılar" ile yürüttüğü Sokrat tarzı diyaloglar işkence odalarında sürdürülüyor ve yakılarak ya da zindanlarda çürütülerek bitiyordu. Engizisyonun kurbanlarının sayısının milyonlara vardığına dair tahminler bulunmaktadır. Bunun üzerine sayısız işkenceye uğramış ve eziyete maruz kalmış kurbanlar geliyor.
Bugün Kilise inançsızları artık işkence aletleriyle dine döndürmüyor, fakat işkence uygulayan diktatörler kilisenin desteğinden emin olabilirler; tabii Katolik inancına bağlı olduklarını ifade etmek şartıyla! Bu özellikle Latin Amerika için geçerli. Orada Ratzinger 1992 yılında bizzat kendisi kurtuluş teologu olarak fakirler ve baskı görenler için çalıştığından dolayı meşhur rahip Leonardo Boff'u görevinden atmıştı.
Avrupa'nın 20. yüzyılındaki faşist rejimler de Katolik Kilisesiyle çok yakın bir şekilde birbirlerine bağlıydılar - İspanya'da, İtalya'da, Polonya'da, Hırvatistan'da, Slovakya'da ve biraz daha az ölçüde, Hitler'in iktidarı devralmasından altı ay sonra bugün için de geçerli devlet- kilise anlaşmasının imzalandığı, Almanya'da.
Ratzinger'in konuşması dünyadan yabancı artık profesör olmadığını unutmuş bir ilahiyatçının entellektüel bir üstten uçuşu değildir, fakat hedefli bir provokasyondur. Bu konuşma çok ince düşünülmüş bir siyasi perspektife sahip; Katolik Kilisesini "Hıristiyan Batı"nın içte bütün özgürlükçü ve ilerici çabalara karşı ideolojik bir bastonu olarak ve hammadde zengini İslam dünyasına karşı emperyalist bir Haçlı Seferi'nin ideolojik öncüsü ve pişdarı olarak konuşlandırmayı hedeflemektedir.
Benedikt İslam'a karşı tutumunda, toplumsal siyasi olarak aynı şekilde tepkici olan ve fakat dünya ölçeğinde büyük dinlerin işbirliğini savunan selefi II. Johannes Paul'ün çizgisinin dışına çıktı.
Göreve gelir gelmez, diğer dinlerle diyalogdan sorumlu ve Vatikan'ın en iyi İslam-tanıyıcısı olan başpiskopos Michael Fitzgerald'ı görevinden azletti. Daha sonra birçok kere İslam'a saldıran ifadeleri duyuldu. Geçen sene yazılarında İslam'a histerik bir şekilde saldıran İtalyan muhabiri Oriana Fallaci ile de ayrıntılı bir söyleşi yapmıştı.
Ratzinger'in provokasyonu Avrupalı güçlerin Ortadoğu'da yoğun bir şekilde angaje oldukları döneme rastlıyor. Onun konuşması Avrupa medyası ve Avrupalı politikacılar tarafından da buna uygun olarak destek gördü.
Eski İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi bu konuşmayı "pozitif bir provokasyon" olarak niteledi. Almanya'nın Hıristiyan Demokrat Başbakanı Angela Merkel Avrupa Anayasası'nın Tanrı'ya atıfta bulunması konusunda çalışma yapacağına söz verdi. Bavyera Eyaleti'nin Hıristiyan Sosyal Birliği partisi öncü Türk politikacılarının Papa'ya yönelik eleştirilerinden dolayı Türkiye'nin AB ile müzakere görüşmelerinin durdurulmasını talep etti. Ve Hıristiyan Demokrat Birliği'nden İçişleri Bakanı Schäuble Benedikt'in provokasyonunun arkasından kendisine ait olanını ilave etti: Alman camilerinde sadece Almanca konuşulmalıymış. Ne de olsa Katolikler de vaazlarını artık Latince yapmıyormuş.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...